- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
27 Ekim 2014: 14:10 #682407
Anonim
Şifâyı Kim Verir?
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvîr, 29)Rasûlullah (sav) buyurdular:
“…Allâh’ı (yani O’nun emir ve nehiylerini) gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allâh’ı(n rızâsını) her işte önde tut ki, Allâh’ı(n yardımını) önünde bulasın. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün insanlar toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allâh’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allâh’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler…” (Tirmizî, Kıyâmet, 59)
Rivâyete göre Îsâ (as) bir gün hastalanmıştı. Bu hâl ile yolda giderken yanından geçtiği bir ot kendisine şöyle seslendi:
“–Ey Îsâ! Ben senin derdine dermânım.”
Îsâ (as) ona hitâben, Cenâb-ı Hakk’a olan tevekkül ve teslîmiyetini sergileyen şu cevâbı verdi:
“–Dermânı veren, ancak Allah’tır.” Sonra da yoluna devam etti.
Allah Teâlâ, Hazret-i Îsâ’ya şifâ verdi. Fakat aradan bir müddet geçtikten sonra tekrar hastalandı. Bu sefer Îsâ (as) o otun yanına gitti ve onunla derdine dermân aradı. Lâkin şifâ bulamadı. Allah Teâlâ’ya ilticâ etti. Hak Teâlâ:
“–Hekime git. Onun söylediklerini yerine getir.” buyurdu.
Bu emir üzerine Îsâ (as) hekime gitti. Yalnız hekim de kendisine aynı otu tavsiye etti. Hazret-i Îsâ hayret ve dehşet içinde kaldı. Sonra o otu kullandı ve bu kez şifâ buldu. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk’a içli bir şekilde şu niyazda bulundu:
“–Yâ Rabbî! Bu karşılaştığım hâdiseler, muhakkak ki boşuna değil! Lâkin ben hikmetini kavrayamadım. Acaba bu olanların hikmeti nedir?”
Kendisine şöyle vahyedildi:
“–Ey Îsâ! Önce hasta oldun, Biz sana şifâ verdik ki, Biz’im her şeye kâdir olduğumuzu bilesin.
Sonra yine hasta oldun. Şifânı o ottan kılmadık. Belki hastalığını daha da artırdık ki, kahrımız ve heybetimizi bilesin.
Sonra seni hekime gönderdik ki, kendi âcizliğini bilesin.
En sonunda o ot ile şifâ verdik ki, Biz’im yarattığımız şeyleri hikmetle yarattığımızı, hiçbir şeyi faydasız yaratmadığımızı bilesin.
Şifâ veren Ben’im. Dilersem şifâ veririm. O hekim ve ot, şifâ için ancak birer vesîledir. Velhâsıl bütün işler Ben’imdir, bunu iyi bil!..” (Osman Nûri Topbaş, Şebnem Dergisi, Mart-2014)Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Metîn: Son derece güçlü, sağlam ve kuvvetli olan, kuvveti azalıp gevşemeyen çok dayanıklı olan demektir.Kısa Günün Kârı
İnsan, öncelikle Cenâb-ı Hakk’ın her şeye kâdir olduğuna bütün kalbiyle îmân etmelidir. Tevekkül ve teslîmiyeti zerre kadar sarsılmamalıdır. O’nun izni olmadan hiçbir şeyin meydana gelmeyeceğine ve yegâne şifâ verenin Cenâb-ı Hak olduğuna inanmalıdır. Zira insanın şifâ bulmasını temin eden gerek nebâtî, gerekse kimyevî maddeleri yoktan yaratan Cenâb-ı Hak’tır. O, bu şifâ vesîlelerini yaratmasaydı, insan nasıl şifâ bulabilirdi ki?
Velhasıl Cenâb-ı Hak, bu dünyada insanlar için lüzumlu olan her şeyi halk etmiştir. Şifâyı ise hem mânevî vesîle olan duâda, hem de maddî vesîleler olan ilaçlarda aramamızı murâd etmiştir.
Bu sebeple kul, şifâyı yalnız bu maddî vesîlelerden bilmemeli, ona şifâ olma imkânını yine Cenâb-ı Hakk’ın dilerse lûtfedeceği şuuruyla, şifânın mânevî vesîlesi olan duâya da sımsıkı sarılmalıdır. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.