• Bu konu 3 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658555
    Anonim

      ruhun daralmasının sebepleri nelerdir?

      muhtelif sebeblerinden biriside ebed için yaratılan kalb ve ruhun fena ve faniler ile tatmin olmamasıdır.

      İKİNCİ İKAZ: Ey şikem-perver nefsim!

      Acaba: Hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu! Mâdem vermiyor; çünki, ihtiyâc tekerrür ettiğinden, usanç değil belki telezzüz ediyorsun.

      Öyle ise: Hâne-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayâtı ve lâtife-i Rabbâniyyemin havâ-yı nesimini cezb ve celbeden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir.

      Evet, nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve mübtelâ ve nihayetsiz telezzüzâta ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti; herşeye kadir bir Rahîm-i Kerîm’in kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.

      Evet, şu fâni dünyada kemâl-i sür’atle vaveylâ-yı firakı koparan giden ekser mevcûdâtla alâkadar bir ruhun âb-ı hayâtı ise; herşeye bedel bir Mâbûd-u Bâki’nin, bir Mahbûb-u Sermedî’nin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.

      Evet fıtraten ebediyyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insânî, zînur bir lâtife-i Rabbâniyye; şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviyye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.

      21.sözden

      BEŞİNCI NÜKTE: İnsan fıtraten gâyet zaîftir.
      Halbuki her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder.
      Hem gâyet âcizdir.
      Halbuki belâları ve düşmanları pek çoktur.
      Hem gâyet fâkirdir.
      Halbuki ihtiyâcâtı pek ziyadedir.
      Hem tenbel ve iktidarsızdır.
      Halbuki hayatın tekâlifi gâyet ağırdır.
      Hem insâniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir.
      Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zevâl ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor.
      Hem akıl ona yüksek maksadlar ve bâki meyveler gösteriyor.
      Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır.

      İşte bu vaziyette bir ruh, fecir zamanında bir Kadir-i Zülcelâl’in, bir Rahîm-i Zülcemal’in dergâhına niyaz ile namaz ile müracaat edip arz-ı hâl etmek, tevfik ve meded istemek ne kadar elzem ve peşindeki gündüz âleminde başına gelecek, beline yüklenecek işleri, vazifeleri tahammül için ne kadar lüzumlu bir nokta-yi istinad olduğu bedâheten anlaşılır.

      dokuzuncu söz

      Evet vasıta-yi rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile olmadığını; belki, acz ve za’f ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları muvazene etmek kâfidir.
      Demek derd-i maişet için namazını terkeden, o nefere benzer ki: Tâlimi ve siperini bırakıp, çarşıda dilencilik eder.
      Fakat namazını kıldıktan sonra cenab-ı Rezzak-ı Kerim’in matbaha-yi rahmetinden tayinatını aramak, başkalara bâr olmamak için bizzat gitmek; güzeldir, mertliktir, o dahi bir ibâdettir.
      Hem insan ibâdet için halk olunduğunu, fıtratı ve cihazat-ı mâneviyesi gösteriyor.
      Zira hayat-ı dünyeviyesine lazım olan

      amel ve iktidar cihetinde en ednâ bir serçe kuşuna yetişmez.
      Fakat Hayat-ı mâneviye ve uhreviyesine lâzım olan ilim ve iftikar ile tazarru ve ibâdet cihetinde hayvanâtın sultanı ve kumandanı hükmündedir.

      Demek ey nefsim! Eğer hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i maksad yapsan ve ona daim çalışsan, en edna bir serçe kuşunun bir neferi hükmünde olursun.

      Eğer hayat-ı uhreviyeyi gaye-i maksad yapsan ve şu hayatı dahi ona vesile ve mezraa etsen ve ona göre çalışsan; o vakit hayvanâtın büyük bir kumandanı hükmünde ve şu dünyada Cenâb-ı Hakk’ın nazlı ve niyazdar bir abdi, mükerrem ve muhterem bir misafiri olursun.

      İşte sana iki yol, istediğini İntihap edilirsin. Hidâyet ve tevfikı Erhamürrâhimîn’den iste…

      beşinci söz

      #760905
      Anonim

        Burdanda anlaşıldığı gibi ruhun daralma sebebinin biri imamsızlık diğeri ise namazsızlıktır.

        Namaz kılmak insanı kötülüklerden alıkoyar , insanın hem kalbini hemde ruhunu doyurur …

        kalb ve ruhtaki yaraların ne olduğunu en güzel ifade eden Bediüzzaman hz lemalar isimli eserindeki 2.lema da izah eder.

