- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Haziran 2009: 04:11 #654815
Anonim
“Suçsuzluğunu ispat edemezsen suçlusun”
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Hizbullah Ana davasının 47. duruşması geçtiğimiz Cuma günü gerçekleştirildi.

Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Hizbullah Ana davasının 47. duruşması geçtiğimiz Cuma günü gerçekleştirildi. Duruşmada savunma yapan Mehmet Varol, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Varol, isnat edilen birçok suçun işlenmediğinin, atılı suçların iftira olduğunun ispatlanmasına rağmen savcı ve hâkimlerin ideolojik nedenlerle bunları görmezden geldiklerini söyledi.
Yaklaşık 9 yıldır devam eden Hizbullah Ana Davasının 47. duruşması Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Daha önceleri ortalama 6 ayda bir görülen dava, dosya bitme aşamasına geldiğinden haftada bir görülmeye başlandı. 47. duruşmada sanık avukatları Av. Hüseyin Yılmaz, Mirhan Özbekli, Mehmet Anul, Necat Özdemir hazır bulunurken, duruşmada Mehmet Varol, Mustafa İpek ve Veysi Özel savunmalarını yaptılar. Sanıklardan Mehmet Varol, 70 gün boyunca gözaltında kaldığını, türlü işkencelere maruz bırakıldığını belirterek mahkeme sürecinin de hukuksuz, adaletsiz ve taraflı bir şekilde işlediğini söyledi.
70 gün boyunca türlü türlü işkencelere maruz kaldım
Varol, 10 yıl önce Gaziantep’te bir cami avlusunda devlet güçleri tarafından etkisiz hale getirilerek zorla bir arabaya bindirilip kaçırıldığını belirterek, şehir dışında izbe (kuytu, sapa, virane) evlerde kendisine türlü türlü işkenceler yapıldığını söyledi. Günlerce gayri resmi bir şekilde sorgulandığını ve yapılan işkence seanslarının sayısını bile hatırlamadığını ifade eden Varol, şunları söyledi: “Seslerden anladığım kadarıyla şehir dışına henüz varmıştık ki arabanın içinde beni sorgulamaya başladılar. Verdiğim cevapları beğenmeyerek arabanın içinde ağzımı kapatmak sureti ile beni boğmaya çalışıyor, elbiselerimi soyarak hayazısca işkenceler yapıyorlardı. Tüm işkence süresince aç, susuz ve çıplak vaziyette tuttukları yetmezmiş gibi işkence etmedikleri istirahat dönemlerinde bile, kışın soğuğunda hücreme su doldurup çıplak vaziyette yatırarak karnıma ve sırtıma botlarla basıyorlardı”
Hâkimler sadece sanıkları değil aileleri de cezalandırmaktadır[/color]
Son 20 yılda devletin 20 binden fazla dindar insanı Hizbullahi oldukları gerekçesi ile gözaltına aldığını ve tamamını kötü muamele, kaba dayak ve işkenceden geçirdiğini ifade eden Varol, mahkemelerin ise verdikleri kararlar ile sadece işkence görenleri değil bunlarla beraber ailelerini de cezalandırdığını belirterek, “Birçoğuna bu acımasız uygulama günlerce hatta haftalarca yapılmıştır. Ben iki buçuk ay, Edip Gümüş ve Cemal Tutar 6’şar ay, buradaki diğer kardeşlerimin hemen hepsi 2’şer ay veya en az 45’er gün gözaltında tutulup işkencelerden geçirildik. Polis ya da Jandarma, kişileri belli bir işkenceden geçirmekte ve bu şekilde o kişilere sadece işkence zulmü yapmaktadır; ama mahkemeler o masum biçareleri yıllarca cezaevine atarak onların ailelerine akrabalarına ve belki de toplumun tümüne eziyet vermekle zulüm etmektedirler.
İşkence insanlığa karşı işlenmiş bir suç ise işkence mağdurunu işkence ile alınan ifadelere dayanarak zindanlara atmak kâinatın bütün sakinlerine ve zerrelerine karşı işlenmiş bir suç olsa gerek” dedi.
