• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #656004
    Anonim

      ‘Kürt sorunu’nun çözümü ile ilgili yoğun bir trafik yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül uzun bir zamandır çözüm için önemli gelişmeler olacağına dair sinyaller veriyor. Başbakan Erdoğan’ın bu meseleye odaklandığı artık herkesin malumu. Nitekim konuyla ilgili bakanlar sık sık bir araya geliyor. Hafta içinde de İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bir basın toplantısı yaparak Kürt sorununun çözümü ile ilgili genel bir çerçeve çizdi. Belli ki mevzunun daha fazla bekletilmeye tahammülü kalmamış. Cumhurbaşkanı Gül’ün ısrarla vurguladığı bir noktayı gözden ırak tutmamak lazım: ‘Devletin zirvesinde sorunun çözümü için sağlanan mutabakat’.
      Aslında Kürt sorununda acil adım atmanın tam zamanı. Çünkü insan hayatını ve toplum barışını tehdit eden bu sorunun çözülmesi için sadece iç şartlar değil; uluslararası konjonktür de müsait. Amerika, Irak ve Türkiye arasında geliştirilen üçlü güvenlik mekanizması dağdaki teröristin ümitlerini tüketmektedir. Kuzey Irak’ın Türkiye ve dünya ile her geçen gün artan entegrasyonu Kuzey Irak’ın terör örgütüne payanda olmasına imkân ve fırsat tanımıyor. Avrupa Birliği üyeleri eskisi gibi terör metoduna başvuran örgüte destek ver(e)memekte; hatta silahı bırakmasını şart koşmaktadır. Bir zamanlar Türkiye’yi zaafa uğratmak için PKK’ya destek veren komşu ülkeler bu örgütten desteğini artık çekmek zorunda hissetmektedirler. Bu tür sebepleri yan yana dizdiğimizde ‘tam zamanı’ diyoruz.
      HERKESE BÜYÜK BİR SORUMLULUK DÜŞÜYOR
      Şartlar o kadar olgunlaştı ki PKK lideri bile kendi çözüm paketini açıklayacağını ilan ediyor. 15 Ağustos’ta açıklayacağını söylediği paketin ne içerdiği bilinmiyor; ancak Öcalan’ın da silahlı mücadele yerine demokratik açılımlardan bahsetmesi boşuna değil. Öcalan’ın verdiği ilk sinyaller, şu andaki umumi manzarayı teyit ediyor: Terör yoluyla Kürt sorununun çözülmesi mümkün değildir.
      Mutlaka bir şeyler yapılması gerektiğinin gün gibi aşikâr olduğu bu günlerde siyasetçiden basın mensubuna, akademisyenden işadamına kadar herkese bir kısım sorumluluklar düşüyor. Meselenin şakaya gelir yanı yok. Bu ülkenin böyle bir sıkıntısı yokmuş gibi davranmak, yapılabilecek en kötü tercihtir ve tarihî bir vebali üstlenmektir. Hükümetin yürüttüğü politikaları eleştirebilir; daha makul teklifler önerebilirsiniz, ancak onlarca senedir acısını çektiğimiz kanayan bir yaraya yokmuş muamelesi yapamazsınız.
      Maalesef klasik siyaset tarzımız ve modası geçmiş muhalefet anlayışımız sorunun çözümünü tehlikeye atıyor. Sırf AK Parti’ye inat olsun diye yazı yazanlar olduğu gibi sırf iktidarı yıpratalım diye atıp tutanlara da rastlıyoruz. Mesela daha çözüm paketi ortaya konmamışken MHP gibi ‘milli birlik’ söylemini dilinden düşürmeyen bir partinin ‘bu işten vazgeçin’ demesini yadırgıyorum. Devletimizin bekâsı, ortada devasa bir problem varken böyle bir şey yokmuş gibi davranmayı gerektirmiyor çünkü. Normalde CHP gibi demokrasi tarihimizin mebdeinde duran (maalesef biraz da orada çakılı kalan) bir partinin daha aktif rol oynamasını, hükümetin akıl edemediği bazı çözüm yollarını projelendirmesini beklemek gerekir. Heyhat! ‘istemezük’ demekten başka bir şey yapmayınca muhalefet yapmış olmuyorsunuz ki! Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş birkaç gün önce şöyle demiş: “Kürt açılımını doğru bulmuyorum. Kapalı mıydı ki açalım?” Laf mı şimdi bu? Numan Bey gibi ciddi (olması gereken) bir insanın kuşaklar boyunca hayatı bu millete zehir eden bir soruna yokmuş gibi davranması siyasi cesaretle telif edilemez… Kürt sorunu ile yakından ilgilendiği mesajını veren DTP’nin yeni bir şeyler söylemesi gerekiyor. Ancak onlardaki söylem kırık plak mesabesini bir türlü aşamıyor. Demokratik zeminde güdümsüz bir siyasî aktör olduklarına vatandaşı ikna edebilseler, belki yeni düşünceler de üretecekler; ancak tek bir pencereden bakmanın yol açtığı tıkanıklığı aşamıyorlar ki yeni bir şey söyleyebilsinler…
      KÜRT SORUNUNU ÇÖZMÜŞ BİR TÜRKİYE…
      Şimdilerde devlet (ve tabii ki hükümet) Kürt sorununun çözülebilmesi için yoğun bir mesai harcıyor. Bu sürecin sağlıklı yürütülmesi günlük siyasi çıkar hesabıyla polemik yapmaktan geçmiyor. Cesaretle ve ferasetle meselenin üzerine gitmek gerekiyor. Bütün siyasi partiler ve medya bu sürece olumlu katkı sağlamalı. Ortaya konan teklifleri eleştirirken bile tıkanıklığı teşvik etmemeli. Çünkü her teklife ‘Olmaz!’ diye feryat edenlere kamu vicdanı soracaktır: ‘Peki sizin teklifiniz ne?’ Bu kaçınılmaz sual karşısında ‘Benim hiçbir önerim yok; ancak her şey olduğu gibi dursun’ derseniz inandırıcı olamazsınız; zira onlarca yıldır yaşanan feci olaylar burada bir sorun olduğunu açıkça gösteriyor. Bir yandan terörün belini sonsuza kadar kırmak zorundasınız; diğer yandan da demokratik çoğulculuğu ve katılımcılığı destekleyerek insanları kazanmak zorundasınız…
      Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu ülkenin en büyük problemi ‘Kürt sorunu’dur. Bu badireyi aşan bir Türkiye’nin önünde kimse duramaz. Bu sorunu çözemeyen Türkiye ise kendi gölgesiyle boğuşup durur. Meselenin çözümü hem çok önemli; hem çok acil. Böyle bir durumda basına da siyasete de büyük bir sorumluluk düşüyor. Umarım herkes durumun farkındadır…

      #752131
      Anonim

        belki bu taslağın içinden teröristlere iş imkanı sağlama kalacak yer sağlama kısımları çıkarılabilir…
        bir şehit yakını olarak en doğal hakkımızdır bunu istemek…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.