• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680770
    Anonim

      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      Şerife Güven: “Şehitler öldüklerinin farkında değiller.
      Bu ne demektir? Peki, hiç çocuklarını veya eşlerini,
      kardeşlerini özlemezler mi?”
      Şehitler Ölü Değildirler
      Şehitler ölü değildirler. Onlar hayy’dırlar, hayattadırlar,
      diridirler, canlıdırlar; fakat farklı bir boyutta
      olduklarından biz onları göremiyoruz, hissedemiyoruz,
      onlarla konuşamıyoruz.
      Nitekim Kur’ân buyuruyor ki: “Allah yolunda
      öldürülenlere “ölüler” demeyin. Onlar diridirler. Ancak
      siz bunu hissetmezsiniz.”1
      Şehitler ölü olmamakla beraber, daha yüksek bir hayat
      boyutuna, Bediüzzaman’ın tasnifine göre dördüncü
      tabaka-i hayata2 geçiyorlar. Bu geçiş acı şöyle dursun,
      onlara şimdiye kadar tatmadıkları büyük bir haz
      vermiştir. Onlar bu yüksek haz ile mest olmuşlardır.
      Mahşere kadar bu yüksek hazzı yaşarlar ve tadarlar.
      Bu yüksek hazzı tekrar gerçek şekliyle tatmak için
      yeniden şehit olmak arzu ederler. Nasıl bir dubadan
      denize atlayan bir çocuk, bundan öyle haz alır ki, dönüp
      dubaya çıkıp tekrar denize atlıyor. Bu böyle defalarca
      devam ediyor. Çünkü her atlayışta aynı gerçek hazzı
      tekrar yaşıyorlar.
      Peygamber Efendimiz (asm) bu yüksek hazzı şöyle
      anlatıyor: “Cennete giren hiç kimse dünyaya geri
      dönmek istemez, yeryüzünde olan her şey orada vardır.
      Ancak şehit müstesna. O, şehit olduğu andan itibaren
      mazhar olduğu üstünlükler, kerametler ve ikramlar
      sebebiyle dünyaya dönüp on kere şehit olmayı temenni
      eder.”3
      Uhud Şehitlerinden
      Hazret-i Hamza ile Mus’ab bin Umeyr (ra) Uhud’da
      şehit olduklarında Cenâb-ı Hak:
      “Bir arzunuz var mı?” buyuruyor. Onlar:
      “Ya Rab! Ruhlarımızı cesetlerimize geri koy da Senin
      yolunda ikinci kere de öldürülelim istiyoruz.” diyorlar.
      Resul-i Ekrem (asm), babası Uhud’da şehit olan
      Hazret-i Cabir’e (ra) müjde veriyor:
      “Ey Cabir! Allah babana ne söyledi haber vereyim mi?”
      buyuruyor.
      “Buyur ya Resulallah!”
      “Allah dedi ki: ‘Ey Abdullah! Dile benden ne dilersen!
      İstediğini vereyim.’ Baban dedi ki: ‘Ey Rabbim! Beni
      yeniden dünyaya döndür, senin yolunda ikinci kere
      öleyim.”
      Allah der ki:
      “Fakat bu konuda kararım kesin bir hükümdür.
      Dünyadan geçenler artık dünyaya dönmezler!”4
      Şehitler Kendilerini Ölmüş Bilmiyorlar
      Bediüzzaman diyor ki: “Onlar kendilerini ölmüş
      bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme
      gittiklerini biliyorlar. Kemal-i saadetle mütelezziz
      oluyorlar. Ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar.”5
      Bediüzzaman, bunu bir misal ile anlatıyor: Meselâ
      rüyasında Cennet gibi bir güzel saraya giren ve envaî
      çeşit ikramlara konan adam, bu ikramların bir rüya
      olduğunu bilse lezzeti söner, ağzının kadı kaçar, zevki
      bozulur. Fakat bu ikram ve izzetin bir rüya olduğunu
      bilmezse, bunu gerçek hayattan bir kesit bilirse aldığı
      lezzet ve duyduğu haz o nispette yüksek olur. İşte
      ölenler öldüklerinin farkındadırlar. Şehitler ise
      öldüklerini bilmiyorlar. Onlar gerçek hayatı yaşıyorlar,
      gerçek lezzetleri hissediyorlar, gerçek hazları
      tadıyorlar.
      Bediüzzaman Bitlis savunmasında şehit düşen yeğeni
      Ubeyd’i, Kosturma’da esarette iken bir rüya-i sadıkada
      görüyor. Kendisi anlatıyor: “Taht-el Arz bir menzil
      suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i
      hayatında gördüm. O, beni ölmüş biliyormuş. Benim
      için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor;
      fakat Rus’un istilâsından çekindiği için, yer altında
      kendine güzel bir menzil yapmış.”6
      Böyle yüksek ikram ve şerefe ulaşan şehitler,
      kendilerinden ayrı olduğu kardeşlerini, eşini,
      çocuklarını, anne ve babalarını özlerler. Fakat Cennette
      buluşma ümidiyle bu özlem tatlı bir sabra döner.
      Sabırları duâ ve feyz halinde inşallah yakınlarına da
      ulaşır.
      Dipnotlar:
      1- Bakara Sûresi: 154.
      2- Mektubat, s. 6.
      3- Buharî, Cihâd 5, 21; Müslim, İmâret 108, 109, (1877);
      Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 13, (1643); Nesâî, Cihâd 30, 6,
      32).]
      4- Kütüb-ü Sitte, c. 5, s. 44.
      5- Mektubat, 1. Mektup.
      6- Mektubat, 1. Mektup, s. 7.

      #815595
      Anonim

        Küçük bir dipnot düşecek olursak şehitlik nasıl hayat mertebelerinden biri ise şehitliğinde kendi içinde mertebeleri vardır..

        #815600
        Anonim

          @TaLHa 439858 wrote:

          Küçük bir dipnot düşecek olursak şehitlik nasıl hayat mertebelerinden biri ise şehitliğinde kendi içinde mertebeleri vardır..

          Savaş meydanında şehit edilen Hz. Hamza r.a. ile camiiden çıkıp trafik kazası geçiren imam elbette bir olamaz..

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.