• Bu konu 12 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
10 yazı görüntüleniyor - 1 ile 10 arası (toplam 10)
  • Yazar
    Yazılar
  • #663094
    Anonim
      Peygamber Efendimiz(sav)’e Mektup

      Gelirim ey DOST;

      Ayaklarım kanasa da dikenlerden, dar kafeslerden kurtulup, kırıp zincirlerimi yine Sana gelirim. Gelmesem Sana, Sensizlikten yok olurum. Yolunda ölmek için, Seni ararken, Sende tükenmek için gelirim. Yalınayak, başı açık dosta kavuşmanın hayaliyle çıktım yola. ‘Gül’e doğru savurdu rüzgâr beni. Dağın bağrındaki ateşten, kâinatı ısıtan güneşten sordum gül diyarını… Dosta giden çile dolu yollarda, getirdiğin huzura, nurunun aydınlığına muhtacım.

      Bilirim kılavuzu Sensin dosta çıkan yolların, haritası Sana emanet edilmiştir gül coğrafyasının. Günahkâr bedenimi yüklenip azıksız bir heybeyle, nuruna kavuşmak ve şefaatine ulaşmak için yöneldim kapına. Hayalini kurdum binlerce yıl uzaktan. Bir tebessümüne hasret kaldı günahkâr bakışlarım. Sen bir serap gibisin içimin çöllerinde; yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça yaklaşan ve yakan… Hayalin bile serinliktir kavrulan ruhum için, hayalin bile tat verir acıyan yüreğime.

      Adın geldiği ve ismin can olduğu zaman cümlelerimin özüne, yok olur bütün düşmanlıklar ve savaşlar. İhtiyar dünya bin defa şahittir buna. Hz. Ömer’in öfkesi, potanda eridi Efendim. Hz. Vahşi, günahları için gözyaşı dökmeyi Senden aldığı nameyle öğrendi. Aşkının odunda pervaneler gibi can verip yansam. Ebediyete ayarlı kalbimi, “Ya Bâkî Ente’l-Bâkî ” sırrıyla Hakk’a hediye sunsam. Kalbini nasıl yarıp arındırdıysa melekler, ben de Seni rehber edinip kirlerimden arınsam. Rabbim’e giden yolda dünyadan firar etsem, merhametinin gölgesine sığınsam.

      Ey susuz kalanlar için parmaklarından pınarlar akan Sevgili! Yaradan, ‘Habibim’ demiş Sana, “Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım.” diye ilân etmiş âleme. Ağaçlar köklerini sökmüşler toprağın bağrından yanına gelmek için. Hurma kütüğü inlemiş rıhletinin ardından. Ey taşlarla bile konuşan Sevgili! Bir gün gelsen bana, ağlayan gözlerimin tâ içine sürmeli gözlerinle nazar kılsan, nurun aksa gözlerimden gönlüme. Ve öylece yanarak menziline varsam.

      ‘Ey kupkuru çölleri cennetlere çeviren gül Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül! Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül Ey kupkuru çölleri cennetlere çeviren gül.’………

      12832654.png

      #772301
      Anonim
        * Rahmânü’r-Rahîmden, Arş-ı Âzamdan gelen Furkan-ı Hakîmin kendisine indiği Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin hasenatı adedince milyonlar salât ve milyonlar selâm olsun.

        Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur’da müjdelenen; nübüvveti irhâsâtla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşerin kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle ay parçalanan Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin hasenâtı adedince milyonlar salât ve selâm olsun.

        Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek taamıyla yüzlerce insanın doyduğu, parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah’ın, kertenkeleyi, ceylânı, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı ve toprağı konuşturduğu, Miracın sahibi ve gözünün asla şaşmadığı o mucize-i kübrâda ruyetullaha mazhar olan Efendimiz ve Şefîimiz Muhammed’e, Kur’ân’ın bidâyet-i nüzulünden zamanın nihayetine kadar onu okuyan herbir okuyucunun okuduğu herbir kelimenin temevvücât-ı havâiye aynalarında Rahmân’ın izniyle temessül eden bütün kelimelerinin bütün harfleri adedince, milyonlar salât ve selâm olsun.

