• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son *Ramazan* tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683899
    *Ramazan*

      İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş, çok ehemmiyetli istidad ona verilmiş. Ve o istidadata göre ehemmiyetli vazifeler tevdi edilmiş. Ve insanı, o gayeye ve o vazifelere çalıştırmak için, şiddetli teşvikler ve dehşetli tehdidler edilmiş. Başka yerde izah ettiğimiz vazife-i insaniyetin ve ubudiyetin esasatını şurada icmal edeceğiz. Tâ ki, “ahsen-i takvim” sırrı anlaşılsın.
      İstidad: Kabiliyet, yetenek.
      İstidadat: İstidatlar, kabiliyetler, yetenekler.
      Tevdi: Emanet olarak vermek, emanet olarak bırakmak.
      Gaye: Amaç, sonuç.
      Vazife-i insaniye: İnsana ait görev, insanî vazife.
      Ubudiyet: Kulluk, Allah’ın(cc) emir ve yasaklarına uymak.
      Esasat: Esaslar, temeller, kökler.
      İcmal: Özetleme, kısaca anlatma.
      Ahsen-i takvim: En güzel biçimde yaratılış.

      İşte insan, şu kâinata geldikten sonra “iki cihet ile” ubudiyeti var: Bir ciheti; gaibane bir surette bir ubudiyeti, bir tefekkürü var. Diğeri; hazırane, muhataba suretinde bir ubudiyeti, bir münacatı vardır.
      Gaibane: Hazırda görünmeksizin. Gizliden.
      Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak.
      Hazırane: Karşı karşıya imişcesine, göz önünde bulunur şekilde.
      Muhataba: Karşılıklı konuşma.
      Münacat: Dua, Allah’a(cc) yalvarma.


      Birinci vecih şudur ki:

      Kâinatta görünen saltanat-ı rububiyeti, itaatkârane tasdik edip kemalâtına ve mehasinine hayretkârane nezaretidir.
      Saltanat-ı rububiyet: Sahiplik ve terbiyeciliğin hakimiyeti, herşeyin sahibi ve terbiyecisi olma hakimiyeti.
      İtaatkârane: İtaat edercesine, boyun eğer şekilde, emri yerine getirir şekilde.
      Kemalât: Faziletler, iyilikler, kemâller, olgunluklar, mükemmellikler.
      Mehasin: İyilikler, güzellikler, iyi ahlaklar.
      Hayretkârane: Hayret edercesine.

      Sonra, esma-i kudsiye-i İlahiyenin nukuşlarından ibaret olan bedi’ san’atları, birbirinin nazar-ı ibretlerine gösterip dellâllık ve ilâncılıktır.
      Esma-i kudsiye-i İlahiye: Allah’ın(cc) mukaddes isimleri.
      Nukuş: Nakışlar.
      Bedi’: Hayret verici güzellikte, eşsiz ve benzeresiz.
      Nazar-ı ibret: İbretli bakış, ders alıcı bakış.

      Sonra, herbiri birer gizli hazine-i maneviye hükmünde olan esma-i Rabbaniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymet-şinaslığı ile takdirkârane kıymet vermektir.
      Esma-i Rabbaniye: Herşeyin sahibi ve terbiye edicisi olan Allah’ın(cc) isimleri.
      Kıymet-şinas: Kıymet bilir, değer bilir.
      Takdirkârane: Takdir edercesine, takdir eder şekilde.

      Sonra kalem-i kudretin mektubatı hükmünde olan mevcudat sahifelerini, arz ve sema yapraklarını mütalaa edip hayretkârane tefekkürdür.
      Kalem-i kudret: Allah’ın(cc) yaratıcı ve yapıcı gücü.
      Mektubat: Mektuplar.
      Mevcudat: Varlıklar.
      Sahife: Sayfa.
      Mütalaa: Okumak, incelemek, tedkik etme, okuyup inceleme.
      Hayretkârane: Hayret edercesine.
      Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak.

