• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646526
    Anonim

      İnsanın tabii halidir secde…
      Henüz anne karnında bir ceninken kapanmıştır o yerlere!
      Ve programlıdır bir ömür, secdeye.
      Herkes mi?
      Evet, ama kime?
      Kimi hırslarına secde eder, tükenmek bilmeyen ihtiraslarına kimi de…
      Şehvete secde edenler de en az benliğine sacidler kadar çoktur.
      Ya paraya, makama, kadına secde?
      Yönelmek varken Vareden’e, dupduru bir kalble…

      Hükümdar Dakyanus’tan kaçarken emeli tekti Kehf Ashabı’nın:
      Duru, berrak ve ılık bir secdeydi aradıkları.
      Yoklukta varlık içindi bütün çektikleri.
      Hayatları secdeydi onların, secdeleri hayat!
      İsrafil’in Sur’u ile kıyam edeceklerdi, bir kere ahd etmişlerdi.
      Onlar bir yemin etmişlerdi, artık değişmezdi kıbleleri ebedî.
      Yemin bir olurdu çünkü, secde bir kere!..
      Makseline arkadaşlarını teselli ediyordu:
      “Ey kardeşlerim!
      Mademki sonunda O’na döneceğiz,
      Hükümdar bizi yakalasa da dönmeyeceğiz!”
      Ve işte sadakatin canı deşip canana varmasıdır secde!
      Ölümüne, Kıtmircesine!..
      Atılan taşlara,
      Yanımızdan uzaklaş
      Bizi ele vereceksin uyarılarına rağmen
      Ashab-ı Kehf in;
      Arka ayakları üstüne dikilip
      “Ne olur beni de aranıza alın,
      Siz Allah’ın sevdiklerisiniz,
      Sizin bekçiniz olmayı bana çok görmeyin!”
      Diyecek yürek ister Kıtmir olmak.
      Kıtmir oluşun adıdır Vareden’e yönelen secde…

      Secde bir gönül işidir eğer rotasını doğru tayin etmişse.
      O’nu bulmayan bütün yönelişler boşluğa akar,
      Her şey helak olup gidicidir,
      O’na bakan yüz müstesna!’
      Sahibine yönelen secde bir ömür boyunca akar,
      Çağlar, hayat verir kurumuş beldelere ve bulur havzasını.
      Kılıktan kılığa girer,
      Değişik şekillerde tebarüz eder; ama değişmez özde.
      Varış noktasını simgeler şehitlik,
      Secdenin son menzilde ulaşacağı.
      Hayatı sadece bir anlık istihkarı değildi
      Mus’ab’ı efsane kılan!
      Belki, dünya ona her şeyiyle gülümserken
      Elinin tersiyle onu bir kenara itip
      Allah Resulü (sas)’ne koşması
      Ve bütün sıkıntılara rağmen
      Ondan bir lâhza ayrı düşmeden
      Alevleri göğsünde eritmesi
      Ve son demde de bu şiiri şehadet kafiyesiyle noktalamasıydı!
      Sadakatini,
      Yeminini
      Yani her şey olan secdesini kanlarıyla dillendirmesiydi
      Mus’ab’ı Mus’ab yapan!
      Biatini yerine getirememiş olma endişesiyle,
      Her şeyini O’nun uğrunda yitirirken,
      Son secdesinde yüzünü kapatmasıydı:
      “Koruyamadım Seni Ya Rasulallah!
      Koruyamadım dünyalara değişmeyeceğim o mübarek bedenini!”
      Izdırabın bestesidir secde!..

      Ve değişmez asla kutsiler küçük bir menfaatle!
      Lisan-ı Nebi’de ‘ekin’dir onlar.
      Ayçiçekleridir,
      Sonunda Güneş’i görür
      Hep; savrulsa, yatsa bile…
      Başkalara dönmek en büyük zillettir kutsilere,
      Çekinirler çünkü
      ‘Kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği günden’
      Dünya her saniye döner de hayalleri dahi dönmez
      Kutsilerin nefsin en küçük isteklerine bile…
      Para, makam, şöhret de neymiş secde varken Vareden’e.
      Dünya mı dedin dostum,
      Değmiyor alâka-i kalbe!..
      ALINTI

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.