• Bu konu 13 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
  • Yazar
    Yazılar
  • #674779
    Anonim

      Reşhalar

      besmele.jpg

      Tenbih

      Hâlık-ı Âlemi bize târif ve ilân eden deliller ve burhanlar, lâyüad ve lâyuhsâdır. O delillerin en büyükleri üçtür.Birincisi: Bazı âyetlerini gördüğün, işittiğin şu kitab-ı kebir-i kâinattır.

      İkincisi: Bu kitabın âyetü’l-kübrâsı ve divan-ı nübüvvetin hâtemi ve künûz‑u mahfiyenin miftahı olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselâmdır.

      Üçüncüsü: Kitab-ı âlemin tefsiri ve mahlûkata karşı Allah’ın hücceti olan Kur’ân’dır.

      Şimdi, birkaç reşha zımnında ikinci burhanı tariften sonra sözlerini dinleyeceğiz.

      BİRİNCİ REŞHA: Arkadaş! Hâlıkımızı tarif eden, pek büyük bir şahsiyet-i mâneviyeye mâlik, burhan-ı nâtık dediğimiz, “Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm kimdir?” diye yapılan suale cevaben deriz ki:

      Hazret-i Muhammed (a.s.m.) öyle bir zâttır ki, azamet-i mâneviyesinden dolayı sath-ı arz, o zâtın mescid-i aksâsıdır. Mekke-i Mükerreme onun mihrabı, Medine-i Münevvere onun minber-i fazl-ı kemâlidir. Cemaat-ı mü’minîne en son ve en âli imam ve nev-i beşerin hatîb-i şehîridir; saadet düsturlarını beyan

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
      [TD]Hâlık: herşeyi var eden yaratıcı Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Hâlık-ı Âlem: âlemin yaratıcısı Allah[/TD]
      [TD]Medine-i Münevvere: (bk. bilgiler – Medine)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Mekke-i Mükerreme: (bk. bilgiler – Mekke)[/TD]
      [TD]Mescid-i Aksâ: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Reşhalar: “sızıntılar ” mânâsına gelen bir risale[/TD]
      [TD]azamet-i mâneviye: mânevî büyüklük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt[/TD]
      [TD]burhan-ı nâtık: konuşan delil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cemaat-ı mü’minîn: mü’minler cemaati, topluluğu[/TD]
      [TD]cevaben: cevap olarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]divan-ı nübüvvet: peygamberlik divanı[/TD]
      [TD]düstur: kâide, kural[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hatîb-i şehîr: çok meşhur hatip[/TD]
      [TD]hâtem: mühür, damga[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hüccet: kanıt, delil[/TD]
      [TD]kitab-ı kebir-i kâinat: büyük kâinat kitabı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kitab-ı âlem: âlem kitabı; bir kitap gibi her bir varlığıyla iman esaslarını gösteren kâinat[/TD]
      [TD]künûz-u mahfiye: gizli hazineler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lâyüad ve lâyuhsâ: sayısız ve hesap edilemeyecek kadar çok[/TD]
      [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]miftah: anahtar[/TD]
      [TD]mihrab: câmide imamın namaz kıldırdığı yer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]minber-i fazl-ı kemâl: mükemmellik ve fazilet minberi[/TD]
      [TD]mâlik: sahip[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nev-i beşer: insan nevi, insanlık[/TD]
      [TD]reşha: “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
      [TD]sath-ı arz: yeryüzü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sual: soru[/TD]
      [TD]tefsir: yorum, açıklama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tenbih: ikaz, uyarı[/TD]
      [TD]zat: kişi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zımnında: dahilinde, içinde[/TD]
      [TD]âli: yüksek, yüce[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âyet: delil; Kur’ân’daki âyetler gibi, iman esaslarına delâlet eden kâinattaki herbir fiil, hâl ve varlık[/TD]
      [TD]âyetü’l-kübrâ: büyük delil, alâmet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şahsiyet-i mâneviye: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #800131
      Anonim


        ediyor. Ve bütün enbiyânın reisidir; onları tezkiye ve tasdik ediyor. Çünkü, dini bütün dinlerin esasatına câmidir. Ve bütün evliyânın başıdır; şems-i risaletiyle onları terbiye ve tenvir ediyor.

        O zât (a.s.m.) öyle bir kutup ve nokta-i merkeziyedir ki, onun halka-i zikrinde bulunan bütün enbiyâ-i ahyâr, ebrâr-ı sâdıkîn onun gelmesine müttefik ve kelâm-ı nutkuyla nâtıktırlar. Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki, damar ve kökleri, enbiyânın esasat-ı semâviyesidir. Dal ve budakları, evliyânın maarif-i ilhamiyesidir.

        Bu itibarla, herhangi bir dâvâyı iddia etmiş ise, bütün enbiyâ mu’cizelerine istinaden ve bütün evliyâ kerametlerine müsteniden ona şehadet etmişlerdir. Evet, bütün dâvâlarının tasdiklerini iş’âr eden, bütün kâmillerin hâtem ve mühürleri vardır. Ezcümle:

        O zâtın (a.s.m.) dâvâlarından biri tevhiddir. Bu dâvâyı tasrih ve ifade eden Lâ ilâhe illâllah kelime-i mübârekesidir. O zâtın halka-i din ve zikrine giren bütün geçmiş ve gelecek insanlar o kelime-i mukaddeseyi rükn-i iman ve vird-i zeban etmişlerdir. Demek, o dâvânın hak ve hakikat olduğuna kanaat ve itmi’nan ve iz’anları hâsıl olmuş ki, zaman ve mekâna şâmil bir tarzda, o kelime-i mübâreke, meşrepleri, meslekleri, an’aneleri mütehalif, mütebayin insanların ağızlarında Mevlevîler gibi semâvî deveran ve cevelân ediyor.

        Binaenaleyh, gayr-ı mütenahî şahitlerin tasdikiyle hak ve hakkaniyeti tahakkuk eden bir dâvâya, hiçbir vehmin haddi değildir ki, ona dest-i itirazı uzatabilsin!

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Lâ ilâhe illâllah: “Allah’tan başka ilâh yoktur”[/TD]
        [TD]Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]an’ane: gelenek[/TD]
        [TD]beyan etmek: açıklamak, izah etmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
        [TD]cevelân etmek: dolaşmak, gezmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]câmi: kapsamlı[/TD]
        [TD]dest-i itiraz: itiraz eli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]deveran etmek: dönüp dolaşmak[/TD]
        [TD]dâvâ: iddia[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ebrâr-ı sâdıkîn: sâdık, iyi kullar[/TD]
        [TD]enbiyâ: nebiler, peygamberler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]enbiyâ-i ahyâr: seçkin peygamberler[/TD]
        [TD]esasat: esaslar, prensipler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esasat-ı semâviye: vahiyle yoluyla gelmiş olan esaslar[/TD]
        [TD]evliyâ: veliler, Allah’ın sevgili kulları[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ezcümle: meselâ, örneğin[/TD]
        [TD]gayr-ı mütenahî: sınırsız, sonsuz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
        [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
        [TD]halka-i din ve zikir: İslâm dininin esaslarının ortaya konulduğu ve zikirlerin yapıldığı halka[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]halka-i zikir: zikir halkası[/TD]
        [TD]hâsıl olmak: meydana gelmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istinaden: dayanarak[/TD]
        [TD]itmi’nan: inanma, tatmin olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iz’an: kesin şekilde kavrama[/TD]
        [TD]iş’âr eden: bildiren[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kanaat: inanma, razı olma[/TD]
        [TD]kelime-i mukaddese: mukaddes söz, ifade[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kelime-i mübâreke: mübarek kelime[/TD]
        [TD]kelâm-ı nutk: mantıklı söz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hal ve fiil[/TD]
        [TD]kutup: mânevî açıdan merkez konumunda bulunan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kâmil: kemâl ve fazilet sahibi, olgun[/TD]
        [TD]maarif-i ilhamiye: ilhamla kalbe gelen bilgiler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]meşrep: hareket tarzı, metod[/TD]
        [TD]mu’cize: Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri olağanüstü şey[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müstenid: dayanan, dayanmış[/TD]
        [TD]mütebayin: ayrı ayrı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütehalif: aykırı, zıt[/TD]
        [TD]müttefik: ittifak etmiş, birleşmiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nokta-i merkeziye: merkezî nokta[/TD]
        [TD]nâtık: konuşan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]reis: başkan[/TD]
        [TD]rükn-i iman: imanın temel esası[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâvî: gökyüzünde dönen yıldızlar gibi; mevlevîlerin döndüğü gibi[/TD]
        [TD]tahakkuk eden: gerçekleşen, kesinleşen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tasdik: doğrulama, onay[/TD]
        [TD]tasrih: açık şekilde bildirme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tenvir etmek: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
        [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu ilân etme[/TD]
        [TD]tezkiye: iyi ve doğru olduğuna şahitlik etme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vehm: kuruntu, zan[/TD]
        [TD]vird-i zeban etme: sürekli olarak tekrarlama, dilden düşürmeme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zât: Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
        [TD]şecere-i nuraniye: nurlu ağaç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
        [TD]şems-i risalet: peygamberlik güneşi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şâmil: kapsayıcı[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #800132
        Anonim


          İKİNCİ REŞHA: Arkadaş! Tevhidi ispat ve nev-i beşeri irşad eden o nuranî burhan; biri sağında, diğeri solunda, biri mütevatir, diğeri mecma-ı aleyh bulunan nübüvvet ve velâyetle mücehhezdir. Ve aynı zamanda, irhasat denilen kablen-nübüvvet kendisinden zuhur eden harika hallerin rumuzatıyla ve kütüb-ü semâviyenin beşârâtıyla ve hevâtif denilen, gayptan verilen tebşirat-ı müteaddide ile musaddaktır.

