- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Eylül 2010: 14:06 #664704
Anonim
”.. Sevdiğin şeyler ya seni tanımıyor, ya seni tahkir ediyor, ya sana refakat etmiyor. Senin rağmına müfarakat ediyor. Madem öyledir, bu havf ve muhabbeti öyle birisine tevcih et ki, senin havfın lezzetli bir tezellül olsun. Muhabbetin, zilletsiz bir saadet olsun. Evet Hâlık-ı Zülcelâl’inden havf etmek, O’nun rahmetinin şefkatine yol …bulup iltica etmek demektir. Havf, bir kamçıdır; O’nun rahmetinin kucağına atar. ” (Sözler, 24. Söz)
Nasıl ki acıkma duygusunu Allah içimize yerleştirmişse, sevmek duygusunu da öyle içimize yerleştirmiştir. İnsan mutlaka sevecektir. Sevmemek olmaz. Acıkmamak oluyor mu? Sevmemek de olamaz. İnsan, sevmeli. Ama neyi? Müslüman olarak Allah’ı seveceğiz. Allah’ın sevdiklerini seveceğiz. Allah’ı sevenleri seveceğiz. Sevmenin alâmeti, sevdiğine hizmet etmektir. Allah’ı seviyorsak, Allah’a hizmet edeceğiz. Hizmetimiz, Allah’ı sevdiğimizi gösterir. Bu esaslar dairesinde sevmek duygusu çok önemlidir. Sevmek duygusuyla aile bireyleri birbirine bağlanır. İnsan, vatanına bağlanır, işine bağlanır. Sevmek duygusu olmasa, her şey birbirinden kopar.
Her şeyde bir sevgi var. Toprak buluta âşık. Bulut bitkilere âşık. Bitkiler toprağa âşık. Dal yaprağa âşık. Kâinattaki her şey, birbiriyle alakalı olduğuna göre kâinatın mayası sevgidir, aşktır. Her canlı bir diğerine muhtaçtır. İşte bu muhtaçlık alakaya dönüşüyor. Alaka, aşktır.
Muhabbet, kâinattaki her şeyi birbirine bağlar. İnsan kâinat ağacının meyvesidir. Koyunu severiz, meyveleri severiz, kırları severiz. Amma sevgiyi böyle dağıtırsak, Allah’a bir şey kalmaz. Biz, öncelikli sevgimizi Allah’a ve Peygamberimize (sas) yöneltmeliyiz.
Güneş doğar, toprak yeşillenir. Susuz kalan bitkiler yaprak yaprak el açar, Allah’tan su ister. Rüzgâr, su dolu bulutları bitkilerin üstüne getirir ve yağmur rahmet olarak yağar. Su gibi bir şeyden her şeyi yaratan Allah, yağmurla dünyanın yüzünü güldürür. Buharlar denizlerden yükselir. Dağlara derelere yağar. Deredeki sular durmadan koşar. Çünkü onu bekleyenler var. Gidecek bahçeleri, bağları, tarlaları sulayacak. Mideleri yaratan Allah, midelerin ihtiyacını da yaratmış. Sevgi, yardımlaşmadır. Kainattaki her şey birbiriyle yardımlaşırken bazı kimseler “hayat kavgadır” diyorlar. Hayat kavga değil, yardımlaşmadır.
Sevgi görünmeyen iptir. Elementleri birbirine bağlar. Maddenin en küçüğü atomdan maddenin en büyüğü güneş sistemine kadar her şeyde sevginin izlerine, çekim kanunuyla rastlıyoruz. Topraktaki kökler toprağın ne olduğunu anlamaz; fakat toprağın içindedir. Sevgi de toprak gibidir. Herkes o sevginin içindedir; fakat sevginin ne olduğunu bilen azdır.
[Hekimoğlu İSMAİL]
27 Eylül 2010: 20:51 #778262Anonim
Birgün Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ali’ye (r.a.) sorar:“- Yâ Ali! Allah Teâlâ’yı seviyor musun?”
“- Evet yâ Rasûlallah.”
“- O’nun Rasûl’ünü de seviyor musun?”
“- Evet yâ Rasûlallah!”
“- Kızım Fâtıma’yı da seviyor musun?”
“- Evet yâ Rasûlallah!”
“- Peki ya Hasan ve Hüseyin’i seviyor musun?”
“- Evet yâ Rasûlallah!”
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.):
“- Yâ Ali! Gönül bir tane, sevgi ise dört… Bir kalbe bu kadar sevgi nasıl sığıyor?” buyuruyor.
Hz. Ali (radıyallâhu anh) bu suâle bir türlü cevap veremez.
Düşünceli bir halde evine döner.
Hz. Fâtıma (radıyallâhu anha), Hz. Ali’yi durgun ve düşünceli görünce meraklanır. Ne olduğunu öğrenebilmek için şefkatle:
“- Sizi durgun görüyorum; üzücü bir şey mi oldu?” diye söze girer ve; “Eğer üzüldüğünüz şey, dünya ile ilgili ise kederlenmeye değmez. Âhiret ile ilgili bir husus ise, nedir sizi üzen?” der.
Hz. Ali (radıyallâhu anh) başından geçenleri anlatır. Hz. Fâtıma (radıyallâhu anha), durumu öğrenince gülümser ve;
“- Haydi babamın yanına var ve bu suâli şöyle cevaplandır.” diyerek bâzı açıklamalarda bulunur. Hz. Ali’nin gönlü bu izahlardan hoşnut ve tatmin olur ve hemen Efendimizin (s.a.v.) huzuruna varır:
“- Yâ Rasûlallah! der, insanın sağı-solu, önü-arkası, üstü-altı (cihat-ı sitte: altı yön) diye yönleri vardır. Kalbin de böyle (farklı cihetleri vardır)… Ben Allah’ı aklım ve imânımla, Siz’i ruhum ve imânımla, Fatıma’yı insânî nefsimle, Hasan ve Hüseyin’i de babalığın tabiî îcâbı ile seviyorum.” der.
İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.) bu cevap karşısında tebessüm eder ve:
“- Yâ Ali! Bu sözler ancak nübüvvet ağacının dalından alınmış meyvelerdir.” buyurur.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.