• Bu konu 67 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 63)
  • Yazar
    Yazılar
  • #812582
    Anonim

      Sadeleştirme yanlıları kusura bakmasınlar ama At gibiler gözlüklerini takmışlar ne sağa bakıyorlar ne sola sırf kendilerini hak göstermek adına her seceneğe bir kılıf uydurmuşlar. Kendi kılıfları dahi o kabahatlerini kapatmaya yetmemiş ki kılıfları kendilerine sus seni saklayamıyorum diyor. Kısaca diğer sebeplerinden ziyade bu bahaneleri çok gülünç “Adama derler Risale-i Nurlar size sadeleşerekmi geldide bu hizmetin kıymetini anlayıp Dünyanın Dört bir yanına açılma hissiyatı duydunuz yoksa o engin manalar kafanızda ufuklar mı açtı?”

      @Huseyni 405348 wrote:

      4. Dil bir araçtır demiştik. Esas maksat iman hakikatlerinin muhtaç gönüllere ulaşmasıdır. Faraza bir genç sadeleştirilmiş risalelerle imanını kurtarsa Bediüzzaman ona “neden orijinal risaleyi okumadın” mı der,yoksa onu bağrına mı basar? Veya sadeleştirmeye karşı olan Ümit Şimşek ve benzeri insanlar üzülür mü sevinir mi? Eğer imanın Risale-i Nur’da anlatılan değerini biliyorsa herhalde sevinirler. Öyleyse sadeleştirmeye de sevinmelidirler.

      iftiralar.org dan alıntı..

      Evet iman hakikatlerinin gönüllere ulaşması hepimizi sevindirir. Ümit abiyi de sevindirir tahminimce. Ama bunun tek yolu, bir alimin izin vermediği bir eserini bizim deyimimizle tahrif etmek, sizin deyiminizle sadeleştirmek değildir. Bu dediğiniz belki en son yapılacak şeylerdendir. Buraya gelene kadar, önce sohbetlerinizde, sonra tvlerinizde, sonra gazetelerinizde, yurtlarınızda Risale-i Nurları ilk sıraya koyun, sonra “bunları denedik, olmadı, biz de sadeleştirmeye karar verdik” demeye az da ola bir hak kazanabilirsiniz belki..

      20 yıl önce konuşulan dil ile bugün konuşulan dil arasında çok fazla bir fark yok. Bakın bakalım, Risale-i Nur’un orjinaline sadık kalanlar 20 senede nerelere ulaşmışlar, kimlere Risaleleri duyurmuşlar. Bu hizmet bugüne kadar sadeleştirmeden geldi de şimdiden sonra mı sadeleştirme ihtiyaç oldu ? Demekki ihlasla davaya sahip çıkınca neşvü nema mümkün oluyormuş. Hem sırran tenevverat diyor Üstad. O kısımları okuyun, sadeleştirmeden hidayete nasıl vesile olunuyormuş görün.

      Samimiyetten ve sadakatten yoksunsunuz. En güzel örneği ise cevab vermekten kaçtığınız sorular ve bu sorulardan en basiti olan : neden bu sadeleştirme günahına ilk tanıştığınız gün girişmedinizde bunca zaman bekleyerek sizin mantığınızla bir sürü gencin günahına girdiniz?

      Samimi olan kişi kılıf aramaz sorulara samimiyetle cevab verir. Yok ihtiyactı yok bilmem neydi diye saklanmaz. Risale-i Nuru okumadığınız o engin ufuklara çıkamadığınız ne kadar belli. Allah bizleri affetsin bu hak yolundan ayırmasın, huzuru mahşerde Ustadımızın kanatları altında tutsun..

      #812584
      Anonim

        ………..

