Muazzez Üstadımız, Eski Said döneminde memleketin meseleleriyle; özellikle de, Doğu’nun eğitim ve kültür konularıyla yakından ilgilenmiştir. Hatta Doğu’nun ileride cehaletten dolayı sıkıntı teşkil edecğini ve birileri tarafından ülkenin aleyhinde kullanılacağını sezmiştir. Bu hastalığın ve tehlikenin ızdırabıyla İstanbul’a kadar gitmiş, halifeyle görüşmek istemiştir. Ancak padişahla bizzat görüşme mevzuu meçhuldür.
Fakat araya giren paşalar Üstad’ı dinlemiş, adetleri üzere, ihsanı şahaneden vaatler, teminatlar ve hediyeler teklif etmişlerdir.
Üstadımız ise; “Ben maaş dilencisi değilim, maksadımı te’hir ve maaşı tacil etmek ne hikmete mebnidir.” diyerek teklifi reddediyor.
Paşalarla arasında ciddi anlamda münakaşalar oluyor. Hatta Üstadın Fizana, Trablus ve Taif’e sürülmesi bile gündeme geliyor. Fakat Zülüflü İsmail Paşa’nın (askeri okullar müfettişi) tavsiyesi ile, Üstadımız’dan kurtulmanın yolunu, onu tımarhaneye göndermekte buluyorlar. Üstadımız, iki Musevi, bir Rum, bir Ermeni, bir’de Türk doktorundan rapor alınarak, “Toptaşı tımarhanesi”ne konuluyor. Orada bir müddet kalıyor. Tımarhanenin en yetkili doktoru tarafından yakın takipte, uzun görüşmeler ve sohbetler neticesinde doktor, şöyle bir rapor tanzim ediyor. “ Eğer Bediüzzaman da zerre kadar mecnunluk eseri varsa, dünyada akıllı adam yoktur.”
Bu hadise Cemal Kutay’ın eserlerinde, Üstad’ın Divan-ı Harb-i Örfi eserinde, o zamanlarda Eşref Edip beyin çıkardığı Yeni İstiklal gazetesinde nakledilmiştir. Ayrıca Necmettin Şahiner’in, Bilinmeyen Taraflarıyla Said Nursi eserinde anlatılmaktadır.
Muazzez Üstadımızın tımarhanede on beş gün kadar kaldığı rivayet edilmektedir.
SORULARLARİSALE