- Bu konu 5 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Haziran 2008: 16:30 #639337
Anonim
SONUNA KADAR OYUNUZ
“Uykudan ani ve korkunç bir sarsıntı ile uyandık”
“Sene 27 Aralık 1939. Karlı, soğuk bir kış gecesi… Üzeri 40-50 santimetre toprak yüklü, bir o kadar da karla kaplı, düz damlı, kerpiç duvarlı evimizin bir odasında, yanyana dizilmiş yataklarımızda yatıyoruz.
“Fecre yakın bir saatte, gecenin gaflete bürünmüş tatlı uykusundan, ani ve korkunç bir sarsıntı ile uyandık. Duvardan duvara uzanmış 20 santip çapındaki ağaçların yüklendiği damdan; akşam özenerek hazırladığım ödev defterimin üzerine dökülen topraklar, çökmek üzere olan Erzincan’ımızının ilk gözyaşları olmuştu.
“Korku ve sarsıntı, hepimizi sanki yataklarımıza çivilemiş, kırmaşamıyoruz. Durmadan beşik gibi sallanıyoruz. Başucumuzdaki duvar büyük bir gürültü ile bahçe tarafına devrildi. Damı omuzlayan ağaçlar istinatsız kalınca toprak ve kar yüklü dam yekpare olarak üzerimize indi. Bu inişe, çok nezaketli bir eda ile oturdu denebilir. Süratli ve ani yıkılış, damın tonajını da arttırdığı halde hiçbirimiz ezilmemiştik. Neden ve niçin? Ailece yanyana dizilmiş kurbanlık koçlar gibi ölüme hazır duran, yani hep birden ölmek için, sanki kasten sıraya dizilmiş ve bir odaya getirilmiş olduğumuz halde ölmemiştik. Ölmek için her türlü esbabın içtima ettiği bir anda, ne idi bizi kurtaran? Şefkatli bir annenin mışıl mışıl uyuyan yavrusunu uyandırmak için dikkatle örttüğü battaniye hafifliğinde, o toprak yığınını üzerimize koyan kimdi? O dehşetli hâdiseyi her hatırlayışımda, bu suallere cevap ararım. Şefkat ve Rahmet-i İlâhiyenin tecellisini ayne’l-yakin seyredip Rabb-i Rahimime şükrederim.
“Refet bağırma, Allah de!”
“Bir kuş gibi üzerimize konan dam, yavaş yavaş kartal gücü ile yüklenmişti. Ellerim yanımda, sıkışıp kalmıştım. Açık yüzüme ve ağzıma toprak akıyordu. Teneffüste güçlük çekiyor ve bağırıyordum. Henüz ilkokul 3. sınıf talebesiydim. Ağabeyim beşte okuyordu. O daha sabırlı ve tevekkül sahibi imiş ki, ‘Refet bağırma, Allah de!’ diye o dar ve sıkıntılı halde telkinin esirgemiyordu. Rahmetli babamın tam ağız istikametinde damın üzerine bir delik açılmış. ‘Can kurtaran yok mu?’ diye bağırıyor. Annemin, ‘Acaba çocuklar ne oldu?’ diyen, topraklar arasından sızan elemli, endişeli sesi, hâlâ kulaklarımda… Ne hikmetse biz onları duyuyoruz, onlar bizi duymuyorlarmış. Yataklarımız bitişik, fakat aramız ağaç ve toprak dolu…
“Dört yaşındaki kardeşim, annemin yanından ayak ucuna kaymış. Ailemizin tek şehidi olduğunu, yine annemin ızdırap dolu sesinden anlamıştım.
