• Bu konu 22 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
9 yazı görüntüleniyor - 16 ile 24 arası (toplam 24)
  • Yazar
    Yazılar
  • #813280
    Anonim

      Kuranda Tarihi olayları da görebilir miyiz peki? gerek bariz şekilde gerek işaretler nevinden.

      #813281
      Anonim

        @elfaz 392061 wrote:

        Kuranda Tarihi olayları da görebilir miyiz peki? gerek bariz şekilde gerek işaretler nevinden.

        Risale-i Nur da birçok ayeti bu şekilde tefsir etmiş Üstad Hazretleri. Mesela başlarına gelen musibetlerin, o dönemde olan büyük değişimlerin tarihlerine işaretler var. Kur’an Ezeli olan Cenab-ı Hakkın kelamıdır. Bundan dolayı her zamanla alakadarlığı vardır. Hatta bazen olur ki, okuyan insan diyebilir “bu ayet bana işaret ediyor” Ayetten asıl maksad o olmasa bile, bir cihette şahsa özel bir manası dahi bulunabilir. Bu ayetin asıl manasından bir şey eksiltmez ve ayetin ne kadar kapsamlı bir kelam olduğunu gösterir.

        Bir ara Kur’andaki mucizelerle ilgili bir kitap okumuştum. Ebced ve cifir hesaplarıyla dolu bir kitaptı. Bir şey tesadüf olsa bir ya da bir kaç defa isabet eder, -ki tesadüf diye birşey yoktur- O kitapta o kadar çok ayetlerin isabet ettiği olaylar vs. vardı ki, tesadüf olmasına imkan yok.

        Risale-i Nur’da geçen kısımları, müsait bir zamanda yerlerini bulup buraya taşırım inşaallah.

        #813282
        Anonim

          Anladım abi.. peki bir soru da sorsam; bazen ruh halim daraldığı zaman Kuranı kerimden tefeül çekiyorum. zahiri anlamını direkt mealden okuduğum zaman genelde olumsuz anlamı ihtiva eden ayetler denk geliyor. bunları sübjektif algılayıp önemsememek mi gerekir yoksa işaret midir bu ayetler de..bazıları kurandan tefeül yapmayı caiz görmemiş ama tam kaynak olarak bilemiyorum

          #813283
          Anonim

            @elfaz 392063 wrote:

            Anladım abi.. peki bir soru da sorsam; bazen ruh halim daraldığı zaman Kuranı kerimden tefeül çekiyorum. zahiri anlamını direkt mealden okuduğum zaman genelde olumsuz anlamı ihtiva eden ayetler denk geliyor. bunları sübjektif algılayıp önemsememek mi gerekir yoksa işaret midir bu ayetler de..bazıları kurandan tefeül yapmayı caiz görmemiş ama tam kaynak olarak bilemiyorum

            “Kur’ân ile tefe’üle ve rüyaya itimada ehl-i hakikat taraftar değiller. Çünkü, Kur’ân-ı Hakîm, ehl-i küfrü kesretle ve şiddetli bir tarzda vuruyor. Tefe’ülde, kâfire ait şiddeti, tefe’ül eden insana çıktığı vakit yeis veriyor, kalbi müşevveş ediyor.” Yirmi Sekizinci Mektup

            Kur’an dan var mı bilmiyorum ama mesela İmam-ı Gazali’nin r.a. eserinden Üstad Hazretleri de tefeül çekiyor. Kur’an la tefeülün caiz görülmeyişi yukarıda izah edilmiş. Çünkü Kur’an da kafirlere azap tehdidi çok fazla. Bir müslümanın bunlara isabet etmesi yüksek ihtimal olduğundan, ümitsizliğe düşmemesi için uygun görülmemiş. Ama madem çekilmiş ve madem olumsuz netice var, yine de kendini kusurlu görüp, hatalarını aza indirmek için bir vesile olabilir. “Kesin buna muhatabım” diye ümitsizliğe düşecek şekilde ileri gitmemek lazım. O dereceye varmaktansa, tefeül yapmamak daha doğru olur.

            #813284
            Anonim

              @elfaz 392061 wrote:

              Kuranda Tarihi olayları da görebilir miyiz peki? gerek bariz şekilde gerek işaretler nevinden.

              Sorularla Risale | Risale-i Nur Külliyatı | BİRİNCİ ŞUÂ Çok uzun olduğu için alıntı yapmadım. Dileyen kardeşlerimiz linkten bakabilirler.

              #813285
              Anonim

                [NOT]Hem de usul-ü mukarreredendir: Sıdk ve kizb, yahut tasdik ve tekzip, kinayât ve emsallerinde, fenn-i beyanda “maânî-i ûlâ” tâbir olunan suret-i mânâya raci değildirler. Ancak “maânî-i sânevî” ile tabir olunan maksat ve garaza teveccüh ederler. Mesela: “Filânın kılıncının bendi uzundur” denilse, kılıncı olmazsa da, fakat kameti uzun olursa, yine hüküm doğrudur, yalan değildir. Hem de, nasıl kelâmda bir kelime, istiâreye karine-i mecazdır. Öyle de, kelime-i vahid hükmünde olan kelâmullahın bir kısım âyâtı, sair ihvanının hakikat ve cevherlerine karine ve rehnümâ ve komşularının kalblerindeki sırlara delil ve tercüman oluyorlar.

