- Bu konu 22 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
2 Ağustos 2010: 08:03 #663824
Anonim
”Risale-i Nur’u yazmasak ta okusak risale-i nur talebesi ünvanına mazhar olur muyuz? ” diye Risale-i Nur’a sorsak ne derdi acaba:032:
2 Ağustos 2010: 08:13 #773943Anonim
Malûm olsun ki, bizi ziyaret eden, ya hayat-ı dünyeviye cihetinde gelir; o kapı kapalıdır. Veya hayat-ı uhreviye cihetinde gelir. O cihette iki kapı var:
Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir. O kapı dahi kapalıdır. Çünkü ben kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenâb-ı Hakka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş.
İkinci cihet, sırf Kur’ân-ı Hakîmin dellâlı olduğum cihetledir. Bu kapıdan girenleri ale’r-re’si ve’l-ayn kabul ediyorum. Onlar da üç tarzda olur:
Ya dost olur,
ya kardeş olur,
ya talebe olur.Dostun hassası ve şartı budur ki: Katiyen Sözlere ve envâr-ı Kur’âniyeye dair olan hizmetimize ciddî taraftar olsun; ve haksızlığa ve bid’alara ve dalâlete kalben taraftar olmasın; kendine de istifadeye çalışsın.
Kardeşin hassası ve şartı şudur ki: Hakikî olarak Sözlerin neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını edâ etmek, yedi kebâiri işlememektir.
Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin.
İşte bu üç tabaka, benim üç şahsiyetimle alâkadardır: Dost, benim şahsî ve zâtî şahsiyetimle münasebettar olur. Kardeş, abdiyetim ve ubudiyet noktasındaki şahsiyetimle alâkadar olur. Talebe ise, Kur’ân-ı Hakîmin dellâlı cihetinde ve hocalık vazifesindeki şahsiyetimle münasebettardır. Şu görüşmenin de üç meyvesi var:
Birincisi: Dellâllık itibarıyla mücevherât-ı Kur’âniyeyi benden veya Sözlerden ders almak; velev bir ders de olsa.
İkincisi: İbadet itibarıyla uhrevî kazancıma hissedar olur.
Üçüncüsü: Beraber dergâh-ı İlâhiyeye müteveccih olup rapt-ı kalb ederek, Kur’ân-ı Hakîmin hizmetinde el ele verip tevfik ve hidayet istemek. Eğer talebe ise, her sabah mütemadiyen ismiyle, Bazen hayaliyle dahi yanımda hazır olur, hissedar olur. Eğer kardeş ise, birkaç defa hususî ismiyle ve suretiyle dua ve kazancımda hazır olup hissedar olur. Sonra umum ihvanlar içinde dahil olup, rahmet-i İlâhiyeye teslim ediyorum ki, dua vaktinde “ihvetî ve ihvânî” dediğim vakit onlar içinde bulunur. Ben bilmezsem, rahmet-i İlâhiye onları biliyor ve görüyor. Eğer dost ise ve ferâizi kılar ve kebâiri terk ederse, umumiyet-i ihvan itibarıyla duamda dahildir. Bu üç tabaka dahi beni mânevî dua ve kazançlarında dahil etmek şarttır.
26. Mektub 10. Mesele
2 Ağustos 2010: 08:16 #773945Anonim
Allah razi olsun geçen aylarda boyle birsey okuduğumu hatırladım…saol abi:)
2 Ağustos 2010: 08:23 #773946Anonim
Risaleleri yazmayan Risale-i Nur talebesi olabilir mi?
Her meslek ve meşrebin kendisine ait bazı kaideleri vardır. Risale-i Nur’a talebelik söz konusu olduğunda, söz Bediüzzaman Hazretlerine aittir. Kimlerin talebe olduğunu tayin edecek makamda olan bizler değiliz.