“Şefkat kahramanı annem”
“Babamın sesini duyan, evleri yıkılmayan komşular ve amcalarımızın, kazma, kürek, üzerimizdeki çalışmalarını tamamen duyuyoruz. Kazmalandıkça akan topraklar, teneffüsümüzü daha da güçleştiriyor. Biraz sonra seslerden, babamın çıkarıldığını anlıyorum. Hakikaten ‘Şefkat kahramanı’ annem, kendini çıkarmak isteyenlere itiraz ediyor. Kaderin ona bahşettiği o eşsiz duygu, o latif hissiyat ağır basıyor ki, ‘Önce yavrularımı çıkarın, ben az çok nefes alıyorum’ diye haykırıyor. İşte size, ‘önce can’ diyen kaideyi kökünden sarsan ve ‘değil önce can, önce canan, sonra can’ diyen mümtaz varlık, anneler ve annem… Belki ölümlerin en çetini ve ızdıraplısı olan o ağır yükün altında, yavrusunun kurtulmasını kendi ölümüne tercih eden, İlâhî rahmetin mücessem timsali olan annelerimize sonsuz hürmet ve saygılar az gelir. Onun vicdanını, o eşsiz temiz duygu ile süsleyen ism-i Müzeyyen sahibi Hikmet-i Rabbaniyeye sonsuz hamd ü senalar olsun…
“Ölmemiştik… Kaderin programı bitmemişti çünkü…”
“Son anı pek hatırlamıyorum. Topraklar arasından çıkarılıp, uçurumun başında oturtulmuş buldum kendimi; sanki berzah tarafında idim…
“Hamden Lillâh, buzlu toprak ve on binlerce ölü arasından, bir merhamet eseri olarak ayıklanmış, çıkarılmıştık… Sabah aydınlığı kendini göstermiş, soğuk bir rüzgar hayretten dona kalmış simaları hafifçe okşuyor. Binlerce şühedâyı haşre kadar uyutacak olan ve meçhul istikbâlin namzetleri bulunan bu kazazedeleri ninnileyen o koca beşik hâlâ sallanıyor. Durup durup sallanıyor ve günlerce bu sallantı devam ediyor.
“Ölmemiştik, kazazede olmuştuk. Çünkü kaderin programı bitmemişti. Hayat yolculuğu devam edecekti. Emirdağ’a uğrayacaktık. Hazret-i Bediüzzaman’ın elini öperek ders dairesine girecektik. İşte bunun için, bu eşsiz hâdisenin ve ebediyetlere kadar uzanacak olan bu renkli tablonun çizimi için, o gün ölmemiştik. Ölüm için herşey, mezara kadar herşey hazır iken; hatta onun içine gömülmüş olduğumuz halde öldürülmemiştik. Demek, bu büyük dâvada kısmetimiz vardı… Cenab-ı Haktan hayırlı âkibetler olsun cümlemize16 Haziran 2008: 16:41 #692348Anonim
“Nur içinde yat, aziz Üstadım”
“Nurlardan müstefit olup, tefeyyüzlerin, din için, millet ve vatan için ve hatta âlem-i İslâm ve insaniyet için, ne derece aranılan mürecceb bir ihtiyaç ve çare olduğunda, insaf sahiplerinin ittifakına inanıyorum.
“Takvimden kopan her yaprak; fert ve cemiyet olarak, maruz kaldığımız her müşkilat, ona kondurulmak istenen gubarı silmiş, o Kur’ânî hakikatlerin mücellâ simasını, mütemerritler nezdinde dahi kabul ettirmiştir.
“Nice büyük sanılanları, saman çöpü misali alıp götüren zaman ve hâdiseler, o mümtaz Üstadı ve onun sunduğu hakikatlerin ve hayat ölçülerinin hakkaniyetini daima tasdik ve tasvib etmiştir. Buna âlem şahit, buna tarih şahittir.
