- Bu konu 49 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
5 Aralık 2011: 12:10 #800574
Anonim

Kalbim kasvet bağlayıp yollar da sarpa sarınca,
ümidimi affına merdiven yaptım.
Günahım gözümde büyüdükçe büyüdü ama,
onu alıp affının yanına koyunca,
affını tasavvurlar üstü büyük buldum.”İmam-ı Şafii Hazretleri
8 Aralık 2011: 13:05 #800678Anonim
17 Ocak 2012: 18:20 #801652Anonim
18 Eylül 2012: 19:34 #807656Anonim
18 Eylül 2012: 19:35 #807657Anonim
6 Ekim 2012: 11:41 #808489Anonim
Hakîki sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de eksilmeyendir.
~
Yahyâ bin Muâz-ı Râzî (Rahmetullahi aleyh)6 Ekim 2012: 11:42 #808490Anonim
……………25 Nisan 2013: 21:14 #813492Anonim
Nasıl 65 yıl evli kaldınız ?“Bizim zamanımızda birşeyler kırıldığında çöpe atılmaz, tamir edilirdi.
Bu yüzden..”
25 Nisan 2013: 21:25 #813493Anonim
Nasıl ki dil ile “ateş” demek dili yakmıyor, “su” demek harareti gidermiyor, “ekmek” demek karnı doyurmuyor, “kılıç” demek vücudu kesmiyorsa; aynı şekilde, sadece dille kelime-i tevhidi söylemekte kişiyi kötülüklerden alıkoymaz.İmam Gazali / Tevhid Risalesi
26 Nisan 2013: 09:46 #813501Anonim
Avucunun içine bak. Oradaki çizgileri değiştirebiliyor musun? Onları ancak seyrediyorsun.
Ne mânâya geldiklerini, ne sırlar taşıdıklarını bilmeden, sadece bakıyorsun. Oraya gizlenmiş yazıyı değiştirmeye gücün yok!
Oysa sen, avucunun içindekini bile değiştiremezken, bir başkasını değiştirmeye kalkışıyorsun.
Faydalı olmak istiyorsan, müdahale etme de muhabbet et. Tekâmülleri için dilinle duâ, hâlinle misal teşkil et.
Önce kendi avucunun içini sev. Çünkü sevdikçe genişleyecek.
İşte o vakit nicesi, huzur bulmak için,o avucun içine kendi arzusuyla gelecek.
Neslihan Nur Türk
[IMG]http://umuthuzmeleri.files.wordpress.com/2013/04/doc49fruluk.jpg?w=480&h=319[/IMG]
30 Nisan 2013: 20:06 #808491Anonim
25 Mayıs 2013: 13:40 #814068Anonim
Hakîkî bir muhabbet, zahmetleri rahmete inkılâb ettirdiği için, sevilenin kahrı da lutfu gibi hoş karşılanır. Bir kimsenin muhabbetinin hakîkî olup olmadığını anlamak ve seviyesini ölçmek için, sevdiğinin kahrına ne kadar tahammül gösterebildiğine bakmak kâfîdir.
Hazret-i Mevlânâ, hakîkî muhabbet ve dostluğun, ancak dosttan gelen ezâ ve cefâyı dahî hoş karşılamakla, ona rızâ ve teslîmiyet göstermekle mümkün olabileceğini aşağıdaki hikâyede şöyle anlatır:
“Bir efendiye, ziyârete gelen yakın dostları hediye olarak kavun getirmişlerdi. O da sevdiği, gönüldaşı, derin duygulu sâdık hizmetkârı Lokman’ı çağırttı.
Lokman gelince, efendisi kavundan bir dilim kesip, ona ikrâm etti. Lokman o dilimi sanki bal gibi, şeker gibi yedi. Öyle hoşlanarak öyle zevkle yemişti ki, onu görenlerin de iştahları kabarıyor, ona âdeta imreniyorlardı. Efendisi ona ikinci bir dilim daha verdi. Zîrâ efendisi, Lokman’ın duyduğu bu lezzet karşısında huzur buluyordu.