Üstad hazretleri, Risale-i Nur Talebesi olmanın şartlarını telif ettiği risalelerinin çeşitli yerlerinde belirtmiştir. Bu şartlar herkesin anlayabileceği netlikte açıktır. Böyle konularda Risale-i Nur kaynak olarak alınırsa kalbler tatmin olur, fikirler istikamete kavuşur, hissiyat sükunet bulur. Talebe olmanın şartları hususunda aşağıda yaptığımız alıntılar her halde yeterli bir kanaat verecek seviyededir:
1- “Âhiret Kardeşlerime Mühim Bir İhtar Risale-i Nur’a intisab eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, Risale-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında, her yirmidört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazan daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber; benim gibi dua eden kıymetdar binler kardeşlerin ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olur. Hem dört vecihle dört nevi ibadet-i makbule hükmünde bulunan kitabetinde hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmasına çalışmak, hem hadîsin hükmüyle, bir saat tefekkür bazan bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen tefekkür-i imanîyi elde etmek ve ettirmek, hem hüsn-i hattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan üstadına yardım etmekle hasenatına iştirak etmek gibi çok faideleri elde edebilir.” (Kastamonu Lahikası)
2- “Bundan yirmi gün evvel, eyyam-ı mübarekeden sonra hatırıma geldi ki, vazifedarane kalemi her gün istimal etmeyenler (risale yazmayanlar), Risale-i Nur talebeleri ünvan-ı icmalîsinde (ismi altında) her yirmidört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususî isimlerle has şakirdler dairesi içinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi (çıkarıldı).” (Kastamonu Lahikası)
3- “Risale-i Nur zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bid’ata (yeni hurufa) karşı da huruf ve hatt-ı Kur’ân’ı (Kur’an harflerini ve yazısını) muhafaza etmek bir vazifesi iken; has talebelerden birisi bilfiil huruf ve hatt-ı Kur’âniyeyi ders verdiği halde, sırrı bilinmez bir hevesle, huruf ve hatt-ı Kur’âniyeye ilm-i din perdesinde tesirli bir surette darbe vuran bazı hocaların darbede istimal ettikleri eserleri almışlar.” (Kastamonu Lahikası)
4- “Dostun hassası ve şartı budur ki: Kat’iyen, Sözler’e ve envâr-ı Kur’âniyeye dair olan hizmetimize ciddî tarafdar olsun; ve haksızlığa ve bid’alara ve dalalete kalben tarafdar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın. Kardeşin hassası ve şartı şudur ki: Hakikî olarak Sözler’in neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek, yedi kebairi işlememektir. Talebeliğin hâssası ve şartı şudur ki: Sözler’i kendi malı ve te’lifi gibi hissedip sahib çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini, onun neşir ve hizmeti bilsin.” (Mektubat)
5- “Bid’a ile amel eden, kalben tarafdar olmamak şartıyla dost olabilir.” (Kastamonu Lahikası)
6- “(‘Alimlerin mürekkebleri şehidlerin kanıyla tartılır.’ ‘Ümmetimin fesadı zamanında kim benim sünnetime yapışırsa yüz şehidin sevabını kazanabilir.’) Bu iki hadîs-i şeriften alınan bir ilhamla, Risale-i Nur’u yazmanın dünyevî ve uhrevî pek çok faidelerinden, Risale-i Nur’da beyan edilen ve şakirdlerinin tecrübeleriyle tasdik edilen yalnız birkaç tanesini beyan ediyoruz:
Beş türlü ibadet
– En mühim bir mücahede olan ehl-i dalalete karşı manen mücahede etmektir.
– Üstadına neşr-i hakikat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.
– Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir.
– Kalemle ilmi tahsil etmektir.
– Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen, tefekkürî olan bir ibadeti yapmaktır.Beş türlü de dünyevî faidesi var
– Rızıkta bereket.
– Kalbde rahat ve sürur.
– Maişette sühulet.
– İşlerinde muvaffakıyet.
– Talebelik faziletini almakla, bütün Risale-i Nur talebelerinin has dualarına hissedar olmaktır.Kalemle Nurlara hizmet ve sadakatla talebesi olmanın iki mühim neticesi vardır
– Âyât-ı Kur’âniyenin işaretiyle, imanla kabre girmektir.
