- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
15 Mayıs 2007: 07:49 #642101
Anonim
Amelini görme. Onlarla böbürlenme; bu hal sana yakışmıyor. Nefsi görmek, yapılan işlere karşılık beklemek iyi olmuyor. En iyisi bunları Hak’tan görmektir. Bütün işleri onun yardımıyla yaptığını anla; ona göre işlerini ayarla.
Eğer bir kötülüğü yapmıyorsan düşün. Bu halin senden mi yoksa Hak’tan mı? Elbette Hak’tan. O, seni esirgedi. O, seni sakladı. Buna hamd etmek gerek. Şükür etmen lâzım. Nerede şükür? Buna akılsızlık derler. Başkasının gücünü kendine mal etmen yerinde olur mu, akıl kârı mı?
Şu misaller sana bir şeyler, anlatır sanırım.
Sen düşmanla çarpışıyorsun, fakat gücün yetmiyor. Öteden kuvvetli biri geliyor, düşmanın elini bağlıyor. Yere seriyor. Sen de yapacağını yapıyorsun.
Sonra her şeyi kendin yaptığını iddia ediyorsun.
Halbuki o kuvvetli adam gelmeseydi senin bir iş yapacağın yoktu. Belki de düşman seni öldürecekti.
Diğeri de şu: Biri vardır, zengindir. Herkese ödünç verir. Veyahut ihsan eder. Sen de bir şeyler almak istersin, ama sana vermez. Öteden biri gelir, sana kefil olur ve alırsın.
Sonra da:
– Ben aldım. Benim itibarım var. Diye söylenmeye başlarsın. Yakışır mı? İşte bu iki misal sanadır. İşlerini düzenle. Şükret. Sana verilenle yetin. Daima Allah’ı öv; her iyiliği ona ver. Şer işleri sana yükle. Nefsini Islaha çalış. Eğer birini kötüleyeceksen nefsin yeter. Çünkü bütün şerrin yuvası odur.
Yaradanı daima bir yaratıcı olarak bil. Ona göre edepli ol.. Nefsini kötülüğün yuvası gör, ona göre terbiye et.
Bazı büyük bilginler şöyle derler:
– Sana lâzım olan gelir.
Buna bir Hadis-i Şerifte işaret edilir:
– “Çalışınız, birbirinize yaklaşınız. Kötü yolları kendinize kapayınız. Herkes yaratılışının gereğini ” yapar
15 Mayıs 2007: 11:06 #707562Anonim
ALLAH RAZI OLSUN.
Mü’min herşeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakk’a vere vere, tâ nihayette teklif ve mes’uliyetten kurtulmamak için “Cüz’-i ihtiyârî” önüne çıkıyor. Ona “Mes’ul ve mükellefsin” der.
Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve Kemâlât ile mağrur olmamak için, “Kader” karşısına geliyor. Der: “Haddini bil, yapan sen değilsin.
” Evet kader, cüz’-i ihtiyârî; îmân ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde… Kader, nefsi gururdan ve cüz’-i ihtiyârî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i îmâniyeye girmişler.
Yoksa mütemerrid nüfus-u emmârenin işledikleri seyyiatının mes’uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak ve onlara in’am olunan mehâsinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz’-i ihtiyariye istinad etmek; bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz’-i ihtiyariyeye zıd bir harekete sebebiyet veren ilmî mes’eleler değildir -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.