• Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #653394
    Anonim
      Said Nursi’nin İki Mühim Tercihi

      İslam YAŞAR

      Türkiye ve Türkçe…

      Bediüzzaman Said Nursi’nin, hayatının Yeni Said safhasında yaptığı

      iki mühim tercihti bunlar.

      Pek çok hayatî tehlikeyi göze alıp

      Türkiye’yi vatan, Türkçe’yi de lisân olarak seçerken niyeti,

      münhasıran yaşayacak yer ve konuşacak dil bulmak değildi.

      Zîra vatanı, misak-ı millîde çizdikleri hudutlarla sınırlandıran devlet adamları

      vehmî korkuya kapılarak onu Van’dan sürgün etmek istediklerinde,

      şehir eşrafının götürmeyi teklif ettiği Hicaz tarafları da

      kaybedilen vatan topraklarının bir parçası idi.

      Kendisini çok seven o insanların tekliflerini kabul ederek

      oraya veya bir başka Müslüman beldesine gittiği takdirde

      aynı dine inandığı, hâllerine âşina olduğu ve dillerini konuştuğu insanların arasında

      huzur içinde yaşayabilirdi.

      Onların, hayatları pahasına da olsa söylediklerini yapacaklarını bildiği hâlde,

      Ben Hicaz’da olsaydım buraya gelirdim” diyerek

      vatan tercihini Anadolu’dan yana kullandı

      ve Türk milleti içinde yaşamaya karar verdi.

      #742679
      Anonim

        Maksadı sadece hayatını idame ettirmek değildi.

        Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu âleme ispat etmek”1

        İslâm’ın intişarını, imanın ihyasını sağlamak gibi ulvî hedefleri vardı.

        Aslında götürülmek istendiği İslâm diyarlarında da bu ve benzeri hedefler için çalışması mümkündü.

        Harekete geçtiği zaman pek çok din kardeşinin yanında yer alıp kendisine yardım edeceğinden emindi.

        Fakat o, hayatının gayesi hâline getirdiği o uhrevî hedeflere,

        Bin senedir İslâm’ın bayraktarlığını yapan

        ve daha bin sene de yapma istidadı gösteren bu milletle birlikte gitmeyi tercih etti.

        Bu tercih, aynı zamanda konuşup yazacağı lisânı da ihtiva ettiğinden,

        Bir milletin mizacı, o milletin hissiyatının menşei olduğu gibi,

        lisân-ı millîsi de hissiyatının ma’kesidir”2

        diyerek eserlerini yazmak için lisân-ı millîyi, yani Türkçe’yi seçti.

        Böylece dili için milleti değil, milleti için dili seçen Said Nursi;

        eserlerini, Osmanlı hakimiyeti sayesinde

        kullanma sahası kıtaları içine alacak kadar genişleyen

        ve kelime haznesi pek çok millete hitap edecek şekilde zenginleşen

        Osmanlı Türkçesi ile yazmaya başladı.

        #742680
        Anonim

          Gerçi, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra vatanın sınırları ile birlikte

          kendi düşünce hudutlarını da daraltan Cumhuriyet idarecileri;

          varlıklarının esası olan din, dil, vatan ve millet hususunda

          Osmanlı’dan çok farklı temayüller içine girmişlerdi.

          Onun için devletin işleyişine hakim olduktan sonra,

          bazı Batılı devletlerin de tahrikiyle İslâm dinini milletin hayatından çıkarmak,

          Türk Dili’ni de tarihî bağlarından kopararak

          “yalnız Türkçeleşmiş sözleri değil, bizzat Türkçe sözleri de değiştirip,

          kelime diye zevksiz, âhenksiz ve mâzisiz bir takım sevilmez, anlaşılmaz sözcükler îcad etmek”3 suretiyle

          kendilerine has yapma bir lisân hâline getirmek için devletin bütün imkânlarını seferber ettiler.

          Bu maksatla İsmail Habib gibi zamanın hükümetinin fikir sözcülüğünü yapan bazı yazarlar

          “Vatan, milletin meydana getirdiği mefharetler mecmuasıdır.

          Vatanı teşekkül ettiren milletse, milleti de millet yapan dildir.

          Dilin vatandan daha mukaddes olduğunu anlamak için tarihlere bakmak yeterlidir”4 gibi iddialarla

          vatanı, milleti meydana getiren unsurların arasında kast-ı mahsusla dine yer vermediler.

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.