      Sonra, şu mevcudattaki zînetleri ve latif san’atları istihsankârane temaşa etmekle onların Fâtır-ı Zülcemal’inin marifetine muhabbet etmek ve onların Sâni’-i Zülkemal’inin huzuruna çıkmağa ve iltifatına mazhar olmaya bir iştiyaktır.
      Zînet: Süs, güzellik.
      İstihsankârane: Beğenircesine, güzel bulurcasına.
      Temaşa: Seyretmek, hoşlanarak bakmak.
      Fâtır-ı Zülcemal: Sonsuz güzellik sahibi ve her şeyi benzersiz yaratan Allah(cc).
      Marifet: Bilme, tanıma.
      Muhabbet: Sevgi, sevme.
      Sâni’-i Zülkemal: Sonsuz mükemmellikler ve üstünlükler sahibi olan sanatkar yaratıcı.
      Mazhar: Sahip olma, ulaşma, kazanma, nail olma, erişme.
      İştiyak: Şiddetli arzu ve istek.


      İkinci Vecih, huzur ve hitab makamıdır ki;

      eserden müessire geçer, görür ki: Bir Sâni’-i Zülcelal, kendi san’atının mu’cizeleri ile kendini tanıttırmak ve bildirmek ister. O da iman ile marifet ile mukabele eder.
      Müessir: Tesir eden, etkileyen.
      Sâni’-i Zülcelal: Sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi sanatkar yaratıcı.
      Mukabele: Karşılama, karşılık verme.

      Sonra görür ki: Bir Rabb-ı Rahîm, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da ona hasr-ı muhabbetle, tahsis-i taabbüdle kendini ona sevdirir.
      Rabb-ı Rahîm: Çok merhametli ve şefkatli olan Rab(sahip ve terbiyeci).
      Hasr-ı muhabbet: Bütün sevgiyi bir noktaya toplama.
      Tahsis-i taabbüd: Yanlız O’na kulluk yapmak.

      Sonra görüyor ki: Bir Mün’im-i Kerim, maddî ve manevî nimetlerin lezizleriyle onu perverde ediyor. O da ona mukabil; fiiliyle, haliyle, kaliyle, hattâ elinden gelse bütün hâsseleri ile, cihazatı ile şükür ve hamd ü sena eder.
      Mün’im-i Kerim: İkram sahibi nimetlendirici, iyilik ve bağışı çok olan nimet verici.
      Perverde: Beslenmiş, yetiştirilmiş, terbiye edilmiş.
      Mukabil: Karşılık.
      Hâsse: Duygu organı.
      Cihazat: Cihazlar, kendilerine ihtiyaç duyulan maddî manevî âletler, lüzumlu aletler, azalar, organlar.
      Hamd ü sena: Şükretme ve övme.

      Sonra görüyor ki: Bir Celil-i Cemil, şu mevcudatın âyinelerinde kibriya ve kemalini ve celal ve cemalini izhar edip nazar-ı dikkati celbediyor. O da ona mukabil: “Allahü Ekber, Sübhanallah” deyip, mahviyet içinde hayret ve muhabbet ile secde eder.
      Celil-i Cemil: Sonsuz büyüklük ve güzellik sahibi olan Allah.
      Mevcudat: Varlıklar.
      Âyine: Ayna.
      Kibriya: Azamet, büyüklük, ululuk, celâl. *Cenâb-ı Allah’ın azameti ve kudreti, her cihetle büyüklüğü.
      Kemal: Kusursuz, tam ve eksiksiz olma; mükemmellik.
      Celal: Büyüklük, ululuk, haşmet.
      Cemal: Güzellik.
      Nazar-ı dikkat: Dikkatli bakma, dikkatli bakış.
      Allahü Ekber: Allah en büyük ve en yücedir.
      Sübhanallah: Allah’ı(CC) her türlü eksiklikten, ayıp ve kusurlardan, her çeşit noksan sıfatlardan tenzih eder, bütün mükemmel sıfatlarla muttasıf oduğunu kabul ederim manasına gelen zikir ve tesbih sözü.
      Mahviyet: Alçak gönüllülük.