– Bütün şakirdlerin manevî kazançlarına, Nur dairesindeki şirket-i maneviye sırrıyla, umum onların hasenatlarına hissedar olmaktır.” (Emirdağ Lahikası)7- “Risale-i Nur’un küçük ve masum şakirdlerinin elli-altmış talebesinin ve kırk-elli ümmi mübarek ihtiyarların ve kıymetdar üstadlarının yazdıkları tevafuklu ve şirin nüshaları bize göndermişler. O parçaları yedi cild içinde cem’ettik. Bu mübarek ümmi ihtiyarların kırk sene sonra Risale-i Nur hatırı için her işe tercihan yazıya başlamaları…” (Kastamonu Lahikası)
Bütün bunlarla beraber hasta iki gencin Kalemsiz Olduğunu ve bunlara talebem dediğini Risale-i Nurda görmekteyiz:
8- “Hem Muhacir Hâfız Ahmed’i, hem bana, hem Nurlara alâka ve sadakat noktasında Nurların birinci talebesi ve fedakâr bir naşiri kalben hissetmiştim. Halbuki kalemle hizmete muvaffak olamadı. Çok defa o gaybî hissimi tahattur ederdim. Sonra birden hem oğlu Kâzım, hem damadı Bahri, hem diğer damadı berber Mehmed ondan his ve ümid ettiğim metinane hizmeti fevkalâde bir alâka ve sadakatla tam tamına yerine getirmeye, çalışmaya başladılar.” (Emirdağ Lahikası)9- “Bilhassa saatçi Lütfü Efendi’ye pek çok selâm ve dua ederim. Cenab-ı Hak ona, o bana yazdığı Pencere Risalesi’nin hurufu adedince ruhuna rahmet, kalbine nur, aklına hakikat, malına bereket ihsan eylesin. Âmîn, âmîn, âmîn. Maksadım, ona o risaleyi yazdırmak, onu has talebeler dairesine idhal etmekti. Yoksa ona o zahmeti vermezdim.” (Barla Lahikası)
10- “ Arkadaşlarımızdan -Allah rahmet etsin- iki genç vardı. Biri İlama’lı Sabri, diğeri İslâmköy’lü Vezirzade Mustafa. Bu iki zât, talebelerim içinde kalemsiz oldukları halde, samimiyette ve iman hizmetinde en ileri safta olduklarını hayretle görüyordum. Hikmetini bilmedim. Vefatlarından sonra anladım ki; her ikisinde de ehemmiyetli bir hastalık vardı. O hastalık irşadıyla, sair gafil ve feraizi terkeden gençlere bedel, en mühim bir takva ve en kıymetdar bir hizmette ve âhirete nâfi’ bir vaziyette bulundular. İnşâallah iki senelik hastalık zahmeti, milyonlar sene hayat-ı ebediyenin saadetine medar oldu.” (25. Lem’a)
Bütün bu ifadelerde üç ana nokta dikkat çekiyor:
– Hizmette Sadakat
– Risaleleri Kur’an harfleriyle yazmak
– Neşr etmek.
Talebe olmak için elden geldiği kadar bu üç vazifeye çalışmak gerektiği anlaşılmaktadır.risaleonline
2 Ağustos 2010: 08:24 #773947Anonim
amin ecmain inşaAllah
Rabbim cc hizmet bilincini hakkıyla hayatımıza geçirebilmeyi hakiki Risale-i Nur Talebesi olabilmeyi nasip etsin amin2 Ağustos 2010: 08:31 #773948Anonim
Allah razi olsun..abi…
Siz yazı yazıyor musunuz abi?2 Ağustos 2010: 08:32 #773949Anonim
maalesef kardeş
ama öğrenmeyi çok istiyorum
inşaAllah Rabbim cc nasip eder2 Ağustos 2010: 08:34 #773950Anonim
Ya Abi birde benim anlamadığım şu risalelerle cokça aşina olmus abiler var…ama nedense yazı meselesini bir türlü çözemiyorlar…niçin???
2 Ağustos 2010: 08:39 #773951Anonim
ben yazamadığım için bişey diyemem kardeş
ama kolay olmadığı muhakkak
hem yazı hem neşir sadakat isteyen azim isteyen sebat isteyen ehemmiyetli vazifeler
zaten bu sebeple mükafatları büyük elhamdülillah2 Ağustos 2010: 13:09 #773966Anonim
Evet abi..inşallah sizde başlarsıınız…birde nerede oturuyordunuz abi…
2 Ağustos 2010: 13:13 #773968Anonim
hayırdır kardeş
derslere katılmak istiyor ve o nedenle yardım istiyorsanız amenna
elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım2 Ağustos 2010: 18:03 #774003Anonim
yok abi Allah raz olsun… elhamdülillah ben gidiyorum…eğer vaktiniz olursa bende sizi risale yazmak amacıyla yönlendirebilirim
2 Ağustos 2010: 19:41 #774011Anonim
niyetinden ötürü sağolasın kardeş Allah cc razı olsun
3 Ağustos 2010: 03:01 #774024Anonim
sendende abi ….
6 Ağustos 2010: 21:19 #774316Anonim
risale-i nur külliyatının elle yazılması gibi bi gerekliliğin yanlış oldugunu düşünüyorum.zaten matbaa yok mu?basılan kitaplar el yazması mı,..illa ki arapça yazmak istiyorsan kur’an-ı kerimi yaz.hat ögren çeşit çeşit yaz.eskiden yani risaleleri bediüzzaman hz.leri yazarken yasaktı vesairedir ancak elle yazma imkanı vardı, günümüzde bu mantık işi deil.dinimizde böyle birşey yok.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.