- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
11 Temmuz 2008: 11:53 #639846
Anonim
Tarihte hemen hemen bütün medeniyetler su kenarlarında kurulup gelişmiş ve dünyaya yayılmıştır. Suyun olmadığı yerde hayat da yoktur. Yani medeniyetlerin birçoğunun su kaynakları çevresinde kurulup gelişmesi bir tesadüf değildir.
Dünyanın önümüzdeki 20 yıl içinde susuzluk ve kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kalması beklenirken, insan ve suyla ilgili istatistikler ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. Su içmeden en fazla bir hafta yaşayabilen insan, evinde bir günde 190 litre su tüketirken, yıllık su tüketimi ise 400 bin litreyi buluyor. Öte yandan, araştırmalara göre, dünyada halen 1.5 milyon insan su ihtiyacını sağlıksız şartlarda temin ediyor.
Dünya nüfusunun yüzde 60’ı akarsu boylarında yaşıyor ve su kaynaklarının çoğunluğu insanlar tarafından hızla kirletiliyor. Çevre uzmanlarına göre; sanayi atıklarının su kaynaklarına boşaltılması sonucu oluşan yoğun kirlenme, ileride içme suyu ihtiyacının karşılanmasında büyük sorunlar meydana getirecek.
Sanayi üretiminde kullanılan su ile alakalı ilginç rakamlar var. Mesela, bir hamburger üretimi için 4 litre su tüketilirken, bu rakam 4 adet otomobil lastiği için 7 bin 500 ton, bir otomobil üretimi için 150 tondur. Yine bir ton çelik için 240 ton, bir kutu meyve ya da sebze konservesi elde etmek için 35 litre, bir kilogram kumaş için 200 litre, bir varil ham petrolü rafine etmek için de 7 ton su kullanılır.
Araştırmalardan elde edilen verilere devam edelim. Buna göre, bir ton buğdayın üretilebilmesi için bin ton, bir porsiyon bonfilenin yenecek halde önümüze gelmesi için 9 bin 800 litre, bir pilicin yenebilir hale gelmesi için bin 200 litre, bir kilo ekmek için 400-1200 litre suya ihtiyaç duyuluyor. Yani 250 gram ekmek için en az 100 litre su harcanıyor.
Kullanılabilir su kaynaklarının azalması sebebiyle önemi daha da artan su, bütün canlı varlıkların yüksek oranda temel yapıtaşını oluşturuyor. İnsan hiçbir şey yemeden haftalarca yaşayabilirken, su içmeden en fazla bir hafta yaşayabiliyor. İnsan vücudunun yüzde 65’inin, kanın yüzde 80-90’ının, kasların yüzde 75’inin ve bitkilerin taze ağırlığının yüzde 60-85’inin su olduğunu unutmayalım.
Dünyada 80 ülkede yaşayan yaklaşık 2 milyar insan, kurak mevsimlerde günde 2-3 litre suyu bile bulmakta güçlük çekerken, Türkiye’de kişi başına tüketilen su miktarı yıllık bin 500 ton civarında. Yani yaklaşık 4 bin litredir.
İsraf etmemek
Aşırı su tüketimi önlenemediği sürece su kaynaklarının azalışı sürecek ve daha fazla insan su kıtlığı yaşayacak. Aslında suyu idare kullanmak bizim inancımızın gereğidir. 14 asır önce kâinatın efendisi sevgili Peygamberimiz (asm) mealen: “Abdest alırken nehir kenarında bile olsanız suyu israf etmeyin” buyurmamış mıdır? Bu noktadan hareketle herkes üzerine düşeni yapmalı ve su israfını ilk olarak kendi hayatında durdurmalıdır.
Suyun daha az kullanılması için çevreciler tarafından, yapılması çok kolay bazı teklifler sunuluyor. İşte bazıları:
-Tuvaletlerdeki rezervuarların hacimlerinin küçültülmeli,
-Musluklardan akan suyun daha idareli kullanılmalı,
-El yıkamada, sabunun ele alınmasından sonra musluk açılmalı, açılması,
-Çok su isteyen çim alanları azaltılmalı,
-Yeraltı su kullanımına yasal önlemler getirilmeli… (26.01.2007, Yeni Asya gazetesi)
Daha geniş anlamda
Su”dan savaşlara hazır mıyız?
Osmanlı Devleti’nin son yıllarında petrol bakımından zengin bölgeler cetvelle çizilen sun’i sınırlarla nasıl Türkiye’den ayrıldı ise, bugün de su kaynakları için aynı şeyin yapılmak istendiği şeklinde tezler var. Türkiye’nin su kaynakları bakımından nisbeten zengin sayılabilecek Doğu bölgelerinin Türkiye’den koparılmaya çalışıldığını ileri süren tezler bunlar. Bölgede tırmandırılan terörün bir hedefinin de bu olduğu iddia ediliyor. Bugün için bir komplo teorisi gibi gözükse de, bu teoriler tarihî gerçeklerle örtüşüyor. Özellikle GAP bölgesi sularının orta ve uzun vadede çok önemli bir gündem maddesi olacağını şimdiden görüp gerekli tedbirleri almak gerekli. Fırat ve Dicle gibi sınır aşan sularımızın yönetimi ve komşularımızla hakça paylaşım konusunda gerekli hassasiyet gösterilip inisiyatif elden kaçırılmamalıdır.