                Elhasıl: Bu hakikati pîş-i nazara getiremeyen ve âyetleri muvazene ve doğru muhakeme edemeyen, meşhur Bektaşî gibi—ki, namazın terkinde taallül yolunda demiş: “Kur’ân diyor blank.gif1 لاَ تَقْرَبُوا الصَّلاَةَ ilerisine de hafız değilim”—nazar-ı hakikate karşı maskara olacaktır.


                Dipnot-1 “… namaza yaklaşmayın.” Nisâ Sûresi, 4:43.[/NOT]

                [TAVSIYE]Hadis-i şerifte varid olduğu gibi, her âyetin birer zâhir ve bâtın ve her zâhir ve bâtının birer had ve muttalaı ve her had ve muttalaın çok şücun ve gusunu vardır. 1 Ulûm-u İslâmiye Buna şahittir. Bu meratibin herbirinin birer derecesi, birer kıymeti, birer makamı vardır; temyiz lâzımdır. Lâkin tezahum yoktur. Fakat iştibak iştibahı intaç eder. Nasıl daire-i esbab daire-i akaide karıştırılsa, ya tevekkül namıyla bir betalet veya müraât-ı esbab namıyla bir i’tizali intaç eder. Öyle de, devair ve meratip tefrik olunmazsa, böyle neticeleri verir.

                On Birinci Mukaddeme

                Kelâm-ı vahidde ahkâm-ı müteaddide olabilir. Bir sadef, çok cevahiri tazammun edebilir. Zevil’elbabca mukarrerdir: Kaziye-i vâhide, müteaddid kazâyâyı tazammun eder. O kaziyelerin herbiri ayrı birer madenden çıktığı gibi, ayrı ayrı birer semere de verir. Birbirinden fark etmeyen, haktan bîgâne kalır. Meselâ, hadiste denilmiş: 2 اَنَا وَالسَّاعَةُ كَهَاتَيْنِ Yani, “Ben ve kıyamet, Bu iki parmak gibiyiz.” Mabeynimizde tavassut edecek peygamber yoktur. Veya hadisin muradı ne ise haktır. Şimdi Bu hadis üç kaziyeyi mutazammındır:

                Birincisi: “Bu kelâm peygamberin kelâmıdır.” Bu kaziye ise, tevatürün—eğer olsa—neticesidir.

                İkincisi: “Kelâmın mânâ-yı muradı hak ve sadıktır.” Bu kazıye ise, mu’cizelerden tevellüd eden burhanın neticesidir.

                Bu ikisinde ittifak etmek gerektir. Fakat birincisini inkâr eden, mükâbir, kâzip olur. İkincisini inkâr eden adam dalâlete gider, zulmete düşer.

                Üçüncü kaziye: “Bu kelâmda murad budur. Ve bu sadefte olan cevher budur; ben gösteriyorum.” Bu kaziye ise, teşehhî ile değil, içtihadın neticesidir. Zaten müçtehid olan başka müçtehidin taklidine mükellef değildir.

                Bu üçüncü kaziyede ihtilâfat feveran ederler. Kâl u kîl buna şahittir. Bunu inkâr eden adam, eğer içtihadla olsa, ne mükâbirdir ve ne küfre gider. Zira âmm, bir hâssın intifasıyla müntefi değildir. Binaenaleyh, her eve kendi kapısıyla gitmek lâzımdır. Zira her evin bir kapısı var. Ve her kilidin bir anahtarı vardır.

                1 : İbni Hibban, Sahih 1:146; el-Münavî Feyzü’l-Kadîr, 3:54.
                2 : Buharî, Rikak, 39, Tefsir: 79, Sûre: 1; Müslim, Fiten: 132-135; Tirmizî, Fiten: 39; Müsned, 3:124, 130, 131, 193, 218, 222, 237, 275, 278, 283, 311, 319, 4:309, 5:92, 103, 108, 330, 335, 338.

                ……………

                İkinci mahmil: Sevr, imaret ve ziraat-i arzın en büyük vasıtası olan öküzdür. Hût ise, ehl-i sevahilin, belki pek çok nev-i beşerin medar-ı maişeti olan balıktır. Nasıl biri sual ederse, “Devlet ne şey üstündedir?” Cevap verilir: “Kılıçla kalem üstündedir.” Veyahut “Medeniyet ne ile kaimdir?” “Mârifet ve san’at ve ticaretle” cevap verilir. Veyahut “Nev-i beşer, ne şey üzerinde beka bulur?” Cevap ise: “İlim ve amel üstünde beka bulur.”