“İşte bunun için hayranım ona… Hem ona ebediyen hürmetkârım, minnetkârım, müteşekkirim. (bende üstadım bende)
Nur içinde yat, aziz Üstadım!”16 Haziran 2008: 21:02 #692357Anonim
İşte size, ‘önce can’ diyen kaideyi kökünden sarsan ve ‘değil önce can, önce canan, sonra can‘ diyen mümtaz varlık, anneler ve annem…
Ölüm için herşey, mezara kadar herşey hazır iken; hatta onun içine gömülmüş olduğumuz halde öldürülmemiştik. Demek, bu büyük dâvada kısmetimiz vardı…
Cenab-ı Haktan hayırlı âkibetler olsun cümlemize Aminnnnnn
Tesekkurler hulusi abi paylasiminiz icin…
davada kismeti olanlardan olma duasiyla..16 Haziran 2008: 22:03 #692358Anonim
GuLSerbeti;14929 wrote:Cenab-ı Haktan hayırlı âkibetler olsun cümlemize AminnnnnnTesekkurler hulusi abi paylasiminiz icin…
davada kismeti olanlardan olma duasiyla..amin eyvallah kardeşim abide muthiş ruh derinligi var değilmi dua ile
17 Haziran 2008: 05:43 #692361Anonim
hulusi;14903 wrote:SONUNA KADAR OYUNUZ
“Uykudan ani ve korkunç bir sarsıntı ile uyandık”
“Sene 27 Aralık 1939. Karlı, soğuk bir kış gecesi… Üzeri 40-50 santimetre toprak yüklü, bir o kadar da karla kaplı, düz damlı, kerpiç duvarlı evimizin bir odasında, yanyana dizilmiş yataklarımızda yatıyoruz.
“Fecre yakın bir saatte, gecenin gaflete bürünmüş tatlı uykusundan, ani ve korkunç bir sarsıntı ile uyandık. Duvardan duvara uzanmış 20 santip çapındaki ağaçların yüklendiği damdan; akşam özenerek hazırladığım ödev defterimin üzerine dökülen topraklar, çökmek üzere olan Erzincan’ımızının ilk gözyaşları olmuştu.
“Korku ve sarsıntı, hepimizi sanki yataklarımıza çivilemiş, kırmaşamıyoruz. Durmadan beşik gibi sallanıyoruz. Başucumuzdaki duvar büyük bir gürültü ile bahçe tarafına devrildi. Damı omuzlayan ağaçlar istinatsız kalınca toprak ve kar yüklü dam yekpare olarak üzerimize indi. Bu inişe, çok nezaketli bir eda ile oturdu denebilir. Süratli ve ani yıkılış, damın tonajını da arttırdığı halde hiçbirimiz ezilmemiştik. Neden ve niçin? Ailece yanyana dizilmiş kurbanlık koçlar gibi ölüme hazır duran, yani hep birden ölmek için, sanki kasten sıraya dizilmiş ve bir odaya getirilmiş olduğumuz halde ölmemiştik. Ölmek için her türlü esbabın içtima ettiği bir anda, ne idi bizi kurtaran? Şefkatli bir annenin mışıl mışıl uyuyan yavrusunu uyandırmak için dikkatle örttüğü battaniye hafifliğinde, o toprak yığınını üzerimize koyan kimdi? O dehşetli hâdiseyi her hatırlayışımda, bu suallere cevap ararım. Şefkat ve Rahmet-i İlâhiyenin tecellisini ayne’l-yakin seyredip Rabb-i Rahimime şükrederim.“Refet bağırma, Allah de!”
“Bir kuş gibi üzerimize konan dam, yavaş yavaş kartal gücü ile yüklenmişti. Ellerim yanımda, sıkışıp kalmıştım. Açık yüzüme ve ağzıma toprak akıyordu. Teneffüste güçlük çekiyor ve bağırıyordum. Henüz ilkokul 3. sınıf talebesiydim. Ağabeyim beşte okuyordu. O daha sabırlı ve tevekkül sahibi imiş ki, ‘Refet bağırma, Allah de!’ diye o dar ve sıkıntılı halde telkinin esirgemiyordu. Rahmetli babamın tam ağız istikametinde damın üzerine bir delik açılmış. ‘Can kurtaran yok mu?’ diye bağırıyor. Annemin, ‘Acaba çocuklar ne oldu?’ diyen, topraklar arasından sızan elemli, endişeli sesi, hâlâ kulaklarımda… Ne hikmetse biz onları duyuyoruz, onlar bizi duymuyorlarmış. Yataklarımız bitişik, fakat aramız ağaç ve toprak dolu…
