- Bu konu 16 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
7 Temmuz 2009: 08:57 #749813
Anonim
Bilmüşahade deneyelim abi (:
Şimdi siz bana internet bağlantısının olması için yapılması gerekenleri söyleyin..(esbap)
Bir de nur nimeti için yahut daha anlaşılır olabileceğini düşündüğüm rahmet için..Allah neyi sebep kılarak rahmet kılıyor? (esbap?)Allah bu 4 nimet dışındaki her nimete esbap dairesini perde kılmıştır.İneğin süt vermesi, ağacın elma vermesi, suyun oluşması için H2O bileşiminin sağlanmasının gerekliği vesaire..
Nur, rahmet, vücud ve hayat..Bunların hepsi meşiet-i hâssa-i İlahiye ile yani sebepsiz doğrudan dilemesi ile Allah’ın gerçekleşir..Bir tane esbap söyleyin ki bunların teşekkülüne dair..Sebepler dünyasndaki her sebebi bir araya getirelim, yine imkansızdır bunların mevcudatını gerçekleştirmek..
İktifa edilebilecek seviyede değil izah, nasıl genişletebiliriz, ehl-i ilim kardeşlerimiz yardım etsinler inşaAllah..
7 Temmuz 2009: 12:38 #749840Anonim
HuSeYni;141951 wrote:nur, vücud, hayat ve rahmetin sebepsiz, vasıtasız ve doğrudan Allah’ın dilemesiyle olması nasıl oluyor? İzah edicek bir arkadaş var mı?SORU
“KAİNATTA en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet nur, vücud, hayat ve rahmettir. Bu dört şey perdesiz vasıtasız doğrudan doğruya kudreti ilâhîyeye ve meşiet-i hassa-i İlâhiyeye bakar.”1. Biz bu âlemde her şeyin sebeplere bağlı olduğunu öğrendik neden bunlar istisna? Hem hayatta ve vücutta bazen sebepleri görüyoruz.
“Kainatta en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet nur, vücud, hayat ve rahmettir. Bu dört şey perdesiz vasıtasız doğrudan doğruya kudreti ilâhîyese ve meşiet-i hassa-i İlâhiyeye bakar.” diyor Risale müellifi. İnsanı secdeye götürecek büyük bir İlâhi hakikatin kapılarını aralıyor. Onun araladığı kapıdan girmek için biz de bismillah diyelim.
Alemlerin Rabbi bu dört şey hariç kainattaki diğer neticeleri, sebepleri kullanarak oluşturabilmeye izni vermiştir. Yazı yazabilmek için kalem ve kağıt birer sebeptir. Bunları kullanarak yazı yazabilirsiniz. Yine ayaklarınızla yürüyebilir, ellerinizle tutabilirsiniz. Hamuru ekmek yapabilir, suyu buzdolabına koyarak dondurabilirsiniz… Oysa bu işlerin tümünde sebepler, sonuca yönelmiş birer duâdır sadece. Yani, derinden bakınca yazı yazabilmek için kainatta bulunan sebeplerin tamamının bir araya gelmesi gereklidir. Kağıdın var olması için ve elin hareket edebilmesi için kainatta var olan her şeye söz geçirebilmek gereklidir. Suya, havaya, topraktaki bin-bir elemente, güneşe.. söz geçiremediği halde, insanın dilemesi yerine getirilir. Çünkü, kulunun dilemesini makbul bir dua olarak dikkate alan bir İlâhı vardır. El kalem ile istediğimiz zaman yazar. Hamur ateşte ekmeğe dönüşür. Bizim bu fiillerdeki meşiet-i İlâhiyeyi ortaya koyabilmemiz için çok perdeleri yırtmamız gerekmektedir.
Buna sadece toprakta tohumun çatlamasını örnek verelim;
Mesela, bir oto tamircisi bir arabayı vidalarına kadar dağıtsa sonra o parçalara, parçacıklara” haydi, siz kendiliğinizden toparlanıp araba haline gelin” dese, o parçacıkların toparlanıp araba haline gelebilmesi için her birinde mükemmel bir kudret, şuurlu bir irade, bir mühendis gibi bir ilim, her şeyi görür bir göz, her sesi işitir bir kulak, arkadaşlarıyla konuşup anlaşabilmesi için kuvvetli bir lisan, hem de tüm bunlara sahip olabilmesi için birer zatî hayat lazımdır. Çünkü hayat olmazsa bunların hiç biri olmaz… aralarında mükemmel bir işbirliği de gerekecektir.
Her biri birer insan olsa yine o işbirliğini başaramazlar, aralarında, kavga çıkar. Tamirci araba yerine, hurda yığını bulur geldiğinde.
