• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680285
    Anonim

      Ramazan’da bir sevap hazinesi: Kur’ân
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      Abdullah Bey: “Bediüzzaman’a göre Ramazan ile
      Kur’ân arasında bağlantı var mıdır?”
      RAMAZAN VE KUR’ÂN
      Bedîüzzaman Ramazan Risalesinin Altıncı Nüktesinde,
      Ramazan-ı Şerifin manası ve mahiyeti ile Kur’ân-ı
      Kerîm arasında çok yakın bir yakınlık bulunduğunu
      kaydediyor, Ramazan-ı Şerifin, Kur’ân-ı Hakîm’in en
      mühim indiriliş zamanı olduğunu, Ramazan orucunun
      hikmetlerinden birisinin bu sürece baktığını açıklıyor.
      Bedîüzzaman’a göre Ramazan-ı Şerif ayı Kur’ân-ı
      Hakîm’in bayramı hükmündedir. Çünkü Kur’ân
      yeryüzüne, aramıza, gönlümüze Ramazan-ı Şerif
      ayında inmiştir. Nitekim Cenâb-ı Hak da, bir âyette, “O
      Ramazan ayı ki, o ayda Kur’ân indirilmiştir.”1 Bir diğer
      âyette de, “Biz Kur’ân’ı Kadir Gecesinde indirdik.”2
      buyurmaktadır. Kadir Gecesi, Ramazan-ı Şerif ayı
      içerisinde gizlidir. Kur’ân’ın inişini kutlamak, Kur’ân’ın
      inişini tebrik etmek, Kur’ân’ın inişine güzel bir
      karşılama yapmak insan olarak bize, yani kadir ve
      kıymet bilir sıfatımıza yakışır; Kur’ân’ın da hakkıdır.
      EVİMİZDE BİR KUTLU MİSAFİR
      Düşünelim ki, bir büyüğümüz evimize misafir geliyor!
      Onun gelişini nasıl beklerdik, onun gelişini nasıl tebrik
      ederdik, onu nasıl saygıyla ayakta ve yolda karşılardık!
      Bir de bu büyüğümüz evimize bir büyük müjde ile gelse,
      bir sonsuz şefkat ile gelse, bir sınırsız rahmet ile gelse,
      bir hudutsuz merhamet ile gelse, bir kayıtsız şartsız af
      ve bağışlama ile gelse, bir kucak dolusu muhabbet ile
      gelse, bir engin tevâzû ve hürmet ile gelse, bir yerler ve
      gökler kadar geniş Cennet ile gelse, bir Cehennemden
      ve ateşten kurtaran yüksek himmet ile gelse, bir yüksek
      makamdan selâm ile gelse, bir Yüce Yaratıcıdan kelâm
      ile gelse, bir Melîk-i Zîşân’dan emir ve ferman ile gelse,
      bir bin bir derde ve ıztıraba derman ile gelse… Artık
      düşünün sevincimizi, neşemizi, huzurumuzu,
      bahtiyarlığımızı, gururumuzu, mutluluğumuzu…
      Tariflere sığar mı? Gelişiyle gönlümüz nasıl huzur
      bulur, kalbimiz kuş kalbi gibi nasıl hafifler, nasıl
      sevinirdik! Onun gelişini mümkünse nasıl bayram
      yapardık!
      Nitekim devletlerde ve milletlerde geniş çaplı vardır bu
      örf. Milletler kurtuluş günlerini bayram yaparlar,
      devletler kuruluş günlerini bayram yaparlar, padişahlar
      tahta geçiş günlerini bayram yaparlar ve bu günlerde
      halka iltifat ve ikrâm yağdırırlar. O günü diğer
      günlerden farklı telâkki ederler.
