- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
15 Temmuz 2013: 23:31 #680285
Anonim
Ramazan’da bir sevap hazinesi: Kur’ân
Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
Abdullah Bey: “Bediüzzaman’a göre Ramazan ile
Kur’ân arasında bağlantı var mıdır?”
RAMAZAN VE KUR’ÂN
Bedîüzzaman Ramazan Risalesinin Altıncı Nüktesinde,
Ramazan-ı Şerifin manası ve mahiyeti ile Kur’ân-ı
Kerîm arasında çok yakın bir yakınlık bulunduğunu
kaydediyor, Ramazan-ı Şerifin, Kur’ân-ı Hakîm’in en
mühim indiriliş zamanı olduğunu, Ramazan orucunun
hikmetlerinden birisinin bu sürece baktığını açıklıyor.
Bedîüzzaman’a göre Ramazan-ı Şerif ayı Kur’ân-ı
Hakîm’in bayramı hükmündedir. Çünkü Kur’ân
yeryüzüne, aramıza, gönlümüze Ramazan-ı Şerif
ayında inmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak da, bir âyette, “O
Ramazan ayı ki, o ayda Kur’ân indirilmiştir.”1 Bir diğer
âyette de, “Biz Kur’ân’ı Kadir Gecesinde indirdik.”2
buyurmaktadır. Kadir Gecesi, Ramazan-ı Şerif ayı
içerisinde gizlidir. Kur’ân’ın inişini kutlamak, Kur’ân’ın
inişini tebrik etmek, Kur’ân’ın inişine güzel bir
karşılama yapmak insan olarak bize, yani kadir ve
kıymet bilir sıfatımıza yakışır; Kur’ân’ın da hakkıdır.
EVİMİZDE BİR KUTLU MİSAFİR
Düşünelim ki, bir büyüğümüz evimize misafir geliyor!
Onun gelişini nasıl beklerdik, onun gelişini nasıl tebrik
ederdik, onu nasıl saygıyla ayakta ve yolda karşılardık!
Bir de bu büyüğümüz evimize bir büyük müjde ile gelse,
bir sonsuz şefkat ile gelse, bir sınırsız rahmet ile gelse,
bir hudutsuz merhamet ile gelse, bir kayıtsız şartsız af
ve bağışlama ile gelse, bir kucak dolusu muhabbet ile
gelse, bir engin tevâzû ve hürmet ile gelse, bir yerler ve
gökler kadar geniş Cennet ile gelse, bir Cehennemden
ve ateşten kurtaran yüksek himmet ile gelse, bir yüksek
makamdan selâm ile gelse, bir Yüce Yaratıcıdan kelâm
ile gelse, bir Melîk-i Zîşân’dan emir ve ferman ile gelse,
bir bin bir derde ve ıztıraba derman ile gelse… Artık
düşünün sevincimizi, neşemizi, huzurumuzu,
bahtiyarlığımızı, gururumuzu, mutluluğumuzu…
Tariflere sığar mı? Gelişiyle gönlümüz nasıl huzur
bulur, kalbimiz kuş kalbi gibi nasıl hafifler, nasıl
sevinirdik! Onun gelişini mümkünse nasıl bayram
yapardık!
Nitekim devletlerde ve milletlerde geniş çaplı vardır bu
örf. Milletler kurtuluş günlerini bayram yaparlar,
devletler kuruluş günlerini bayram yaparlar, padişahlar
tahta geçiş günlerini bayram yaparlar ve bu günlerde
halka iltifat ve ikrâm yağdırırlar. O günü diğer
günlerden farklı telâkki ederler.
İşte Kur’ân tacı, gönül tahtımıza indi Ramazan-ı Şerif
ayında. Bir kutlu ve kudsî misâfir hüviyetiyle Kur’ân,
Ramazan-ı Şerif ayında Kâinâtın Sahibinden gelmiş,
bize selâm getirmiş, bize müjde getirmiş, bizi sınırsız
Cennetle müjdelemiş, bize eşsiz rahmetle gelmiş, bizi
ateşten kurtaran himmetle gelmiş, bize Yüce
Yaratıcımızın hoşnutluğunun yolunu açmış, bizi O’nun
cemâliyle, güzelliğiyle, şerefiyle, izzetiyle müjdelemiş…
Böyle bir kutlu misâfirin indiği ay ve zaman dilimi hiç
beklenmez mi, hiç kutlanmaz mı, hiç tebrik edilmez mi,
hiç bayram yapılmaz mı?
BU AY, ALLAH KELÂMINI ALLAH’TAN İŞİTİYOR GİBİ
DİNLEMELİ
Onun gelişi hatırına, onun hürmetine artık sıradan
âdetler ve zevkler terk edilir, yeme ve içmeden uzak
durulur, süflî ihtiyaçlar bir tarafa bırakılır, boş işlerden
sıyrılınır, rûhen melek gibi bir istiğnâya girilir. Geceleri
kıyamla, namazla, duâ ve zikirle ihya edilir. Gündüzleri
oruç tutulur, nefis sıradan isteklerine karşı tutuklanır,
terbiye edilir, ıslâh edilir.
Okuyabildiğimiz kadar, dilimiz döndüğü kadar,
zorlanarak da olsa, artık bu ayda bol bol Kur’ân
okuruz, Kur’ân’ın mesajlarına ve çağrısına kulak
veririz. Kur’ân’ı, Rabb’imizden gelen tek rehber kitap
kabul ederiz. Kur’ân’a yeni nazil oluyor gibi kendimizi
muhatap sayarız, onu tazece alıyormuşuz gibi okuruz,
okuruz, okuruz. Onu güzel sesli hafızlardan bol bol
dinleriz. Ondaki Allah’ın konuşmalarını geldiği andaki
tazeliği içinde dinlemeye, anlamaya, öğrenmeye,
algılamaya ve onu baş tacı yapmaya başlarız.
Kur’ân’ı sanki bizzat Resûl-i Ekrem’den (asm) işitiyor
gibi dinlemek, ya da daha ötesi, bizzat Hazret-i
Cebrâil’den (asm) işitiyor gibi dinlemek, hattâ daha da
öte, bizzat Mütekellim-i Ezelî olan Cenâb-ı Allah’tan
işitiyor gibi dinlemek veya Kur’ân’ı bu ulviyette
dinleyen Müslümanlara tercümanlık edip, okuyup
onlara dinlettirmek rûhumuzu ne kadar kudsî hâl ve
feyizlere mazhar eder. Kur’ân’ın iniş hikmetine uygun
feyizlere inşaallah kapı açılmış olur.
Ramazan-ı Şerifte İslâm âlemi büyük bir mescit
hükmüne geçiyor. Milyonlarla hâfızlar, bu ayda o büyük
mescidin köşelerinde Kur’ân’ı dünya ehline okuyorlar,
işittiriyorlar. Hâfızlar bu ayda güzel sesleriyle,
ihlâslarıyla ve okuyuşlarıyla; topyekûn Müslümanlar da
bu ayda kazandıkları güzel ahlâklarıyla, salih
amelleriyle, yaşayışlarıyla ve toplum içinde
gösterdikleri güzel ilişkileriyle bu ayın “Kur’ân ayı”
olduğunu gösteriyor, ispat ediyor, dünyaya îlân
ediyorlar.3
Dipnotlar:
1- Bakara Sûresi: 185.
2- Kadir Sûresi: 1.
3- Mektûbât, s. 390. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.