          Ve keza, o burhan-ı nurânîden zuhur eden inşikak-ı kamer, parmaklarından fışkıran sular, ağaçların onun dâvetine icabetleri, duasının akabinde yağmurun nüzulü, pek az bir yemekten çokların yiyip doymaları ve kurt, ceylân, deve, taş ve sairenin konuşmaları gibi mu’cizelerinin delâlet ve şehadetiyle tasdik edilmiş bir zâttır (a.s.m.).

          Ve keza, dünya ve âhiret saadetlerini temine kâfil ve kâfi olan şeriatı, nübüvvetini tasdik ve ispata kâfidir. Geçen derslerde, şems-i şeriatinden bazı şuaları gördük. Tatvil-i kelâmı mucip tekrarları lâzım değildir.

          ÜÇÜNCÜ REŞHA: Arkadaş! O zât (a.s.m.), delâil-i âfâkiye denilen haricî delillerle musaddak olduğu gibi, delâil-i enfüsiye denilen zâtında ve nefsinde sabit delil ve işaretlerle dahi musaddaktır. Çünkü o zât şems gibidir; zâtını, zâtıyla ziyalandırarak gösterir. Meselâ, bütün ahlâk-ı hamîdenin en yüksekleri o zâtta içtimâ etmiş olduğuna bütün âlem şehadet ediyor. Ve keza, en nezih hasletleri ve huyları ve en yüksek seciyeleri câmi bir şahsiyet-i mâneviye sahibi olduğuna icmâ vardır. Ve keza, o zâtın en yüksek derecede bulunan zühd ve takvâ ve ubudiyeti,

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]ahlâk-ı hamîde: büyük övgülere lâyık olan güzel ahlâk[/TD]
          [TD]akabinde: devamında[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]beşârât: müjdeler[/TD]
          [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan-ı nurânî: nurlu delil[/TD]
          [TD]câmi: kapsamlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]delâil-i enfüsiye: dahilî deliller; bir insanın doğrudan kendisinde bulunan deliller[/TD]
          [TD]delâil-i âfâkiye: dış âlemde bulunan maddî deliller[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
          [TD]gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haricî: dışa ait[/TD]
          [TD]haslet: huy, özellik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hevâtif: gaybdan haber verenler[/TD]
          [TD]icabet: kabul etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]icmâ: görüş birliği[/TD]
          [TD]inşikak-ı kamer: Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]irhasat: Peygamberimizde (a.s.m.) peygamber olmadan önce görülen olağanüstü haller ve hadiseler[/TD]
          [TD]irşad eden: doğru yolu gösteren[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]içtimâ etmek: toplamak[/TD]
          [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâfi: yeterli[/TD]
          [TD]kâfil: kefil olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kütüb-ü semâviye: vahye dayanan mukaddes kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm gibi[/TD]
          [TD]mecma-ı aleyh: üzerinde ittifak edilen konu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mucip: gerektiren[/TD]
          [TD]musaddak: doğrulanan, onaylanan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mu’cize: Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri olağanüstü şey[/TD]
          [TD]mücehhez: donatılmış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mütevatir: yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan topluluklar tarafından aktarılan haber[/TD]
          [TD]nefs: kişinin kendisi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
          [TD]nezih: temiz, hoş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nuranî: aydınlık, ışık saçan[/TD]
          [TD]nübüvvet: peygamberlik, elçilik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nüzul: gökten aşağıya inme[/TD]
          [TD]reşha: “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rumuzat: işaretler[/TD]
          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]seciye: huy, karakter[/TD]
          [TD]takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tasdik: doğrulama, onay[/TD]
          [TD]tatvil-i kelâm: sözü uzatma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tebşirat-ı müteaddide: çeşitli müjdeler[/TD]
          [TD]temin: sağlama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevhid: birleme, her şeyin bir olan Allah’a ait olması[/TD]
          [TD]velâyet: velilik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziyalandırmak: aydınlatmak, parlatmak[/TD]
          [TD]zuhur eden: ortaya çıkan, görünen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zât: kişi; Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
          [TD]zâtı: kişinin kendisinde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zühd: Allah korkusuyla günahlardan kaçınıp kendini ibadete verme[/TD]
          [TD]âlem: dünya[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet[/TD]
          [TD]şehadet: şahidlik, tanıklık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şems: Güneş[/TD]
          [TD]şems-i şeriat: İslâm güneşi, yani din[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi[/TD]
          [TD]şua: ışık hüzmesi[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #800133
          Anonim


            şehadetleriyle mâlik olduğu kuvvet-i imaniyeyle musaddaktır. Ve keza, siyer-i nebeviyenin şehadetiyle derece-i vüsûku ve kemâl-i ciddiyet ve metaneti ve bütün işlerinde ve harekâtında kuvvet-i emniyeti, hakka mütemessik ve hakikate sâlik olduğunu tasdik eden kat’î delillerdir. Evet, yaprakların yeşilliği, çiçeklerin tarâvet ve güzelliği ve semerelerin tazeliği, ağacın canlı, hayatlı, hayy olduğuna sadık şahittirler.
            DÖRDÜNCÜ REŞHA: Arkadaş! Tûl-i zaman ve bu’d-i mekânın muhâkemat‑ı akliyede tesiri çoktur. Maahaza, blank.gif1 لَيْسَ الْخَبَرُ كَالْعَيَانِdüsturuna ittibâen, şu zaman ve muhitin hayalâtından çıkarak tayy-ı zaman ve mekânla, hayalen Ceziretü’l-Araba gidelim ve Medine-i Münevverede nurânî ve yüksek minber-i saadetine çıkmış, nev-i beşere hitaben irşadatta bulunan o zât-ı muallâyı bizzat görüp sözlerini dinlemeliyiz.

            İşte, hayalen oraya gittik. Bak, harika bir surette hüsn-ü suret ile hüsn-ü sîreti cem eden o mürşid-i umumî, o hatîb-i kudsî, cevâhir dolu bir kitab-ı mu’cizülbeyan eline alarak, bütün insanlara mele-i âlâdan nâzil olan bir hutbe-i ezeliyeyi okuyor. Ve bütün benî Âdemi ve cinleri ve mevcudatı dinletiyor. Evet, pek büyük bir emirden haber veriyor. Hilkat-i âlemin acip muammâsını açıyor. Kâinatın sırr-ı hikmetine dair tılsımı açıyor. Felsefe ve fenn-i hikmetin, nev-i beşere,

            [NOT]Dipnot-1 Haber, gözle görmeye benzemez, ikisi aynı şey değildir.
            [/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Ceziretü’l-Arab: (bk. bilgiler – Arap Yarımadası)[/TD]
            [TD]Medine-i Münevvere: (bk. bilgiler – Medine)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
            [TD]benî Âdem: Âdemoğulları; insanlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bizzat: doğrudan, aracısız olarak[/TD]
            [TD]bu’d-i mekân: mekânın uzaklığı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cem eden: toplayan, bir araya getiren[/TD]
            [TD]cevâhir: her birisi paha biçilmez değer taşıyan mücevherler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]derece-i vüsûk: güvenilirlik derecesi[/TD]
            [TD]düstur: kâide, kural[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fenn-i hikmet: varlıklardaki hikmetleri araştıran ilim, felsefe[/TD]
            [TD]hak: doğru gerçek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
            [TD]harekât: hareketler, davranışlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hatib-i kudsî: insanlara hak ve hakikatleri anlatan kutsal hatip[/TD]
            [TD]hayalen: hayal ederek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hayalât: hayaller[/TD]
            [TD]hayy: diri, canlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hilkat-i âlem: varlıklar âleminin yaratılışı[/TD]
            [TD]hitaben: hitap ederek, seslenerek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hutbe-i ezeliye: ezelî hutbe; Ezelî olan Allah’ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur’ân[/TD]
            [TD]hüsn-ü suret: dış görünüş güzelliği[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hüsn-ü sîret: ahlâk ve sıfat güzelliği[/TD]
            [TD]irşadat: irşadlar; doğru yolu gösteren nasihat ve emirler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ittibâen: tâbi olarak[/TD]
            [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kemâl-i ciddiyet: tam bir ciddiyet[/TD]
            [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kitab-ı mu’cizülbeyan: açıklama ve izahları mu’cize olan kitap[/TD]
            [TD]kuvvet-i emniyet: güven verme özelliği[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren[/TD]
            [TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mele-i âlâ: en yüce ve yüksek meclis[/TD]
            [TD]metanet: sağlamlık, kararlılık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
            [TD]minber-i saadet: Hz. Peygamber’in (a.s.m.) saadet kaynağı olan yüce makâmı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muammâ: anlaşılması zor olan sır[/TD]
            [TD]muhit: çevre, etraf[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhâkemat-ı akliye: akıl yürütmeler, değerlendirmeler[/TD]
            [TD]musaddak: doğrulanmış, onaylanmış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâlik: sahip[/TD]
            [TD]mürşid-i umumî: bütün insanlığı irşad edip doğru yolu gösteren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mütemessik: sıkı sıkıya yapışan; bağlanan[/TD]
            [TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nurânî: nurlu, etrafına nur saçan[/TD]
            [TD]nâzil olan: inen, indirilen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]reşha: “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
            [TD]sadık: doğru[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]semere: meyve[/TD]
            [TD]siyer-i nebeviye: Peygamberimizin hayatı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
            [TD]sâlik: bir yola giren, bir yolda gitmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sırr-ı hikmeti: gayelerinin esprisi[/TD]
            [TD]tarâvet: tazelik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tayy-ı zaman ve mekân: zaman ve mekân sınırlarını ortadan kaldırma[/TD]
            [TD]tûl-i zaman: uzun zaman dilimi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tılsım: sır, gizli gerçek[/TD]
            [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zât-ı muallâ: yüce zât[/TD]
            [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #800134
            Anonim


              “Siz kimlersiniz? Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz?” diye irad ettiği akılları acz ve hayrette bırakan üç suale cevap veriyor.

