• Bu konu 3 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #644884
    Anonim

      http://www.muslumangenc.com/media/siirler/erdembeyazit/sanabanavatanimadair/6.htm

      SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR

      ”Telgrafın tellerini kurşunlamalı”

      Öyle değildi bu türkü bilirim

      Bir de içime

      -Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-

      Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek

      Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen

      Haberler bilirim mektuplar bilirim.

      Gamdan dağlar kurmalıyım

      Kayaları kelimeler olan

      Kırk ikindi saymalıyım

      Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma

      Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından

      Baştan ayağa ıslanmalıyım

      Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.

      İçimde kaynayan bir mahşer var

      Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar

      Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde

      Ya da çamaşır sererken bahçelerinde

      Birden alıverirler kara haberini

      Okul dönüşü bir trafik kazasında

      Can veren oğullarının.

      Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim

      Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş

      Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine

      Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin

      Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan

      Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde

      Örneğin Hint Okyanusu gibi derin

      İsyanın kapkara sularına dalan.

      Nice akşamlar bilirim ki

      Karanlığını

      Bir millet hastanesinde

      Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda

      Başını kalorifer borularına gömmüş

      Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden

      Haber sormaya korkan

      Genç kızların yüreğinden almıştır.

      Bir de baharlar bilirim

      Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği

      Anadolu bozkırlarında

      İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru

      Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen

      Cesur otobüs pencerelerinden

      Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen

      Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında

      Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının

      Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken

      Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.

      Yazlar bilirim memleketime özgü

      Yiğit köy delikanlılarının

      İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları

      Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan

      Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan

      Diğeri kan ter içinde yayla yollarında

      Mavzerinin demirini alnına dayamış

      Yüreği susuzluktan bunalan

      İçinden mahpushane çeşmeleri akan

      Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp

      Apansız silahına davranan

      Nice delikanlıların figüranlık yaptığı

      Yazlar bilirim memleketime özgü

      Güzler bilirim ülkeme dair

      Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir

      Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha

      Kalbim gibi

      Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri

      Titreyen kenar mahalle çocukları

      Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için

      Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.

      Kadınlar bilirim ülkeme ait

      Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

      Göğüsleri Çukurova gibi münbit

      Dağ gibi otururlar evlerinde

      Limanlar gemileri nasıl beklerse

      Öyle beklerler erkeklerini

      Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.

      İsyan şiirleri bilirim sonra

      Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden

      Harfler harp düzeni almıştır mısralarında

      Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır

      Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda

      Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.

      Müslüman yürekler bilirim daha

      Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet

      Eller bilirim haşin hoyrat mert

      Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır

      Her kırışığı sorulacak bir hesabı

      Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.

      Bütün bunların üstüne

      Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim

      Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

      Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli

      Adın kurtuluştur ama söylememeliyim

      Can kuşum, umudum, canım sevgilim.