Varol: Hizbullah’ın davası İslam ve Kur’an’dır[/color]
Varol, Hizbullah cemaati mensubu olmak ve İslam şeriatını hâkim kılmakla suçlandıklarını ve on yıldır mahkemelerinin görüldüğünü söyleyerek: “On yıldır bu salonda yargılanmaktayız. Hatta terörist olarak lanse edilmekteyiz. Doğrusu Hizbullahi mücadelenin hak olduğuna ve hakkaniyetine dair delil ve mesnetleri zikretme ihtiyacı duymuyorum. Zira Hizbullah’ın davası İslam ve Kur’an’dır. Evet, Hizbullah’ın davası çok net ve açıktır. İstediği yönetim biçimi bu halkın yüzyıllardır canı pahasına savunduğu İslam şeriatıdır. Bu iddiamızın en açık delili tüm Hizbullah mensuplarına yöneltilen suçlama olan ‘Mevcut düzeni kaldırıp yerine şer’i esaslara dayalı bir yönetim kurmak” ifadesidir. İkinci delil ise Hizbullah mensuplarının çoğuna yöneltilen camide Kur’an dersi vermek ve almak suçlamasıdır. Hizbullah’tan ceza verilenlerin dosyalarına bakıldığında hepsinde ortak nokta bu iki suçlamanın yer almasıdır” ifadelerini kullandı.Varol: “Müslüman olan herkes Hizbullah’tır”
Varol konuşmasının devamında şunları söyledi: “Hiç perva etmeden söyleyeyim; bizimle birlikteliği, ilişkisi veya gönül bağı olsun veya olmasın, tesettürlü olan her kadın Hizbullah üyesidir. Sakalını Allah için uzatan her erkek Hizbullah üyesidir. Genç yaşlı, kadın erkek, hacca giden herkes Hizbullah üyesidir. Filistin için Çeçenistan için, Afganistan için Irak için ve dünyanın neresinde yaralı bir Müslüman varsa onun için ağlayan dua eden herkes Hizbullah üyesidir. Kısacası dindar olan ve Allah’ı seven herkes Hizbullah üyesidir. Çünkü Hizbullah gerçekten Allah’ın taraftarı ve Allah’ın partisidir.”
İki genç işkencede polis tarafından öldürüldü
Camilerde Kur’an dersi veren binlerce insanın Hizbullah üyesi olmak iddiasıyla gözaltına alındığını ve birçoğunun henüz çocuk yaşta olmalarına rağmen akıllara durgunluk veren türlü işkencelerden geçirildiğini söyleyen Varol, bazı gençlerin gözaltında vefat ettiklerini belirterek, bunlardan Abdusselam İrdem ve Murat Bilik adlı müvahhid gençlerin işkence sonucu ruhlarını Rahman’a teslim ettiklerini hatırlattı.
Geçmişte benzer olaylar yaşandı, insanlar idam edildi
Kendilerine isnat edilen suçlara benzer suçlamaların geçmişte de yaşandığının altını çizen Varol, mahkemelerde değişen tek şeyin hakim ve savcıların simaları olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunları istihza amacı ile söylemiyorum. Bir zamanlar buralardan çok daha hayret verici gerekçelerle sayısız insan idam edildi. Bu makamda yer alan selefleriniz insanlar sarık giydiği için, şapka takmadığı için, ezanı Arapça okuduğu için, Kur’an dersi verdiği için çok kelleler götürdüler. Tarih bunları kaydetti. Ve bunlar milletimizin belleğine kazındı”
Hem öldürüldü dediler, hem de yargıladılar
Kendilerine atılan suçların birer hayal ürünü ve yalandan başka bir şey olmadığını söyleyen Varol, mahkeme heyetine şu örneği verdi: “Dosyamızda Ali Aslan adında birisinin kaçırılıp öldürülme suçlaması var. Bundan dolayı da bir arkadaşımıza müebbet hapis isteniyor. Oysa aynı Ali Aslan, 2003 yılında polisçe yakalanıp tutuklandı. Yargılama sonunda Hizbullah’a üye olmaktan 4 yıl 8 ay ceza verildi. Ve cezasını bitirip tahliye oldu. Kaçırılıp öldürülmüş olan bu adam mezardan çıkarılıp mı hapse atıldı, yoksa onun hayaleti mi cezalandırıldı? Türk yargı kurumu Hizbullah’ın öldürdüğü birisini Hizbullah üyesi olmaktan cezalandırma becerisi gösteren yegâne adalet kurumu olmakla övünmelidir. Tabi bu mahkeme sonunda övgü katmerli hale gelecektir. Çünkü bir de Ali Aslan’ı kaçırmak ve öldürmekten ceza verilecek”