        Bütün bu salâvatlardan herbiri hürmetine bizi mağfiret et, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin.

        BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

        sfdgf.png

        #772396
        Anonim
          Sen Yoktun

          Sen yoktun…
          Hz Âdem’deydi nurun
          Önce cenneti,
          Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
          Âdem nuruna affedildi
          Arafat bu affa şâhitti

          Sen yoktun
          Nuh’un gemisindeydi Nurun…
          Dalgalar yeryüzünü boğarken
          Taprağın bağrındaki su
          Gökyüzüyle buluşurken
          Ve bu bir ilahi azap derken,
          Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
          Tûfan, nurunu selamladı edeple…

          Sen yoktun…
          Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun
          İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
          “Rabbimiz” dedi,
          “Onlara kendi içlerinden
          Senin ayetlerini okuyacak
          Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
          Onları temizleyecek bir elçi gönder,
          Amin dedi on sekiz bin âlem
          Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
          Amin dedi İsmail.
          Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
          Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

          Sen yoktun…
          Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni
          Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
          Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
          Çünkü bu âlemin reisi geliyor…
          Bekleyin Ahmed geliyor.
          Kainata rahmet geliyor.
          Havarilerin yüzünü okşayan,
          Ölüleri dirilten bir nefes oldun
          Ama sen yoktun…

          Sen yoktun Sultânım,
          Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun
          Başı eğik gezerdi mazlum
          Huteyle göklerden seni sorardı
          Varaka seni arardı semada
          Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
          Ağlayarak süslediler ölüme…
          Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
          Sen yokken,
          Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
          Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
          Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi…
          En son çocuk atılırken çukura
          Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
          Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
          Melekler süslüyordu hirâyı.
          Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
          Efendisine hazırlanıyordu mekke.
          Âlem Efendisine hazırlanıyordu
          Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.
          Toprak yalvarıyordu rabbine,
          Allahım gönder artık diyordu.
          Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada

          Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
          Bir inişin vardı yer yüzüne…
          Önünde cebrail!
          Ardında yalın kılıç melekler!
          Bir inişin vardı yer yüzüne…
          Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
          Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

          Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
          Herşey sus pus olmuştu.
          Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!
          Kainat bir isim duymak istiyordu.
          Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;
          Muhammed!
          Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
          Muhammed!
          Melekler öptü o nurdan ellerini.
          Muhammed!
          Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!
          Sana o adı veren rahmana kurbanız

          Artık sen vardın
          Susuz topraklara rahmet indi seninle
          Annenden sonra anne halime sevindi seninle
          Yağmura mı ihtiyaç var?
          Kaldır şehadet parmağını,
          Yağmurları salsın Allah.
          Sonra tut ağacın yaprağını,
          Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
          Yeterki sen iste,
          Sen iste yarasulallah
          Deki ben kimim?
          Dağlar, taşlar dile gelsin,
          Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
          Ente Rasulullah desin.

          Sen vardın
          Bedir kârdı,
          Uhut dardı
          Hendek yârdı.
          Yiğitlerin vardı.
          Ölmek için yarışan yiğitler…

          Hele bir enesin vardı senin.
          Enes bin malik…
          Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
          Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
          Onlar da
          “Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince
          Enes kükremiş:
          “ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
          Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.
          Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
          Hem de ne şehit ey nebi!
          Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
          Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu…

          Musab Bin Umeyr’in vardı senin.
          Uhut’ta sancağını taşıyan.
          Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
          Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.

          Ebu hureyren vardı…
          Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
          Sen anlardın,
          Ya Ebâhir gel! Derdin.

