• Bu konu 4 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658703
    Anonim

      Bismillahirrahmanirrahim

      Elhamdülillâhi rabbil âlemîn velâkıbetülil müttekîn vessalêtü vessalêmü alê seyyidine Muhammedivve alê êlihi vesahbihi ecmain, alê rasulüne salevât

      Bu akşam tahkiki iman üzerine biraz mütalaa edelim inşallah…

      Tahkiki iman nedir?
      Nasıl elde edilir?

      Tahkiki iman:
      Delillere dayalı iman şeklidir.
      Araştırmaya dayalı en sağlam olan imandır.

      Tahkiki iman dediğimizde iki husus dikkatimizi çekiyor.
      Biri araştırma
      Diğeri de sağlam deliller.

      Şimdi araştırmayı yapan aklımız dimi?
      İkna olmayan çalışan da aklımız.
      Sağlam delillerle sarsılmaz bir hale gelen inancımız,
      bu raddeden sonra artık hisler üzerine etki etmeye başlar.
      Hislerle akıl bir olunca nefsin kötü hasletlere meyli azalır.

      Şimdi tahkiki imanın ne olduğunu, onu nasıl elde edeceğimizi
      Nasıl elde edilir sorusuna vereceğimiz cevapla daha iyi anlamaya çalışacağız.
      Bunları maddeler halinde sıralayalım.

      1. Maddemiz
      Tahkiki imana ne kadar ihtiyacımız olduğunu iyice anlamak.

      İhtiyacımız olduğunu anlamamız bile bir nimet
      Bunun farkına varmak,
      Varınca ihtiyacı temin için çalışmaya başlıyoruz.
      Bir kardeşimize başka bir kardeşimiz
      ‘Yahu ne gerek var bu kadar iman bahsini anlatmaya zaten inanıyoruz’
      ‘Allah var mı var. Ne gerek var bu kadar üzerinde durmaya’ dedi.
      Ona o kardeşimiz
      İyide sizinde imanınız var Hz Ebu Bekir’in de
      Şimdi ikisi de zahirde iman, bunda derece yok mu? diye bir soru sordu.
      Cevap verememişti.
      İman var, iman var.

      2. Maddemiz
      Ölümü çokça düşünmek.

      Son nefeste imansız gitmekten kurtuluşun çaresinin
      Tek garantisinin iman-i tahkiki olduğunu bilmek gerektir.
      Bunu üstadımız çok güzel ifade ediyor.

      “İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça
      daha selbedilmiyeceğine ehl-i keşf ve tahkik hükmetmişler.
      Demişler ki: “Sekerat vaktinde şeytan, vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip
      tereddüde düşürebilir. Bu nevi îman-ı tahkîkî ise, yalnız akılda durmuyor,
      belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki;
      şeytanın eli o yerlere yetişemiyor, öylelerin îmanı zevalden mahfuz kalıyor.”
      (Sikke-i Tasdik-i Gaybi)

      Ne diyor?
      İlmel yakinden hakkel yakine yaklaştıkça dimi…
      İlmel yakini bir abimiz şöle izah etmişti.
      Dağın arkasında bir dumanın çıktığını görmen ilmen yakindir.
      Yani muhtemelen bir ateşden çıkıyordur.
      O dağa çıkıp ateşi görmen ise hakkel yakindir.
      Ateşin yanına gidip sıcaklığını hissetmen ise aynel yakindir.

      Şimdi bu üçü birbirinden farklıdır dimi.
      En kavi olan ateşe en yakin olan, sonra dağ başındaki, sonra dağın arkasındaki.
      İşte insanın imanı kuvvetlendikçe hakkalyakine yakınlaşıyor.

      3. Maddemiz
      İmanın gereği gibi yaşamak.

      Yani farzları işlemek, büyük günahlardan kaçınmak
      Risale-i nur’da Hz Pir der ki
      Bu zamanda feraizi işleyen büyük günahları terkeden biiznillah kurtulur.
      Hem ibadette hususan namazda günde 5 defa iman ettiğimiz hakikatler bize hatırlattırılıyor.
      Ve kalbimize yerleşmesine vesile oluyor.