              BEŞİNCİ REŞHA: Arkadaş! Şu zât-ı nuranî (a.s.m.), mürşid-i imânî, Resûl-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) bak, nasıl neşrettiği hakikatin nuruyla, hakkın ziyasıyla, nev-i beşerin gecesini gündüze, kışını bahara çevirerek, âlemde yaptığı inkılâp ile âlemin şeklini değiştirerek nuranî bir şekle sokmuştur. Evet, o zâtın nuranî güzelliğiyle kâinata bakılmazsa, kâinat bir mâtem-i umumî içinde görünecekti. Bütün mevcudat birbirine karşı ecnebî ve düşman durumunda bulunacaktı. Cemâdat, birer cenaze suretini gösterecekti. Hayvan ve insanlar, eytam gibi zeval ve firakın korkusundan vâveylâlara düşeceklerdi. Ve kâinata, harekâtıyla, tenevvüüyle ve tagayyüratıyla, nukuşuyla tesadüfe bağlı bir oyuncak nazarıyla bakılacaktı. Bilhassa insanlar, hayvanlardan daha aşağı, zelil ve hakir olacaklardı.

              İşte, o zâtın telkin ettiği iman nazarıyla kâinata bakılmadığı takdirde, kâinat böyle korkunç, zulümatlı bir şekilde görünecekti. Fakat o mürşid-i kâmilin gözüyle ve iman gözlüğüyle bakılırsa, her taraf nurlu, ziyadar, canlı, hayatlı, sevimli, sevgili bir vaziyette arz-ı dîdâr edecektir.

              Evet, kâinat iman nuruyla mâtem-i umumî yeri olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur. Birbirine düşman telâkki edilen mevcudat, birbirine ahbap ve kardeş olmuşlardır. Cenaze ve ölü şeklini gösteren cemâdat, ünsiyetli birer hayattar ve lisan-ı haliyle Hâlıkının âyâtını nâtık birer musahhar memuru şekline giriyorlar. Ağlayan, müteşekkî ve eytam kıyafetinde görünen insan, ibadetinde zâkir, Halıkına şâkir sıfatını takınıyor. Ve kâinatın harekât, tenevvüat, tagayyürat ve nukuşu abesiyetten kurtuluyor. Rabbânî mektuplar,

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
              [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Rabbânî: her şeyin Rabbi olan Allah’a ait[/TD]
              [TD]Resûl-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
              [TD]acz: âcizlik, zayıflık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ahbap: dostlar, sevgililer[/TD]
              [TD]arz-ı dîdâr: nazarlara sunma, güzelliğini gösterme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
              [TD]cemâdat: cansız varlıklar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
              [TD]eytam: yetimler, yetim kalanlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]firak: dostlardan ayrılık[/TD]
              [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
              [TD]hakir: hor ve değersiz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]harekât: hareketler, sürekli meydana gelen değişmeler[/TD]
              [TD]hayattar: canlı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]inkılâp: değişim[/TD]
              [TD]irad etmek: sunmak, söylemek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren[/TD]
              [TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mescid-i zikir ve şükür: Allah’ın isim ve sıfatlarının sürekli anıldığı, verdiği sonsuz nimetler için şükredildiği mekân[/TD]
              [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]musahhar: boyun eğerek itaatte bulunan[/TD]
              [TD]mâtem-i umumî: herkesin yas tutması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mürşid-i imânî: insanlara iman hakikatlerini gösteren ve onları doğru yola ileten[/TD]
              [TD]mürşid-i kâmil: insanları hakikî mânâda irşad eden, hakikatleri ders veren mürşid; Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müteşekkî: şikâyet eden; şikâyetçi[/TD]
              [TD]nazar: bakış açısı, görüş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
              [TD]neşretmek: yaymak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nukuş: nakışlar, işlemeler[/TD]
              [TD]nur: aydınlık, ışık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nuranî: aydınlık, ışık saçan[/TD]
              [TD]nurlu: aydınlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nâtık: konuşan[/TD]
              [TD]reşha: “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sual: soru[/TD]
              [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
              [TD]tagayyürat: değişmeler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]telkin etmek: fikir aşılamak, öğüt vermek[/TD]
              [TD]telâkki edilen: kabul edilen; düşünülen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tenevvü: çeşitlilik[/TD]
              [TD]tenevvüat: çok çeşitlilik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
              [TD]vâveylâ: çığlık, feryad[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zelil: aşağı, alçak[/TD]
              [TD]zeval: geçip gitme, yok olup gitme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ziya: ışık[/TD]
              [TD]ziyadar: ışıklı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zulümat: karanlık[/TD]
              [TD]zâkir: zikreden, Allah’ı anan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zât: kişi; Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
              [TD]zât-ı nuranî: etrafına nur saçan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyât: âyetler, deliler[/TD]
              [TD]ünsiyetli: cana yakın, dost[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şâkir: Allah’a şükreden[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #800135
              Anonim


                âyat-ı tekviniyeye sahifeler, esmâ-i İlâhiyeye ayineler suretine inkılâp ederler.

                Hülâsa: İman nuruyla âlem öyle terakki eder ki, “Hikmet-i Samedâniye Kitabı” namını alıyor. Ve insan, zelil ve fakir ve âciz hayvanların sırasından çıkar; zaafının kuvvetiyle, aczinin kudretiyle, ubudiyetinin şevketiyle, kalbinin şuaıyle, aklının haşmet-i imaniyesiyle hilâfet ve hâkimiyetin zirvesine yükselmiştir. Hattâ acz, fakr, ihtiyaç ve akıl onun sukutuna esbab iken, suud ve yükselmesine sebep olurlar. Zulmetli, karanlıklı bir mezar-ı ekber suretinde görünen zaman-ı mazi, enbiya ve evliyanın ziyasıyla ziyadar ve nuranî görünmeye başlar. Karanlıklı gece şeklinde olan istikbal, Kur’ân’ın ziyasıyla tenevvür eder, Cennetin bostanları şekline girer. Buna binaen, o zât-ı nurânî olmasaydı, kâinat da, insan da, herşey de adem hükmünde kalır, ne kıymeti olur ve ne ehemmiyeti kalırdı.

                Binaenaleyh, bu kadar garip, acip, güzel kâinat için böyle tarifat ve teşrifatçı bir mürşid-i harika lâzımdır. “Eğer bu zât (a.s.m.) olmasaydı kâinat da olmazdı” meâlinde blank.gif1 لَوْلاَكَ لَوْلاَكَ لَمَا خَلَقْتُ اْلاَفْلاَكَolan hadis-i kudsî şu hakikatı tenvir ediyor.

                ALTINCI REŞHA: Arkadaş! O hutbe-i ezeliyeyi okuyan zât, kâinatın kemâlâtını keşfeden canlı bir güneştir; saadet-i ebediyeyi ihbar ve tebşir ediyor. Nihayetsiz


                [NOT]Dipnot-1 Ali el-Kàri, Şerhü’ş-Şifâ, 1:6; Aclunî, Keşfü’l-Hafâ, 2:164.

                [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Hikmet-i Samedâniye Kitabı: hiç kimseye muhtaç olmayan Allah’ın, bir kitap misâli, bütün hikmetlerini sergilediği kâinat ve varlıklar âlemi[/TD]
                [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]esbab: sebebler[/TD]
                [TD]esmâ-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın isimleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]evliya: Allah dostları, velîler[/TD]
                [TD]fakr: fakirlik, muhtaçlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hadis-i kudsî: mânâsı Allah tarafından Peygamberimize (a.s.m.) ilham edilen, kelimeleri Peygamberimize (a.s.m) ait olan hadis[/TD]
                [TD]hakikat: bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haşmet-i imaniye: imandan kaynaklanan büyüklük, görkem[/TD]
                [TD]hilâfet: halifelik; insanların yeryüzünde Allah’ın halifesi oluşu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hutbe-i ezeliye: ezelî hutbe; Kur’ân-ı Kerim[/TD]
                [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hükmünde kalmak: benzer bir şeyle aynı hükümde olmak[/TD]
                [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihbar etmek: haber vermek[/TD]
                [TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istikbal: gelecek[/TD]
                [TD]kemâlât: mükemmel özellikler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]keşfeden: açığa çıkaran[/TD]
                [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren[/TD]
                [TD]mezar-ı ekber: çok büyük mezar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meâlinde: mânâsında[/TD]
                [TD]mürşid-i harika: en harika bir şekilde insanlara yol gösteren ve rehberlik yapan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nam almak: adını taşımak[/TD]
                [TD]nuranî: aydınlık, ışık saçan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]reşha: “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
                [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sukut: düşüş[/TD]
                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]suud: yükselme[/TD]
                [TD]tarifat ve teşrifatçı: tarif eden ve yönlendiren rehber[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tebşir etmek: müjdelemek[/TD]
                [TD]tenevvür etmek: nurlanmak, aydınlanmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tenvir etmek: aydınlatmak, nurlandırmak[/TD]
                [TD]terakki etmek: yükselmek, ilerlemek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ubudiyet: kulluk, ibadet[/TD]
                [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zaman-ı mazi: geçmiş zaman[/TD]
                [TD]zelil: aşağı, alçak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zirve: doruk, en üst aşama[/TD]
                [TD]ziya: ışık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ziyadar: ışık saçan, aydınlatan
                [/TD]
                [TD]zulmet: karanlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zât: Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                [TD]zât-ı nuranî: etrafını nûrlandıran ve aydınlatan zât; Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
                [TD]âlem: dünya[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âyat-ı tekviniye: yaratılışa ait deliller, bütün varlıklar[/TD]
                [TD]şevket: büyüklük, haşmet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şua: ışık, parıltı[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #800136
                Anonim


                  rahmeti keşfetmiş, ilân ediyor. Saltanat-ı Rububiyetin mehâsininin dellâlı ve esmâ-i İlâhiyenin gizli definelerinin keşşâfıdır.