          Ve sen gittin…
          Bir gidişle gittin
          Ardında hüznün kaldı.
          Hasretin kaldı göklerde.
          Bilal ezan okuyamaz oldu
          Ne zaman teşebbüs etse
          Muhammed rasulullah demeye
          Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

          Sonra günler ay,
          Aylar yıl oldu.
          Ve asırlar oldu
          Sensizliğe açtık gözlerimizi.
          Ama sen bırakmazsın bizi.
          Sen varsın ey şehitlerin sultanı
          Sen varsın!
          Bir şehit bile ölmezken
          Sana nasıl yok deriz.
          Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
          Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
          Ne anam var ne babam…
          Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden.

          Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!
          Bırakma bizi ki; Allah;
          Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
          Bırakma bizi!
          Hayatı seninle öğretti Rahman.
          Kulluğu seninle tanıdık.
          Duayı senden öğrendik sevgili!
          Hz Ömer umre için senden izin isteyince,
          “Kardeşcik” dedin ona,
          Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
          Bizler Ömer değiliz ama
          Bütün dualarımız senin için

          Ey Rabbimiz!
          Rasulünü anışımızdan haberdar et!
          O’na binler salat, binler selam!
          Habibine Makam-ı Mahmut’u ver
          O’na vesileyi lutfet.
          O’nu refik-i Âlâya yükselt
          Bizi de affet
          O’nun hatrına affet
          Zatının hatrına Affet.

          Dursun Ali Erzincanlı

          [IMG]http://img258.imageshack.us/f/eskigece5jpg1ou.jpg/[/IMG]

          #772397
          Anonim
            Selam sana nazlı Nebi,
            Selam sana gözbebeği
            Mevla’nın kudretiyle selam.

            Selam sana nur-i dilara
            Selam sana Hakk habibi
            Rahman’ın kudretiyle selam.

            Selam sana Andelib_i Zişan
            Selam sana Muhammedi
            Cebrail’in yüreğiyle selam
            İbrahimce selam sana
            Rahimce selam sana
            Gafurca selam.

            Selam sana ey yetimler padişahı
            Selam sana Ahmedi nefesli yar
            Eyyupça selam sana
            Selam sana ya Habiballah
            Selam sana ya Nebiallah
            Selam sana ya Resulallah.

            Ya Resulallah
            Sen, sevmek için istenen
            Can, dudakta istenen
            Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
            En güzel çiçeğisin.

            Cemre gibi düştün kainatın kışına
            Bahar, senin elinde doğdu
            Senin elinle indi toprağa
            Öyle bir sevildin ki
            Candan aziz bilerek
            Uğruna can verildi
            Ama bu, ölüm değildi
            Adını bir kez anan
            Bir kez gönülden anan
            Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi
            Şimdi biz de seni anıyoruz
            Mevla’mızın yeminleriyle anıyoruz seni
            Ey Faran Dağları’nda açan sevgili

            Fecre
            On geceye
            Her şeyin çiftine ve tekine
            Akşamın alacakaranlığına
            Kararıp bürüdüğü zaman geceye
            Açılıp aydınlattığı zaman
            Gündüze and olsun ki
            Sen olunca sitem yok
            Serzeniş yok
            Eyvah yok
            Alemlere ambersin
            O’ndan başka ilah yok
            Sen, en son peygambersin.

            Beni ilk öksüz oluşun vurdu
            Yetim kalışın yaraladı önce
            Elden ele dolaşmıştın
            Herkesin gözbebeğiydin

            Ama mahzun
            Ama kederli
            Bir yanın arşa kadar azamet
            Bir yanın ürkek

            Mekke akşamları yanar
            Verdiğin her nefeste
            Ve gökten inen bir sesle
            Allah korumasına alır.

            Senin derdin Allah’tı
            Hüznün kederin Allah
            Senin dostun Allah’tı
            Sana en yakın Allah.