Bu bağlamda, Türkiye’nin su kaynakları konusunda geleceğe yönelik önemli araştırmalar yapan Su Vakfı, yaşanması muhtemel su sıkıntılarına karşı şu önerilerde bulunuyor:
-Kuraklık izleme ve araştırma merkezi kurulmalı,
-Ulusal su modeli oluşturulmalı,
-İklim değişikliği bahane edilerek dış güçlerin bazı talepleri olabilir. Su meseleleri için hazır senaryolarımız olmalı,
-Bir yol haritası çıkarılmalı. Hidroelektrik santrallerden enerji üretimi, tarım, orman, arazi kullanımı, çevre vb. konularında akılcı öneriler.
Küresel ısınmanın dünya gündeminin baş konusu haline gelmesiyle birlikte iklim değişikliği de bu yıl tartışılan konulardan biri oldu. Aynı zamanda kuraklık da daha tartışılır hale geldi. Türkiye’de su yönetimi konusunda, yaşanmakta olan atalet durumunun bırakılıp sel, taşkın, kuraklık, su sıkıntısı gibi olaylar için hazırlık yapılması öneriliyor. Zira kuraklık dönemlerinde yağış rejimlerinde de ciddi değişiklik oluyor. Zira kısa zaman diliminde aşırı miktarda yağış sel baskınlarını da beraberinde getiriyor. Bunların sosyo-ekonomik etkilerinin belirlenip, Türkiye için bir yol haritası çıkarılmalı.
Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin fazla abartılması ile su kaynakları oldukça kıt olan Ortadoğu bölgesinde suyun petrolden daha önemli olacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’nin güney komşuları şimdi yaşadığı ve gelecekte yaşanması muhtemel su sorununda Suriye ve Irak’tan ziyade perde arkasında başka güçlerin bulunabileceği akıldan uzak tutulmamalı. Dünya siyasetine şekil veren hakim güçler gelecekte bir bahane ile “su savaşları” çıkarmayı hedefliyor olabilir. Bilindiği gibi Ortadoğu’da en sorunlu bölge Irak, Filistin, Ürdün, Lübnan ve İsrail’in bulunduğu alandır. Bugün bile bunlar arasında su sıkıntısı yaşanmaktadır.
Bölgede zaten sınırlı olan su kaynakları, İsrail topraklarına akacak şekilde dizayn edilmiş durumda. Bu ülkeler arasındaki su sorunlarının kuzeye kaydırılarak Türkiye’yi içine alacak biçimde genişletilmesi, Türkiye’nin de ateşin içine çekilmesi anlamına gelecektir.Uluslararası Su Enerjisi Birliği (İHA) Başkanı ve DSİ eski Genel Müdürü Prof. Dr. Doğan Altınbilek’e göre, sınır aşan sular konusunda havza yönetimi dünyada en yaygın yaklaşım. Havzanın su kaynaklarını, toprak kaynaklarını ve ihtiyaçlarını üst üste koyarak ele alıyorsunuz. Fakat bizim komşularımız buna yanaşmıyor. Yani onlar müktesep su haklarından bahsediyor. Yani biz binlerce yıldır bu suları kullanıyoruz, diyorlar. Tabiiki bu konuda haklılar. Fakat bizim de çok kuvvetli bir tezimiz var, ki o da şu: Fırat ve Dicle’nin yüzde 90’ı bizim topraklarımızdan çıkıyor. Ama en az da biz kullanıyoruz. Esasında sorun da yok. Zira, Dicle ve Fırat’ın suyu o kadar fazla ki bir Nil Nehri kadar var. Ve şu anda bu sular tamamen kullanılır halde değil. Başkabi ifadeyle, bunların yüzde 20’si kullanılmadan Basra Körfezine akmaktadır. Demek ki biz bu suları doğru kullansak hem Türkiye’nin, hem Suriye’nin, hem de Irak’ın ihtiyaçlarına uzun süre yetecektir.
Uzmanlar ne diyor?İklim değişikliklerinin bedeli ağır
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’na göre, “Türkiye özellikle Anadolu, kuraklıkla yakılmış bir çok medeniyetin mezarlığı. Bu konuda arşivlerde çalışan bir çok insan var. İklim ve ona bağlı gerçekleşen olayları inceliyorlar. Osmanlı’da iklim değişikliğinin ardından isyanlar çıkmış. Anadolu’daki Celali isyanlarını iklim değişikliğine bağlayan görüşler var. Aslında Fransız devriminin temelinde bile iklim değişikliği var. Yani iklim değişimi entel dantel bir çevre problemi değil.”
Bunları biliyor musunuz?
Dünya nüfusunun yüzde 40’ının günümüzde su sıkıntısı çektiğini;
Dünyada su talebinin son 25 yıl içinde yüzde 60 arttığını;
Dünyamızın yüzde 70’i sularla kaplı olmasına rağmen, tatlı su kaynaklarının bunun yalnızca yüzde 2,5’i olduğunu;
Yeryüzündeki tatlı suların neredeyse yüzde 97’sinin yeraltı sularından oluştuğunu;
Dünyadaki suyun yüzde 2’sinin donmuş su olduğunu;
Otomobilinizi hortumla yıkadığınızda yaklaşık 550 litre su harcandığını;
1 litre benzinin bir milyon litre içme suyunu kirletebildiğini;
Dünyada 1,1 milyar insanın temiz içme suyundan mahrum olduğunu;
Dünyada her gün sağlıksız sulardan 25 bin kişinin öldüğünü;
2025 yılına kadar dünyada her 3 insandan birinin susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya olacağını;
Şirketlerin su satışından elde ettiği yıllık gelirlerinin daha şimdiden petrol gelirlerinin yüzde 50’sine ulaştığını;
Dünya yüzeyine yılda yaklaşık ortalama 1000 mm yağış düşerken, bu değerin ülkemizde 643 mm olduğunu;
Yeryüzüne düşen yağışın üçte ikisinin sel olarak akıp gittiğini
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.