Topraktaki olay ise bu örnekten daha karmaşıktır. Çünkü, o araba parçaları yerine, demiri, bakırı, karbonu, kükürdü… bir araya toparlayıp “siz araba olun” desek, işler nasıl daha da karmaşık bir hale gelecekse, topraktaki atomların ve moleküllerin bir tohum sebebiyle ağaca dönüşmeleri de o kadar karmaşık ve imkansızdır.
Şimdi şu toprak altındaki tohumu inceleyelim. Hayalimizle tâ atomlar mertebesine inelim öyle bakalım. Bakınız, tohum yıldızlar topluluğu halini, bir galaksi vaziyetini aldı. Yıldızların aralarında nasıl büyük mesafeler varsa, her atom arasında büyük mesafeler vardır. İşte, yukarıdan üçer-üçer bir kısım atomlar buraya doğru geliyorlar —bunlar su molekülleridir—; vaziyet birden değişti, atom kümesindeki atomlarda ciddi bir faaliyet, hummalı bir çalışma başladı. Bakınız çevredeki atomlarda hareketlendiler, üçer-beşer geliyorlar. Tohum galaksisinin etrafında toplanıp —okulun zilinin çalmasıyla sınıflara doluşan çocuklar misâli— belli bölgelerden galaksiye dahil olup hiç şaşırmadan, sanki daha önceden biliyorlarmışçasına kendilerine ayrılan yerlere gidiyorlar. Galaksi halden hale dönüyor; o kör-sağır, şuursuz, cansız, cahil atomlar, öyle bir ciddiyetle öyle işler yapıyorlar ki; sanki her şeyi görür gözleri, her şeyi bilir ilimleri, özgün bir kudrete sahip ciddi tavırları vardır. İşte şimdi atomların arasından kendi dünyamıza dönüp meydana gelen şeye bakalım: Mükemmel ve azametli bir ağaç! O atomların neleri var, ne hadleri var ki; o atomlardan meydana gelen tohum, maddede hiç bulunmayan ve bulunması imkansız olan bir şeyin, ‘ihtiyaç’ın sahibi olsun. Çevredeki atomlar onun ihtiyacını bilsin, yardımına koşsun! Su, mahşer günü sesiyle tüm mahlukatın uyanmasına sebep olan İsrafîl (a.s.) gibi, bir dokunuşuyla o tohumu uyandırsın… Tohum olsa olsa bir plandır bir programdır. Biçare zerreler o plan ve programı okuyup o ağacı yapabilir mi? Bir tuğlanın deliğine bir binanın plan ve programını koyup toprağa atsam bir gökdelen çıkabilir mi?
Böyle bir bakış açısıyla kainata baktığımız zaman, sebepler sonuçlardan ellerini çekerler. Zaten sebeplerin elleri hiç bir zaman sonuçlara yetişemezler. Bu boşluğu doldurabilecek ve imkansızları mümkün kılabilecek ancak kudret-i ilâhiyedir. Sebeple sonucun arasındaki imkansız ve sonsuz mesafede kudret-i İlâhiyenin icraatları seyredilir. İş ve bakış bu noktaya vardığı zaman her şey O’na mahsus bir mucizeye dönüşür. Rahmet-i İlâhiyenin tebessümü görülür, insanı muhatap alan Zât’ı Akdes’in gizliden gizliye, derinden derine kainatı titreşime getiren o güçlü, kudretli sesi işitilir.
Ancak, bakışı bu noktaya getirebilmek için, yukarıda yaptığımız gibi, sebepler perdesinin yırtılmasına ihtiyaç vardır. Ve her bir varlık kendi isteğiyle meydana gelen işlerinde gerçek bir mucize yaşamaktadır. Ne var ki, işlerin kendi isteğimizle meydana gelebilmesi, getirilmesi bakışımızın önündeki en kalın perdedir.
Oysa, nur, vücûd, hayat ve rahmet ise, hiç bir sebebin bir araya gelmesiyle meydana getirilemezler. Kainattaki tüm sebepleri bir araya getirseniz de, gaybın bir yansıması olan nuru, yoktan var etmek olan vücudu, nûranî bir yansıma olan hayatı, sebepleri delerek gayba uzanan rahmeti oluşturamazsınız. Yoksa bunlar nedensiz yaratılıyor demek değildir yukarıdaki ifade. Çünkü, herhangi bir yansıma ortamı olmadan bunları fark edebilmek insan için imkansızdır. Öyle ise, rahmet de, nûr da, hayat da, vücût da nedenler ve sebepler üzerinde nedensiz ve sebepsiz, O’nun doğrudan dilemesiyle, meşîet-i hassa-i İlâhiyesiyle yansıyacaklardır.
