- Bu konu 19 yanıt içerir, 16 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Ekim 2008: 16:55 #718986
Anonim
TaLHa;78119 wrote:Buradaki camiyetten maksad her bir şeyde Allahın marifetini görmekdir. Mesela bir insanda kainatı görebildiği gibi kainatın her bir varlığında insana dair vasıfları görebilmek ve daha ilerisi Allahın marifetini ve daha ilerisi Allahın sanatını vesaire butun tefekürü yapabilecek makama gelmek. İşde böle bir kişinin özellikleride itidal, muadelet ve dengedir. Ne bazı kişiler gibi ehli sünnet dairesinden cıkacak nede ehli sünnet dairesinde gaflete düşecek. İstikameti olacak, dengesi olacak kuran ve sünnet mihengine vuracak ve hakikatleri tahlil edecek..Peygamberlerin tarzıyla, metodlarıyla hareket edecek..
kiyas yapcaz yani
Hüsrev gibi, kendine tembel diyen ve beş senedir Sözleri işittiği halde yazmaya cidden tembellik edip başlamayan bir kardeşimiz, bir ayda on dört kitabı güzel ve dikkatli yazması, şüphesiz dördüncü bir keramet-i esrar-ı Kur’âniyedir.risaleler zaten kerametli bi baslamaya bakıo21 Aralık 2008: 23:12 #724558Anonim
KaLeM;37593 wrote:Dikkat bozan cinsi altta açıklama yapanlar ama arapça tercümesi olanlar aksine faydalı oluyor
Hani üstad ayetin yada arabi bir yazıyının altında .. denildiği gibi diyorya,, ama ne diyor ? işte buna yanıt oluyor
Ve benim hoşuma gidiyor ki bu ayetleride görmek ve ezberlemek öğrenmek adına faydalı ama
Sakın ha sakın sadece envar yada sözler diyen şahıslar var.. Bende elhamdülillah külliyat var YeniAsya neşriyat
abi diyorki envar alsana o daha iyi, abi var zaten 🙂lahikalarda hep yazan dikkat tefekkür ve devamla okumak… abi bende de hepsinden var ama yeniasya dan okuyorum dikkat dağıtıyor diyenlere mukabil diyorum ki elh cok istifade ediyorum
5 Kasım 2009: 20:11 #759676Anonim
bilgilendirme için allah razı olsun külliyatın hepsini bitirdim şimdi nasıl okumalıyım diye düşünüyordum ki bu yazınızı okudum inşaallah okuduklarımı anlar ve anladıklarımı yaşarım
6 Kasım 2009: 16:45 #759713Anonim
@nur_melegi 165299 wrote:
bilgilendirme için allah razı olsun külliyatın hepsini bitirdim şimdi nasıl okumalıyım diye düşünüyordum ki bu yazınızı okudum inşaallah okuduklarımı anlar ve anladıklarımı yaşarım
maşallah barekallah
inşallah bende birgün okudum ve anladım diyebilirim:dft001:10 Mayıs 2010: 07:17 #770472Anonim
Risale-i Nur’u anlamak üzerine
M. Fetullah Hocaefendi’nin bazı talebelere Risale-i Nur’u anlamak üzerine sohbetinde, talebelerin kaydettiği bazı beyan ve ifadeleri:* Arapça’da 62.000 kelimenin Türkçe karşılığı yoktur. Siz istesenizde tam tercüme yapamazsınız. Mesela: Rububiyet, Uluhiyet…gibi. Bu kelimelerin karşılığı yoktur. Arapça’dan tercüme kesinlikle orjinal olmaz ve mana bozulur. En az verimde, maalesef Türkçe tercümede olmaktadır. Risaleleri anlamak için sadece dilde ısrar etmemelidir. Biraz sabır, azıcık gayret ve dikkat, İnşallah hedefe ulaştırır.
* Kitap sadeleştirme speküle bir meseledir, mevzudur (geçerliliği yoktur). Tercüme edilen eserler bir bakıma İncil akibeti gibidir.
* Her sadeleştirmede birçok tavizler verilir, ve açılan kapı kapanamaz.
Kitapları iyi bilen, ağabeyleri ve kardeşleri bulmaya çalışın ve mütalaa edin. Risale-i Nurlar çok kıskançtır. Ve kendine aşık olmayana, yüzündeki peçeyi sıyırmaz.* Risaleler okyanus gibidir… Bazı yerleri sahil kıyısı gibidir. –Bazı yerleri 25-30 metre gibidir,– ihtisas ister.
Bazı yerler vardır ki, birkaç yüz metredir ve kâlb ve ruhun derece-i hayatına çıkamayan orada yüzemez.
Bazı yerler birkaç bin metre derinlikteki yerlere benzerler. Kalbi; nefsine, cesedi; midesine, galebe edemeyenler oralarda yüzemezler.
