- Bu konu 5 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Ağustos 2010: 11:57 #664035
Anonim
Nükte
“Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah’a ait olmasın.” (Hud Sûresi, 11: 6.) âyet-i kerimesiyle, rızık taahhüt altına alınmıştır. Fakat, rızık dediğimiz iki kısımdır: Hakikî rızık, mecâzî rızık. Yani zarurî var, gayr-ı zarurî var.
Âyetle taahhüt altına alınan, zarurî kısmıdır. Evet, hayatı koruyacak derecede gıda veriliyor. Cisim ve bedenin semizliği ve zaafiyeti, rızkın çok ve az olduğuna bakmaz. Denizin balıklarıyla karanın patlıcanları şâhittir. Mecâzî olan rızık ise, âyetin taahhüdü altında değildir. Ancak sa’y ve kisbe bağlıdır.
Nokta
Arkadaş! Mâsum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehminin anlayamadığı bazı esbab ve hikmetler vardır. Yalnız, meşiet-i İlâhiyenin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan birşeye tatbik edilmesin. O şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husûle gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbikle tecziye edilir. Meselâ, bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı düşüp başı kırılırsa müstahak olur. Çünkü, bu musibet o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır.
İHTAR: Kaplan gibi hayvanların helâl rızıkları, ölü hayvanlardır. Sağ hayvanları öldürüp rızık yapmak, şeriat-ı fıtriyece haramdır.
Mesnevî-i Nuriye, s. 64Yukarıda kırmızı yazılı bölümü konunun genelindeki soru işaretlerini kaldıracak şekilde açıklayabilir misiniz ? ALLAH(C.C.) Razı Olsun.
14 Ağustos 2010: 22:49 #774730Anonim
konunun genelindeki soru işaretlerinden kastınız tam olarak nedir ?
15 Ağustos 2010: 12:12 #774787Anonim
Tabi soru işaretleri derken ilmimiz yetmediğinden anlayamadığımız kısımları kastediyoruz yanlış anlaşılmasın.Burada rızık konusu çok güzel işleniyor ancak çocuk ve kaplan örneklerini iradeleri olmadığı için,nasıl anlamalıyız,bu örneklerde tıkandık..Bu kısımları açabilir misiniz ?
15 Ağustos 2010: 15:59 #774796Anonim
ilim ehli abilerimizin cevabını aşağıya ekleyelim inşallah,
Öncelikle, Allah hiçbir mahlukuna kaldıramayacağı teklifi ve sorumluluğu yüklemez. Bu mana ayet ve hadislerle sabit bir hakikattir. Bunun böyle olduğuna ayrıca kainatta cari olan ölçü, adalet ile muamele, intizam ve ahenk gibi fiiller şahittir. Yani Allah’ın adaletle iş gördüğüne bütün kainat şahittir.Allah mahlukatı sınıf sınıf yaratmıştır ve hepsini ayrı vazifeler ile donatmıştır. Vazifesinin ağırlığına göre de güç ve kuvvet vermiştir.
Mesela inek, deve, koyun gibi mahlukların vazifesi et ve süt vermektir. Cüssesi de bu vazifeye orantılı olarak yaratılmıştır. At, eşek, deve, katır gibi hayvanların vazifesi ise yük taşımaktır. Bu yüzden vücutları buna göre tanzim edilmiştir. Her mahlukun vazifesi ile bedeni arasındaki mütenasiblik Allah’ın ne denli hikmet, adalet ve rahmet ile iş gördüğünün ispatıdır.
Aynı şekilde, yırtıcı ve vahşi hayvanların da bir vazifesi ve buna uygun vücutları vardır. Allah onlara da ayrı bir misyon, ayrı bir vazife takmıştır. Bunların vazifeleri ise ekolojik dengeyi muhafaza için zayıf ve hastalıklı hayvanları yemektir. Otobur olan hayvanların içindeki zayıf ve hastalıklı hayvanlar türlerini tehdit eden birer unsurlardır. O türlerin hem ekolojik dengesini muhafaza, hem de sağlıklı olabilmeleri için, Allah vahşi hayvanları onlara musallat etmiştir. Bu kural, bütün türler için geçerlidir. İşte vahşi ve yırtıcı hayvanlar, bu zayıf ve hastalıklı hayvanları yemekle, o türlerin zinde ve sağlıklı kalmalarını temin ediyorlar.
Bu yırtıcı ve vahşi hayvanlar bazen haddini ve vazifesini aşarak sağlam hayvanlara ve onların şefkate muhtaç yavrularına saldırıp onları parçalıyorlar. Yani bir çeşit yaradılış maksatlarını aşıp zulüm ve gaddarlık yapıyorlar. Allah da bu zulüm ve gaddarlığa mukabil onları genelde fıtri kanunlar dahilinde cezalandırıyor.