Bu kavramları kısaca bir bir izah edelim.
Bu dünyada sebeplerle ola gelen her şey, var olan şeylerin şekil değiştirmelerinden ibarettir. Sebeplerle yoktan var etme yoktur ve asla mümkün değildir. Çevremizdeki varlıkların tamamında ise, ancak yoktan var edildikten sonra sebeplerin bir tasarrufu söz konusu olabilir. Çevrenizdeki varlıklara ilk defa yoktan yaratılma hengamındaki halleriyle, ‘yoktan var edilmekte olan şey’ nazarıyla bakarsanız, hiç bir sebebin veya sebepler toplamının buna güç yetiremeyeceğini düşünmeksizin fark edeceksinizdir. Burada perde yoktur, bu nedenle tefekküre de fazla lüzum kalmayacaktır. İşte tam bu noktada, O’nun emrini doğrudan bu oluş üzerinde; araya herhangi bir sebebin eli uzanmadan, bu varoluşu doğrudan onun tasarrufu, onun dilemesi altında göreceksinizdir. İşte meşiet-i hassa, Zat’ı Akdes’in bu doğrudan sebepsiz dileme halidir.
Nur, Arapça’da yansıma anlamında bir kelimedir. Nûr suresine ismini veren nûr ayetiyle bakılırsa, İlahî isimlerin kainattaki yansımalarının tanımıdır. Zaten kainatta esma-i ilahiyenin yansımaları hariç, başka bir yansıma yoktur. Perdeleri yırtarak gayb-şehadet, mülk-melekut sınırına geldiğinizde; artık, meşiet-i ilahiyenin doğrudan birer yansımaları olan esma-i ilahiyeden başka bir şey göremeyeceksinizdir.
—-Hayat dahi böyledir. Sebeplerin tümü bir araya getirilse de, hayat oluşturma imkanı elde edilememektedir. Ancak başka bir hayatı kopyalayarak hayat oluşturulabilmektedir. Sonra ciddi bir yalan ve iftira olarak ‘biz hayat verdik’ denilmektedir. Veya Nemrut gibi, gitmek üzere olan bir hayatın gidişine sebeplerle engel olarak, bu geri döndürme işlemine ‘hayat verme’ adı takılmaktadır. Gerçekte ise, sebeplerin tümünün alçaldığı ve sustuğu bu mucizede, sebepler perdesine takılmadan doğrudan Zât’ından gelen bir dileme hali mevcuttur. Cansız bir varlığın üzerinde ilginç bir yansıma meydana getirerek, onu var olan her şeyle ilişki içerisine ancak, var olan her şeye söz geçiren biri olabilir.
Rahmet ise; örneğin, robot gibi varlıklar merhametliymiş gibi davranabilirler. İyi programlanmış bir robot bebek bakıcılığı yapabilir. Ama bir annenin şefkatinin yansımalarını göremezsiniz bir robotun işleyişinde. Çünkü robot, içsel merhamet duygusundan mahrumdur. Bu duyguyu, bu duygusuz varlıkta hiç bir sebeple oluşturma imkanı yoktur. Bu duygu ancak gaybî bir tarafı bulunan, yani ruh sahibi birinin hali olabilir. Allah’ı, el-İlâh’ın rahmetini unuttuğumuz zaman, kainattaki tüm varlıklar da bir robotun mekanik işleyişi gibi olması gerekir.
Robotta ne tebessüm vardır ne de gözyaşı.. Oysa bu kainatta ise hem tebessüm vardır, hem de gözyaşı.. çiçekleri seyredin, küçük masum bir çocuğun şirin simasına bakın, yağmurun hüznünü dinleyin. Darda kalmış insan için kainatın çarklarının nasıl durdurulabildiğine dikkat edin. Aynada, yüzünüzdeki ikramın arkasındaki rahmeti aralayın… Bir sabah vakti güneşin doğuşundaki rahmete adayın gözlerinizi… Böylece yüreğinizi Zât’ındaki rahmetin nedenler ve sebepler üzerinde, nedenlerden ve sebeplerden müstağni yansımalarına açın. Kainattaki rahmet, merhamet hakikatinin, sebepsiz doğrudan gayptan, Zât-ı Akdes tarafından geldiğine, kainatın sessiz şahitliğinde siz de şahitlik edin… ve ilan edin:Nerede rahmet varsa, orada sebepsiz meşiet-i ilahiye vardır. Girin meşiet-i İlâhiyenin size özel kapılarından, doğrudan O’nun rahmeti yansımaktadır.
Salih Özaytürk5 Kasım 2009: 18:41 #759673Anonim
Allah c.c razı olsun
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.