En büyük Transatlantikler dahi, Guamm çukurundaki merkezkaç kuvveti riskini göze alamazlar.
Bazı yerler Allah’ın kainatta va’z ettiği mizana ayna olarak, Everest tepesinin zıddı, Guamm çukuru gibi derindir ki (11.000 m.) orada yüzmek için Vekil-i Müceddit-i Elf-i Salis-i Aşr olmak; öyle bir dalgıç olmak lazımdır.* İslam’a doymuş ve dolmuş insanlar olmak için bu kitapları mukayeseli olarak en az 5 (beş) defa okumak gereklidir.
Bir ara 3 (üç) defa okunsa da olur demiştim ki; Üstadım beni rüyada ikaz etti, tekrar bu sayıyı beşe çıkardım.
Müellifi Muhteremin neşredilmemiş kitaplarından tutunda; Lenin’e, Freud’a, Marks’a kadar hepsini okudum. Dedim ki onların yollarını, taktiklerini de öğreneyim.
Ama şimdi diyorum ki; bu kitapları (Risale-i Nurları) en az beş defa okuyun, başka bir şey istemez!…
Risaleleri şu zamanda iyice anlamadan başka şeylere tevessül ederseniz, bir yerde mutlaka bir mantık hatası yaparsınız.* Risalelerin, en ağır yerleri ya Medrese-i Yusufiye’ de ya da 10-12 hastalığın insanın üzerine abandığı dönemlerde, katip usulü yazılmıştır. (Katip usulü demekle; Hocaefendi Nurların tamamen ihtiyar haricinde, mâhza İlham-ı İlahi olduğunu beyan etmektedir). Yazılışında dahi bir hikmet vardır.
* Eğer siz İstanbul’da üçlerin, Urfa’da ikilerin elle sayıldığı bir dönemi idrak etseydiniz.
Şimdiki şu hale şükreder ve vefa ne demek o zaman anlardınız.7 Mart 2011: 17:55 #786878Anonim
@TaLHa 37461 wrote:
Risaleleri hangi tertiple okumalıyız?
Risale-i Nuru mütalaa edip ondan hakkıyla istifade edebilmek için çok farklı metot ve tavsiyeler olabilir. Bizler size şu metodu tavsiye edebiliriz: Evvela, külliyat baştan sona bir defa okunmalıdır. Bu genel olarak lisana ve konuya aşinalığı temin eder. Bundan sonra: bir sözün ehemmiyetini ve kıymetini gösteren ölçü ve miyar budur.
1-Kim söylemiş
2-Kime söylemiş
3-Niçin söylemiş
4-Ne maksatla söylemiş
Üstadımızın ölçü olarak nazara verdiği bu şartlar muvacehesinde külliyatı okuma ve mütalaa tasnifine tabi tutar isek;
1-Evvela Tarihçe-i Hayat okunup Üstadın nezih hayatı çok iyi bilinmelidir. Allah’a doksan yıla yakın istikametli ve semereli bir hayatın takdimi me’hazin kutsiyetini nazara verecektir. Bu ise kalplerde ve gönüllerde eserin müessiriyetini arttır.
2-İnsanın mana ve muhtevasını, niçin yaratıldığını, hedef ve maksadını izah ve ispat eden mevzular mütalaalı bir şekilde okunup iyi tetkik edilmelidir. Bir hadisi şerifte buyruluyor ki: “kendini bilen Rabbini bilir.” Bediüzzaman bu hakikate mebni, risalelerde insan üzerine çok durmuş, insanın vazifesi ve mahiyetiyle alakalı onlarca izah ve tarifler yapmıştır.
Mesela, 23.söz, Geçlik Rehberi, 20. mektup, 24. mektup, Ene bahsi, 11. söz, Hanımlar Rehberi vs. gibi yerler iyi bilinmelidir.
3- Hakaik-i imaniye ve esasat-ı İslamiye temeller hükmünde olduğundan bu mevzularda çok iyi yetişmek icap eder. Bediüzzaman Risale-i Nur külliyatını, iman ve İslam esaslarını ispat ekseni üzerine telif etmiştir. Üçüncü kademede risalelerin mihveri dediğimiz bu mevzularda marifetimizin çok derin olması icap eder. İmanın altı esası İslamın beş şartıyla alakalı konular çok iyi bilinmelidir. Bu konularla ilgili mesela, 19.söz, 25.söz, 10.söz, 33.söz, 26.söz, Küçük Sözler gibi yerler mütalaa edilmelidir.
4-Gaye ve maksat hususu da müessiriyeti arttıran önemli bir konudur. Yani bu davaya hizmet etmek maddi ve manevi menfaate alet olmamalıdır. Sadece Allah rızası için hizmet-i imaniyede bulunmak ve ücreti Allah’tan rıza olarak beklemek şiar olmalıdır.
