• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662366
    Anonim


      peygamber efendimiz gelse

      Yıllardır internette dolaşan, kimi meclislerde sık dile getirilen bir
      metin var; şiir gibi etkileyici bir metin
      Metnin yazarının kim olduğunu ne ben çözebildim bugüne kadar ne de
      başkası Özgün halinin İngilizce olduğu rivayet ediliyor
      “Hz Peygamber size gelse” başlığı taşıyor bu metin Görünürde bir merakı
      dile getiriyor, bir merakı sorguluyor
      Ve şöyle başlıyor
      “Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa
      kapınızı,
      Merak ediyorum neler yapacağınızı “
      Bunu okuduğunuz anda, inancı sıkı veya gevşek nasıl biri olursanız olun
      hafiften sarsılıyorsunuz
      Gerçekten de ne yaparız Peygamber kapımızı çalıverse! Hele O’nu dilinden
      düşürmeyen ama bir yandan da hayatın harala gürelesi içine “düşen”ler
      nasıl bir telaşa kapılırlar acaba?
      Ancak bu şiirimsi metni yazan aslında neler yapacağımızdan emin
      Diyor ki
      “Biliyorum
      Böylesine şerefli bir konuğa en güzel odanızı açacağınızı,
      Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını,
      Ve inandırmaya çalışacağınızı,
      Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı;
      Fakat söyleyin bana,
      Evinize doğru gelirken gördüğünüzde,
      O’nu hemen kapıda mı karşılayacaksınız?
      Yoksa içeri almadan önce, aceleyle,
      Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp
      Yerine Kur’an’ı mı koyacaksınız? “
      Diyor ki
      “Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız? Ve
      bunun yerine ortalığa,
      Kitaplığınızın raflarında tozlanmış,
      Hadis kitapları mı çıkaracaksınız?
      Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz?
      Yoksa telaşla ne yapayım diyerek,
      Sağa sola mı koşturacaksınız?”
      Diyor ki
      “Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa
      hiç karşılaşmamalarını mı umardınız,
      Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle?
      Şimdi söyleyin açık yüreklilikle,
      Onun kalmasını ister misiniz sizinle?
      Sonsuza dek, hep birlikte
      Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız,
      Ziyareti bitip gittiğinde?”
      ***
      Kabul edelim ki çok etkileyici bir sorgulama bu!
      İnananların kendilerini hep eksik, hep kusurlu görme (ama alttan alta da
      kendilerini değil de çağı suçlu çıkarma) eğilimini destekleyici mahiyette
      bir etkisi var
      Ve adım gibi eminim ki, bu metin şimdi Mevlit Kandili ve Kutlu Doğum
      Haftası nedeniyle yine internette sık sık karşımıza çıkacak, e-mektup
      yoluyla ondan ona dolaşacaktır
      Yalnız namazında niyazında olanlara değil, belki daha çok da benim
      çevremden insanlara; yani az çok bu manevi iklimi soluyan ama kafası hep
      bulanık kalanlara ulaşacaktır
      O yüzden, belki “senin üzerine vazife değil ki” diyeceksiniz bana ama
      konuyla ilgili bir iki satır not düşmek istiyorum şu köşeye
      Çünkü bu gönül çalan, inananları hemen etkileyen metnin ciddi sorunları var
      ***
      Asrı Saadet, bazılarının uzaktan uzağa sandığının aksine aynı bugün gibi
      insani ve toplumsal eksikler, kusurlar, hınçlar, nefretler, düşmanlıklar,
      ayrılıklar, açgözlülükler ve yalan imanların iktidarıyla doluydu
      Merak eden açar kitapları okur, okuyunca da şaşkınlıktan küçük dilini yutar
      O çağı “saadetli” kılan O’nun varlığıydı
      O’nun yaşadığı bir dönemde yaşamak, aynı vakti ve atmosferi solumaktı
      saadet
      “Peygamber ziyaretimize gelse ne yapardık?” diye dövünmeye kalkışmadan
      önce bunu bilmek gerekir O, içerisinde hangi rüzgarlar esiyor olursa
      olsun, ziyaretinin değerini bilen her evin değerini vermişti!
      O’nu yakından tanıyanların deyişiyle “umanı umutsuzluğa düşürmeyen,
      güleryüzlü, yumuşak huylu,asla bağırıp çağırmayan” Peygamber’in ziyaret
      ettiği bir eve “bakalım içeride ne kusurlar ne sapkınlıklar göreceğim”
      fikri ve duygusuyla gireceğini
      hayal etmek ve ettirmek yanlıştır
      Ziyaret edilenler açısından da asıl olan O’na gönüllerini açmalarıdır
      Yoksa yalancıktan çeki
      düzen verilmiş evlerini değil
      Korkuya, telaşa ne gerek var?
      Huysuzluğa, karamsarlığa ne gerek var?
      Gelen Peygamber
      ***
      “Bir an önce gitmesini isteme” konusuna gelince
      Kimsenin bu konuda başkası yerine konuşma, bu soruyu siyasal-toplumsal bir
      sorgulama haline getirme hakkı yok
      Çünkü
      Gelen “sevgili”yse eğer, kim gitmesini ister?

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.