                  Evet, o zât (a.s.m.) vazifesi itibarıyla, hakkın burhanı, hakikatın ziyası, hidayetin güneşi, saadetin vesilesidir. Şahsiyet ve hüviyet cihetiyle, muhabbet-i Rahmâniyenin misali, rahmet-i Rabbâniyenin timsali, hakikat-i insaniyenin şerefi, şecere-i hilkatin en kıymettar ve kıymetli bahâdar bir semeresidir. Tebliğ ettiği dini de harika bir sür’atle şark ve garbı ihata etmiş, nev-i beşerin beşte biri kabul etmiştir. Acaba böyle bir zâtın dâvâlarında nefis ve şeytanın münakaşa ve itirazlarına bir imkân var mıdır?


                  YEDİNCİ REŞHA: Arkadaş! O zâtı harekete getirip o inkılâpları kendisine yaptıran ancak bir kuvve-i kudsiyedir. Evet, bilhassa Ceziretü’l-Arabda yaptığı inkılâp ve icraata bak:

                  O sahralarda, o çöllerde, âdetlerini muhafazada çok mutaassıp ve asabiyetlerinde fevkalâde inatçı ve kasâvet-i kalb ve merhametsizlikte emsalsiz ve hattâ diri diri kızlarını toprağa gömüp öldürürlerken müteessir bile olmayan pek çok vahşî kavimler oturmakta idiler. O zât-ı nuranî, kısa bir zamanda, o kavimlerin ahlâk-ı seyyielerini kaldırarak ahlâk-ı hasene ile tebdil ettirdi. Hattâ, o zât-ı mürşidin (a.s.m.) telkin ettiği iman nuru sayesinde, o vahşî insanlar, insan âleminde insanlara muallim oldular. Ve medeniyet dünyasında, medenîlere üstad oldular. O zâtın (a.s.m.) şu kadar geniş ve azîm saltanatı, yalnız zahirî bir saltanat



                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Ceziretü’l-Arab: (bk. bilgiler – Arap Yarımadası)[/TD]
                  [TD]ahlâk-ı hasene: güzel ahlâk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ahlâk-ı seyyie: kötü ahlâk[/TD]
                  [TD]asabiyet: ırkçılık, kendi akraba ve milletini aşırı derecede kayırma gayreti[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]azîm: büyük, yüce[/TD]
                  [TD]bahâdar: kıymetli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                  [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                  [TD]define: hazine, gizli servet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dellâl: duyurucu, ilân edici[/TD]
                  [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]emsalsiz: benzersiz[/TD]
                  [TD]esmâ-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın isimleri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fevkalâde: olağanüstü, çok güzel[/TD]
                  [TD]hakikat: bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikat-i insaniye: insanın gerçek mahiyeti[/TD]
                  [TD]hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hüviyet: şahsiyet, kişilik[/TD]
                  [TD]icraat: faaliyet, iş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihata etmek: kuşatmak[/TD]
                  [TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]itibarıyla: özelliğiyle[/TD]
                  [TD]kasâvet-i kalb: kalb sertliği, kalb katılığı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kavim: topluluk[/TD]
                  [TD]keşfetmek: açığa çıkarmak, göstermek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]keşşâf: keşfeden, gizli şeyleri bulup meydana çıkaran[/TD]
                  [TD]kuvve-i kudsiye: kudsî kuvvet; kaynağı Allah’tan gelen güç[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                  [TD]medeniyet: uygarlık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]medenî: çağdaş, uygar[/TD]
                  [TD]mehâsin: güzellikler, iyilikler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]misal: örnek, benzer[/TD]
                  [TD]muallim: öğreten, yetiştiren[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhabbet-i Rahmâniye: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah’a duyulan sevgi[/TD]
                  [TD]muhafaza: koruma, saklama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mutaassıp: tutucu, inanç veya geleneklerine aşırı derecede bağlı[/TD]
                  [TD]müteessir olma: etkilenme, tesiri altında kalma, üzülme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                  [TD]nev-i beşer: insanlık türü, insanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                  [TD]nur: aydınlık, ışık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
                  [TD]rahmet-i Rabbâniye: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın merhamet ve şefkati[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]reşha: “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
                  [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sahra: çöl[/TD]
                  [TD]saltanat: egemenlik, hâkimiyet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                  [TD]semere: meyve[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sür’at: hız[/TD]
                  [TD]tebdil etmek: değiştirmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tebliğ etmek: bildirmek, sunmak[/TD]
                  [TD]telkin etmek: fikir aşılamak, öğüt vermek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]timsal: görüntü, yansıma[/TD]
                  [TD]vahşî: medenî olmayan, kaba[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vesile: aracı[/TD]
                  [TD]zahirî: açık, görünürde[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ziya: ışık, aydınlık[/TD]
                  [TD]zât: kişi; Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zât-ı mürşid: doğru yolu gösteren, Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                  [TD]zât-ı nuranî: etrafını nûruyla aydınlatan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âdet: alışkanlık, örf[/TD]
                  [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şark ve garp: doğu ve batı[/TD]
                  [TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #800138
                  Anonim


                    değildir. Daha geniş ve daha derin yerde saltanat-ı bâtıniyesi vardır ki, bütün kalbleri ve akılları kendisine cezb ve celb etmiştir. Ve bütün ruhları ve nefisleri teshir etmiştir ki, kalblere mahbub, akıllara muallim ve tenvir edici ve nefislere mürebbî ve ruhlara sultan olmuş ve olmaktadır.

                    SEKİZİNCİ REŞHA: Arkadaş! Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, birşeyi tiryakisinden ref etmek pek zahmettir. Hattâ büyük bir hâkim, büyük bir azimle, küçük bir kavimde itiyad edilen bir hasleti kaldırmakta büyük müşkilâta rastgelir. Halbuki bu zât-ı nuranî, pek çok âdetleri, pek çok asabî, inatçı kavimlerden, cüz’î bir kuvvetle, kısa bir zamanda kaldırarak, yerlerini yüksek, nezih ahlâk ve âdetlerle doldurmuştur.

                    Evet, Hazret-i Ömer İbnü’l-Hattâb’ın (radıyallahü teâlâ anh) İslâmiyetten evvel ve sonraki halleri bu meseleye güzel bir misaldir. Bunun gibi, icraat-ı esasiyesinden binlerce harikalar vardır. O zâtın, o zamandaki icraatına harika diyoruz. Acaba bu zamanın yüzlerce feylesofları, o zamanda, o vahşet-âbâd cezireye gidip, pek uzun zamanlarda o vahşîleri ıslah için çalışsalar, o zât-ı mürşidin bir senede muvaffak olduğu kadar, onlar elli senede muvaffak olabilirler mi? Hâşâ!

                    DOKUZUNCU REŞHA: Arkadaş! Aklı başında olan bir adam münazaralı dâvâlarda yalan söyleyemez. Çünkü, bilâhare yalanının açığa çıkıp mahcup olmasından korkar. Ve keza, bir insan yalan söylediği takdirde pervasız, lâübâli bir tarzda söyleyemez. Ve keza, serbest, heyecanlı söylenmesine girişemez velev âdi bir mesele, küçük bir cemaat içinde, küçük bir vazifede bulunan küçük bir şahıs olsun. Acaba büyük bir vazifeyle vazifedar, pek büyük bir meselede, pek büyük bir şeref ve haysiyet sahibi, pek büyük bir cemaat içinde, pek şedit hasımların karşısında iddia ettiği bir dâvâda yalan ve hilâf-ı hakikat söyleyebilir mi?