      Sonra görüyor ki: Bir Ganiyy-i Mutlak, bir sehavet-i mutlak içinde nihayetsiz servetini, hazinelerini gösteriyor. O da ona mukabil, ta’zim ve sena içinde kemal-i iftikar ile sual eder ve ister.
      Ganiyy-i Mutlak: Sonsuz ve sınırsız zenginlik sahibi ve hiç bir şeye ihtiyacı olmayan Allah(cc).
      Sehavet-i mutlak: Sınırsız cömertlik.
      Nihayetsiz: Sonsuz.
      Ta’zim: Hürmet.
      Sena: Medhetme, övme, övgü.
      Kemal-i iftikar : Son derece yoksulluk.

      Sonra görüyor ki: O Fâtır-ı Zülcelal, yeryüzünü bir sergi hükmünde yapmış. Bütün antika san’atlarını orada teşhir ediyor. O da ona mukabil: “Mâşâallah” diyerek takdir ile, “Bârekâllah” diyerek tahsin ile, “Sübhanallah” diyerek hayret ile, “Allahü Ekber” diyerek istihsan ile mukabele eder.
      Fâtır-ı Zülcelal: Sonsuz yüce ve büyük yaratıcı.
      Mukabil: Karşılık.
      Mâşâallah: Allah’ın(cc) istediği gibi, Allah’ın istediği olur. *Allah nazardan saklasın, ne güzel, Allah korusun. *Hayret ve memnunluk anlatır.
      İstihsan: Beğenme, güzel bulma.
      Mukabele: Karşılık verme.

      Sonra görüyor ki: Bir Vâhid-i Ehad, şu kâinat sarayında taklid edilmez sikkeleriyle, ona mahsus hâtemleriyle, ona münhasır turralarıyla, ona has fermanlarıyla bütün mevcudata damga-i vahdet koyuyor ve tevhidin âyâtını nakşediyor. Ve âfâk-ı âlemin aktarında vahdaniyetin bayrağını dikiyor ve rububiyetini ilân ediyor. O da ona mukabil; tasdik ile, iman ile, tevhid ile, iz’an ile, şehadet ile, ubudiyet ile mukabele eder.
      Vâhid-i Ehad: Bir olan ve birliği herbir şeyde tecelli eden Allah(cc).
      Sikke: Ait olduğu yeri belirten ve gösteren damga, işaret. *Mühür.
      Hâtem: Mühür.
      Damga-i vahdet: Birlik damgası, Cenab-ı Hakk’ın birliğini gösteren delil, Allah’ın birliğinin mührü, izi.
      Âfâk-ı âlem: Dünyanın uzak çevreleri.
      Vahdaniyet: Birlik, Allah’ın(cc) birliği.
      Rububiyet: Rububiyet: Allah’ın(cc) terbiyecilik sıfatı.
      Ubudiyet: Kul olduğunu bilip Allah’a itaat ve ibadet etme.

      İşte bu çeşit ibadat ve tefekküratla hakikî insan olur, ahsen-i takvimde olduğunu gösterir. İmanın yümnüyle emanete lâyık, emin bir halife-i arz olur.
      İbadat: İbadetler.
      Tefekkürat: Tefekkürler, düşünmeler.
      Tefekkür: Düşünmek, düşünceyi hareketlendirmek, düşünceyi çalıştırmak.
      Ahsen-i takvim: En güzel biçimde yaratılış.
      Yümn: Kuvvet, uğur, bereket.
      Emin: Güvenilen.
      Halife-i arz: Allah’ın(cc) emir ve kanunlarını dünyada uygulama görevlisi.

      Said Nursi
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.