                Kezalik, vallahu a’lem, Fahr-i Kâinat buna binaen cevap vermiş. Şöyle sual eden zât, İkinci Mukaddemenin sırrıyla, böyle hakaike zihni istidat kesb etmediğinden vazifesi olmayan bir şeyden sual ettiği gibi, Peygamberimiz de asıl lâzım olan şöyle cevap buyurdu ki: “Yer, sevr üstündedir.” Zira, yerin imareti nev-i beşer iledir. Nev-i beşerden olan ehl-i kurâ’nın menba-ı hayatları, ziraat iledir. Ziraat ise, öküzün omuzu üstündedir ve zimmetindedir. Kısm-ı diğeri olan ehl-i sevahilin âzam-ı maişetleri, belki ehl-i medeniyetin büyük bir maden-i ticaretleri, balığın cevfinde ve hûtun üstündedir. 1 كُلُّ الصَّيْدِ فِى جَوْفِ الْفَرَا meselesine mâsadaktır. Bu lâtif bir cevaptır. Mizah da olsa haktır. Zira mizah etse de yalnız hak söyler. Faraza, sâil keyfiyet-i hilkatten sual etmişse, fenn-i beyanda olan 2 تَلَقَّى السَّامِعُ بِغَيْرِ الْمُتَرَقَّبِ kaidesinin üslûb-u hakîmanesiyle, lâzım ve istediği cevabı vermiştir. Yoksa, hasta olan sail, iştiha-i kâzibiyle istediği cevabı vermemiştir.

                3وَيَسْئَلُونَكَ عَنِ اْلاَهِلَّةِ قُلْ هِىَ مَوَاقِيتُ للِنَّاسِ bu hakikate bir beraatü’l-istihlâldir.

                1 : Bütün av, yaban eşeğinin karnındadır (Yani onu avlayan av ihtiyacını karşılar ve başka avlara ihtiyacı kalmaz).
                3 : İşitenin, beklemediği bir cevapla karşılaşması (Beklenilmeyen şeyi işitmek).
                2 : “Sana yeni doğan aylardan soruyorlar. De ki: Onlar insanlar için birer zaman ölçüsüdür.” Bakara Sûresi, 2:189.


                Muhakemat
                [/TAVSIYE]

                #813286
                Anonim

                  [NOT]Elhasıl: Bu hakikati pîş-i nazara getiremeyen ve âyetleri muvazene ve doğru muhakeme edemeyen, meşhur Bektaşî gibi—ki, namazın terkinde taallül yolunda demiş: “Kur’ân diyor blank.gif1 لاَ تَقْرَبُوا الصَّلاَةَ ilerisine de hafız değilim”—nazar-ı hakikate karşı maskara olacaktır.


                  Dipnot-1 “… namaza yaklaşmayın.” Nisâ Sûresi, 4:43.[/NOT]

                  Kur’an da, hadislerde ya da ulemanın eserlerinde kinayeli (dolaylı) anlatım var. Fen ilimleri gibi her yerinde direkt kelimenin ya da cümlenin manası murad edilmemiş olabilir. Yahut bir ayetin izahı devam eden ayetlerde ya da sair ayetlerde bulunabilir. Bunu bilebilmek için muhakeme yeteneği lazımdır. Yoksa kimse kafasına göre, ayet ya da hadis ya da tefsir üzerine, tamamına vakıf olmadan tevil yapmamalıdır. Yukarıdaki cümlede bir numunesi verilmiş. Bektaşi sadece ayetin bir kısmını alıp “ayette namaza yaklaşmayın emrediliyor” diyerek, namaz kılmamasına mazeret yapmış güya. Devamını da oku dediklerinde “ben hafız değilim” diyor. Çünkü ayetin devamında “içkiliyken yaklaşmayın” diyor.

                  Bazı insanlarda bilhassa tenkit nazarıyla bakanlar, Risale-i Nur’dan kısa bi alıntı yapıp, bütün külliyatı onunla karalamaya çalışıyorlar. Halbuki Risale-i Nur’u tamam okuyan ve vakıf olan biri onda tenkid edilecek bir nokta bulamaz. Çünkü her tenkidine eserin muhtelif yerlerinden, cevapları bulabilecektir. Bu sebepten, duruma vakıf olmayanların ister Kur’an hakkında olsun, ister Hadis ve ister ulemanın eserleri olsun, ciddiye almamak, insaflıysa, doğrusuyla izah etmek gerektir.

                  #813287
                  Anonim

                    Bu dersimizden anladıklarımız bu kadar..Allah istifademizi arttırsın, amin. Derse iştirak etmek isteyen kardeşlerimizin, istifadelerinden de faydalanmak isteriz. Dua ile.

                    #813288
                    Anonim

                      @HuSeYni 392295 wrote:

                      Bu dersimizden anladıklarımız bu kadar..Allah istifademizi arttırsın, amin. Derse iştirak etmek isteyen kardeşlerimizin, istifadelerinden de faydalanmak isteriz. Dua ile.

                      Aminnn…

                      Allah (c.c.) razı olsun hocam..

                      Dua edin İnşaAllah hocam 🙂 bizde anlarızda anladığımız kadar bizlerde biiznillah yazarak paylaşmaya gayret ederiz..

                    9 yazı görüntüleniyor - 16 ile 24 arası (toplam 24)
                    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.