                    İşte, o zât-ı nurânî, okuduğu o hutbe-i ezeliyeyi öyle bir tarzla okuyor; ne tereddüdü

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Hazret-i Ömer İbnü’l-Hattâb: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)][/TD]
                    [TD]ahlâk: huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutum ve tavrı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]asabî: sinirli[/TD]
                    [TD]azim: kesin karar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilâhare: daha sonra[/TD]
                    [TD]cemaat: topluluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cezb ve celb etmek: bir şeyi çekmek[/TD]
                    [TD]cezire: yarımada[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cüz’î: küçük; ferdî[/TD]
                    [TD]evvel: önce[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]filozof: felsefe ile uğraşan, felsefeci[/TD]
                    [TD]haslet: huy, özellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hasım: düşman[/TD]
                    [TD]haysiyet: itibar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hilâf-ı hakikat: gerçeğe aykırı[/TD]
                    [TD]hutbe-i ezeliye: ezelî hutbe; Allah’ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur’ân[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâkim: hükmeden, idareci[/TD]
                    [TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icraat: faaliyet, iş[/TD]
                    [TD]icraat-ı esasiye: temel faaliyetler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]itiyad edilen: alışkanlık hâline gelen[/TD]
                    [TD]kavim: topluluk, millet[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                    [TD]lâübâli: saygısız, çekinmesi olmayan, dikkatsiz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahbub: sevgili[/TD]
                    [TD]mahcup olmak: utanmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]misal: örnek, benzer[/TD]
                    [TD]muallim: öğreten, yetiştiren[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muvaffak olmak: başarmak[/TD]
                    [TD]münazara: tartışma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mürebbî: terbiye edici, eğitici[/TD]
                    [TD]müşkilât: zorluklar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
                    [TD]nezih: temiz, pâk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]pervasız: korkusuz[/TD]
                    [TD]radıyallahü teâlâ anh: Allah ondan razı olsun[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ref etmek: ortadan kaldırmak[/TD]
                    [TD]reşha: “sızıntı ” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]saltanat: egemenlik, hâkimiyet[/TD]
                    [TD]saltanat-ı bâtıniye: insanların iç dünyalarında kurulan hâkimiyet, egemenlik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tenvir etmek: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
                    [TD]teshir etmek: boyun eğdirmek; etkisi altına almak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tiryaki: bağımlı[/TD]
                    [TD]vahşet-âbâd: vahşetlerle dolu[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vahşî: medenî olmayan, kaba[/TD]
                    [TD]vazifedar: görevli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]velev: eğer, gerçi[/TD]
                    [TD]zahmet: zorluk, sıkıntı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zât-ı mürşid: insanlara doğru yolu gösteren, Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                    [TD]zât-ı nurânî: etrafını nuruyla aydınlatan zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âdet: alışkanlık[/TD]
                    [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ıslah: düzelme, iyileşme[/TD]
                    [TD]şedit: çok şiddetli[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #800139
                    Anonim


                      var, ne hicabı, ne korkusu var, ne teessürü… Hem samimî bir safa-i kalble, hâlis bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokundurmak üzere, akıllarını tezyif, nefislerini tahkir edip izzetlerini kırıyor. Acaba böyle bir dâvâda, böyle bir makamda, böyle bir şahıstan zerre miskal bir hilenin bu meseleye karışmasına imkân var mıdır? Hâşâ!

                      blank.gif1 اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحٰى Evet, hak hileye muhtaç değil; hakkı söylemekte hile ve iğfal ihtimali yoktur. Hakikati gören bir nazar halkı iğfal etmez, hilâf-ı hakikat söylemez, hayal ile hakikati temyiz eder; aralarında iltibas olamaz.

                      ONUNCU REŞHA: Arkadaş! O zât-ı mürşid, nev-i beşeri korkutmak için pek müthiş hakikatlerden bahsediyor. Ve insanları tebşir için, kalbleri cezb ve akılları celb eden meselelerden haber veriyor.

                      Yahu! Hakaik ve garaibi keşif için insanlarda öyle bir şevk, öyle bir merak vardır ki, garip bir hakikati keşif yolunda canlarını, mallarını feda ediyorlar. Bu zâtın (a.s.m.) keşf ve ihbar ettiği hakaike ne için ehemmiyet vermiyorlar? Halbuki, bütün enbiyâ ve evliyâ ve sıddıkîn gibi ehl-i şuhud ve ashab-ı ihtisas, bilittifak o zâtı tasdik etmiş ve ediyorlar.

                      Bu zât (a.s.m.), öyle bir Sultanın şuûnundan bahsediyor ki, kamer Onun mülkünde bir sinek gibidir. Acip harikalardan bahsettiği gibi, pek müthiş infilâk ve inkılâplardan da haber veriyor. Bakınız: O hutbe-i ezeliyede,

                      اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْblank.gif2 اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ blank.gif3 اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَا blank.gif4

                      gibi tilâvet ettiği âyetlere dikkat ediniz.


                      [NOT]Dipnot-1 “O ancak kendisine vahyolunanı söyler.” Necm Sûresi, 53:4.
                      Dipnot-2 “Güneş dürülüp toplandığında.” Tekvir Sûresi, 81:1.
                      Dipnot-3 “Gök yarıldığı zaman.” İnfitar Sûresi, 82:1.
                      Dipnot-4 “Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır.” Zilzâl Sûresi, 99:1.
                      [/NOT]


                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Sultan: otorite, kudret ve egemenlik sahibi olan Allah[/TD]
                      [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ashab-ı ihtisas: ihtisas sahibi olan uzman kişiler[/TD]
                      [TD]bilittifak: görüş birliği sağlanmak sûretiyle[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]celb eden: kendi tarafına çeken[/TD]
                      [TD]cezb: çekme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehl-i şuhud: gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gören kimseler[/TD]
                      [TD]enbiyâ: peygamberler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]evliyâ: Allah dostları[/TD]
                      [TD]garaib: hayret verici şeyler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]garip: tuhaf[/TD]
                      [TD]hak: doğru gerçek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakaik: gerçekler, doğrular[/TD]
                      [TD]hakikat: herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hasım: düşman[/TD]
                      [TD]hicab: utanma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hile: aldatma[/TD]
                      [TD]hilâf-ı hakikat: gerçeğe aykırı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hutbe-i ezeliye: ezelî hutbe; Allah’ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur’ân[/TD]
                      [TD]hâlis: içten, katıksız, samimi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
                      [TD]ihbar etmek: haber vermek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iltibas: farkını bilemeyip karıştırma[/TD]
                      [TD]infilâk: patlama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
                      [TD]izzet: değer, itibar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iğfal: gaflete düşürerek kandırma, aldatma[/TD]
                      [TD]kamer: ay[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]keşif: gizli bir şeyi açığa çıkarma[/TD]
                      [TD]miskal: yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mülk: sahip olunan şey[/TD]
                      [TD]müthiş: dehşet veren[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nazar: bakış, düşünce[/TD]
                      [TD]nefis: insanın kendisi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
                      [TD]reşha: “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]safa-i kalp: bütün kirlerden arınmış bir kalp[/TD]
                      [TD]sıddıkîn: daima doğruluk üzere olan ve Allah’a ve peygambere bağlı yaşayan büyük insanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahkir etmek: aşağılamak[/TD]
                      [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tebşir: müjde vermek[/TD]
                      [TD]teessür: bir başkasının tesirinde kalma, etkilenme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]temyiz etmek: birbirinden ayırmak[/TD]
                      [TD]tereddüd: kararsızlık, şüphe[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tezyif: hakaret, küçük düşürme[/TD]
                      [TD]tilâvet etmek: okumak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zerre: atom [/TD]
                      [TD]zât-ı mürşid: doğru yolu gösteren zât, Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şevk: çok arzu, şiddetli istek[/TD]
                      [TD]şuûn: hâller, işler; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #800195
                      Anonim


                        Ve beşer için öyle bir istikbalden haber veriyor ki, dünyevî istikbal ona nisbeten bir katre hükmündedir. Ve öyle bir saadetten müjde veriyor ki, dünya saadetleri ona nazaran rüyalar gibi olur. Evet, bu kâinatın perdesi altında çok acaip şeyler vardır, bizleri bekliyorlar. Biz de onları intizar ediyoruz. Binaenaleyh, o acaibi görüp bize keyfiyetlerini hikâye etmek için hârikulâde bir insan lâzımdır ki, o harika garaibi görsün ve gördüğü gibi bize de söylesin.

                        Ve keza, o zât, Hâlıkımızın bizden talep ettiği şeylerden bahsediyor ve çok hakikatlerden, meselelerden haber veriyor ki, onlardan kurtuluş yoktur. Feyâ acaba! Ekser-i nâs neden böyle hak şeylerden göz yumuyorlar, hakikatlerden kulak tıkıyorlar?

                        ON BİRİNCİ REŞHA: Arkadaş! Şu minber-i âlide hutbe-i ezeliyeyi okuyan ve şahsiyet-i mâneviyesiyle bizlere meşhud ve yüksek şuûnatıyla âlemde meşhur olan zât-ı nurânî, (a.s.m.) vahdaniyet-i İlâhiyeye bir burhan-ı sâdık-ı nâtık ve tevhidin hakikat olduğuna bir delil-i hak ve saadet-i ebediyenin de vücuda gelmesine kat’î bir delil ve zahir bir burhandır.

                        Ve keza, o zât, insanları hidayete davet etmekle saadet-i ebediyenin husulüne sebep olduğu gibi, vüsulüne de sebeptir.

                        Ve keza, o zât, duasıyla, ubudiyetiyle o saadetin vücuduna ve icadına vesiledir. Evet, bak: O zât, nev-i beşere imamdır. Mescidi, yalnız Ceziretü’l-Arab değildir, küre-i arzdır. Cemaati de yalnız o zamanın insanları değildir. Belki Âdem zamanından kıyamete kadar herbir asrın halkı bir saf olup, bütün asırlar safları onun arkasında, onun duasına “Âmin” diyorlar.