Şimdi akla doğal olarak şu soru geliyor; bunlarda cezayı gerektirecek sorumluluk ve irade var mıdır?
Evet, Allah her mahlukluna münasip bir irade ve teklif yüklemiştir. Ve yüklediği teklif ve iradeye göre de onlara öyle muamele ediyor. Yani bu yırtıcı ve vahşi hayvanların da mübtedi ve ilkel bir iradeleri vardır. İradesinin derecesine göre de sorumludurlar. Bu yüzden, bu ilkel ve basit iradesi nispetinde cezaya müstahak oluyorlar. İnsanın iradesi geniş ve kamil olmasından, ceza ve mükafatı da ona göre oluyor. Yani Allah, iradenin oranına göre ceza ve mükafata tabi tutuyor. Bu da onun adalet ve rahmetine yakışan bir haldir. Üstat bu manaya şu şekil işaret ediyor:
“Evet, âkilüllâhm hayvanların helâl rızıkları, vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler, cezâ görürler. حَتّٰى يَقْتَصُّ الْجَمَّاۤءُ مِنَ الْقَرْنَاۤءِ (ev kemâ kàl). Yani, “Boynuzsuz olan hayvanın kısâsı kıyâmette boynuzludan alınır” diye ifade-i hadîsiye gösteriyor ki: Gerçi cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvânât mâbeyninde dahi, onlara münâsip bir tarzda, dâr-ı bekàda mücâzat ve mükâfatları vardır. Ona binâen, canavarlara sağ hayvanların etleri haramdır, denilebilir.”(1)
Yine Üstad’ın hayvanlarda da basit ve ilkel bir iradenin olduğuna dair şu cümleleri vardır;
“Ve bu saray-ı kâinatta ikinci kısım amele, hayvânattır. Hayvânat dahi, iştiha sahibi bir nefis ve bir cüz-ü ihtiyarîleri olduğundan, amelleri hâlisen livechillâh olmuyor. Bir derece nefislerine de bir hisse çıkarıyorlar. Onun için, Mâlikü’l-Mülki Zü’l-Celâli ve’l-İkram, kerîm olduğundan, onların nefislerine bir hisse vermek için, amellerinin zımnında onlara bir maaş ihsan ediyor.”(2)
Üstad’ın bu ibarelerinden, hayvanların da bir nefis ve irade sahibi olmasından dolayı ceza ve mükafata -orantılı olarak- tabi olacakları anlaşılıyor. Aynı zamanda bu manayı hadis ile de teyit ediyor.
Tabi bu hayvanların ceza ve mükafatlarının mahiyeti ve keyfiyeti hakkında geniş bir bilgi mevcut değil, ama iradenin basitliğinden ceza ve mükafatın da basit olduğu anlaşılıyor.
Allah’ın, iradesiz ve hiç sorumluluğu olmayan bir hayvana ceza vermesi rahmet ve adaletine uygun düşmeyeceği için, buradan hayvanların da basit ve ilkel bir iradeye sahip oldukları anlaşılıyor. Bu iradelerini bazen onlara fıtri olarak yasaklanmış şeylerde kullanabiliyorlar. Bu da bir haksızlığı ve zulmü netice verdiği için, adalet-i İlahi bu zulüm ve haksızlığı cezalandırıyor.
Aslan ve kaplanlar, vahşi hayvanlar sınıfındandır, ama vahşi hayvanlar bunlardan ibaret değildir. Deniz, hava ve kara hayvanları içinde de vahşi hayvanlar vardır. Kartal ve köpek balığı gibi.(1) bk. Lem’alar, Yirmi Sekizinci Lem’a.
(2) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Dördüncü Dal.
– sorularlarisale.com sitesinden alıntıdır-15 Ağustos 2010: 16:11 #774797Anonim
rızkın her çeşidinin, rızka ihtiyaç duyan her bir yaratılmış için Rabb-i Rahim tarafından temin edileceği vaad edilmiştir.
Vaadinde asla kusur olmayan, eksiklik olmayan, vaadinde dönme ihtimali asla olmayan Rabbimiz,
gerek maddi gerek manevi tüm ihtiyaçların, gerek ve yeter ölçüde karşılanması için hikmetlerini sergiler, ikramlarını gönderir,ihsanlarda bulunur
bunun tersi durumlar, rızkın yetersiz olduğu düşünülmesinin, eksik geldiği hissedildilmesinin bir nedeni,
kişinin veya irade sahibi canlının kendi cüzi iradesi ile, fıtratında yaptığı tahrifattır
iyi veya kötü herşeyin karşılığını verecek olan Rabbimiz de, bu durumda yapılan hataya karşılık olarak, kader programında uygun karşılığı, uygun cezayı verecektir ve verir ve veriyor
Cenab-ı Hak cümlemizi hakdan şaşmaktan muhafaza etsin15 Ağustos 2010: 18:45 #774803Anonim
Amin inşaALLAH.ALLAH(C.C.) Razı Olsun,çok teşekkür ediyoruz.