      ERDEM BEYAZIT

      #709936
      Anonim

        http://www.muslumangenc.com/media/siirler/NurullahGenc/8.htm

        YAĞMUR

        Vareden’in adıyla insanlığa inen Nur

        Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

        Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

        Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

        Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

        En müstesna doğuşa hamiledir kainat

        Yıllardır boz bulanık suları yudumladım

        Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

        Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

        Hasretin alev alev içime bir an düştü

        Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü

        Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

        Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

        İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin

        Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

        Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

        Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

        Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak

        Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

        Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

        Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

        Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

        Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü

        Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü

        Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

        Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

        Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden

        Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına

        Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden

        Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına

        Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin

        Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

        Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım

        Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide

        Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

        Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü

        Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü

        Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin

        En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

        Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan

        Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar

        Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra’dan

        Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar

        Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri

        Paramparça, ateşler şahının hayalleri

        Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım

        O mücella çehreni izleseydim ebedi

        Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

        Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü

        Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü

        Katil sinekler deldi hicabın perdesini

        İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

        Dolaşan ben olsaydım Save’nin damarında

        Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin

        Ebedi aşka giden esrarlı yollarında

        Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin

        Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü

        On asırlık ocağın savururdum külünü

        Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım

        Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak

        Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

        Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü

        Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü

        Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

        Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

        Badiye yaylasında koklasaydım izini

        Kefenimi biçseydi Ebva’da esen rüzgar

        Seninle yıkasaydım acılar dehlizini

        Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar

        Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya

        Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

        Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım

        Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu

        Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

        Haritanın en beyaz noktasına kan düştü

        Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü

        Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi

        Hakların temeline sanki bir volkan düştü

        Firakınla kavrulur çölde kum taneleri

        Ahuların içinde sevdan akkor gibidir

        Erdemin, bereketin doldurur haneleri

        Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir

        Şemsiyesi altında yürürsün bulutların

        Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

        Devlerin esrarını aynalara sorsaydım

        Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler

        Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

        Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü

        İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü

        Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer

        Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

        Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

        Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir

        Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini

        Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir

        Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından

        Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

        Madeni arzuların ardında seyre daldım

        Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini

        Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

        Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü

        Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü

        Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

        Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü

        Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır

        Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur

        Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır

        Sesini duymayanlar girdabında boğulur

        Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin

        Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

        Saatlerin ardında hep kendimi aradım

        Bir melal zincirine takıldı parmaklarım

        Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

        Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü

        Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü

        Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül

        Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

        Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

        Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

        Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

        Sümeyra’yı arıyor her damlada bir saray

        Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

        Mekanın fırçasında solmayan resim senin

        Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım

        Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

        Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

        Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

        Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

        İniltiler geliyor doğudan ve batıdan

        Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

        Islaklığı sanadır ahımın, efganımın

        İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

        Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

        Nazarın ok misali karanlıkları deler

        Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

        Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

        Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

        Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

        Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

        Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

        Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

        Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

        Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

        Nefesinle yeniden çizilecek desenler

        Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek

        Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

        Anneler çocuklara hep seni içirecek

        Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

        Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin

        Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

        Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

        Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

        Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü

        Zedelendi sağduyu; körleşen iz’an düştü

        Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

        İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

        Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

        Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

        Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

        Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

        Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

        Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

        Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

        Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

        Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

        Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

        Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

        Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

        Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

        Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

        NURULLAH GENÇ

        #709937
        Anonim

          http://www.muslumangenc.com/media/siirler/mustafaismailoglu/kizginYurekSiirleri/6.htm

          ÇİLE VE UMUT

          kader yükünün göçünde

          derviş sabrıdır içimde

          çok gece erir saçımda

          sıksam bahtım renkli akar

          çağır gelsin bengisuyu

          yıkasın hû ile hûyu

          açın gökteki kuyuyu

          dua yüklü eller çıkar

          bir uslanmaz mor denizim

          suya vurdum ayak izim

          ötelerde yakup gözüm

          yusuf bana çile kokar

          av kışında süreğimin

          dibi gökte direğimin

          gizeminde yüreğimin

          özlem muştu şimşek çakar

          MUSTAFA İSLAMOĞLU

          #755102
          Anonim

            @molla_zehra 55727 wrote:

            Abdurrahman Es-Sodais – Fatiha S

            ÇİLE VE UMUT

            kader yükünün göçünde

            derviş sabrıdır içimde

            çok gece erir saçımda

            sıksam bahtım renkli akar

            çağır gelsin bengisuyu

            yıkasın hû ile hûyu

            açın gökteki kuyuyu

            dua yüklü eller çıkar

            bir uslanmaz mor denizim

            suya vurdum ayak izim

            ötelerde yakup gözüm

            yusuf bana çile kokar

            av kışında süreğimin

            dibi gökte direğimin

            gizeminde yüreğimin

            özlem muştu şimşek çakar

            MUSTAFA İSLAMOĞLU

            s.a
            ben bu şiiri cok seviyorum ama linke tıklayınca ekranda play tuşu hep sönük kalıyor neden oyle oluyor lütfen yardım edin

            #755112
            Anonim

              @murse1994 155001 wrote:

              s.a
              ben bu şiiri cok seviyorum ama linke tıklayınca ekranda play tuşu hep sönük kalıyor neden oyle oluyor lütfen yardım edin

              bende öyle bi sorun olmadı ama bi süre daha beklerseniz belki düzelir…

            5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.