                        Bilhassa o zât, o cemaat-ı uzmâda umum zevilhayata şâmil pek şedit bir ihtiyac-ı azîm için dua eder. Ve onun duasına, yalnız o cemaat değil, belki arz ve

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Ceziretü’l-Arab: (bk. bilgiler – Arap Yarımadası)[/TD]
                        [TD]Hâlık: her şeyi var eden yaratıcı Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]acaip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                        [TD]arz: yeryüzü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]asır: yüzyıl[/TD]
                        [TD]beşer: insan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
                        [TD]burhan-ı sâdık-ı nâtık: doğru konuşan delil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemaat: topluluk[/TD]
                        [TD]cemaat-ı uzmâ: büyük cemaat, topluluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]delil-i hak: hak delil[/TD]
                        [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ekser-i nâs: çoğu insanlar[/TD]
                        [TD]feyâ acaba!: “Yahu” gibi bir mânaya gelir, hayret ifade eder.[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]garaib: tuhaf, hayret verici şeyler[/TD]
                        [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat: herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
                        [TD]hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]husul: meydana gelme[/TD]
                        [TD]hutbe-i ezeliye: ezelî hutbe; Kur’ân-ı Kerim[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hârikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı derecede[/TD]
                        [TD]hükmünde: benzer bir şeyle aynı hükmü taşıyan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]icad: var edilme, yaratılma[/TD]
                        [TD]ihtiyac-ı azîm: büyük ihtiyaç[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]intizar etmek: beklemek[/TD]
                        [TD]istikbal: gelecek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                        [TD]katre: damla[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]keyfiyet: nitelik, özellik[/TD]
                        [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
                        [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meşhud: görünen, bilinen[/TD]
                        [TD]minber-i âli: yüksek, yüce minber[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
                        [TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nisbeten: kıyasla, oranla[/TD]
                        [TD]reşha: “sızıntı” mânâsını taşıyan başlıklardan her birisi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                        [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluğun yaşanacağı Cennet hayatı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]saf: sıra ile uzun uzadıya dizilmek[/TD]
                        [TD]talep etmek: istemek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tevhid: birleme, her şeyin bir olan Allah’a ait olması[/TD]
                        [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                        [TD]vahdaniyet-i İlâhiye: Allah’ın bir ve tek olması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vesile: aracı[/TD]
                        [TD]vücud: varlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vücuda gelmek: ortaya çıkmak, meydana gelmek[/TD]
                        [TD]vüsul: kavuşma, erişme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zahir: açık, görünen[/TD]
                        [TD]zevilhayat: canlılar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zât-ı nurânî: nuranî zât; Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                        [TD]Âdem: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem: dünya[/TD]
                        [TD]âmin: “Allah’ım kabul eyle”[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şahsiyet-i mâneviye: manevî şahsiyet; bir kimsenin temsil ettiği makam ve mevkiye ait kişiliği, taşıdığı meziyetleri[/TD]
                        [TD]şedit: çok şiddetli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şuûnat: hâller, işler, temel özellikler; Hz. Peygamber’de (a.s.m.) bulunan temel vasıflar[/TD]
                        [TD]şâmil: içine alan[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #800196
                        Anonim


                          semâ ve bütün mevcudat “Âmin” söyler. Yani, “Yâ Rabbenâ! onun duasını kabul eyle. Biz de o duayı ediyoruz. Biz de onun talep ettiğini talep ediyoruz.”

                          Bilhassa, o cemaat-i uzmâ önünde kıldırdığı namazda, öyle bir tazarru ve tezellül ile, öyle bir iştiyakla, öyle bir hüzünle niyaz ve dua eder ki, kâinat bile heyecana gelir, o zâtın duasına iştirâk eder. Evet, öyle bir maksat için niyaz eder ki, eğer o maksat husule gelmezse, yalnız mahlûkat değil, âlem bile kıymetsiz kalır, esfel-i sâfilîne düşer. Çünkü, o zâtın matlubuyla mevcudat yüksek kemâlâta erişir.

                          Acaba o zât, o matlubu kimden istiyor? Evet, öyle bir Zâttan talep eder ki, en gizli ve en küçük bir hayvanın cüz’î bir ihtiyacı için lisan-ı haliyle yaptığı duayı işitir, kabul eder, ihtiyacını yerine getirir. Ve keza, en ednâ bir emeli, en ednâ bir gaye için, en ednâ bir zîhayatta görür ve onu ona yetiştirmekle ikram ve merhamet eder. Bu duaların neticesinde yapılan terbiye ve tedbirler öyle bir intizamla cereyan eder ki, o terbiyelerin ancak bir Semî’ ve Basîr, bir Alîm ve Hakîmden olduğuna şüphe bırakmaz.

                          Acaba o zât, o minberde Arşa müteveccihen ellerini kaldırarak yaptığı dua ile ne istiyor ki bütün mahlûkat “Âmin” söylüyor?

                          Evet, o zât, Cenâb-ı Hakkın rızasını ve Cennette mülâkat ve rüyetiyle saadet-i ebediyeyi istiyor. Bu istenilen şeylerin icadına rahmet, hikmet, adalet gibi sayısız esbap olmadığı takdirde, o zât-ı nurânînin tek duası ve tazarru ile niyaz etmesi, Cennetin icadına ve îtâsına kâfidir. Binaenaleyh, o zâtın risaleti, imtihan ve ubudiyet için şu dünyanın kurulmasına sebep olduğu gibi, o zâtın ubudiyetinde yaptığı dua, mükâfat ve mücâzat için dâr-ı âhiretin îcadına sebep olur.

                          Evet, bu yüksek intizam ve geniş rahmet ve güzel san’at ve kusursuz cemâl ile zulüm ve çirkinlik arasında tezat vardır. İçtimaları mümkün değildir.

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
                          [TD]Arş: Allah’ın hüküm ve egemenliğinin tecelli ettiği yer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Basîr: her şeyi gören Allah[/TD]
                          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Hakîm: her işini hikmetle yapan Allah[/TD]
                          [TD]Semî’: herşeyi duyan ve işiten Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Yâ Rabbenâ: ey Rabbimiz[/TD]
                          [TD]adalet: hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cemaat-i uzmâ: büyük cemaat, topluluk[/TD]
                          [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
                          [TD]cüz’î: ferdî, küçük[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dâr-ı âhiret: âhiret âlemi[/TD]
                          [TD]ednâ: basit, küçük[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                          [TD]esbap: sebepler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı[/TD]
                          [TD]hikmet: gaye fayda[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]husule gelmek: meydana gelmek[/TD]
                          [TD]ikram: bağış, ihsan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                          [TD]içtima: toplanma, bir araya gelme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iştirâk etmek: katılmak[/TD]
                          [TD]iştiyak: şiddetli arzu ve istek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kemâlât: mükemmel özellik ve dereceler[/TD]
                          [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                          [TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mahlûkat: yaratılmış varlıklar[/TD]
                          [TD]matlub: istek, arzu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]merhamet: şefkat, acıma[/TD]
                          [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]minber: câmide hutbe okunan yer[/TD]
                          [TD]mücâzat: cezalandırma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mükâfat: ödül[/TD]
                          [TD]mülâkat: kavuşma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müteveccihen: yönelmiş olarak[/TD]
                          [TD]niyaz: dua etme, yalvarıp yakarma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rahmet: merhamet ve şefkat[/TD]
                          [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rüyet: Allah’ın cemâlini görme[/TD]
                          [TD]rıza: memnuniyet, hoşnut olma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                          [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]talep etmek: istemek[/TD]
                          [TD]tazarru: dua, yakarış[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
                          [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tezat: zıtlık[/TD]
                          [TD]tezellül: Allah’ın huzûrunda boyun büküp yalvarma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                          [TD]zulüm: haksızlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zât-ı nurânî: nûrânî zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                          [TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âlem: dünya[/TD]
                          [TD]âmin: “Allah’ım kabul eyle”[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]îcad: var etme, yaratma[/TD]
                          [TD]îtâ: aynen tekrar edilme, verilme[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #800198
                          Anonim


                            Evet, ednâ bir sesi, ednâ bir kimseden, âdi bir iş için işitip kabul etmekle, en yüksek bir savtı, en büyük bir iş için işitip kabul etmemek, emsalsiz bir kubh ve çirkinlik ve bir kusurdur. Bu ise mümkün değildir. Çünkü, hüsn-i zâtî, kubh‑u zâtîye inkılâp eder. İnkılâb-ı hakâik ise muhaldir.

                            ON İKİNCİ REŞHA: Arkadaş! O hatib-i mürşidden gördüğün, işittiğin kâfidir. Çünkü ahvalini tamamıyla ihâta etmek mümkün değildir. Öyleyse, ondan sonra gelen asırların o zâttan aldıkları feyizlere dikkat etmek üzere geri dönelim. Bak, arkadaş! Bütün bu asırlar o Asr-ı Saadetin güneşinden Ebû Hânife, Şâfiî, Ebû Yezid, Cüneyd-i Bağdadî, Abdülkadir-i Geylânî, İmam-ı Gazalî, Muhyiddin-i Arabî, Ebû Hasen-i Şâzelî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbânî (radiyallâhü anhüm ecmaîn) gibi binlerce nurânî ziyâdar yıldızlar ayrılıp âlem-i beşeri tenvir etmişlerdir.

                            Meşhudatımızın tafsilâtını başka vakte tehir ederek, mu’cizat sahibi o zât-ı nurânî Aleyhissalâtü Vesselâma bir salât ü selâm getirelim.

