• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665493
    Anonim

      Dert bize de uğrar

      Hayatımızın seyri değişiyor bazen, dert bürüyor dört yanımızı Küsüyoruz hayata ve kendimize…

      Üst üste geliyor bazen hiç beklenmedik üzüntüler, hesapta olmayan saatler yaşıyoruz ansızın
      Şaşırıyoruz

      Sudan çıkmış balık misali çırpınıyor bedenimiz ve kalbimiz Çekip yorganı başımıza unutmak istiyoruz her şeyi

      Sanki dert olan şey, hiç bize uğramamış gibi kapatmak istiyoruz gözlerimizi ve uyumak istiyoruz, saatlerce belki de günlerce Uçup gider belki yaşadığımız üzüntü, gözlerimizi açtığımızda, kaldığımız yerden devam ederiz diye

      Teselli arıyoruz yanımıza gelen bir dostta, tutunacak bir dal arıyoruz, ayakta durabilmek için ya da yaslanacak bir duvar Dün her şey yolundaydı diye, bugün de öyle olacak sanıyoruz, kendimizden emin ilerlerken adım adım; ertesi gün başımıza gelen bir dertle yıkılıyoruz, dağılıyoruz…

      Her zaman dik duralamayacağını öğreniyoruz Derdin anlamını o an anlıyoruz Tanışmak istemesek de o an mecburen tanışıyoruz Oysa düne kadar dert yoktu hayatımızda…

      Peki, dertsizliğimizin şükrünü eda edebilmiş miydik?
      Dert başımıza gelince, dertsizliğin kıymetini öğreniyoruz galiba

      Biçare zamanlarımız

      Neşesi kaçıyor bazen dünyamızın, hiçbir şey yapmak gelmiyor içimizden O çok sevdiğimiz yemeği yemek, yerine getirmiyor keyfimizi ya da bayıla bayıla izlediğimiz o pembe dizi, bir şey ifade etmiyor o anlarda…

      İçimiz bunalıyor, “Birinden yardım istemeliyiz” diyoruz
      Yeniden nefes almak için, acılaşan lezzetlerimizi yeniden tatlandırabilmek için, gözyaşlarımızı rahatlıkla silebilmemiz için Teselli etmeli biri bizi, “Üzülme ben varım” demeli ve ellerimizden tutup sıcaklığını hissettirmeli!

      Hayatımızın yolunda gittiği demlerde, unutuyoruz O’nu…
      Bir hediye verene, dakikalarca ettiğimiz teşekkürü, O’na gelince akıl edemiyoruz

      Bize bahşedilen nefesin, ellerin, ayakların, O’nun hediyesi olduğunu unutuyoruz Sevdiklerimizin yanımızda oluşunun; her yeni güne kıyamet kopmadan ulaşmanın; ölümün henüz bize uğramadığının farkındalığını yapıştırmıyoruz üzerimize

      Dertler ve kederler yıkılınca üzerimize, acizliğimizi anlıyoruz Hayatımızın seyrinin her zaman bizim elimizde olmadığı geliyor biçare aklımıza Hüznün rengi düşünce üzerimize, biz düşüyoruz bir anda yerden yere

      Acizlik ve fakirlik bize de uğrarmış meğer Şımarık çocuk gibi salına salına yürüyen benliğimiz, kabuğuna çekilip başını eğiyor bir anda Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk masumiyetine bürünüyor

      Nasıl bürünmesin ki elimizden bir şeyin gelmediği demler de böyle oluyormuş, bunu da öğreniyoruz.

      O, varya…

      Çalacak bir kapı, sığınacak bir liman arıyoruz Derdimize derman olabilecek bir varlığın hasreti sarıyor yüreğimizi Burkuluyoruz birden…

      O kapının varlığından bihaber oluşumuz ve bugüne kadar ya hiç ya da çok az yönelişimiz geliyor aklımıza

      Başımızı eğiyoruz, mahcup oluyoruz ister istemez Tokmağını çalmayı unuttuğumuz kapıya, nasıl yöneleceğiz şimdi Ama başka çare var mı?
      Kim deva olabilir derdimize, kim sarabilir yaralarımızı karşılıksız ve çıkarsız?
      Kim bıkmadan usanmadan dinler bizi, kim siler gözyaşımızı?
      Ve kim sabrı tavsiye eder, ardından da ferahlığı?
      Tabi ki O, Yaradan…

      İşte, o kapı bize hep lazım Bugün de yarında, burada da ahirette de…

      Üzülme kalk ayağa, O var, hep var olduğu gibi
      Seni bekliyor ve ardına kadar açık kapısı sana…