        BİRİNCİ NÜKTE: Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm’ın zâhirî yara hastalıklarının mukabili bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır.
        İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz.

        (Bu yaralar bencillik, hased ,kibir ,riya )

        Çünki işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şübhe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.
        Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm’ın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdid ediyordu.
        Bizim manevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdid ediyor.

        O münacat-ı Eyyübiyeye, o Hazretten bin defa daha ziyade muhtacız.
        Bahusus nasılki o Hazretin yaralarından neş’et eden kurtlar, kalb ve lisanına ilişmişler; öyle de; bizleri, günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şübheler (neuzübillah) mahall-i iman olan
        bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârane uzaklaştırarak susturuyorlar.

        Evet günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor.
        Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var.
        O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor.
        DÖRDÜNCÜ NÜKTE: Yirmibirinci Söz’ün birinci makamında beyan edildiği gibi: Cenab-ı Hakk’ın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir.

        #760919
        Anonim

          allah razı olsun, Zariyat Suresi 56. ayette mealen şöyle buyuruyor Rabbimiz: “Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” Bizi en iyi bilen bizi Yaratandır şüphesiz. Ne ile huzur bulup ne ile huzursuz olacağımızı en iyi yine O bilir. Ruhen ve manen rahatlığa kavuşmak; Ona iman etmek, neticesinde imanın gereği olan kullukta bulunmak, kulluğu bedenen en güzel tarif eden namazı kılmakla olur.

          #760948
          Anonim

            3.sözde bu daralmanın sebebini ibadette noksanlık ve ibadetsizlik ile genelleştiriyor üstad hz…

            Nasıl ki cismaniyetin cihazatlarını beslemediğimiz takdirde arıza hasıl ediyor, hasta oluyor ;aynen onun gibide ruhun cihazatları dediğimiz latifeleri beslemezsek, onlarda hasta olur..

            Tipik kabz haliyeti yani..Modernite buna depresyon diyor..

            #760953
            Anonim

              Hem dahi, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet!

              “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azab çekmektir.”

              kaidesi sırrınca, siz, fıtratınızdaki Cenâb-ı Hakk’ın zât ve sıfât ve Esmâsına sarfedilecek muhabbet ve mârifet istidadını ve şükür ve ibâdat cihazatını, nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir Sûrette sarfettiğinizden, bil-istihkak cezasını çekiyorsunuz.

              Çünki Cenâb-ı Hakk’a ait muhabbeti, nefsinize verdiniz.
              Mahbubunuz olan nefsinizin hadsiz belasını çekiyorsunuz.
              Çünki hakikî bir rahatı o mahbubunuza vermiyorsunuz.
              Hem onu, hakikî mahbub olan Kadîr-i Mutlak’a tevekkül ile teslim etmiyorsunuz, daima elem çekiyorsunuz.
              Hem Cenâb-ı Hakk’ın Esmâ ve sıfâtına ait muhabbeti, dünyaya verdiniz ve âsâr-ı san’atını, âlemin esbabına taksim ettiniz; belasını çekiyorsunuz.

              Çünki o hadsiz mahbublarınızın bir kısmı size Allahaısmarladık demeyip, size arkasını çevirip, bırakıp gidiyor.
              Bir kısmı sizi hiç tanımıyor, tanısa da sizi sevmiyor.
              Sevse de size bir fayda vermiyor.
              Daima hadsiz firaklardan ve ümidsiz dönmemek üzere zevallerden azab çekiyorsunuz.

              İşte ehl-i dalaletin saadet-i hayatiye ve tekemmülât-ı insâniye ve mehâsin-i medeniyet ve lezzet-i hürriyet dedikleri şeylerin iç yüzleri ve mahiyetleri budur. Sefahet ve sarhoşluk bir perdedir, muvakkaten hissettirmez. “Tuh onların aklına!” de…
              Amma Kur’anın cadde-i nuraniyesi ise:
              Bütün ehl-i dalaletin çektiği yaraları, hakaik-i îmâniye ile tedâvi eder. Bütün evvelki yoldaki zulümatı dağıtır. Bütün dalâlet ve helâket kapılarını kapatır. Şöyle ki:
              İnsanın za’f ve aczini ve fakr ve ihtiyacını, bir Kadîr-i Rahîm’e tevekkül ile tedâvi eder. Hayat ve vücudun yükünü, Onun kudretine, rahmetine teslim edip; kendine yüklemeyip belki kendisi o hayatına ve nefsine biner hükmünde bir rahat makam bulur. Kendisinin “nâtık bir hayvan” değil, belki hakikî bir insan ve makbul bir misafir-i Rahman olduğunu bildirir.

              otuzikinci sözden

            5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.