        #812587
        Anonim

          Bu süreçte konuştuğumuz şeylerin nefsimizden gelmemesi konusunda itinalı davranalım. Şahsen bende de aynı şeyi görürseniz buyrun eleştirin. Özellikle şahsi kinini ortaya dökmek için fırsat kollayanlara bu süreçte prim vermeyelim. Yani sırf burası için değil, tüm medyada, sosyal paylaşım sitelerinde vs. Konuştuğumuz şey sadeleştirme ve sadece bunu savunmanın peşindeyiz. Meşru dairede bunu yapmaya itina gösterelim. Haklı olarak savunduğumuz davanın içinde, konuyla ilgisi olmayan tartışmaların içine girmek zorunda kalmayalım. Hatta bu işi samimimi yapıyorlar ya da samimi değiller mi..Aslına bakarsanız emarelerden samimi olmadığına dair çok deliller çıkıyor ama yine de şahsen kalp okuyucusu değilim. Samimi olup olmadıkları da beni çok ilgilendirmiyor. Çünkü samimi de olsalar, samimi olmasalar da bizim savunduğumuz şey, Üstad Hazretlerinin bizzat kendi sözleriyle delil gösterdiğimiz ve haklılık payı, sadeleştirenlerinkiyle kıyaslanmayacak kadar doğru olan şeydir. Bu konuda samimilerse ortadaki yüzlerce delili yok saymasınlar, vazgeçsinler. Samimi değillerse Allah’ın da bir hükmü var..Dünya ahiret görürler yaptıkları işin neticesini..

          #812600
          Anonim

            6. Dil canlı bir varlıktır. Canlılıkta değişim esastır. “Bu günkü” dil “o günkü” dil değildir. Bu günkü nesil de o günkü nesil değildir. Her zamanın bir hükmü vardır ve”Zaman bir büyük müfessirdir,kaydını izhar etse itiraz edilmez.” Risale-i Nur hakikatlerinin yeni nesillere aktarılmasında dil bir problem ise eğer bu problem sadeleştirmeyle çözülmelidir. Hepimiz dilimizin zenginliğinin korunması ve çocuklarımızın yüksek bir dil ve kültür birikimine sahip olmasını isteriz. Ancak ve ne yazık ki her şey bizim istediğimiz gibi gelişmiyor. Çünkü zaman değişiyor,dil değişiyor,insan değişiyor. İşte bu durumda “ilk kurtarılması gerekenler” esprisi içinde daha önemli olanı önceleme zarureti kendini gösteriyor. Dil kültürün,düşüncenin ve dinin taşıyıcısı olmakla birlikte neticede bir araçtır. Araç,hiçbir zaman amaçla özdeşleştirilemez. Örneğin dil mi önemlidir yoksa din mi veya lisan mı iman mı gibi bir sorunun cevabı,elbette ve tartışmasız din ve iman olmalıdır. İnsanlara “sen bu kitabın dilini anlamıyorsan biz onun dilini senin anlayabileceğin seviyeye indiremeyiz,ne yap et sen o dilin seviyesini çık yoksa başının çaresine bak” demeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

            iftiralar.org tan alıntı

            “Risale-i Nur hakikatlerinin yeni nesillere aktarılmasında dil bir problem ise eğer bu problem sadeleştirmeyle çözülmelidir.”

            Dil bir problem ancak sizin bahsettiğiniz şekilde bir problem değil. Ayrıca sadeleştirme bu problemi çözecek bir unsur da değil. Dil problemi, maalesef ki yeni neslin eskimez dille, arasındaki bağın kopmasından kaynaklanan bir problem. Şimdi siz eskimez dili sonradan çıkma kelimelerle sadeleştirerek dil problemini çözeceğinizi mi sanıyorsunuz. Bu dili daha da problem haline getirmek değil midir ? Risale-i Nur daki bir satırlık vecize için şimdinin kelimeleriyle kaç satır yazmayı düşünüyorsunuz ? Ya da şimdiye kadar yazdıklarınız gerçekten o vecizelerdeki derin manaları ifade edebiliyor mu ?

            İnsanlar, zamanlar ve dil değiştikçe onları daha da muhafaza etme ihtiyacı duymanız gerekirken, “nasılsa millet baltalamış, bi balta da biz vuralım” mantığıyla hareket ediyorsunuz. İmanların kurtarılması önceliğine gelince, kimse kimseye zorla hidayet edemez. Hidayet bir talep işidir. Onu verecek olan da Allah’tır..Siz sadece bir vesile olabilrsiniz. Bu vesilelik Risale-i Nurları sadeleştirerek değil, onları müsaade edilen şekliyle yaygınlaştırarak olur. Bakın biz burda yapıyoruz, sonra onlarca belki yüzlerce site de benzer çalışmaları bulabilirsiniz. Sizin çalışmalarınız nerde gösterin..Hangi sitenizde, hangi tvnizde hangi gazetenizde, hangi radyonuzda..? Bunlar da bir öncelik değil mi ? Elinizde yıllardan beri bu imkanlar yok mu ? Siz her türlü imkanınıza rağmen göze değer bir çalışma yapmayın, sonra da çıkın “yok efendim anlaşılmıyor, yok efendim iman kurtaracam bu daha önemli” Nerde görülmüş böyle mazeret..Bunu sizin kadar imkanları olmadığı halde bu tür çalışmaları yıllardan beri yapanlar söylese eyvallah, ama sizin genel olarak böyle bir kaygınız, derdiniz olmadı ki, sadeleştirme sizin derdiniz olsun..