Yaşayan adam ölü gösterilip ceza verilmek isteniyor
Kendi dosyalarında yer alan bir başka akıllara durgunluk veren olayı mahkeme heyetine aktaran Varol, hukuk siteminin nasıl işlediğini gözler önüne serdi. Varol, yaşanan olayı şöyle anlattı: “Yine bizim dosyamızda yer alan Rıfat Demir kardeşimize Seyithan Aydın’ın öldürülmesi suçlaması isnat edilmişti. Ancak bu adam yaşıyor. Batman’da adresi işi ve benzeri kayıtları belli birisidir. İstendiği takdirde bu adam telefonda yarım saat içinde bulunabilir. Ve bir saat içinde de bu salona getirilebilir. Ama ne yazık ki burada yargılama yerine mahkemecilik oyunu oynanmaktadır. Gerçi onlarda bile bazı formaliteler yerine getirilmekte iken burada buna dahi gerek duyulmamaktadır”
Varol, konuşmasının devamında hakimlere şu soruyu da yöneltti: “Öyle anlaşılıyor ki hakimler suçluyu bir bakışta gözlerinden tanıdığı için başka yan delillere ihtiyaç duymuyorlar. Şimdi hem size hem de bu ülkede savcılık ve hâkimlik makamını işgal eden herkese soruyorum! Hukukunuzda masumiyet karinesi mi esastır yoksa suçluluk karinesi mi? Sanık, isnat edilen suçu işlemediğini ispat etmeyene kadar suçlu mudur?”
Atılan suçlar hayal ürünü
Sanıklardan Mustafa İpek ise Hizbullah’ın bilinen beşeri ideolojiler ve partiler anlamında örgütlenmiş bir parti olmadığını ifade ederek, Hizbullah’ın Kur’an ve sünnet çerçevesinde hareket eden bir cemaat olduğunu vurguladı. İddia makamı tarafından atılı suçları reddeden İpek, üzerine atılan cinayetler ve kaçırma iddialarının tamamen hayal ürünü olduğunu söyledi.
Sanık Veysi Özel de, Hizbullah içerisinde arşiv elemanı olarak yer aldığını söyleyerek bunun dışında kendisine yükletilmeye çalışılan iddiaların asılsız olduğunu söyledi.
Mahkeme heyeti, diğer sanıkların savunmalarını yapması için duruşmayı 19.06.2009 Cuma gününe erteledi.
Kur’an dersi vermek suç mu?
Mehmet Varol, Siirt cezaevinde yaşadığı çarpıcı bir olayı şöyle anlattı: “Ben Siirt cezaevindeyken cezaevi savcısı bir gün cumhuriyet başsavcısı ile birlikte kaldığım odaya geldiler. Başsavcı, Türk adaletinden ve hukukun üstünlüğü ilkesinin Türkiye’deki işleyişinden övgü ile bahsediyordu. Biz de ona camide Kur’an dersi vermek suç mudur? diye bir soru yönelttik. O da bunun suç olmadığını söyledi. Arkadaşlarımızın çoğunun bu suçlamayla tutuklu bulunduğunu söyleyip örnek olsun diye de bir arkadaşımızın iddianamesindeki tutuklama gerekçesi olan ‘camiye gitmek ve Kur’an dersi vermek’ ibaresini gösterdik.
İddianameye baktığında gerçekten de camide Kur’an dersi vermekten başka hiçbir suçlamanın olmadığını gördü. Üstelik iddianamenin altındaki imza da beraberinde gelen cezaevi savcısına aitti. Bunu görünce şaşkınlığı iki kat arttı. Dönüp savcıya bu nasıl olur dercesine baktı. İkisi de afallamış ve ne diyeceklerini şaşırmışlardı. Böylece Türk adaleti ve hukukun üstünlüğü ile ilgili savcı beyin az önce yaptığı hamasi nutuk yerini mahcubiyete ve şaşkınlığa bıraktı”

-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.