• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #646787
    Anonim

      Selam, Seni “Âlemlere Rahmet”diye gönderendendir

      Selam, Sendendir de…

      Nasıl kuşattıysa kâinatı sevgin;

      Seni bilmeden, nasıl bildiyse Seni sevmeyi yüreğim;

      Nasıl çağlayana döndüyse kimsesiz ağıtlarım,

      Nasıl aktıysa uçurumlarında, nasıl yeşerttiyse bozkırlarımı;

      Dünya nasıl yaşanası bir yere dönüştüyse gözümde

      Sen yaşadın diye…

      Öyle işte…

      Selam sendendir

      Selamet, huzur, aşk sendendir ey Canan!

      Sana selam

      Sana selam…

      Aşk sana, umut sana…

      Belki seni görme şerefine erişemedik ama

      Selamını aldık.

      Rabbim, bizi anlatmış sana

      Seni göremeden, dinleyemeden o arındıran sesini, kokunu duyamadan

      Seni canından çok sevenlere selam göndermişsin sen de;

      Bir dua gibi…

      Şefaat gibi…

      Çünkü öylesine dolu ki her yanımız seninle

      Sevginle…

      Her mevsim, gelen her sabah, örten her gece, her yanımız

      Sen yanımızdasın gibi ışıl ışıl…

      Yağmur öylesine Sen kokuyor ki

      Taze bir Mekke sabahında, yeniden başlamak kokuyor toprak…

      Ebu Kubeys’te Muhammed!

      Anlatan, öğreten, vazgeçmeyen…

      Taif’ten paramparça ayaklarıyla dönerken;

      “Rabbim! Onlara hidayet ver.” Diye yalvaran Muhammed kokuyor her yanımız

      Çok unutkan, aciz, isyankâr bile olsak,

      Sen nasıl gitmiş olabilirsin ki?

      Hani Medine’ye hicretinde

      İki evladından başka bir şeyi olmayan Rümeysa Ana

      Enes’ini getirmişti sana, geri çevirirsen incinecekti.

      Evladın bildin Enes’i…

      Bir gün Enes’le, bir salkım üzüm yolladın anasına

      Enes, küçücük çocuk

      Sokakta oynayan çocuklara daldı, yedi üzümü.

      Sen onu gördün; mübarek ayağını hafifçe vurup yere

      Gülerek; “ne yaptın Enes?” dedin yalnızca.

      Enes ağlamaya başladı, şaşkın…

      Oysa kızmamıştın, kızmazdın sen kimseye.

      Dünyaya daldık, albenili yalanlara; unuttuk teslim ettiğin emanetleri

      Şimdi hatırlamış ve yeniden edeb-i vesikana sığınmışken

      Sen nasıl kızabilirsin ki bize?

      Mekke’nin fethinde

      Evlerine sığınanların, güvende olacağını söylemiştin

      Evlere dokunmayın demişti ashabına;

      Bilmeden hakka direnirken bir yanımız,

      İbadete, huzura direnirken içimizdeki isyan,

      Yağmalarken ruhumuzu asrın rengârenk tuzakları;

      Meydanları dolduran biz değiliz ey Rasul!

      Çocuk yanlarımız, temiz yanlarımız, imanımız evlerde ey Rasul!

      Sen nasıl kıyabilirsin ki bize?

      Bağışla bizi…

      Bunca zaman seni kalbimizde yalnız bırakmışız

      Kendini bilmez ev sahipleri gibi,

      Misafirlerin en eşrefini, kalbimizde bir başına bırakmışız.

      İçimizin sarayları seninmiş, tahtları, kaftanları;

      Ama bilmeden, bizi esirgemişiz senden

      Rabbini seviyorsa, seni; seni seviyorsa, her şeyi sevmesi gereken;

      Rabbin, Rahman ve Rahim isimlerini yansıtması gereken ümmetini

      Esirgemişiz senden…

      Bağışla bizi ve bağışlat!

      Tüm günahlarına af dileyen şu mücrim kalplerimize

      Şefaat buyur Rahman’ın huzurunda.

      Elini çekme elimizden; kalbini kalbimizden…

      Kapın daima açıktır, yüreğin geniş

      Pişmanlığımızdan umut büyüttük; bizi umutsuz bırakma,

      Elini çekme elimizden

      Ellerimizi ayazda bırakma…

      Alıntı

      SELAM VE DUA İLE…

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.