            Dolayısıyla din iman üzerinden gidip, meseleyi saptırmaya çalışmayın..Allah kimseden gücünün yettiğinden fazlasını istemiyor..İşinizi önce bir usulüyle yapın, neticesini de Allaha bırakın. Daha hiç usül kullanmadan, bu şekilde olmuyor ne demek ? Çocuk mu kandırıyorsunuz ?

            #812602
            Anonim

              7. Risale-i Nur’ların başka dillere tercümeleri de vardır. Hatta İngilizceden başka bazı dillere tercüme edilmiştir. Acaba bu tercümelerde manaların yüzde kaçı aktarılabilmiştir? Bunun tartışmasını yapan var mı? Böyle bir tartışma olmamasının nedeni sadeleştirmeye karşı olanların da bazı tercümeler yapmış olması olabilir mi? Eğer öyleyse bunun adı nedir? Yapılması gereken bir şey varsa onu ben yaparsam doğru olur anlayışı mı? Peki,bunun anlamı nedir? Enaniyet mi,haset mi,inhisarcılık mı? Herkes bu soruları vicdanına sorsun,çünkü tefessüh etmemiş bir vicdan yalan söylemez.

              iftiralar.org dan alıntı..

              Risale-i Nur’un bir dilden başka dile çevrilmesi başka birşey, sizin kendi dilinizle yazılmış bir Risale-i Nur mevcutken, onu aynı dilde kendi anlayışınıza göre değiştirmeniz çok daha farklı şey. Sapla samanı karıştırmayalım. Hiç lisan bilmeyen birine elbette onun bildiği dilden hitap edilecek. Ancak sizin sadeleştirdiğiniz eser kendi ülkenizde, kendi dilinizde yazılmış. Japona İ’lem eyyühel aziz deseniz tabiki de anlamaz. Ama Türkiyede yaşayan birine deseniz en azından azizini anlar, gerisini de siz anlatırsınız, işiniz ne ? Sadeleştirmeye ve ona gelen eleştirilere, cevap vermekle geçireceğiniz zamanı, gidin böyle hayırlı işlerde kullanın. Çok daha makbuldür..Hem Risale-i Nur Eskimez dille dilimiz arasında bir köprü olduğu gibi, Kur’an dili ile dilimiz arasında da bir köprü vazifesini görüyor. Mesela Kur’an okuyan biri Kur’an da gemi diye bir kelime bulamaz. Kur’an da sefine olarak geçiyor. Risale-i Nur’da da o şekilde geçiyor ve geçen cümlenin içinde sefine kelimesinin gemi olduğunu anlayabiliyoruz.

              İspatı:

              “İki adam, bellerine ve başlarına ağır yükler yükletip bir sefineye bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bıraktı, üstünde oturdu, nezaret etti. Diğeri, hem ahmak, hem mağrur, yükünü yere bırakmadı.”

              Bakın bu bir misal sadece.. Risale-i Nur’da bu türden sayısız misaller vardır. Şimdi burda Risale-i Nur ve Kur’ân okuyan kişi sefinenin gemi olduğunu öğrendi. Sizin sadeleştirmenizi okuyan kişi gemiyi zaten biliyordu, Kur’andaki gemiyi de hiç bi zaman öğrenemeyecek..Şimdi bu bir kazanç mı kayıp mı ?

              Hazır bu cümleyi misal vermişken tavsiyem; bu cümledeki birinci adam gibi olun. İşinizi usulünce yapıp tevekkül edin. Sadeleştirme gibi bir yükün altına kendinizi sokmayın. Yoksa burdaki ikinci adam gibi maskara olma ihtimaliniz var..

              #812604
              Anonim

                8. Yapılan sadeleştirmeler beğenilmeyebilir,ama bu sadeleştirmeye karşı olmayı gerektirmez. O zaman siz de oturur daha güzel ve herkesin takdirini alan bir sadeleştirme yaparsınız. Nasıl,ortada onlarca meal varken onları kendinizce yeterli görmeyip yeni bir meal yazmaya karar vermeniz gibi.

                iftiralar.org dan alıntı..

