“Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin”
Merhamet Eden Merhamet Bulur
Merhametin bütün ilâhi derinliğini kendisinde barındıran Peygamberimiz s.a.v. merhamet konusu üzerinde önemle durmuş, zaman zaman katı ve acımasız davranan insanları uyarmıştır:
Peygamberimiz s.a.v. arkadaşlarıyla oturduğu bir mecliste Hz. Hasan’ı ve Hz. Hüseyin’i öperken orada bulunan Akra ibn Hâbis, on tane çocuğu olduğunu ve onlardan hiçbirini öpmediğini söylediğinde Efendimiz, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur. (Buharî; Müslim)
Böyle bir peygambere inanıyorsak, O’nun ümmeti olmakla şerefleniyorsak, merhamet kapılarını Allah’ın kullarına ve bütün yaratılmışlara asla kapamamalıyız ki bize de ilâhi merhamet kapıları kapanmasın.
Çünkü insanın merhametinin Allah’ın kendisine göstereceği merhametin nedeni olduğunu Peygamberimiz şu mübarek sözleriyle bildirir: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebu Davud; Tirmizî). Bizler bizden aşağıda olanlara acımalıyız ki, bizden yukarıda olanlar da bize acısınlar.
Böylece merhamet İslâm ahlâkının da temel bir dinamiği haline gelmekte ve ilişkilerimizin yönünü belirlemektedir. Yazımızı ahlâk teorisyeni olarak bilinen Nurettin Topçu’nun şu cümleleriyle bitirelim:
“Merhamet, müslümanın kalbinde hiç sönmeyen ateş gibidir. Müslümanı başka insanlardan ayıran onlardan fazla merhametli oluşudur. Merhamet, insanlığımızın alemde şahidi olan ve kalp yolu ile bizi Allah’a yakınlaştıran ilâhi cevherdir.” (İslâm ve İnsan, s. 93-94)
-Alıntı-