Te’lifat meccanen olduğu gibi tebligatın da meccanen olması icap eder. Bir dava adamının ehemmiyeti ve büyüklüğü mebde ile münteha arasındaki müsevattır diye ifade edilir. Yani nasıl başlamış ise aynı hulusiyetle Allah’a yürümek esastır.
Bu hakikatleri anlamak ve idrak etmek için de İhlas Risalesi, Hizmet Rehberi, Lahikalar okunup mütalaa edilmelidir. Bu tasnifli okumadan sonra da artık bütün külliyat başından sonuna kadar mütalaalı bir şekilde DİKKATLE okunmalıdır. Muhakemat, Lemaat, Hutbe-i Şamiye, İşaratul İcaz, Sünuhat ve Münazarat gibi eserler sona bırakılabilir.
Bazı terimleri ve cümleleri daha iyi kavrayabilmek için Prof. Dr. Alaattin BAŞAR beyin Zafer yayınlarında çıkan Nurdan Cümleler ve Nurdan Kelimeler isimli çalışmalarını tavsiye edebiliriz.
OKUMAK
“Şimdi oku! Kabirde okuyamazsın!”
İlk emri “Oku!”[1] olan yüce bir dinin mensubuyuz. “İlim Çinde de olsa talep ediniz”[2] diyen bir peygamberin ümmetiyiz. “Oku” emrini yerine getiren ecdadımız kendi devirlerinde ilimde, teknolojide zirvelere çıkarken, onların torunları olan bizlerin aynı emri tam anlamıyla yerine getirdiği söylenemez. Öyle görülüyor ki, günümüzde Batı ülkeleri bizden daha çok okumakta, araştırma yapmaktadırlar.
Kültür Bakanlığında görev yapan bir zat anlatıyor: “Üç arkadaş kütüphanelerle ilgili araştırmalar yapmak üzere İngiltereye gönderilmiştik. Londra’da şehir içi otobüsünde gördük ki, üçümüz dışında herkes ya kitap, ya dergi, veya gazete okuyor. Biz ise etrafı seyirle meşgulüz.”
Kominizmi devlet sistemi olarak ilk uygulayan Leninin yetişme dönemlerinde günde onyedi saat kitap okuduğu söylenir. Lenin, mevcut kapasitesini menfi yönde kullanmış, kominizmi insanlığın başına bela etmiştir. Onun menfi yönde kullandığı okuma kapasitesini müsbet yönde kullanan zatlar, insanlığa hizmet edeceklerdir.
“Şimdi oku! Kabirde okuyamazsın!”[3] vecizesi, mühim bir gerçeği dile getirir. Sistemli bir okuyuş, insana çok şeyler kazandıracaktır. Okurken şu esaslara dikkat edilmesi, okumaktan istifadeyi artıracaktır:
-Dış dünyadan kendinizi tecrid ederek okuyun. Tam bir konsantre ile kitaba yönelin, külliyetle dalın. Kelimelerle anlatılan hususları, hayal gücünüzü de devreye sokarak görmeye çalışın.
-Okuduğunuz kitaptan notlar alın. Kitap eğer kendinize aitse, mühim yerlerin altını çizin veya işaretler bırakın. İlerde aynı kitabı tekrar okumaya belki vakit bulamayabilirsiniz ama, bu notları gözden geçirmek, veya işaretli yerlere bakmak çok vaktinizi almayacaktır.
-Yapılan araştırmalar, öğrenilenlerin yaklaşık % 70-80’inin diğer gün hatırlanmadığını göstermiştir. Ancak, öğrendiklerini aynı gün tekrar edenler, bu bilgilerin hiç olmazsa yarısını hatırlayabilmektedirler. Öğrenilenlerin hafızada yerleşebilmesi için günlük, haftalık, aylık ve altı aylık tekrarlar tavsiye edilmektedir. Ayrıca, okunanların, öğrenilenlerin başkalarıyla paylaşılması, bunların hafızada sağlam bir şekilde yerleşmesini sağlayacaktır. Bilgiyi başkalarıyla paylaşmanın peşin bir mükafatı bunları unutmamak; paylaşmamanın peşin bir cezası ise unutmaktır.
-Okuduğunuz kitaplardaki veciz cümleleri aynen ezberleyin. Vecizeler, gülyağına benzer. Güllerin pres edilmesiyle önce gülsuyu meydana gelir. Gülsuyunun damıtılmasıyla da gülyağı oluşur. Bir gram gülyağının kokusu, litrelerce gülsuyuna bedel olduğu gibi, veciz bir ifadenin etkisi, sayfalarca cılız ifadelere bedeldir. Okuduğunuz kitaplardan not alıp ezberliyeceğiniz veciz ifadeler, sizlerin yerli malı cümlelerinize de kalite kazandıracaktır. Böyle veciz ifadeler, gecenin karanlığında parlayan yıldızlar gibi hemen farkedilirler.