      Üstadımız Risale-i Nur’da İşaretül İcaz’da şöyle diyor.

      “Akaidî (inanca dair) ve imanî hükümleri kavî (kuvvetli) ve sabit kılmakla
      meleke haline getiren (ruha yerleştiren) ancak ibadettir.”

      Demek ki bu hal yanlız ve yanlız ibadetle oluyor.
      Şimdi namaz ve orucun ve diğer ibadetlerin
      ne denli mühim olduğunu biraz daha anlayabildik inşallah.

      4. Maddemiz
      Allah’ın kitabını bolca okumak ve anlamaya çalışmak

      Çünki bu ayetler imanı kuvvetlendirecek deliller ve derslerle doludur.
      Allah’ın her şeyi nasıl yarattığı, peygamberleri neden görevlendirdiği,
      Meleklerin vazifeleri ve ahiret hayatı gibi bütün iman hakikatler,
      Kuranda bolca işlendiğinden
      Bunları tekrarla okumak imanımızın kuvvetlenmesine vesile olacaktır inşallah.

      5. Maddemiz
      Kuran’ın imana dair ayetlerini daha iyi anlamak için
      O ayetlerin tefsirlerinden istifade etmek.

      Bu asırda iman ayetlerini bizim anlayabileceğimiz
      Ve şüphelerimin izalesine medar olabilecek bir mahiyette olan
      Risale-i nur’lar harika bir manevi kuran tefsiridir.

      Böyle iman derlerini tekrar tekrar anlayarak okumak…
      İman derslerinin başka meseleler gibi bir – iki kez okumakla
      ihtiyacın tedarik edilemeyeceğini Üstadımızın şu ifadesinden anlıyoruz.

      “(Ahireti isbat eden) Onuncu Söz’ün kıymeti tamamıyla takdir edilmemiş.
      Ben kendi kendime hususî, belki elli defa mütalaa etmişim ve
      her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim.
      Böyle bir risaleyi bazıları bir defa okuyup,
      sair ilmî risaleler (kitaplar) gibi yeter der, bırakır.
      Hâlbuki bu risale ulûm-u imaniyedendir (iman ilimlerindendir).
      Her gün ekmeğe muhtaç olduğumuz gibi, o nevi’ ilme her vakit ihtiyaç var.”
      (Barla Lâhikası)


      Subhanellah
      Kendi yazdığı kitabı 50 kez mütala ediyor.
      Ve her birinde ayrı lezzet alıyor.
      Başka söze hacet var mı?

      6. Maddemiz
      Kuran’dan ve Risale-i Nur’lardan aldığımız iman derslerini tefekkür etmektir.

      Bazen bunun 1 saati 1 sene ibadet hükmüne geçecektir.
      Allah’ın canlı cansız sanat eserlerini ibretle düşünmek,
      Bunlar üzerinde görünen rabbimizin isim ve sıfatlarını tefekkür etmek,
      Bunu bir meleke ve alışkanlık haline getirmek ne büyük bir lezzettir…

      Hatta bir seferinde bir ağabeymiz kendini öle kaptırmış ki
      Cadde kenarında belediyenin diktiği çiçekleri görünce otomobili durdurup aşağı inmiş.
      Allah’ım sen bunları ne güzel yaratmışsın
      Şunlardaki nakışların güzelliklerine bakar mısınız diye
      Sokaktan geçenlere doğru söylemeye başlamış.
      Oysa o sokaktakileri görmüyordu bile…

      İşte bu tefekkür…
      Öle bir lezzettir ki bazen masivayı unutturur.
      O isimler içinde kaybolursunuz.
      Hemde malayanilikten aklı uzaklaştırıyor.
      Boş hayallerden, kötü düşüncelerden ve vesveselerden…

      Böyle tefekkürde olan bir kalbe şeytanın etki etmesi imkansızdır.
      Rabbim o halette olanlardan eylesin…

      Son madde ve en önemlisi
      7. Maddemiz
      Bütün bu saydıklarımızı başarmak için bu konuda İHLAS’lı olmamız gerekmektedir.