            Biz seni göremedik ya Resulallah
            Uhud Dağı’nı seyrettik
            Okçular tepesinden bir sabah
            Bir Medine sabahında
            Uhud’u seyrettik
            Seni göremedik
            Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı
            Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
            Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
            Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
            Seni öyle seviyordu ki
            Tenine bir dikenin batması bile
            O kalbi durdururdu.

            Biz seni göremedik ya Resulallah
            Uhud’u gördük bir sabah
            Malik bin Sinan olamadık
            Mübarek kanının, kanına karıştığı
            Malik bin Sinan sanki oradaydı
            Ve inemedik okçular tepesinden
            Sanki sen inin demeden inersek
            Uhud tekrar cehenneme dönerdi.

            Ey Faran Dağları’nda açan sevgili
            Güneşe ve onun ışığına
            Ardından gelmekte olan aya
            Onu ortaya koyan gündüze
            Onu bürüyen geceye
            Göğe ve onu meydana koyana
            Yere ve onu yayana and olsun ki
            Sen olunca sitem yok
            Serzeniş yok
            Eyvah yok
            Alemlere ambersin
            O’ndan başka ilah yok
            Sen, en son peygambersin

            Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
            Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
            Mesafelerden usandım ya Resulallah
            Sana sesleniyorum

            Alemlere rahmetsin
            Seslenince yanımdasın
            Burdasın
            Günahkarım

            Ama sen günahkarların umudusun
            Temizle beni ya Resulallah!
            Temizle beni ya Resulallah!
            Temizle beni ya Resulallah!

            Mescid-i Nebevi’de gördüm
            Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
            “Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için.”
            Buyurmuşsun
            İçimde her şey üşür
            Rüzgar üşür
            Yağmur üşür
            Dua üşür
            Melekler üşür
            Isıtırsan bir sen ısıtırsın
            Medine’ye akan nur gibi ak kalbime
            Ey ban u cihan
            Yorgunum
            Güçsüzüm
            Çaresizim
            Sen çaresizlerin yardımcısısın

            Yüreğimi koşturdum
            Sana doğru
            Çatlarcasına koşturdum
            Kimseye hakkım yok
            Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem
            Ben bir davalıyım
            Tükendim ya Resulallah
            Hicretimi kabul et ya Resulallah!
            Hicretimi kabul et ya Resulallah!
            Hicretimi kabul et…

            #772401
            Anonim

              elfu elfi selatin ve elfu elfi selamin aleyke ya rasulallah

              ne hoş bir konu olmuş böyle
              ruhunuza sağlık

              Allah razı olsun

              #772404
              Anonim

                @nurhadimi 199389 wrote:

                elfu elfi selatin ve elfu elfi selamin aleyke ya rasulallah

                ne hoş bir konu olmuş böyle
                ruhunuza sağlık

                Allah razı olsun

                ecmain inşallah hocam…
                sözler şiirler Efendimiz a.s.v. ile değer kazanır değilmi…

                #772412
                Anonim
                  YAĞMUR

                  ……

                  Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

                  Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

                  Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

                  Sümeyra’yı arıyor her damlada bir saray

                  Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

                  Mekanın firçasında solmayan resim senin

                  Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım

                  Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

                  Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

                  Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

                  Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

                  İniltiler geliyor doğudan ve batıdan

                  Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

                  Islaklığı sanadır ahımın, efganımın

                  İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

                  Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

                  Nazarın ok misali karanlıkları deler

                  Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

                  Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

                  Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

                  Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

                  Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

                  Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

                  Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

                  Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

                  Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

                  Nefesinle yeniden çizilecek desenler

                  Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek

                  Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

                  Anneler çocuklara hep seni içirecek

                  Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

                  Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin

                  Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

                  Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

                  Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

                  Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü

                  Zedelendi sağduyu; körleşen iz’an düştü

                  Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

                  İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

                  Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

                  Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

                  Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

                  Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

                  Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

                  Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

                  Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

                  Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

                  Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

                  Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

                  Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

                  Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

                  Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

                  Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

                  Nurullah GENÇ

                  gulmuhammed_1_.jpg

                  #772440
                  Anonim
                    O’nun Ümmetinden Ol!

