- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
19 Aralık 2010: 23:15 #666597
Anonim
İslam dininde ahkâmların varlığı, açıklanmasını da beraberinde getirmiştir. Ümmet bu beyan etme vazifesini gören mezhep âlimlerinin şerhlerine önem vererek, onları kabul etmişlerdir.

Kabul etmekle beraber şu sorular da hep olagelmiştir. Peki, niçin bu mezheplere ihtiyaç duyuyoruz? Mezhep âlimlerini bizden farklı kılan özellikleri nelerdir? Onlarsız bir fıkıh yaşantısı mümkün müdür?
İşte tüm bu soruları Şam’da evine konuk olduğumuz İslami mezhepler üzerine araştırma yapan Prof. Dr Vehbe ez-Zuheyli’ye sorduk.
İSLAMİ MEZHEPLERİN VARLIĞI BİR İHTİYAÇ VE ZORUNLULUKTUR
Hocam, İslam’da mezheplerin önemi nedir? Bir Müslüman’ın bununla sınırlı kalıp kalmaması noktasında dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
Âlemlerin Rabbi olan Allah(cc)’a hamd ederim. Allah(cc)’ın selam ve rahmeti âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah aleyhisselatu vesselama ve Onun izinden gidenlere olsun.
İslam dininin genel kaideleri, hükümleri, sorumlulukları, önceki ümmetlerin başından geçen kıssalar, insani eğitim ve yönlendirmeler, bütün bunlar iki asıldan Kur’an ve Hz. Resulullah aleyhisselatu vesselamın değerli sünnet’inde mevcuttur.
İşte bu Kur’an ve sünnette mevcut olan İslami hükümlerin idrak edilmesi büyük İslam müçtehitlerine ihtiyaç duyar, bu şekilde İslami hükümler müçtehitler aracılığıyla insanlara cüz’i meseleler şeklinde açıklanır.
Ta ki insanlar dini hükümleri yerine getirebilsinler. Eğer İslami bir hüküm için fıkıh kitaplarına başvurursanız göreceksiniz ki fukaha’nın belirtmiş olduğu İslami ahkâmların bazısı hariç çoğunu Kur’an ve sünnette bulamazsınız.
Bundan dolayı İslami mezheplerin varlığı kesinlikle gereklidir. Ve bir zorunluluk olup, büyük bir ihtiyaçtır. Ki bu mezheplerle tafsili(detaylı) delillerden şer-i hükümler (fıkıh) istinbad (hüküm çıkarma) edilebilsin. Bunun bu şekilde oluşması ve belirginleşmesi çok büyük İslam müçtehitleriyle olmuştur.
O müçtehitler de içtihatta müstakil(bağımsız, mutlak) dereceye ulaşmışlardır. Öncelikle usulul fıkıh kaidelerini koyan bu müçtehitler daha sonra bu kaideler üzerine İslam fıkhını oturtmuşlardır.
Bunun yanında yaşantılarıyla takva, ihlâs, Allah(cc) korkusu ve istikamet üzere belirginleşen o değerli İslam müçtehitleri İslam âlemi içerisinde kabul görmüşlerdir. Bu şekilde devam eden İslami mezhepler İslam şeriatının uygulanması yönünde insanlar için yönelme merkezleri olmuşlardır.
Dolayısıyla bu mezhepler büyük bir önem arz etmektedir. Örneğin çoğu insanlar istenilen şekliyle namazı yerine getirmeyi bilmiyorlar. Bunu öğrenme yolu fıkıhla olur.
Aynı durum oruç, hac, zekât ve diğer İslami ibadetler için de geçerlidir. Bu ibadetlerin yerine getirilmesi sadece fıkıh yoluyla yani mezheplerle mümkündür. Özellikle günümüzde diğer mezhep âlimleri gibi müçtehitler yok.
Dolayısıyla bütün İslam âlimleri İslami hükümleri insanlara ulaştırmak için mezhep âlimlerine başvuruyorlar. Eğer ümmetin âlimleri dahi mezhep âlimlerine başvuruyorlarsa normal bir insanın İslami mezheplerle yetinmesi daha fazla gereklidir.
