• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683290
    Anonim

      Şerr-i mahz olan şeytanların icadı ve ehl-i imana taslitleri ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip Cehennem’e girmeleri, gayet müdhiş ve çirkin görünüyor. Acaba Cemil-i Alelıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahman-ı Bil-Hakk’ın rahmet ve cemali, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musibetin husulüne nasıl müsaade ediyor ve nasıl cevaz gösteriyor? Şu mes’eleyi çoklar sormuşlar ve çokların hatırına geliyor.
      Şerr-i mahz: Tam kötülük, kötülüğün kendisi.
      İcad: Vücuda getirme, yoktan var etme.
      Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
      Cemil-i Alelıtlak: Her yönüyle son derece güzel olan Allah(cc).
      Rahîm-i Mutlak: Sonsuz merhametli olan Allah(cc).
      Rahman-ı Bil-Hakk: Doğru ve gerçek olarak sayısız nimetlerin sahibi ve vericisi olan Allah(cc).
      Rahmet: Merhamet, acıma, şefkat etme, esirgeme.
      Cemal: Güzellik.
      Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
      Husul: Ortaya çıkma, meydana gelme, olma.
      Cevaz: Müsaade, izin.

      Elcevab(Cevabı şu):
      Şeytanın vücudunda cüz’î şerler ile beraber bir çok makasıd-ı hayriye-i külliye ve kemalât-ı insaniye vardır. Evet bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var; mahiyet-i insaniyedeki istidadda dahi ondan daha ziyade meratib var. Belki zerreden şemse kadar dereceleri var. Bu istidadatın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zenbereğinin hareketi, mücahede ile olur. O mücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa, melaikeler gibi insanların da makamı sabit kalırdı. O halde insan nev’inde, binler enva’ hükmünde sınıflar bulunmayacak. Bir şerr-i cüz’î gelmemek için bin hayrı terketmek, hikmet ve adalete münafîdir.

      Cüz’î: Küçük, sınırlı.
      Makasıd-ı hayriye-i külliye: Genel ve kapsamlı iyi ve güzel amaçlar.
      Kemalât-ı insaniye: İnsanla ilgili mükemmel ahlaklar ve üstün sıfatlar (nitelikler).
      Mahiyet-i insaniye: İnsanın temel yapısı ve gerçek iç yüzü.
      İstidad: Kabiliyet, yetenek.
      Meratib: Mertebeler, dereceler.
      İstidadat: Kabiliyetler, yetenekler.
      İnkişafat: Açılmalar, meydana çıkmalar, gelişmeler.
      Terakki: İlerleme, yükselme, yükseliş.
      Mücahede: Din için çalışma ve uğraşma.
      Muzır: Zararlı, zarar veren.
      Nev’: Tür, çeşit.
      Enva’: Nevler, türler, çeşitler.
      Şerr-i cüz’î: Az ve küçük kötülük.
      Münafî: Zıt, ters, aykırı.

      Çendan şeytan yüzünden ekser insanlar dalalete giderler. Fakat ehemmiyet ve kıymet, ekseriyetle keyfiyete bakar, kemmiyete az bakar veya bakmaz. Nasılki bin ve on çekirdeği bulunan bir zât, o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse; ondan on tanesi ağaç olmuş, bini bozulmuş. O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat, elbette bin bozulmuş çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir. Öyle de: Nefs ve şeytanlara karşı mücahede ile, yıldızlar gibi nev’-i insanı şereflendiren ve tenvir eden on insan-ı kâmil yüzünden o nev’e gelen menfaat ve şeref ve kıymet, elbette haşerat nev’inden sayılacak derecede süfli ehl-i dalaletin küfre girmesiyle insan nev’ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için, rahmet ve hikmet ve adalet-i İlahiye, şeytanın vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş.
      Çendan: Gerçi, her ne kadar.
      Ekser: Çoğunluk, çoğu.
      Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
      Ehemmiyet: Önemli olma, değerlilik, kıymetlilik.
      Ekseriyet: Çoğunluk.
      Keyfiyet: Özellik, nitelik, kıymet.
      Kemmiyet: Sayı, miktar, adet.
      Muamele-i kimyeviye: Kimyasal işlem.
      Tenvir: Nurlandırma, aydınlatma.
      İnsan-ı kâmil: Olgun ve üstün insan.
      Ehl-i dalalet: Kur’anın gösterdiği yoldan ayrılanlar, iman ve islâm yolundan
      sapanlar.
      Adalet-i İlahiye: Allah’ın(cc) adaleti.
      Tasallutlarına: Sataşmalarına, ilişmelerine.

      Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur’an tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesidir. Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır.
      Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
      Takva: Bütün günahlardan ve her türlü yasaklardan kendini koruma.
      Sünnet-i Seniye: Peygamberimizin(asm) yüksek ve değerli sünneti.
      İstiaze: Allah’a(cc) sığınmak.
      İstiğfar: Af dileme, Allah’tan(cc) bağışlanma isteme, tövbe etme.
      Hıfz-ı İlahiye: Allah’ın(cc) koruması.
      İltica: Sığınma.

      Said Nursi
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.