                    Beri gel serseri yol!
                    O’nun ümmetinden ol!
                    Sel sel kümelerle dol!
                    O’nun ümmetinden ol!

                    Sen hiçliğe karşı yön
                    Hep sıfır arka ve ön
                    Dosdoğru kıbleye dön!
                    O’nun ümmetinden ol!

                    Gel dünya murdar kafes
                    Gel gırtlakta son nefes
                    Gel arşı arayan ses
                    O’nun ümmetinden ol!

                    Solmaz solmaz bu bir renk
                    ölmez ölmez bir ahenk
                    insanlık; hevenk hevenk
                    O’nun ümmetinden ol!

                    Gökte çakıyor haber:
                    Geber çelik put geber!
                    Doğrul yeni seferber!
                    O’nun ümmetinden ol!

                    Necip Fazıl Kısakürek

                    aec5bf52e981bdd43297b80b9a8928f1_1267195656.png

                    #772441
                    Anonim

                      On Dört Asır Evvel

                      Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
                      Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
                      Lakin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler,
                      Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
                      Neden görecekler, göremezlerdi tabii;
                      Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,
                      Bir kerede, mamure-I dünya, o zamanlar,
                      Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi
                      Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
                      Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
                      Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
                      Salgındı, bugün şarkı yıkan, tefrika derdi
                      Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
                      Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
                      Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma’sum,
                      Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!
                      Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı dirildi;
                      Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi geberdi!
                      Alemlere rahmetti evet şer-i mübini,
                      Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
                      Dünya neye sahipse, O’nun vergisidir hep;
                      Medyun ona cemiyyet-i, medyun O’na ferdi
                      Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
                      Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret
                      Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret
                      Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret

                      Mehmet Akif Ersoy

                      fgrrtbh9dm91pk51ba5.gif
                      #771090
                      Anonim
                        **Ey Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve Efendimiz Muhammed’in âline öyle bir salât ve rahmet eyle ki; onunla bizi bütün korku ve afetlerden kurtar, bütün ihtiyaçlarımızı yerine getir, bütün kötülüklerden temizle, katındaki derecelerin en yücesine yükselt, gerek hayatta ve gerekse öldükten sonra bütün hayırların en yüksek gayesine ulaştır! Duamızı kabul eyle, ey dualara cevap veren! Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

                        **Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve onun âline; gece- gündüz geçtikçe, sabah akşam birbirini takip ettikçe, gece gündüz tekrarlandıkça, Kutup Yıldızı ve onun arkadaşı doğdukça salât eyle! Onun ruhuna ve Ehl-i Beytinin ruhlarına bizden manevi hediyeler ve selam ulaştır! Ona ve onlara, mahşer ve ebediyet gününe kadar çok çok rahmet ve bereket ihsan eyle. Bu salâvatlardan her birisi hürmetine bizi mağfiret eyle, bize merhamet et ve bize lütufta bulun!

                        **Allah’ım! Senin nurların deryası, sırların kaynağı, inayetinin pınarı, hidayetinin güneşi, memleketin seması, huzuruna götüren imamı, mahlûkatın en hayırlısı, yaratılmışların Sana en sevimlisi, kulun, sevgilin ve elçin, nebiler ve resullerin kendisiyle sona erdirdiğin ümmi peygamberin olan Efendimiz Muhammed’e, diğer nebi ve resullere, onun bütün al ve Ashabına, mukarreb meleklere, göklerin ve yerlerin ahalisinden Salih kullarına salât eyle! Allah’ın rızası onların ve bizim hepimizin üzerine olsun!

                        Âmin. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun…

                        DELAİLİ’N-NUR

                        25682581.jpg

                      10 yazı görüntüleniyor - 1 ile 10 arası (toplam 10)
                      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.