“Dört yaşındaki kardeşim, annemin yanından ayak ucuna kaymış. Ailemizin tek şehidi olduğunu, yine annemin ızdırap dolu sesinden anlamıştım.“Şefkat kahramanı annem”
“Babamın sesini duyan, evleri yıkılmayan komşular ve amcalarımızın, kazma, kürek, üzerimizdeki çalışmalarını tamamen duyuyoruz. Kazmalandıkça akan topraklar, teneffüsümüzü daha da güçleştiriyor. Biraz sonra seslerden, babamın çıkarıldığını anlıyorum. Hakikaten ‘Şefkat kahramanı’ annem, kendini çıkarmak isteyenlere itiraz ediyor. Kaderin ona bahşettiği o eşsiz duygu, o latif hissiyat ağır basıyor ki, ‘Önce yavrularımı çıkarın, ben az çok nefes alıyorum’ diye haykırıyor. İşte size, ‘önce can’ diyen kaideyi kökünden sarsan ve ‘değil önce can, önce canan, sonra can’ diyen mümtaz varlık, anneler ve annem… Belki ölümlerin en çetini ve ızdıraplısı olan o ağır yükün altında, yavrusunun kurtulmasını kendi ölümüne tercih eden, İlâhî rahmetin mücessem timsali olan annelerimize sonsuz hürmet ve saygılar az gelir. Onun vicdanını, o eşsiz temiz duygu ile süsleyen ism-i Müzeyyen sahibi Hikmet-i Rabbaniyeye sonsuz hamd ü senalar olsun…“Ölmemiştik… Kaderin programı bitmemişti çünkü…”
“Son anı pek hatırlamıyorum. Topraklar arasından çıkarılıp, uçurumun başında oturtulmuş buldum kendimi; sanki berzah tarafında idim…
“Hamden Lillâh, buzlu toprak ve on binlerce ölü arasından, bir merhamet eseri olarak ayıklanmış, çıkarılmıştık… Sabah aydınlığı kendini göstermiş, soğuk bir rüzgar hayretten dona kalmış simaları hafifçe okşuyor. Binlerce şühedâyı haşre kadar uyutacak olan ve meçhul istikbâlin namzetleri bulunan bu kazazedeleri ninnileyen o koca beşik hâlâ sallanıyor. Durup durup sallanıyor ve günlerce bu sallantı devam ediyor.
“Ölmemiştik, kazazede olmuştuk. Çünkü kaderin programı bitmemişti. Hayat yolculuğu devam edecekti. Emirdağ’a uğrayacaktık. Hazret-i Bediüzzaman’ın elini öperek ders dairesine girecektik. İşte bunun için, bu eşsiz hâdisenin ve ebediyetlere kadar uzanacak olan bu renkli tablonun çizimi için, o gün ölmemiştik. Ölüm için herşey, mezara kadar herşey hazır iken; hatta onun içine gömülmüş olduğumuz halde öldürülmemiştik. Demek, bu büyük dâvada kısmetimiz vardı… Cenab-ı Haktan hayırlı âkibetler olsun cümlemizebizde aynı şeyleri 1992 yılında yaşadık 🙁 🙁 Rabbim o günleri bi daha yaşatmasın………… ve buraya bir şey ekleyeyim.. 1992 yılında ki depremde sanırım Ramazan ayıydı babaannemle birlikte evdeydim. babaannem namaz kılıyordu … önce elektrikler kesildi…. ardından müthiş bir gürültü ve sonrasında o büyük sarsıntı… ben çok korktum babaanneme koştum ..o ise hiç duymamış gibi namazına devam ediyordu…… oturmuş vaziyette dualarını okuyordu ellerine yapıştım yine hiç bir tepki yok… namazı bitene kadar devam etti .. bitirdi selam verdi ..ellerine açtı ve Allah a yalvardı …dışarı bile çıkmamıştık…
17 Haziran 2008: 08:18 #692374Anonim
Amin kardeşim çok muteesir oldum…teyzemizdeki teslimiyete hayran kaldım inan tüylerim ürperdi..Allah sizlerdende ondan razi olsun..bizlerinde imanı artırsın dua ile
17 Haziran 2008: 08:20 #692375Anonim
hulusi;14965 wrote:Amin kardeşim çok muteesir oldum…teyzemizdeki teslimiyete hayran kaldım inan tüylerim ürperdi..Allah sizlerdende ondan razi olsun..bizlerinde imanı artırsın dua ileaminnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn 🙁
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.