- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
19 Aralık 2011: 08:52 #675333
Anonim
RİSALE-İ NUR’DA MARİFETULLAH YOLLARI
Şu dünya yolculuğunda yürümemiz gereken yolu ve bu yolda yürümenin usulünü bize ders veren Kur’ân-ı Hakîm’in, insanın yaratılış sırrını ve hikmetini açıklayan binlerce âyetinden biri, Zâriyat sûresinin 56. âyetidir. Meallerde genellikle “Ben insanları ve cinleri ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım” şeklinde açıklanan bu âyet, Risale-i Nur’un en dikkat çekici bahislerinden biri olan Âyetü’l-Kübra’nın da esası hükmündedir. “Kâinattan Hâlikını soran bir seyyah”ın müşahedeleri, sözkonusu eserin mukaddimesinde, bu âyetle başlar. Devamında, âyetin kısa bir açıklaması hükmünde, şu sözlere yer verilir:
“Bu âyet-i uzmânın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi: Hâlik-ı kâinatı tanımak ve Ona iman edip ibadet etmektir ve o insanın vazife-i fıtratı ve fariza-i zimmeti marifetullah ve iman-ı billah’dır ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.”
Bu kısa açıklamada, meallerde yer almayan bazı hususlar bulunur. Meselâ, âyette geçen ve meallerin “ibadet etsinler” diye zikrettiği , “Hâlık-ı kâinatı tanımak ve Ona iman edip ibadet etmek” diye açıklanır. Ardındaki cümlede, aynı husus “marifetullah,” “iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmek” ifadeleriyle bir kez daha vurgulanır.
Âyetü’l-Kübra’nın daha en başında yapılan bu vurgu, esasen, Risale-i Nur’un genelinde mevcut olan bir ana fikrin yansımasıdır. Bahsi geçen âyetin ve daha birçok âyetin ders verdiği ubudiyet görevi, Risale-i Nur’a göre, ancak Allah’ı tanıyıp sevmekle gerçekleşir. İnsan, ihsan edene perestiş eder bir fıtratta yaratılmıştır; ve ancak ona sayısız nimetlerle ihsanda bulunanın yalnız ve ancak Âlemlerin Rabbi olduğunu anlaması ölçüsünde kendini ubudiyetle Ona sevdirmeye çalışacaktır. Kısacası, ubudiyetin esası ve anahtarı, marifetullahtır.İşte bu yüzden, Risale-i Nur, baştan sona, “Allah’ı tanımak” diye de ifade edilen “marifetullah” üzerinde durmakta; bizi marifetullaha götüren yolları göstermektedir.
İnsanın ancak marifetullah ile birlikte lâyıkınca gerçekleşen ubudiyet görevini yerine getirebilmesi için ona rehberlik edecek çok “muarrif”ler vardır. İnsana Rabbini tanıtan bu muarriflerin, Risale-i Nur’da şu dört ana başlıkta toplandığı görülmektedir: (1) Bütün peygamberlerin “marifet”ini şahsında toplayan Hz. Muhammed (a.s.m.); (2) bütün semavî kitapların ders verdiği hakikatın en azamî ifadesi olan Kur’ân; (3) bütün mahlukatı içeren kâinat; ve (4) insanın Allah’ı tanıma istidadı taşıyan tüm duygularının merkezi hükmündeki “fıtrat-ı zîşuur” olarak vicdan. Şu dünya yolculuğunun asıl amacı olan ubudiyet ekseninde insana Rabbini tanıtan “muarrif”ler çok olmakla birlikte, zikrettiğimiz bu dört muarrif, “küllî muarrif” hükmündedirler.
Çalışmamız, bu dört küllî muarrifi esas almaktadır. Fakat, bu çerçeve dahilinde, bu muarriflerin birbirine delil olması, birbirini tazammun etmesi hususuna, bize ayrılan zamanın sınırlı oluşu gözönüne alınarak, girilmemiştir. Yalnızca, meselâ Âyetü’l-Kübra’nın, konuşmamızın başında zikrettiğimiz âyetle başladıktan sonra, kâinatın marifetullaha delâletini ortaya koyması; o kâinat içinde fıtratına vicdan dercedilen insanlık âlemine gelmesi; o insanlık âlemi içinde Muhammed’i (a.s.m.) bulması; ve Kur’ân’ı onun elinde görmesi; sonra, Kur’ân’ı eline alarak yeniden kâinat yolculuğuna yönelmesi, bu “küllî muarrif”lerin, Risale-i Nur’da ne denli ayrılmaz bir bütün olarak mütalaa edildiklerini açıkça göstermektedir. ..
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.