17 Ağustos 2010: 16:24 #774918Anonim
Konuyu destekleyici olması itibariyle:
Ahiret gününde Cenâb-ı Hakkın adaletinin tecellisi bakımından Kısas için:”“ Vahşi hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde…”[20]
20-(Tekvir Suresi/5.ayet)
5. 5. VAHŞİ HAYVANLARIN TOPLANMASI: Vahşi hayvanlar toplandığı zaman.
VUHÛŞ, vahşi hayvanlar mânâsına olup “vahş” kelimesinin çoğuludur. Vahş, tekil olan vahşî kelimesinin cins ismidir. İnsana yakın olmayan kara hayvanlarına bu ad verilir. Ehlî ve evcilin zıddıdır. Dilimizde yabani diye de söylenir. Bunun, önceki âyette geçen “develer”le münasebeti evcile karşılık yabaninin söylenmiş olmasıdır. Bu münasebetle “vâv” ile birbirlerine bağlanmalarında bu zıtların bir araya getirilmesi var demektir. Bundan dolayı maksat, evcil ve yabani mutlak olarak hayvanların toplanması denilmiştir. Bu da üç şekilde tefsir edilmiştir:
Birincisi, her taraftan canlıları saran o korku ve dehşet içinde hayvanların, öteden beri korka geldiği şeyleri unutarak deliklerinden ve yuvalarından çılgıncasına fırlayıp ne birbirlerinden ne de insanın saldırısından çekinmeksizin bir araya toplanması demektir ki, kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ilk üfürmeden önce insanları ve hayvanları sürüp sevkedecek olan ateş çıktığı vakit olacaktır.
İkincisi, hayvanların toplanması, ölüm ve helakte toplanmalarıdır denilmiştir. Çünkü kıtlık çıktığı yıl denilir ki, “kıtlık helak etti” demektir.
Üçüncüsü, Katade ve daha başkalarından rivayet olunduğu üzere vahşi hayvanların toplanması, hayvanların da kısas için diriltilip mahşer yerine toplanmalarıdır. Müslim ve Tirmizî’de Ebu Hureyre’den rivayet olunduğu üzere Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak hakları sahiplerine vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas yoluyla hakkı alınacak.”. Ahmed b. Hanbel’in rivayetinde: “Ve hatta karınca karıncadan hakkını alacak.” Katade de bu âyette demiştir ki, “Her şey, hatta sivrisinek kısas için haşr olunacak.” Razî de tefsirinde şöyle der: Mutezile demiştir ki: Yüce Allah o gün hayvanların hepsini toplayacak ki, dünyada ölüm, öldürme ve diğer yollarla onlara gelmiş olan elemlerin karşılığını versin. Ondan sonra bir kısmını cennette bırakmak isterse, cennette kalmaları iyi olduğu takdirde yapar. Dilerse, haberde geldiği gibi yok eder. Biz ehl-i sünnetin âlimlerine göre ise yüce Allah üzerine “buna hak kazanmıştır” diye hüküm vermek suretiyle bir şey vacip olmaz. Fakat o vahşi hayvanların hepsini toplayacak da boynuzsuzun boynuzludan hakkı alınacak. Sonra onlara “ölün!” denecek, ölecekler. Bazıları, “İnsan ve cinden başkası yükümlü olmadığı için haşr olunmaz.” demişlerdir. Fakat Tirmizî hadîse “hasen sahih” demiştir. Şu kadar varki o hadis, bu âyetin tefsiri mahiyetinde söylenmiş değildir. Burada vahşi hayvanların haşri, kıyılmaz malların bırakılması ile denizlerin ateşlenmesi arasında zikredilmiş olmasına göre de bu haşrin sorusu gibi tekrar dirildikten sonra değil, dünyada olacak olaylar sırasında olması açık görünür. Onun için birinci mânâ tercihe layıktır. Hadis, ilâhî adaleti ayrıca bir beyan olarak sahihtir. Fakat bu, âyetin onunla tefsir edilmesini gerektirmez. Ancak bu âyet onu da hatıra getirebilmek itibariyle o mânâ da düşünülebilir. Çünkü “vâv” ile iki cümleyi birbirine bağlamak, arada bir sıralama bulunmuş olmasını gerektirmez.
KUR’AN-I KERİM/ELMALILI HAMDİ YAZIR TEFSİRİ -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.