                Bu cevabı Ümit Şimşek ağabeye vermişsiniz. Bizi ilgilendiren tarafı “Nasıl,ortada onlarca meal varken onları kendinizce yeterli görmeyip yeni bir meal yazmaya karar vermeniz gibi.” bu kısmıdır. Yukarıda mealle sadeleştirme arasındaki farktan bahsettik. Zaten ağabeylerde bu konuda oldukça ikna edici izahlar yapmışlar. Tekrardan izaha lüzum yok. Sapla saman tamamen farklı şey. Adı üzerinde biri sadeleştirme, diğeri meal..

                Hem beğenmemek sadeleştirmemeye karşı olmayı gerektirir. Çünkü bahsettiğiniz eser sıradan birinin eseri değildir. Buna karşı olacak birileri varsa, elbetteki bu kişiler en başta, yıllardan beri onun neşrine çalışanlar ve Risale-i Nur’un hizmet metoduna uygun tarzda hareket edenler olacaktır.

                #812605
                Anonim

                  9. Üstad’ın sadeleştirmeye izin vermediğini söyleyenler sözlüklü risale baskılarına hiç ses çıkarmamakta hatta bunu kendileri yapmaktadır. Hiç kimse bu sözlüklü baskılarda kelime karşılarına yazılan manaların yetersiz veya fazla olduğunu söylememekte,tam tersine bu değişiklik Nurların intişarına büyük bir hizmet olarak görülmektedir. Burada da yine “yaparsam ben yaparım,sen yapamazsın” inhisarcılığı ve çifte standardı gizlenemez bir biçimde ortadadır.

                  iftiralar.org dan alıntı..

                  Genel olarak iddialarınızı baktığımızda hep aynı şeyi görüyoruz. Bu cümlede de çok çarpıklıklar var, öncekilerde olduğu gibi.

                  1. si sözlüklü risale demek sadeleştirilmiş risale demek değildir.
                  2. si bu işi yapanlar hizmetin içinde olanlar ve Risale-i Nurun hizmet metodlarına uygun tarzda hareket edenlerdir.
                  3. sü de Orjinal Risale-i Nur sayfanın içinde bulunmakta ve okuyanın istifadesine mani olunmamaktadır. Ve lugatler meal cinsinden, kelime manalarını hiç bilmeyen okuyucunun zihninde, az çok bir mana uyandırmaktır. Nerede koca Külliyatın özünden birşey bırakmadan Risale-i Nur Külliyatı diye piyasaya sürmek, nerede orjinal hali dururken, sayfanın yanında ya da altında lugat bulundurmak.
                  4. sü de Üstad Hazretleri eserleri sadeleştirmeyin demiyor. Ama diyor ki altına benim ismimi yazmayın, kendi isminizi yazın. Madem sadeleştirdiniz, adını Risale-i Nur koymayın, müellifi olarak Üstadımın ismini yazmayın, eserlerin ismini Sözler değil, sözlerim koyun, Lem’alar değil, pırıltılar, ışıltılar koyun, Sikke-i Tasdik-i Gaybi değil, gaybi tasdiklerin imzası koyun. İşaratül İcaz değil, İcaza dair işaretler koyun vs.

                  #812606
                  Anonim

                    10. Üstad Hazretlerinin varislerine hürmetimiz sonsuz olmakla birlikte her bir Nur talebesinin de Üstad’ın varisi olduğu unutulmamalı. Bakın Üstad bu konuda ne diyor:“… herbirinizi derecesine göre birer Said ve birer vârisim ve benim yerimde Nurların birer bekçi muhafızı olarak mânevî bir hâtıraya binaen kabul ettiğimi haber verdiğim gibi,şimdi de size beyan ediyorum. Mâdem haddimden çok ziyade hüsn-ü zannınızla bana ulûm-u imaniye ve hizmet-i Kur’âniyede bir üstadlık vermişsiniz. Ben de herbirinize derecesine nisbeten eski zaman üstadlarının icazet almaya lâyık olan talebelerine icazet-i ilmiyeyi verdikleri misilli icazet veriyorum.” Daha da önemlisi Üstad varislerinin vazifelerini anlattığı bir yerde aynen şu ifadeleri kullanıyor:“Zannederim ki,hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş;başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle,belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur’u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek.” Dikkat buyurunuz,şerh izah,tekmil,tahşiye zaten anlaşılıyor da telif vazifesi üzerinde neden durulmuyor acaba? Yani Üstad bu ifadesiyle eksik bıraktığı bu iki mektubun talebeleri tarafından telifini istemiyor mu? İfadeler gayet açık. Kaldı ki sadeleştirme yeni bir telif değildir,aynı eserin bazı cümle ve kelimelerinin en uygun muadilleriyle değiştirilmesidir.