KUR’AN VE SÜNNETTEN BESLENEN TÜM MEZHEPLER HAKTIR
Allah(cc)u Teâlâ celle celaluhudan isteğimiz o büyük İslam müçtehitlerine büyük ecirler bahşetmesidir. Allah(cc)ın inayetiyle İslami hükümleri kavrama konusunda muvaffak olmuşlardır.
Ama ihtilaflarına gelince o da cüz-i meseleler için geçerlidir. Bu ihtilafın nedenleri de hüküm çıkarmada İslam’ın temel kaynaklarına karşı farklı bakış açılarına sahip olmaları ve hadisin ulaşım biçimi gibi nedenlerden kaynaklanıyor. Vahiy de kesildiğine göre bir Müslümanın istediği mezhebe uymasında hiçbir sakınca yoktur. Hepsi haktır. Allah(cc) bu konuda ümmet üzerinden meşakkati kaldırmıştır.
Her imamın kendine göre delili vardır. O delil hem Allah(cc) katında hem de tabi olan kişi yanında makbuldür. Dolayısıyla bu mezheplerin varlığı hayati bir zorunluluktur.
İslam ümmetini cehalet ve başıboşluktan kurtardı. Onların emeğiyle İslam şeriatı mezheplerde açıklandı. Bundan dolayı İslam âlimleri toplandıkları genel konferanslarda şu sözü sürekli dile getirdiklerini görürsün; ‘İslam şeriatı canlı, geniş olup bütün zaman ve mekânlarda uygulanabilir, sorunlara çözüm getirebilir.’ Bu sözü onların sadece İslam hukuku için kullandıklarını görürsün. Hiçbir zaman bununla akide ilmi hadis ve Kur’an tefsirini kast etmezler.
Burada İslam fıkhının önemİ ortaya çıkıyor. O zaman İslam fıkhı şer’i hükümlerin kendisinde toplandığı ve kıyamete kadar devam edecek olan ilimdir.
ALLAH (CC) YENİLİKLERE KARŞI ÜMMETİ İÇTİHAT ETMEYE TEŞVİK EDER
Fukahanın sürekli dile getirdikleri sözlerden birisi de; ‘İslam fıkhının bütün zaman ve mekânlara uygunluğudur. Bunu günümüz ekseninde açıklar mısınız?
İslam fıkhı iki önemli yönüyle biliniyor:
Sevabit(değişmeyen) yönü; Bu kesin, yakini, şek ve şüphe kabul etmeyen ihtilaf ve farklı algılamaların kabul edilmediği kısımdır. Bu şekilde kıyamete kadar hiçbir değişikliğe uğramadan devam edecektir.
Örneğin ibadetlerden namazın beş vakit olması gibi. İkinci kısım ise muteğeyyirat (zaman ve mekânın şartlarına göre yeni biçim alabilen) dediğimiz İslam’ın değişime açık hükümlerini oluşturuyor.
Bu değişiklik; maslahat, örf, kıyas, istihsan, maslahatı mürsele v.s ( hocamızın saydıkları bu kavramların her biri usulul fıkıhta başlı başına bir konudur ) hükümleri görülür.
Örneğin kan diyetinin günün şartlarına göre hesaplanması. Eğer maslahat değişirse sabit hükümler dışında değişebilen hükümler de o istikamet üzere değişir. Çünkü temel kaide şunu der: ‘Yedurul hukmu me’e illetihi vucuden ve edemen /hüküm, yürüklükte olması veya kalkması nedenlerine bağlıdır.’
Bu değişen hükümler İslam fıkhının yüzde otuz ile otuz beşini oluşturuyor. Fıkhın bu ikinci yönü zamanla birlikte gelen gelişim ve değişimlere uygun cevaplar verir.
Özellikle günümüz teknolojisi ve ilimlerin gelişiminden dolayı yepyeni şeyler ortaya çıktı. Bunların şer’i hükümleri Kur’an, sünnet ve fukahanın yanında yoktur. İşte burada bize düşen İslam’ın bu konudaki hükmünü İslam kaideleri üzerinden belirlemektir. İslam’ın yeniliklere karşı bu şekilde bir bakış açısına sahip olması İslam’ın gerçekten de ne denli zaman ve mekânın şartlarını dikkate aldığını ve insanların maslahatlarını (menfaat) gözettiğinin en büyük kanıtıdır.
