Risale-i Nur ve Kişisel Gelişim
M. Ali Kaya
Kâinattan meyl-i tekâmül ve insanda meyl-i terakki vardır. Varlıkların fıtratları gereği terakki ve tekâmül etmeleri onların “ubudiyet-i fıtrıyeleri”dir. İnsanın diğer canlılardan farkı “taallümle tekemmül” etmektir. Bu da “duâ ile ubudiyet” ile mümkündür. Dua Allah’tan fiilî, kale ve hâlî istemek ve talep etmek, ubudiyet ise Allah’ın kanunlarına uymak ve tevfîkî hareket etmektir. Bu da insanın hem maddi/bedensel hem de manevî/ruhsal terakki ve tekâmülünü netice vermektedir.
Günümüzde “kişisel gelişim” adı altında yapılan çalışmalar insanın maddi terakkisine çok fazla önem verirken, manevi ve rûhî terakki ve tekâmülü ihmal edilmektedir. Gerçekte ise manevî terakki maddi terakkiyi de netice vermelidir. Her ne kadar maddi gelişmeler amaç olmasa da sonuç olarak kendisini ortaya koyacaktır. Nitekim peygamberimiz (asv) “Ahretine çalışana Allah dünyayı da verir; ama sadece dünyası için çalışana Allah ahreti vermez” buyurarak bu hususa dikkatimizi çekmiştir.
İnsanın maddi ve manevi terakkisi kendi acizliğinin ve fakirliğinin farkına varması ve bu eksiklerini gidermek için kudreti sonsuz olan Allah’a sığınması ve ondan yardım istemesi ve ihtiyacını bilerek bu ihtiyaçlarını karşılamak için yüce Allah’a yalvarması iledir. O zaman aczine yardım eden ve ihtiyaçlarını veren sonsuz kadir ve zengin bir yaratıcıya yalvarmış ve ihtiyaçlarını ondan istemiş olmaktadır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ben insanları ve cinleri beni tanıyarak bana itaat etsinler ve bana ibadet etsinler diye yarattım” buyurarak insanın bu terakki ve tekâmülünün ancak Allah’a olan iman ve itaatlerine göre olacağını belirtmektedir. Allah’ın emirlerine itaat etmek ve yasaklarından kaçmaktan ibaret olan ibadet böylece insanını maddi ve manevi terakkisinin, dünyevî ve uhrevî saadetinin kapısı açılmış olur.
Batı dünyası maddeci olduğu ve saadetini yalnız dünyada aradığı için “Kişisel Gelişim” adına yaptığı bütün çalışmalarının amacını dünya saadeti ve insanın maddi ihtiyaçlarını gidermek şeklinde ele almıştır. Hâlbuki “din hissinin” ve “maneviyatın” hâkim olduğu doğu toplumlarında “kişisel gelişim” o insanın manevi ve ruhî gelişimi olarak ele alınmış ve genellikle “ahlak” adı altında ruha yönelik eserler verilmiştir. Doğuda “Edebiyat” da insanların ahlakına yönelik çalışmaları ifade etmektedir. Bediüzzaman’ın ifadesi ile insanın gerçek terakkisi dünyanın her nevi zevklerini tatmak değil “insana verilen kalp, sır, ruh, akıl, hatta hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek her birisini kendisine layık hususî bir vazife-i ubudiyetle meşgul etmektir.” Bu da “iman, marifetullah ve muhabbetullah” gibi insanın yaratılış amacına yönelik çalışmalarla mümkündür.
İnsanın gelişimine etki eden temel unsurlar:
1. İman: Bediüzzaman “imanın insanı tevhide, tevhidin teslime, teslimin tevekküle, tevekkülün de insanın iki dünya saadetine ulaştıracağını” ifade etmektedir. “Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırın, farzları yapmakla ziynetlendirin ve günahlardan sakınmakla muhafaza edin” demektedir. Ayrıca dünyada başarının insanın Allah’ın kâinata koyduğu fıtrat kanunlarına tevfîkî hareket etmekle mümkün olacağını, bunun da Allah’ın “Esma-i Hüsnâ” ile tabir edilen güzel isimlerine ve bunların kâinatta tecellilerine uymakla mümkün olacağını izah etmektedir. Bu hususlara uyulmadığı taktirde insanın rûhî ve kalbî saadete eremeyeceğini ifade etmektedir.
