- Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Mayıs 2009: 20:28 #653394
Anonim
Said Nursi’nin İki Mühim Tercihiİslam YAŞAR
Türkiye ve Türkçe…
Bediüzzaman Said Nursi’nin, hayatının Yeni Said safhasında yaptığı
iki mühim tercihti bunlar.
Pek çok hayatî tehlikeyi göze alıp
Türkiye’yi vatan, Türkçe’yi de lisân olarak seçerken niyeti,
münhasıran yaşayacak yer ve konuşacak dil bulmak değildi.
Zîra vatanı, misak-ı millîde çizdikleri hudutlarla sınırlandıran devlet adamları
vehmî korkuya kapılarak onu Van’dan sürgün etmek istediklerinde,
şehir eşrafının götürmeyi teklif ettiği Hicaz tarafları da
kaybedilen vatan topraklarının bir parçası idi.
Kendisini çok seven o insanların tekliflerini kabul ederek
oraya veya bir başka Müslüman beldesine gittiği takdirde
aynı dine inandığı, hâllerine âşina olduğu ve dillerini konuştuğu insanların arasında
huzur içinde yaşayabilirdi.
Onların, hayatları pahasına da olsa söylediklerini yapacaklarını bildiği hâlde,
“Ben Hicaz’da olsaydım buraya gelirdim” diyerek
vatan tercihini Anadolu’dan yana kullandı
ve Türk milleti içinde yaşamaya karar verdi.
16 Mayıs 2009: 20:39 #742679Anonim
Maksadı sadece hayatını idame ettirmek değildi.
“Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu âleme ispat etmek”1
İslâm’ın intişarını, imanın ihyasını sağlamak gibi ulvî hedefleri vardı.
Aslında götürülmek istendiği İslâm diyarlarında da bu ve benzeri hedefler için çalışması mümkündü.
Harekete geçtiği zaman pek çok din kardeşinin yanında yer alıp kendisine yardım edeceğinden emindi.
Fakat o, hayatının gayesi hâline getirdiği o uhrevî hedeflere,
“Bin senedir İslâm’ın bayraktarlığını yapan”
ve daha bin sene de yapma istidadı gösteren bu milletle birlikte gitmeyi tercih etti.
Bu tercih, aynı zamanda konuşup yazacağı lisânı da ihtiva ettiğinden,
“Bir milletin mizacı, o milletin hissiyatının menşei olduğu gibi,
lisân-ı millîsi de hissiyatının ma’kesidir”2
diyerek eserlerini yazmak için lisân-ı millîyi, yani Türkçe’yi seçti.
Böylece dili için milleti değil, milleti için dili seçen Said Nursi;
eserlerini, Osmanlı hakimiyeti sayesinde
kullanma sahası kıtaları içine alacak kadar genişleyen
ve kelime haznesi pek çok millete hitap edecek şekilde zenginleşen
Osmanlı Türkçesi ile yazmaya başladı.
16 Mayıs 2009: 20:58 #742680Anonim
Gerçi, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra vatanın sınırları ile birlikte
kendi düşünce hudutlarını da daraltan Cumhuriyet idarecileri;
varlıklarının esası olan din, dil, vatan ve millet hususunda
Osmanlı’dan çok farklı temayüller içine girmişlerdi.
Onun için devletin işleyişine hakim olduktan sonra,bazı Batılı devletlerin de tahrikiyle İslâm dinini milletin hayatından çıkarmak,
Türk Dili’ni de tarihî bağlarından kopararak
“yalnız Türkçeleşmiş sözleri değil, bizzat Türkçe sözleri de değiştirip,
kelime diye zevksiz, âhenksiz ve mâzisiz bir takım sevilmez, anlaşılmaz sözcükler îcad etmek”3 suretiyle
kendilerine has yapma bir lisân hâline getirmek için devletin bütün imkânlarını seferber ettiler.
Bu maksatla İsmail Habib gibi zamanın hükümetinin fikir sözcülüğünü yapan bazı yazarlar
“Vatan, milletin meydana getirdiği mefharetler mecmuasıdır.
Vatanı teşekkül ettiren milletse, milleti de millet yapan dildir.
Dilin vatandan daha mukaddes olduğunu anlamak için tarihlere bakmak yeterlidir”4 gibi iddialarla
vatanı, milleti meydana getiren unsurların arasında kast-ı mahsusla dine yer vermediler.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.