Değişmeyen yönüyle İslam kıyamete kadar devam edeceği, değişime açık yönüyle de Allah (cc)’ın ümmetin akıllarını ihmal etmediğini, bilakis onları yeni çıkan mesele ve yeniliklere karşı içtihat yapmaya teşvik ettiğini en bariz bir şekilde görürüz. İşte İslam fıkhı bu iki yönüyle kıyamete kadar bütün zaman ve mekânları dikkate alarak maslahatı celb, mefsedeti def prensipleri çerçevesinde ilerleyecektir.
Hocam, kaleme almış olduğunuz Tefsir-il Münir değişik dillere çevrildi. Siz müellifi olarak bize bu değerli tefsirin menhecini ve ondan nasıl faydalanılması gerektiğini anlatır mısınız?
On yedi ciltten oluşan bu tefsir ansiklopedi vazifesini görüyor. Bir ayeti tefsir etmeden önce muhakkak ki eski ve yeni tefsirlere başvuruyorum.
Bu tefsirdeki menhecime gelince, öncelikli olarak dil bölümündeki kelime manalarını açıklıyorum. Daha sonra gerektiğinde vucuh el irab (dil bilgisi) ve belagati açıklıyorum.
Bir sureye başlarken surenin genel özelliklerini anlatırım. Bitirdikten sonra diğerine geçmeden iki sure arasındaki irtibat ve bağlantıyı açıklıyorum.
Aynı üslubu ayetler arasındaki bağlantı için de kullanıyorum. Şüphesiz Kur’an biçim ve mana yönüyle sure ve ayetler birbirleriyle bağlantılıdır.
Düşünmeyen, bu bağlantıyı kavrayamaz. Ayetlerin tefsirini mevdui (bir konunun Kur’andaki değişik şekillerini ölçüt alma)üslupla ele alıyorum. Mevdui tefsir dışında ayetleri o konuyla ilgili sahih hadislerle açıklıyorum. Hadisleri tahricleriyle (ravileriyle) beraber zikrediyorum.
Daha sonra ayetten çıkarılan hükümleri zikrediyorum. Bunu yaparken dar bir fıkıh bakış açısından ziyade; akide, ahlak, toplumsal ilişkiler vs. içine alan büyük fıkhı ölçüt alıyorum.
Daha sonra da bir başlık altında yaşantı fıkhını açıklıyorum. Çünkü Kur’andan kasıt sadece okumak değildir. Bilakis okunan ayetlerin yaşantımızda canlı etkisinin görünmesi lazım.
Sürekli üzerinde durduğum nokta Müslüman’ı Kur’an’i ayetlere bağlamaktır. Ta ki anlasın, kavrasın, kendisinden istenileni sahabelerde olduğu gibi yerine getirsin.
MUSHAF-I ŞERİFİN YAKILMASI HAÇLI SALDIRILARININ BİR UZANTISIDIR
İçinde bulunduğumuz günlerde Batı’dan İslam’ın şiarlarına aralıklarla düzenli bir şekilde bir saldırı görüyoruz. Özellikle son günlerde müminlerin en büyük izzeti olan değerli Mushaf-ı şerifin yakılması… Siz bu çirkin saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu saldırılar geçmişten günümüze kadar Yahudi ve Hıristiyanların İslam’a düşmanlıklarının açık bir delilidir. Kur’an-ı Kerim ve Resulullah(s.a.v)’a saldıran kimseler bu dini inkâr eden, kabul etmeyen kimselerdir. Yeryüzünde küfürden daha ağır bir günah var mıdır?
Bu girişimlerde bulunan kimseler insanlık fıtratlarını kaybetmiş ve en aşağılık konuma inmişlerdir. Nasıl kaybetmesinler ki? Onlar bu şekilde ilahi vahye saldırıyorlar.
