Beni skolastik bataklIgI içinde saplanmIs bir medrese hocasI zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-I hâzIr fen ve felsefesiyle mesgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bâzI eserler telif eyledim. Fakat, ben öyle mantIk oyunlarI bilmiyorum, felsefe düzenbazlIklarIna da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatInI, mânevî varlIgInI, vicdan ve îmânInI terennüm ediyorum, yalnIz Kurr17;ânr17;In tesis ettigi Tevhid ve îman esâsI üzerinde isliyorum ki; Islâm cemiyetinin ana diregi budur. Bu sarsIldIgI gün, cemiyet yoktur.
“Bana, r17;Sen suna buna niçin satastIn?r17; diyorlar. FarkInda degilim. KarsImda müthis bir yangIn var. Alevleri göklere yükseliyor. Içinde evlâdIm yanIyor, îmânIm tutusmus yanIyor. O yangInI söndürmeye, îmânImI kurtarmaya kosuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemis de, ayagIm ona çarpmIs; ne ehemmiyeti var? O müthis yangIn karsIsInda bu küçük hâdise bir kIymet ifade eder mi? Dar düsünceler, dar görüsler!..
”Ben, cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de fedâ ettim. Gözümde ne Cennet sevdâsI var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi bes milyon Türk cemiyetinin îmânI nâmIna bir Said degil, bin Said fedâ olsun. Kurr17;ânr17;ImIz yeryüzünde cemaatsiz kalIrsa, Cenneti de istemem; orasI da bana zindan olur. Milletimizin îmânInI selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya râzIyIm. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistân olur.”