      İşte Kur’ân tacı, gönül tahtımıza indi Ramazan-ı Şerif
      ayında. Bir kutlu ve kudsî misâfir hüviyetiyle Kur’ân,
      Ramazan-ı Şerif ayında Kâinâtın Sahibinden gelmiş,
      bize selâm getirmiş, bize müjde getirmiş, bizi sınırsız
      Cennetle müjdelemiş, bize eşsiz rahmetle gelmiş, bizi
      ateşten kurtaran himmetle gelmiş, bize Yüce
      Yaratıcımızın hoşnutluğunun yolunu açmış, bizi O’nun
      cemâliyle, güzelliğiyle, şerefiyle, izzetiyle müjdelemiş…
      Böyle bir kutlu misâfirin indiği ay ve zaman dilimi hiç
      beklenmez mi, hiç kutlanmaz mı, hiç tebrik edilmez mi,
      hiç bayram yapılmaz mı?
      BU AY, ALLAH KELÂMINI ALLAH’TAN İŞİTİYOR GİBİ
      DİNLEMELİ
      Onun gelişi hatırına, onun hürmetine artık sıradan
      âdetler ve zevkler terk edilir, yeme ve içmeden uzak
      durulur, süflî ihtiyaçlar bir tarafa bırakılır, boş işlerden
      sıyrılınır, rûhen melek gibi bir istiğnâya girilir. Geceleri
      kıyamla, namazla, duâ ve zikirle ihya edilir. Gündüzleri
      oruç tutulur, nefis sıradan isteklerine karşı tutuklanır,
      terbiye edilir, ıslâh edilir.
      Okuyabildiğimiz kadar, dilimiz döndüğü kadar,
      zorlanarak da olsa, artık bu ayda bol bol Kur’ân
      okuruz, Kur’ân’ın mesajlarına ve çağrısına kulak
      veririz. Kur’ân’ı, Rabb’imizden gelen tek rehber kitap
      kabul ederiz. Kur’ân’a yeni nazil oluyor gibi kendimizi
      muhatap sayarız, onu tazece alıyormuşuz gibi okuruz,
      okuruz, okuruz. Onu güzel sesli hafızlardan bol bol
      dinleriz. Ondaki Allah’ın konuşmalarını geldiği andaki
      tazeliği içinde dinlemeye, anlamaya, öğrenmeye,
      algılamaya ve onu baş tacı yapmaya başlarız.
      Kur’ân’ı sanki bizzat Resûl-i Ekrem’den (asm) işitiyor
      gibi dinlemek, ya da daha ötesi, bizzat Hazret-i
      Cebrâil’den (asm) işitiyor gibi dinlemek, hattâ daha da
      öte, bizzat Mütekellim-i Ezelî olan Cenâb-ı Allah’tan
      işitiyor gibi dinlemek veya Kur’ân’ı bu ulviyette
      dinleyen Müslümanlara tercümanlık edip, okuyup
      onlara dinlettirmek rûhumuzu ne kadar kudsî hâl ve
      feyizlere mazhar eder. Kur’ân’ın iniş hikmetine uygun
      feyizlere inşaallah kapı açılmış olur.
      Ramazan-ı Şerifte İslâm âlemi büyük bir mescit
      hükmüne geçiyor. Milyonlarla hâfızlar, bu ayda o büyük
      mescidin köşelerinde Kur’ân’ı dünya ehline okuyorlar,
      işittiriyorlar. Hâfızlar bu ayda güzel sesleriyle,
      ihlâslarıyla ve okuyuşlarıyla; topyekûn Müslümanlar da
      bu ayda kazandıkları güzel ahlâklarıyla, salih
      amelleriyle, yaşayışlarıyla ve toplum içinde
      gösterdikleri güzel ilişkileriyle bu ayın “Kur’ân ayı”
      olduğunu gösteriyor, ispat ediyor, dünyaya îlân
      ediyorlar.3
      Dipnotlar:
      1- Bakara Sûresi: 185.
      2- Kadir Sûresi: 1.
      3- Mektûbât, s. 390.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.