                    11. Her şey bir yana yıllar önce Abdullah Aymaz Bey’in gündeme getirdiği ve Üstad’ın talebelerinden Hasan Efendi’de gördüğü bir mektuptaki ifadeler başka söze hacet bırakmıyor. Buyurun birlikte okuyalım:“… yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe farklı olduğundan yeni Türkçe için bazı kelimat-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risale-i Nur yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görmeyen gençlere teshilât olmak için bazı tabiratı değiştirirseniz iyi olur.” Yahu insaf edin Üstad yirmi senelik zaman dilini bile dikkate alıp eserinin dilini yeniden gözden geçiriyor da bize ne oluyor? Elli altmış yıl önce yazılmış bu eşsiz eserlerdeki hakikatlerin şimdiki nesillerin diline göre yeniden neşrinde ne mahzur olabilir? Kaldı ki sadeleştirilen eserlerin orijinali zaten onu anlayabilen geniş bir kitle tarafından zaten okunuyor ve okunmaya da devam edilecek. Yani kimse korkmasın bu eser ortadan kalkmaz. Eğer sadeleştirilince orijinaline rağbet edilmeyeceği “tahrib”in böyle gerçekleşeceği düşünülüyorsa o zaman zımnen bunun zaruri bir ihtiyaç olduğu da kabul ediliyor demektir.

                    iftiralar.org dan alıntı.

                    Sizin yazınızdan nerdeyse 1 ay önce kaleme alınmış Abdülkadir BADILLI ağabeyin yazısını okuyun, bu yazdıklarınızı cevabını tam olarak alacaksınız. Maksat herşeye rağmen sadeleştirmek olunca, bu cevaplar görülemiyor demekki..

                    http://www.risaleforum.net/bediuzzaman-said-nursi-ve-risale-i-nur-cemaati-253/risale-i-nur-talebeleri-272/175505-badilli-agabeyden-reddiye-ihanet.html

                    #813559
                    Anonim

                      Tahrifatı yapanlar; eğer Risalelerin kelimelerini değiştirecek kadar kendinizi zeki sanıyorsanız, bırakın Risaleleri sadeleştirmekle vaktinizi öldürmeyin. O kadar zekiyseniz kendiniz bir eser ortaya koyun da alem-i islam onu okusun. Bu kadar ilminiz yoksa, onun kelimeleriyle oynamakta size düşmez. Kolay olanı kendiniz bir eser yazıp kimsenin de tepkisini almamak ve hakkına girmemektir. Zor olanıyla uğraştığınıza göre, öyle bir eser yazmaktan aciz kaldığınız ispatlanmış olur. Zaten yazabilseydiniz muhtemelen hiç böyle bir ihanete kalkışmazdınız. Bu sizin acizliğinizin en açık ifadesidir..

                      #813471
                      Anonim

                        @Huseyni 405951 wrote:

                        9. Üstad’ın sadeleştirmeye izin vermediğini söyleyenler sözlüklü risale baskılarına hiç ses çıkarmamakta hatta bunu kendileri yapmaktadır. Hiç kimse bu sözlüklü baskılarda kelime karşılarına yazılan manaların yetersiz veya fazla olduğunu söylememekte,tam tersine bu değişiklik Nurların intişarına büyük bir hizmet olarak görülmektedir. Burada da yine “yaparsam ben yaparım,sen yapamazsın” inhisarcılığı ve çifte standardı gizlenemez bir biçimde ortadadır.

                        iftiralar.org dan alıntı..

                        Genel olarak iddialarınızı baktığımızda hep aynı şeyi görüyoruz. Bu cümlede de çok çarpıklıklar var, öncekilerde olduğu gibi.