      Yine Hz Pir’in deyimiyle ihlas insanı maksadına ulaştıran en kerametli bir vesiledir.
      Öyle olduğu için ihlas risalesinde ne diyordu;
      Haksızlar dahi haksızlıklarındaki ihlas sebebiyle bir derece muvaffak oluyorlar.

      Cenab-ı Hak cümlemize tahkiki imanı elde etmeyi, bu fani dünyadan
      İman-i kamil ile göçmeyi, bu hakikate tüm benliğimizle yaşamayı ve
      kavramayı nasib etsin. Dualarımızı kabul etsin.

      Subhaneke la ilme lena illa ma ellemtena inneke entel alimul hakim
      ve ahiru davahum enil hamdulillahi rabbil alemin el-fatiha

      21.30’da sohbet kanalında işlenen derstir.
      Muhabbet-i Bakiye
      #761184
      Anonim

        eline sağlık ALLAH RAZI OLA

        #761191
        Anonim

          Allah razı olsun. Güzel bir konuya benziyor,Müsait bir vaktimde okuyacağım inşaallah.

          #761198
          Anonim

            @nurlu hacı 169364 wrote:

            eline sağlık ALLAH RAZI OLA

            İnşallah kardeşim cümlemizden…

            #762480
            Anonim

              İmanda Mertebe ve Gelişme Söz Konusu mudur?

              Bir çekirdek, nasıl büyüyüp ağaç olana kadar büyük bir gelişme ve inkişaf gösteriyorsa, îman da öyledir. İslâm âlimleri, imânı önce iki mertebeye ayırmışlardır:

              1- Taklidî îman,
              2- Tahkikî îman…

              Taklidî İman: Ana – babadan, hocadan, muhîtten duyduğu ve öğrendiği şekilde, mes’ele üzerinde hiçbir akıl yürütmeden îman esaslarına bağlanmak demektir. Taklidî îman, inanç esaslarına, şuuruna ve teferruatına vâkıf olarak bir inanma olmadığı için, bilhâssa bu zamanda bâzı şüphe ve vesveselere mâruz kalabilir ve sarsılıp yıkılma tehlikesi geçirebilir:

              Tahkikî îman ise: İmâna âit bütün mes’eleleri delilleriyle, tafsilâtlı ve teferruatlı bir surette bilmek, tasdik etmek, tereddütsüz inanmaktır. Böyle bir îman şüphe ve vesveseler karşısında sarsılıp yıkılmaktan kendini koruyabilir. Tahkikî îmanın da pek çok mertebesi vardır.

              Bu mertebeleri İslâm âlimleri başlıca üç kısma ayırmışlardır:

              1 – İlme’l-yakîn mertebesi: İmânî mes’eleleri ilmen, tam teferruat ve tafsilâtıyla, delilleriyle bilmek ve inanmaktır.

              2 – Ayne’l-yakîn mertebesi: İmanî mes’eleleri gözle görmüş, doğruluklarını bizzat müşahede etmiş gibi bilmek ve inanmaktır.

              Gözle görmekle ilmen bilmek, insana kanaat vermesi bakımından çok farklıdır. İnsan bir şey’i tereddütsüz, kesin olarak bilebilir, ama bir de gözleriyle görünce kanâatı kat kat artar. Amerika’nın varlığını ilmen bilmekle, bizzat görmek gibi… İşte îmanın ayne’l-yakîn mertebesi de, îman esaslarına gözle görmüş kat’iyetinde inanma hâlidir.

              3 – Hakka’l-yakîn mertebesi: İmanî mes’eleleri görmekten ayrı, bizzat yaşayarak, içine girerek kabûl ve idrâk etmek demektir.

              #811257
              Anonim

                Allah razi olsun hocam..

              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.