2. Sevgi ve Muhabbet: Muhabbetin kâinatın mayası olduğunu izah eden Bediüzzaman iletişim içinde olduğu tüm varlıklara ve bilhassa insanlara ve bilhassa inananlara ve akrabalara sevgi göstermenin önemi üzerinde durur. Allah’a olan sevgi ve muhabbetin sonuçta varlıklara yansıyacağını ifade eden Bediüzzaman insanı saadete sevk eden şeylerin başında “Sevgi” olduğunu ifade etmektedir. İnsanda sevgi iki şekilde oluşur. Birincisi önce varlıkları ve yakınlarını sever ve bu sevgiden yola çıkarak bunları kendisine veren yüce yaratıcıyı sever. İkincisi de önce yaratıcıyı sever ve varlıkları da onun eseri ve sanatı olmakla, onları kendisine vermesinden dolayı da varlıkları sever. Her ikisi de sonuçta Allah hesabına olur. Bu da insana hem dünya hem de ahiret saadetini kazandırır.
3. İbadet: Allah’ın ibadeti emretmesindeki hikmeti nefsimizi terbiye etmek ve Allah’ın emirlerine itaate alıştırarak kötülüklerden korumaktır. Allah’ın emirlerini yapmak ve günahlarından sakınmak demek olan ibadetler nefsimizi terbiye eder. Allah’ın farzlarına uyan ve haramlarından sakınan kimseye nefis, şeytan ve din düşmanları zarar veremezler. Bu da insanı hatalardan sakınan ve güzelliğe koşan mükemmel bir insan haline getirir.
4. Kanaat, rıza ve memnuniyet: Pozitif ve olumlu düşünen bir insan Allah’ın kendisine biçmiş olduğu role, yüklediği vazifelere verdiği nimetlere kanaat eder, memnun olur ve razı olur. Bu durumda elinde bulunmayan ve başkalarının elinde olan nimetlere bakmamaya ve kendisine verilen nimetlerin değerini bilmeye götürür. Bu da insanı saadete sevk eder ve negatif düşüncelerden insanı korur. Böyle bir insanda çalışma azmi, moral ve motivasyon yüksek olur. Bu da insanın tekâmülüne ve gelişimine yardım eder.
5. Talep: Kişinin ne isteyeceğini bilmesidir. İstemesini bilmeyen elde edemez. Bu bakımdan insan kendisini, kabiliyetlerini tanımalı ve kimden neyi nasıl talep edeceğini bilmelidir. Allah samimi olarak ihlâs dairesinde isteyene istediğini verir. Yeter ki istemesini bilsin.
6. Müspet düşünce ve hareket: insan daima hayırlı düşüncelere sahip olmalıdır. “Müspet hareket” müspet düşüncenin ürünüdür. Müspet düşünce ise herkesi kendinden daha iyi bilmek ve insanlara tevazu ile yaklaşmakla kazanılır. Risale-i Nur okuyanına bu hali verir. Pozitif düşünce de denen “Müspet Düşünce” Risale-i Nurda önemli bir yere sahiptir. “Güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır” ifadeleri bu düşünce sistemini anlatmak için yeterlidir. Her şeyin güzel cihetine bakmayı ders veren Bediüzzaman “Sana safa vereni al, keder vereni bırak” prensibine dayanır. Risale-i Nur okuyanlarına olaylara ve varlıklara bakışımızı güzel bir şekle çevirir.
7. Ümit ve Şevk: Bizi geri bırakan şeylerin başında “Ümitsizlik” olduğunu “Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek” gerektiğini anlatan Bediüzzaman geleceğe ümitle bakmak gerektiğini ve “Şevkle” hareket etmenin başarıyı getireceğini ifade etmiştir. Şükür ve şevkin insanı saadete ve başarıya götüreceğini ifade etmektedir.
Bütün bu hususlar Risale-i Nur’da “Kişisel Gelişimin” mükemmel prensiplerinin olduğunu ve bunların Risale-i Nurlardan çıkarılabileceğini göstermektedir.