Derken kavundan son bir dilim kaldı.O zaman efendisi:
“–Bunu da ben yiyeyim de ne kadar tatlı bir kavun olduğunu anlayayım!” dedi.
Efendisi o dilimi yer yemez, kavunun acılığından ağzını bir ateş kapladı. Dili uçukladı, boğazı yandı. Kavunun acılığından kendinden geçti. Ondan sonra Lokman’a:
“–Ey benim cânım hizmetkârım! Ey benim cihânım!” dedi. “Böyle bir zehri, nasıl oldu da tatlı tatlı yedin? Böyle bir kahrı, nasıl oldu da lutuf saydın? Bu ne sabırdır? Kim bilir, şimdiye kadar ne acılara katlandın ve sabrettin? Yoksa sen tatlı canına düşman mısın? Neden bir şey söylemedin? Neden; «Beni mâzur görün, şimdi yiyemem!» demedin?”
Lokman dedi ki:
“–Ben, siz efendimizin elinden o kadar tatlı yemekler yedim, maddeten ve mânen o kadar nâdide gıdalar aldım ki, size, bunlar için mukâbelede bulunamadığımdan dolayı utancımdan iki büklüm olmuşumdur. Elinizle sunduğunuz bir şeye, nasıl olur da «Bu acıdır, yenilemez.» diyebilirim?!. Hem, sizin elinizle gelen her acı, bana tatlı gelir. Çünkü bedenimin her hücresi, sizin nîmetlerinizle perverde olmuştur.”Sonra Lokman, heyecan ve muhabbet dolu sözlerle içini dökmeye şöyle devâm etti:
“–Efendim! Sizden gelen bir acıdan feryâd edersem, başıma yüzlerce defa toprak saçılsın. Lutufkâr elinin tadı, bu kavunda nasıl acılık bırakır? Muhabbetten acılar tatlılaşır, muhabbet yüzünden bakırlar altın olur. Muhabbet ile tortular durulur, arınır. Muhabbetten, dermansız dertler şifâ bulur. Muhabbetten ölüler dirilir. Muhabbet yüzünden pâdişahlar kul olur. Muhabbetten zindanlar gül bahçelerine döner. Muhabbet yüzünden karanlık evler aydınlanır, nûrlanır. Muhabbet yüzünden nâr, nûr olur. Muhabbet yüzünden, çirkin bile hûri kesilir. Muhabbetten kederler, üzüntüler neşe olur, sevinç olur. Muhabbet yüzünden, yoldan çıkaran, yol kesen, yol gösterici ve saâdet rehberi olur. Muhabbet yüzünden hastalık, sıhhat ve âfiyete çevrilir.
Muhabbetten kahır rahmet olur.”Muhabbet, yaratılıştan gelen kalbî bir temâyüldür. Ancak kalbdeki muhabbetin seviyesi, muhabbet duyulanın ulviyyetine münâsip derecede olmalıdır. Bu îtibarla, kalbdeki muhabbet istîdâdının nihâî muhâtabı, Allâh -celle celâlühû-’dur.
MESNEVİ
25 Mayıs 2013: 14:12 #814069Anonim
[IMG]http://umuthuzmeleri.files.wordpress.com/2013/02/efendim-sav.jpg?w=266&h=600[/IMG]
“Vermeyene vereceksin!”Karanlıkları dağıtan heceler O’nun (a.s.m.) dudağından akıp gelmişti:
“Gelmeyene gideceksin!”
Ben’ciliğin katı duvarlarını yıkan, bencilliğin soğuk küllerini
köz eyleyen sözler O’nun (a.s.m.) nefesinde alevlenmişti:
“Kötülük edene iyilik edeceksin!”
Dışarıdaki soğuk değil, içlerindeki soğukluk öldürmüştü onları.
Dirilmeye hazırlananlar asıl “ateş”i O’nun dudağında gördüler.
Senai Demirci
25 Mayıs 2013: 14:35 #814070Anonim
Şükrün mikyâsı kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.Mektubat
25 Mayıs 2013: 15:11 #814071Anonim
Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşiyor.Bedüizzaman Hz.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.