      Gözyaşın şahidin olsun üzüntülerine ve pişmanlıklarına Üzülme, aç ellerini açabildiğin kadar; dilenci ol, köle ol şimdi kapısında Anlat üzüntülerini, kalp kırıklıklarını ve hüzünlerini Ağlamanın sebeplerini, yüreğinin ateşini, içten içe duyduğun acılarını, teselli istemenin gerektiğini Anlat anlatabildiğin kadar…

      O (cc) seni dinlemeye hazır, her zaman ve her yerde, hep hazır… Korkma, usanmaz seni dinlemekten, kovmaz kapısından, dermansız bırakmaz Anlat çekinmeden, O’nun azameti karşısında anlattıkça küçülen derdini

      Üzülme
      Derdin ne olursa olsun, bir abdest al nefes alır gibi ve bir seccade ser odanın bir köşesine Otur ve ağla, dilersen hiç konuşma O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma

      Hadi kapa gözlerini şimdi…
      Seni dinliyor azim olan Allah
      Ve ağladığın için, dertli olduğun için, belki de hiç bu kadar sevimli gelmemiştin O’na

      Çünkü O’nun kapısını çaldın, acizliğini ve O’nsuzluğun yıkımını hatırladın

      O kimseye benzemez
      Sıkılmaz, arkadaşın, eşin dostun gibi seni dinlemekten Kapısını her çalışında memnuniyetle karşılar seni
      “Yine mi sen!” demez
      Bir karşılık beklemez senden, seni sevdiği için ve sen O’nun kulu olduğun, kulluğunu bildiğin için

      Elinden tutar ayağa kaldırır Teselli olur, avutur derde dalmış yüreğini O demiyor mu;

      “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?” (İnşirah; 1-2)

      O’na kulak ver ve hisset ferahladığını iliklerine kadar…

      ‘Güçlükle beraber kolaylık…’

      Üzülme, O’nun varlığından haberdar olmanın huzurunu yaşa Ve şükret, kendisini sana haber verdiği için…
      Seni derdinle baş başa bırakıp derde boğmadığı için
      Ve ne olursa olsun, seni huzuruna aracısız kabul ettiği için Dertlerini dinleyip derman sunduğu için

      O dememiş miydi; “Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır” (İnşirah; 5-6)

      Evet, sahibimiz Rabbimiz Gazabını geçen rahmeti, merhameti tülleniyor ruhumuzda ve daha çok ağlıyoruz, kendisini bize hissettirdiği ve ferahlattığı için bizi
      Az önce bizi sarsan ve ağlatan derdimizi unuttuğumuzu fark ediyoruz sonra…

      O’nun huzurunda iki büklüm oluşumuzun ve bizi her daim işitmesinin heyecanıyla titriyoruz Daha huzurundan kalkmadan yaşadığımız ferahlık tebessüm ettiriyor bizi

      Ve yalnız Rabbine rağbet et” (İnşirah; diye buyurmamış mıydı?
      Öyleyse sen de ayağa kalk şimdi O’nsuz kaldığını anladığında, kederlen sadece, yönel rabbine şu ayeti dola diline; “Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki; “Bana Allah yeter O’ndan başka ilah yoktur Ben O’na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O’dur” (Yunus; 129)

      Derdini sev

      Şimdi unut dünyalık sıkıntılarını, seni üzenleri; kalbini bine bölenleri, ağlatanları, itip kakanları, seni saymayanları, vefasızlığını sende deneyenleri unut!
      Derdini sevmeyi öğren, onları seni Rabbine yaklaştıran aracılar olarak gör Dert dediğin ve tarafından hüzne düşürüldüğün şeyler, seni Rabbine yaklaştırdı, Rabbin onları sana aracı yaptı

      Düşün şimdi…

      Kim değerli O’nun için! Huzuruna davet ettiği derdin değil
      Sensin!
      Ve bir daha, binlerce kez daha şükret, dert bildiğin şeylerde O’nun lütufkârlığını gördüğün için ve unutma; O’nun verdiği her şeyde bir hayır var

      Ve unutma yine; sana yolladığı her neyse boş değil, ardından kocaman bir kolaylık var
      Sil şimdi gözyaşlarını, kalk ayağa
      Seni Rabbinin huzuruna getiren dertlerine de ki; “Beni benden iyi bilen, bana benden yakın olan Allah var Beni O’na getiren araçlar olduğunuz için siliyorum hepinizi Gidebilirsiniz Rabbim için bendensiniz”

      Alıntı..

      #779574
      Anonim
        KARDEŞİM en güzel selam senin olsun


        Üzülme
        Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.

        Üzülme
        çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez

        Üzülme
        Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.

        Üzülme
        Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, yanlış yaptıysan düzelt, O’nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.