                            اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى هٰذَا الذَّاتِ النُّورَانِىِّ الَّذِى اُنْزِلَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنُ اْلحَكِيمُ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ مِنَ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ اَعْنِى سَيِّدَنَا مُحَمَّدً اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ بِعَدَدِ حَسَنَاتِ اُمَّتِهِ.عَلٰى مَنْ بَشَّرَ بِرِسَالَتِهِ التَّوْرَاةُ وَاْلاِنْجِيلُ وَالزَّبوُرُ وَبَشَّرَ بِنُبُوَّتِهِ اْلاِرْهَاصَاتُ وَهَوَاتِفُ الْجِنِّ وَاَوْلِيَاءُ اْلاِنْسِ وَكَوَاهِنُ الْبَشَرِ وَانْشَقَّ بِاِشَارَتِهِ الْقَمَرُ.. سَيِّدِنَا وَمْوْلاٰنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ اُمَّتِهِ.عَلٰى مَنْ جَاءَتْ لِدَعْوَتِهِ الشَّجَرُ، وَنَزَلَ سُرْعَةً بِدُعَائِهِ الْمَطَرُ، وَاَظَلَّتْهُ الْغَمَامَةُ مِنَ الْحَرِّ، وَشَبِعَ مِنْ صَاعٍ مِنْ طَعَامِهِ مِاٰتٌ مِنَ الْبَشَرِ، وَنَبَعَ الْمَاۤءُ مِنْ بَيْنِ اَصَابِعِهِ ثَلاَثَ

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Abdülkadir-i Geylânî: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]Asr-ı Saadet: mutluluk çağı, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) peygamber olarak dünyada bulunduğu devir[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Cüneyd-i Bağdadî: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]Ebû Hasen-i Şâzelî: (bk. bilgiler – Seyyid Ebu’l-Hasen-i Şâzelî)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Ebû Yezid: (bk. bilgiler – Bâyezid-i Bistâmî)[/TD]
                            [TD]Muhyiddin-i Arabî: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
                            [TD]asır: yüzyıl[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ednâ: en basit, küçük[/TD]
                            [TD]emsalsiz: benzersiz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]feyiz: bereket, bolluk[/TD]
                            [TD]hatib-i mürşid: doğru yolu gösteren hatip; Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hüsn-i zâtî: bir şeyin bizzat kendisinin güzel olması, güzelilği başkasından gelmemesi[/TD]
                            [TD]ihâta etmek: kuşatmak, her şeyi içine almak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inkılâb-ı hakâik: gerçeklerin zıddına dönüşmesi[/TD]
                            [TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kubh: çirkinlik, kötülük[/TD]
                            [TD]kubh-u zâtî: bir şeyin bizzat kendisinin çirkin olması[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]meşhudat: görünen, gözlemlenen şeyler[/TD]
                            [TD]muhal: imkânsız[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mu’cizat: mu’cizeler[/TD]
                            [TD]nurânî: nur gibi etrafını aydınlatan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]radiyallâhü anhüm ecmaîn: Allah onların hepsinden razı olsun[/TD]
                            [TD]reşha: sızıntı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]salât ü selâm: Peygamberimiz (a.s.m.) için yapılan dua ve niyaz[/TD]
                            [TD]savt: ses[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tafsilât: ayrıntı[/TD]
                            [TD]tehir etmek: ertelemek, sonraya bırakmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tenvir etmek: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
                            [TD]ziyâdar: ışıklı, nurlu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zât-ı nurânî: nûrânî zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                            [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âlem-i beşer: insanlık âlemi[/TD]
                            [TD]İmam-ı Gazalî: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]İmâm-ı Âzam Ebû Hânife: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Şah-ı Nakşibend: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]Şâfiî: (bk. bilgiler – İmâm-ı Şâfiî)[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #800201
                            Anonim

                              مَرَّاتٍ كَالْكَوْثَرِ وَسَبَّحَ فِى كَفَّيْهِ اْلحَصَاةُ وَالْمَدَرُ، وَاَنْطَقَ اللهُ لَهُ الضَّبَّ وَالظَّبْىَ وَالذِّئْبَ وَالْجِذْعَ وَالذِّرَاعَ وَالْجَمَلَ وَالْجَبَلَ وَالْحَجَرَ وَالشَّجَرَ صَاحِبِ الْمِعْرَاجِ وَمَا زَاغَ الْبَصَرُسَيِّدِنَا وَمَوْلاَنَا وَشَفِيعِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلاَمٍ بِعَدَدِ كُلِّ الْحُرُوفِ الْمُتَشَكِّلَةِ فِى اْلكَلِمَاتِ الْمُتَمَثِّلَةِ بِاِذْنِ الرَّحْمٰنِ فِى مَرَايَا تَمَوُّجَاتِ الْهَوَاۤءِ عِنْدَ قِرَاۤءَةِ كُلِّ كَلِمَةٍ مِنَ الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ قَارِئٍ مِنْ اَوَّلِ النُّزُولِ اِلٰى اٰخِرِ الزَّماَنِ وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا يَاۤ اِلٰهَنَا بِكُلِّ صَلاَةٍ مِنْهَا اٰمِينَ اٰمِينَ اٰمِينَ.blank.gif1

                              Arkadaş! Risalet-i Ahmediyeyi ispat eden deliller pek büyük bir yekûn teşkil ediyor. On Dokuzuncu Söz namındaki risalemde o delillerden bir kısmı zikredilmiştir. O zâtın izhar ettiği bine yakın mu’cizeleriyle Yirmi Beşinci Söz namındaki eserimde tafsil edilen kırk vech-i i’câza bâliğ olan Kur’ân, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) şehadet ettiği gibi, bu kâinat da âyâtıyla o zâtın nübüvvetine delâlet eder. Evet, kâinatta yazılan sayısız âyetler Zât-ı Ehadin vahdaniyetine şehadet ettikleri gibi, risalet-i Ahmediyeye de (a.s.m.) delâlet ve şehadet ederler.

                              [BILGI]Dipnot-1

                              Salât ve selâm o nurânî zâta olsun ki, o zât, Rahmân ve Rahîm’den ve Arş-ı Âzamdan gelen Furkân-ı Hakîmin kendisine indiği Efendimiz Muhammed’dir. Ümmetinin iyilikleri sayısınca milyonlar salât ve milyonlar selâm üzerine olsun. Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur’da müjdelenen; nübüvveti irhâsatla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşer kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle ay’ı parçalayan Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin nefesleri sayısınca milyonlar salât ve selâm olsun. Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek yemeğiyle yüzlerce insanın doyduğu, parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah’ın, kertenkeleyi, ceylânı, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı ve toprağı konuşturduğu, Miracın sahibi olan ve gözü asla şaşmayan o büyük miraç mu’cizesinde rüyetullaha mazhar olan Efendimiz ve Şefaatçimiz Muhammed’e, Kur’ân’ın ilk inmeye başladığı andan zamanın sonuna kadar onu okuyan her bir okuyucunun okuduğu her bir kelimenin hava dalgalarının âyinelerinde Rahmân’ın izniyle yansıyan bütün kelimelerinin bütün harfleri sayısınca, milyonlar salât ve selâm olsun. Bütün bu salâvatlardan her biri hürmetine bizi bağışla, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin.[/BILGI]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Arş-ı Âzam: Allah’ın büyüklüğünün tecellî ettiği yer[/TD]
                              [TD]Furkân-ı Hakîm: doğruyu yanlıştan ayıran ve her âyeti hikmetlerle dolu olan Kur’ân[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Rahmân: rahmeti her şeyi kuşatan Allah[/TD]
                              [TD]Rahîm: şefkat ve merhametinin kişiye özel tecellîleri olan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Risalet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği[/TD]
                              [TD]Zât-ı Ehad: her bir varlıkta birliği tecellî eden Zât, Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bâliğ olan: erişen, ulaşan[/TD]
                              [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâtif: gaybdan haber veren[/TD]
                              [TD]irhasat: Peygamberimize peygamberlik verilmeden önceki peygamberlik delilleri[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]izhar etmek: açıklamak, göstermek[/TD]
                              [TD]kevser: Cennet’te bir havuz veya nehir[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kâhin: gelecekten haber veren[/TD]
                              [TD]miraç: Peygamber Efendimizin (a.s.m) bir gece Cebrâil (a.s.) ile kâinatı gezerek Allah’ın huzuruna yükselmesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mu’cize: Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri büyük harika iş[/TD]
                              [TD]namında: adında[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nurânî: nur gibi etrafını aydınlatan[/TD]
                              [TD]nübüvvet: peygamberlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]risale: küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un bölümleri[/TD]
                              [TD]risalet: bir semâvî kitaba sahip olan peygamberlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rüyetullah: Allah’ın Cemâlini görme[/TD]
                              [TD]salât: Peygamber Efendimiz için yapılan dua[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tafsil edilen: ayrıntılı olarak açıklanan[/TD]
                              [TD]teşkil etmek: meydana gelmek, oluşmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vahdaniyet: Allah’ın benzersiz ve bir oluşu ve ortağının bulunmayışı[/TD]
                              [TD]vech-i i’câz: mu’cize olma yönü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]yekûn: bütün, toplam[/TD]
                              [TD]zikredilmek: anılmak, belirtilmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zât: kişi; Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                              [TD]âyet: delil, Allah’ın varlığına işaret eden şey[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âyât: âyetler, deliler[/TD]
                              [TD]şehadet etmek: şahitlik yapmak[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #800306
                              Anonim


                                Ezcümle:
                                Kâinatta görünen hüsn-ü san’at dahi risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) delâlet ve şehadet eden kat’î bir delildir. Zira, şu ziynetli masnuatın cemâli, hüsn-i san’at ve ziyneti izhar eder. San’at ve suretin güzelliği, Sânide güzelleştirmek ve ziynetlendirmek isteği mevcut olduğuna delâlet eder. Güzelleştirmek ve zînetlendirmek sıfatları, Sâniin san’atına olan muhabbetine delâlet eder. Bu muhabbet ise, masnuatın en ekmeli insan olduğuna delildir. Çünkü o muhabbetin mazhar ve medarı insandır. İnsan dahi masnuatın en câmi ve en garibi olduğundan, şecere-i hilkate bir semere-i şuuriyedir. İnsan bir semere gibi olduğu cihetle kâinatın eczası arasında en câmi ve baîd bir cüzdür. İnsan zîşuur ve câmi olduğu cihetle, nazarı âmm, şuuru küllî olur. Nazarı âmm olduğundan şecere‑i hilkati tamamıyla görür, şuuru da küllî olduğundan, Sâniin makasıdını bilir. Öyleyse, insan Sâniin muhatab-ı hâssıdır.

