• Bu konu 10 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
12 yazı görüntüleniyor - 1 ile 12 arası (toplam 12)
  • Yazar
    Yazılar
  • #645257
    Anonim

      Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse
      tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir
      tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları
      bulunmaktaydı.
      Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu.
      Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına
      yakalandı.
      Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken oda
      yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu…

      Geriye doğru sayıyordu; “Oniki” dedi, biraz sonra da “onbir”;
      arkasindan “on”, sonra “dokuz”; daha sonra, hemen birbiri ardina
      “sekiz” ve “yedi”.Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
      Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre
      ötedeki
      tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş, yaşlımı
      yaşlı bir asma, tuğla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı.

      Dönüp arkadaışna “Neyin var?” diye sordu. Hasta kız fısıltı
      halinde”
      altı”
      dedi.”Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı.
      Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı.
      İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi.”
      ”Beş tane ne?” diye sordu arkadaşı. “Yapraklar, asmanın
      yaprakları.
      Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu.”

      Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.
      Fakat o: “İşte bir tanesi daha gidiyor. Hayır, çorba filan istemiyorum.
      Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da
      düştüğünü görmek istiyorum.. Ondan sonra ben de gidecegim.”
      diyerek
      cevap verdi.

      Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt katta ki yaşlı ressama
      ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
      Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen
      arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş
      gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle
      esen
      rüzgârdan sonra, bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu.

      Sapına yakın tarafları hâlâ koyu yeşil kalmakla birlikte, testere
      ağzı
      gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş
      olan
      yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe
      asılmış
      duruyordu.
      “Bu sonuncusu” dedi hasta kız.”Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm.
      Rüzgârı duydum. Bugün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim.”
      Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar, alacakaranlıkta bile,asma
      yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı.

      Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar
      aydınlanır
      aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma
      yaprağı
      hâlâ yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı
      seyretti.
      Sonra
      arkadaşına seslendi. “Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir
      insan
      olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada
      tuttu.

      Ölümü istemek günahtır. Şimdi biraz bana çorba verebilirsin.”dedi.
      Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; şimdi alt kattaki bir hastaya
      bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree.
      Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha
      rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor dedi.

      Ertesi gün doktor : “Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız.” dedi.
      O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt
      kattaki yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan
      sonra ölmüş.

      Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken
      bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yanı buz
      gibi bir haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akıl sır
      erdirememişti kimse. Sonra, hâlâ yanık duran bir gemici feneri,
      yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, birde
      üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa
      sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar. O zaman o son yaprağın sırrı da
      çözüldü. Rüzgâr estiği zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı
      ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam, son yaprağın düştüğü gece oraya
      bir
      yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.
      __________________________

      bu çok bilindik bir hikayedir aslında ama ben çok sevdiğim için bu hikayeyi dayanamadım yazdım inş okursunuz…..

      #711263
      Anonim

        Ebrar gerçektenn çook güzel bi hikayeydi ben ilk defa okudum, gönlüne sağlık..

        #711265
        Anonim

          sizde sağolun inş mihrace kardeşim.. okuduğunuz için teşekkürler.. 🙂

          #711311
          Anonim
            ebrar172 wrote:
            sizde sağolun inş mihrace kardeşim.. okuduğunuz için teşekkürler.. 🙂

            Estğ. ne demek rica ederim.. :angel:

            #711314
            Anonim

              çok güzel bir hikaye elinize sağlık kardeşim.

              #711321
              Anonim

                süper ya yüreğine sağlık 😉

                #711324
                Anonim
                  saya wrote:
                  çok güzel bir hikaye elinize sağlık kardeşim.

                  sağolun saya …

                  buket wrote:
                  süper ya yüreğine sağlık 😉

                  sizde sağolun buket kardeşim.. 🙂

                  #711326
                  Anonim

                    ben bu tür kitapları bir zamanlar çok satın almıştım onun ürünü … 😀
                    fakat benim buradaki bakış açım bilinçaltı değildi fedakarlıktı…elbetteki orada ressam öleceğini düşünerek yapmadı o yaprağı..eğer sizin benliğinize zarar vermeyecekse vijdanınızı yaralamayacaksa fedakarlık çok huzur verici bişey bazen öylesine küçük bişey yaparsınız ve karşılığında size sevinçle bakan iki küçük göz vardır işte o gözlerden gelen yaşama sevinci herşeye bedel…içinizden o anda geçen bir iyiliği veya fedakarlığı ertelemeyin sebeb ne olursa olsun zaman azlığı veya para boşverin ve hemen yapın içinizden geleni.. sonraya bırakırsanız o huzur bir daha karşınıza çıkmayabilir ve hep keşke dersiniz..

                    #711328
                    Anonim

                      işte bu… 🙂
                      hikayenin sırrı sağolun Tarihci…

                      #735703
                      Anonim

                        güncelleme…

                        #735706
                        Anonim

                          eskimeyen eskileri tekrardan gündemimize sunduğunuz içinde teşekküreler kardeşim ebrar.

                          #735711
                          Anonim
                            aliaydemir;112144 wrote:
                            eskimeyen eskileri tekrardan gündemimize sunduğunuz içinde teşekküreler kardeşim ebrar.

                            rica ederim ali…bu gece eskileri karıştırıyorum nedense…
                            forum yandı dolduracağım sayfaları…:)

                            güzel olan hiçbirşey eskimez…
                            eskiyen sadece zamandır…

                          12 yazı görüntüleniyor - 1 ile 12 arası (toplam 12)
                          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.