Bunlar hadlerini aşmış kimselerdir. Kur’an’ın haber verdiği gibi; ‘Yahudi ve Hıristiyanların dinine tabi olmadıkça onlar Senden razı olmazlar.’ Onların içindeki kin, nefret, taassupçuluk, haset, İslam’ın hakikat ve öğretilerine tahammülsüzlük ve adavet onları İslam’a karşı bu çirkince saldırı ve asılsız iftiralara yöneltiyor. Müslümanlara karşı girişilen son savaş da önceki haçlı saldırılarının bir uzantısıdır. Onların geçmişteki hedefleri Müslümanları yok etmek, İslam dinini ortadan kaldırmaktı. Ama Allah(cc)’a hamd olsun bütün bu emelleri kursaklarında kaldı. Onları hezimete uğrattık. Ve inşallah(cc) önümüzdeki çarpışmamızda da yine onları yeneceğiz.
ÂLİMLER İNSANLARI İYİLİĞE TEŞVİK EDER VE KÖTÜLÜĞE KARŞI DA UYARIRLAR
Bütün bu ümmete isabet eden musibet, zayıflık, adavet, saldırılar karşısında ümmetin âlimlerinin konumu nedir?
Rabbimiz şöyle buyuruyor: ‘Eğer bilmiyorsanız ilim ehline sorun.’ Onlar ümmeti hayra yöneltip şerden uzaklaştıran güvenilir kişilerdir. Onlar konum itibariyle ümmeti her türlü şer ve zayıflıktan uzaklaştırmak yönüyle peygamberler gibidirler. Onlar sürekli ümmeti iyiliğe yönlendirirler. Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam, âlimleri toplumu sürekli eğitmek, irşad etmek, hatırlatmak, yönlendirmek, uyarmak ıslah etmekle görevlendirdi. Yeryüzünde âlimlerin konumu gibi hiçbir konum yoktur. Onlar büyük ıslah vazifesini üstlenmişlerdir. Dolayısıyla Allah(cc) bu şeriatın anlatılmasını onlar üzerine yükledi. Ve onları emin kıldı. Ve Resul onlar için : ‘Âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır’ sözüyle onları nübüvvetin mirasçıları kıldı. ‘Peygamberler dinar ve dirhem bırakmamışlardır bilakis ilim bırakmışlardır. Kim alırsa çok şey almış olur.’ O zaman onların görevi hayatın her alanında büyük ıslah vazifesini görmeleridir. Onlar insanları iyiliğe teşvik eder ve kötülüğe karşı da uyarırlar. İslami öğreti ve kaidelerine karşı muhalefet oluşmaması yönünde insanları eğitirler.
TÜRKİYE VE SURİYE’NİN YAKINLAŞMASI BATIL ÜZERİNDE İNATLAŞMASINDAN DAHA İYİDİR
Bir müddet önce Türkiye’ye davet edildiniz. Belli bir süre kaldınız. Acaba Hocamız Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyor.
Türkiye’li müslümanların İslam’ı uygulama konusunda onlarda sadık bir bağlılık gördüm. İslami şiarlara gösterilen hassasiyet, mescitlere bağlılık ve fikri ilerleme… İşte bunların hepsine şahit oldum. Buradan yirmi yıl önce bazıları bana ‘Türkiye’yi nasıl buldun’ dediklerinde; onlara: orada İslam uygulanıyor. Konferansa gitmek için arabanın gelip beni almasını bekliyorum. Geçen çoğu kişi selamun aleykum diyor. Burada çok az kimse selamun aleykum diyor. Resulullah(s.a.v) buyurmuyor mu: “Size yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın.” Bu görüntü gösteriyor ki: Allah(cc)’a hamd olsun. Türkiye’deki Müslümanlar akide, din ve ibadetlerinde güçlüdürler. Onlar sürekli İslam’ı uygulama konusunda ehil kimselerdir. Ve bu konuda Türkiye ile herhangi bir Arap ve ya İslam devleti arasındaki yakınlaşmayı da hayır olarak görüyoruz. Türkiye ile Suriye arasında oluşan ittifakları da mübarek kabul ediyor ve bunun arkasından büyük bir hayrı getireceğine inanıyoruz. Bizler zamanında tek bir ümmet ve tek bir devlettik. Ve şu an bu iki devlet arasındaki yakınlaşma batıl üzerine inatlaşmadan daha hayırlıdır.
Yoğunluğunuza rağmen vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Kaynak: Dünya Gündemi -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.