                        1. si sözlüklü risale demek sadeleştirilmiş risale demek değildir.
                        2. si bu işi yapanlar hizmetin içinde olanlar ve Risale-i Nurun hizmet metodlarına uygun tarzda hareket edenlerdir.
                        3. sü de Orjinal Risale-i Nur sayfanın içinde bulunmakta ve okuyanın istifadesine mani olunmamaktadır. Ve lugatler meal cinsinden, kelime manalarını hiç bilmeyen okuyucunun zihninde, az çok bir mana uyandırmaktır. Nerede koca Külliyatın özünden birşey bırakmadan Risale-i Nur Külliyatı diye piyasaya sürmek, nerede orjinal hali dururken, sayfanın yanında ya da altında lugat bulundurmak.
                        4. sü de Üstad Hazretleri eserleri sadeleştirmeyin demiyor. Ama diyor ki altına benim ismimi yazmayın, kendi isminizi yazın. Madem sadeleştirdiniz, adını Risale-i Nur koymayın, müellifi olarak Üstadımın ismini yazmayın, eserlerin ismini Sözler değil, sözlerim koyun, Lem’alar değil, pırıltılar, ışıltılar koyun, Sikke-i Tasdik-i Gaybi değil, gaybi tasdiklerin imzası koyun. İşaratül İcaz değil, İcaza dair işaretler koyun vs.

                        Herşeyi bir tarafa bırakalım, Risale-i Nur eserlerinin bir kaç kişinin salahiyetinde olması neden bu kadar yadırganıyor. Bu açıkça bir hased değil midir? Madem ustad bediüzzamanın ilmini ve Allah katındaki makamının kıymetini biliyorsunuz (umarım) öyle ise bu hasediniz nedir? Ustadımız Bediüzzaman şu kardeşlerim eserleri neşredebilir şu kardeşlerimde gerek gördükleri yerde düzenlemeler yapabilir dedikten sonra bu vasiyeti açık ve net sabit iken bu ne diyet bune perhiz.. Madem nurlara müştaksınız öyle ise bu sahiplenmek ve benimde hakkım var meselesinde dürüst ve samimi olmak gerek. Yine bu müştaklık ve hak meselesi risale-i nurda hizmet etmek olarak geçmekte, yoksa bende neşredeyim bende istediğim gibi yazayım demek bir hak değil bir hukuksuzluktur. Özetle diyecek olursak eğer sizler samimi müminler iseniz bu hasedi çabucak bırakmanız iktiza edecektir. Çünkü bu husus nurlara perde olmaktan başka bir netice vermez..

                        #813619
                        Anonim
                          486450_10151569247538755_1767114048_n.jpg
                          #813620
                          Anonim
                            155947_10151569228313755_1186579203_n.jpg
                            #813621
                            Anonim
                              733847_10151569256468755_1588656377_n.jpg
                              #813622
                              Anonim
                                563974_10151626207833755_1132894582_n.jpg
                                #813623
                                Anonim
                                  533999_10151627369853755_657536300_n.jpg

                                  Sa(h)te lemada RABBİMİZE HAKARET
                                  28.Lem’adan sadeleştirme cinayetlerine misaller;

                                  Sadeleştirilmiş;

                                  ….mekandan münezzeh , mukaddes ,arınmış ,yüce Zat-ı Zülcelâl’in varlığının vücûbiyetine , mukaddesliğine ve kusurlardan uzaklığına uygun düşmeyen tasavvurlara ve bâtıl telkinlere yol açar.S.Lem’alar 374

                                  Aslı;

                                  ….tahayyüzden mukaddes, münezzeh, müberra, muallâ olan Zât-ı Zülcelal’in vücub-u vücuduna ve tekaddüs ve tenezzühüne muvafık düşmeyen tasavvurata sebebiyet verir ve telkinat-ı bâtılaya medar olur. Lem’alar 273

                                  Arınmış: Kirlerinden temizlenmiş
                                  Müberra: Beri’, müstesna,fenalıktan uzak kalmış , münezzeh , pâk (A.Yeğin lûgatı)
                                  “Arınmış” kelimesinin, “Zat-ı Mukaddes” , “Allah-ı Zülcelal” hakkında kullanılması ASLA caiz olmaz.İman gider!
                                  Çünki arınmış vasfı (daha önce kirlenmiş sonra temizlenip arınmış şeklinde ) öncesine işaret eder.Müberra sıfatının yerine kullanılamaz.

                                  Allah için “Arınmış” sözünü kullananın da buna ses çıkarmayanında imanı gider.
                                  Siz Allah(c.c.) hakkında kudsiyyeti , münezzehiyyeti , sübhaniyyeti, vücub ve vahdaniyeti nasıl anlıyorsunuz.?
                                  SİZ KİME İMAN EDİYORSUNUZ.!

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 63)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.