                                Evet, âmm ve şumullü olan nazar ve şuurunu Sâniin ibadetine ve muhabbetine sarf ve san’atını istihsan, takdir ve teşhirine tevcih ve nimetlerinin şükrüne istimal eden bir fert, verdiği nimetlere karşı şükür isteyen ve yarattığı mahlûkatı ibadete, şükre davet eden Sâniin has muhatap ve habibidir.

                                Ey insanlar! Zikredilen ahval ve şuûnatla muttasıf olan Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.), Sâniin o ferd-i ferid dediğimiz muhatab-ı hassı olmamasına imkân var mıdır? Ve tarihinizin gösterdiği nev-i beşerden en büyük insanlar arasında, bu makama daha lâyık diğer bir şahıs var mıdır?

                                Ey gözleri sağlam ve kalbleri kör olmayan insanlar! Bakınız, insan âleminde iki daire ve iki levha vardır:

                                Birinci daire: Rububiyet dairesidir.

                                İkinci daire: Ubudiyet dairesidir.

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                                [TD]ahval: haller, vaziyetler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]baîd: uzak[/TD]
                                [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                                [TD]câmi: kapsamlı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cüz: kısım, parça[/TD]
                                [TD]delâlet etme: delil olma, gösterme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ecza: parçalar, kısımlar[/TD]
                                [TD]ekmel: en mükemmel[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ezcümle: meselâ, örneğin[/TD]
                                [TD]ferd-i ferid: eşi-benzeri olmayan tek kişi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]garib: farklı, benzersiz[/TD]
                                [TD]habib: sevgili[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]has: özel[/TD]
                                [TD]hüsn-ü san’at: sonsuz güzellikteki sanat[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]istihsan: beğenme, güzel bulma[/TD]
                                [TD]istimal eden: kullanan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]izhar etmek: açıklamak, göstermek[/TD]
                                [TD]kat’î: kesin, şüphesiz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kâinat: evren[/TD]
                                [TD]küllî: kapsamlı, geniş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]levha: görünen manzara; tablo[/TD]
                                [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]makasıd: gayeler, istenilen şeyler[/TD]
                                [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mazhar: bir şeye erişen; ayna olan[/TD]
                                [TD]medar: sebep, vesile[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mevcut: var[/TD]
                                [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhatab-ı hâs: özel muhatap[/TD]
                                [TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muttasıf: bir nitelik ve özelliği üzerinde taşıyan[/TD]
                                [TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nev-i beşer: insanlık
                                [/TD]
                                [TD]risalet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği ve Allah’ın ona semâvî kitap göndermesi
                                [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
                                [/TD]
                                [TD]sarf: kullanma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]semere: meyve[/TD]
                                [TD]semere-i şuuriye: şuurlu bir meyve; kâinat ağacının şuurlu meyvesi olan insan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                                [TD]sıfat: nitelik, vasıf[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]takdir: övgü[/TD]
                                [TD]tevcih: yöneltme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]teşhir: ilân etme, sergileme[/TD]
                                [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zikredilen: hatırlatılan, söylenen[/TD]
                                [TD]zira: çünkü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziynet: süs[/TD]
                                [TD]zîşuur: akıl ve şuur sahibi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âmm: genel, kapsamlı
                                [/TD]
                                [TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı; kâinattaki bütün varlıkların bir ağaç misali yaratılmaları[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şehadet eden: şahitlik eden[/TD]
                                [TD]şumul: geniş kapsamlı oluş, kuşatıcılık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
                                [TD]şuûnat: hâller, işler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #800307
                                Anonim


                                  Birinci levha:
                                  Hüsn-ü san’attır

                                  İkinci levha ise: Tefekkür ve istihsandır.

                                  Bu iki daire ile iki levha arasındaki münasebete bakınız ki, ubudiyet dairesi bütün kuvvetiyle rububiyet dairesi hesabına çalışıyor. Tefekkür, teşekkür, istihsan levhası da bütün işaretleriyle hüsn-ü san’at ve nimet levhasına bakıyor.

                                  Bu hakikati gözünle gördükten sonra, rububiyet ve ubudiyet dairelerinin reisleri arasında en büyük bir münasebetin bulunmamasına aklınca imkân var mıdır? Ve Sâniin makasıdına kemâl-i ihlâsla hizmet eden ubudiyet reisinin Sâni ile azîm bir münasebeti ve kavî bir intisabı ve o intisapla her iki daire reisleri arasında bir muârefe ve mükâleme ve alışverişin olmamasına ihtimal var mıdır? Öyleyse, bilbedâhe tahakkuk etti ki, ubudiyet reisi, rububiyetin has mahbup ve makbulüdür.

                                  Ey insan! Bu süslü masnuatı envâ-ı mehasinle tezyin eden ve bütün zîhayat olanların zevklerine, iştahlarına göre bu kadar nimetleri in’âm eden Sâni’in en kâmil, en cemîl ve ibadetine kemâl-i iştiyakla teveccüh eden ve Sâni’in mehasin-i san’atına takdir ve istihsanatıyla arş ve ferşi taraba, sevinmeye getiren ve Sâniin ihsanatına yaptığı teşekkürat ve tekbirat ile berr ve bahri cezbeye getiren şu güzel mahlûk ve masnuuna iltifat edip sözünü nazar-ı itibara almaması ve teşekküratına mukabele etmemesi ve teveccüh edip, kendisiyle konuşmaması ve iktidarına göre bütün mahlûkata bir imam ve mürşid yapmaması imkânı var mıdır?

                                  endOfSection.gifendOfSection.gif


                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
                                  [TD]arş ve ferş: gök ve yer[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]azîm: büyük, yüce[/TD]
                                  [TD]berr ve bahr: denizler ve karalar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bilbedâhe: ap açık[/TD]
                                  [TD]cemîl: güzel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cezbe: Allah aşkıyla kendinden geçme[/TD]
                                  [TD]envâ-ı mehasin: çeşitli güzellikler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                                  [TD]has: özel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hüsn-ü san’at: san’at güzelliği, güzel san’atlar[/TD]
                                  [TD]ihsanat: iyilikler, bağışlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
                                  [TD]iltifat etmek: yönelmek, değer vermek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]imam: önder, rehber[/TD]
                                  [TD]imkân: mümkün olma, olabilirlik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]intisab: bağlanma, mensup olma[/TD]
                                  [TD]in’âm eden: nimetlendiren[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]istihsan: beğenme, güzel bulma[/TD]
                                  [TD]istihsanat: beğenmeler, güzel bulmalar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]iştah: istek, arzu[/TD]
                                  [TD]kavî: kuvvetli, sağlam[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kemâl-i ihlâs: mükemmel ve kusursuz samimiyet[/TD]
                                  [TD]kemâl-i iştiyak: tam bir istek ve arzu[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kâmil: olgun, mükemmel[/TD]
                                  [TD]levha: görünen manzara; tablo[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahbup: sevgili[/TD]
                                  [TD]mahlûk: yaratılmış varlık, yaratık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, yaratıklar[/TD]
                                  [TD]makasıd: gayeler, istenilen şeyler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]makbul: kabul gören[/TD]
                                  [TD]masnu: san’at eseri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
                                  [TD]mehasin-i san’at: san’at güzellikleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
                                  [TD]muârefe: karşılıklı tanışma, bilişme; birbirini bilip tanıma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mükâleme: karşılıklı konuşma[/TD]
                                  [TD]münasebet: bağlantı, bağ[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mürşid: doğru yolu gösteren[/TD]
                                  [TD]nazar-ı itibar: dikkate alma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan[/TD]
                                  [TD]reis: başkan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]rububiyet: Allah’ın her varlığa, yaratılış gayelerine ulaşmaları için zarar verici şeylerden koruyup, onları terbiye etmesi, tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                                  [TD]tahakkuk etmek: gerçekleşmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]takdir: övgü[/TD]
                                  [TD]taraba getiren: sevinç veren[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tefekkür: Allah’ı tanımak için etraflıca ve derinlemesine düşünme[/TD]
                                  [TD]tekbirat: tekbirler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
                                  [TD]tezyin eden: süsleyen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]teşekkürat: teşekkürler[/TD]
                                  [TD]ubudiyet: kulluk, ibadet[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ubudiyet reisi: Allah’a hakiki kulluğu gösteren lider; Hz. Peygamber (a.s.m.)[/TD]
                                  [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.