        Üzülme
        Kaybettiğin şey için üzülme çünkü daha pek çok nimetlere sahipsin. Allah’ın sana bahşettiği diğer nimetleri düşün ve şükret. Allah Teala, “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız buna güç yetiremezsiniz” buyurmuyor mu?

        Üzülme
        Ehl-i batılın sözlerinden dolayı üzülme, onların tenkitlerine sabrettiğin sürece mükafatlandırılacağını unutma.

        Üzülme
        İnsanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü Cennetin ve mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.

        Üzülme
        Çünkü iyiliğin mükafatı 10(on) mislinden 700(yedi yüz) misline kadar büyürken, kötülüğün karşılığı ise sadece mislincedir,yani 1 günaha,1 günah yazılır.


        Üzülme
        Dünya, ne seçim, ne geçim dünyasıdır; dünya, bugün var yarın yok, imtihan dünyasıdır.


        Üzülme
        Hakk’ın rızâsına uygun düşen belâ, sabretmek ve şikayet etmemek şartlarıyla kulun Allah nezdindeki sevgisini artırır.

        Üzülme
        Altın, ateş ile; iyi kul da belâ ve musibet ile tecrübe edilir. (Hz. Ali r.a.)

        Üzülme
        İnsanlar, başlarına gelen belâ ve musibetleri ondan daha büyükleriyle kıyas etselerdi, şüphesiz belâların bazısını âfiyet kabul ederlerdi.

        Üzülme
        Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.


        Üzülme
        – Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani ânını Allahın rızasına uygun yaşa.

        Üzülme
        İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır.(İnşirah Suresi) Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!.. Bir başka ifade ile; kolaylık; zorluk zannettiğimiz şeyin taa kendisidir!..


        Yazık ki akşam oldu biz yine yalnız kaldık

        Bir kıyısı görünmez denize daldık

        Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede

        ALLAH’ın denizinde ALLAH’tan uzak kaldık…

        Mevlana

        Niceleri Geldi , Neler İstediler,
        Sonunda Dünyayı Bırakıp Gittiler:
        Sen Hiç Gitmeyecek Gibisin , Değil Mi?
        O Gidenler De Hep Senin Gibiydiler

        Ömer Hayyam

        Sultan Mahmut bir gün vezirlerinin hepsini toplayıp, bana bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle birşey yazdırın ki ona her baktığımda, hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim diye buyurmuş.

        Vezirler toplanmışlar dört bir yana haber salmışlar. Sonunda bir gün yüzükle sultanın karşısına çıkmışlar, yüzüğü vermişler. Sultan Mahmut tamam işte bu demiş. yüzüğün üzerinde

        ” BU DA GEÇER YA HU”

        yazıyormuş….

        Kapattık bazı kapıları dostlar…
        kör bir kilit vurduk üzerlerine..
        Şimdi açılırlar mı yeniden, en tılsımlı sözleri söylesek?..
        Yahut yeni kapılar açsak, kaybettiklerimizin peşine düşsek..
        Kör kilitli kapıları açmak gerek dostlar..

        Biraz cesaret gerek belki..

        Gerçeklerle yüzleşmeye cesaret, gerçekleri kabullenmeye cesaret..

        Ve gayret, ve gayret…

        Göz nereye bakar, gönül oraya akar
        Gönül nereye akar, ayak oraya koşar !

        Hz. Lokman:

        “Ey oğul!

        Dünya derin bir denizdir, pek çok insan onda boğuldu.

        -Gemin takva
        -Yükün iman,
        -Halin tevekkül olsun.

        Umulur ki kurtulursun. ..!

        Neye Yaklaşsam Sonu Ayrılık ve Kırgınlık..

        Anladım ki MEVLA’dan Gayrisine yokmuş yakınlık…

        Herşey O’nun izniyle …O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.
        (En’âm; 59)

        Halife Leyla’ya dedi:
        ” O, sen misin?

        Mecnun senden dolayı mı perişan oldu

        ve kendini kaybetti? Sen diğer güzellerden üstün değilsin! “

        Leyla dedi:
        ” Çünkü sen Mecnun değilsin, onun gözleriyle bakmıyorsun da ondan.”

        (Mesnevi,Mevlana. 408-409.beyitler )

        “Tek çiçekle bahar olmaz diyenlere inat!…
        Her yürek için açan özel bir çiçek olduğunu ve fazlasının gerekmediğini ispatlamak için baharı bekliyorum.”

        Ahmed Günbay Yıldız

        ….Ve sen yine denendiğinde

        ve yine kalbin daraldığında

        ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında

        ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde. ..

        Uzun uzun düşün ve hatırla Yaradanını!

        ALLAH kuluna kâfi değil mi? (Zümer/36)

        İnşaALLAH derse yakaran,

        İnşa eder Yaradan!

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.