-Kendi sahanızdaki yayın dünyasını takip edin.
-Edebi kıymeti olan eserlerden hergün bir miktarını sesli olarak okuyun. Bu tarz okuyuş, teleffuzunuzu güzelleştirecek, konuşma kabiliyetinizi geliştirecektir.
-Bazı eserleri bir defa değil, müteaddid defalar okuyun. Bir insanı tanımak için tek görüşme yetmez. Böyle kitaplar da insanlar gibidirler, ilk okuyuşta çok az şey verirler.
-Okuduğunuz kitaplardaki engin manalarla hemhal olun. Öyle ki, o manalar yolda giderken, yemek yerken, istirahat ederken de sizi meşgul etsin. Böyle bir hal, o manaların size mal olmasını sağlayacaktır. Yemekte hazım mühim olduğu gibi, ilimde de mühimdir. Ne kadar yenildiği değil, ne kadar hazmedildiği önemlidir. Çok kitap okuyan nice insan, okuduğunu hazmedemediğinden, okuduklarına yabancı kalır. Okuduklarıyla okuma sonrasında da zihnen- hayalen meşgul olanlar ise, o manaları hayatlarına yansıtırlar. Kur’an-ı Kerim, “er-rasihuna fi’l- ilm” yani, “ilimde kökleşenler”[4] ifadesiyle ilimde bu farklı boyuta dikkat çeker.
-Manaya aşık olun, bir “mana avcısı” olarak yaşayın. Kitap ormanlarında mana ceylanları gezer. Onları avlamanın en mühim bir şartı “dikkattir.” Dikkatini toplayamayanlar, o ceylanları avlayamazlar.
-Yemeklerde tercih yaptığınız gibi, kitaplarda da tercih yapın. Zihninizin, kalbinizin, hayalinizin en güzel manalara layık olduğunu unutmayın. Rastgele fikirlerin oralara girmesine ve yerleşmesine fırsat vermeyin.
-Bataklığın bataklık olduğunu anlamanız için mutlaka o bataklığa girmeniz gerekmez. Onun gibi, batılın batıl olduğunu anlamak için batılı anlatan kitapları okuma zorunluluğunuz yoktur. Karşıdan bakmanız yeterlidir. Karanlığa karşı en tesirli mücedelenin ışıkla yapıldığını unutmayın.
J.J. Russo, felsefecileri pazaryerindeki satıcılara benzetir. Herbiri “en iyi mallar bende” diye bağırmakta, müşterileri kendine çağırmaktadır. Pazar yerindeki malları alırken seçici olmak lüzumu gibi, kitapları alırken de seçici olmak lazımdır.
-Kainat kitabının manalarını bize ders veren ve vazifelerimizi bildiren Kur’an-ı Kerimi hergün hem yüzünden okuyun, hem de tefsirlerden onun manalarını, sırlarını öğrenin.
-Büyüklerin hayat hikayelerini anlatan eserlerden okumayı ihmal etmeyin. Tarihin ibret dolu sayfalarını çevirin. Başta Hz. Peygamberin hayatı olmak üzere, peygamberler tarihini okuyun. Ayrıca sahabenin o ibret dolu hayatlarını öğrenin. İnsanlık tarihini gözden geçirin. Şanlı ecdadınızın icraatlarını tanıyın. Unutmayın: “Geleceğin çiçekleri, geçmişin kökleriyle beslenir.” “İstikbal, köklerdedir.” Tarihimiz, hatta topyekün insanlık tarihi bizlerin kökleri mesabesindedir.
-Günümüz fen ve ilimlerinden nasibinizi unutmayın. Din ilimleriyle fen bilimlerini mezcedip, hakikatı yakalayın, teknolojik sırlara açılın, ilimlerden Allah’a yükselen miracı yakalayın.
-Kitapların satır aralarında aktif bir şekilde seyahat etmeyi, pasif bir şekilde TV izlemeye tercih edin. TV seyretmeyi, -ömrünüz varsa- hayatınızın yaşlılık dönemine bırakın. Zira, günde 3-4 saatini TV karşısında geçiren bir gencin ilimde-fende ilerlemesi beklenemez. Gerçi biraz “genel kültürü” artar. Fakat o genel kültür ise, pratikte ona pek bir şey kazandırmaz. Hele hele “genel kültür” adı altında magazin programlarına takılmışsa, incir çekirdeğini doldurmayacak lüzumsuz bilgilerle vakit öldürmüş demektir.
[1]Alak, 1
[2]Acluni, I, 138
[3]Gündüzalp, Zübeyir, Altın Prensipler, s. 32
[4]bkz. Al-i İmran, 7; Nisa, 162
Cenab-ı Hakk cc razı olsun inşaAllah
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.