• Bu konu 2 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #673760
    Anonim

      Risale-i Nur’dan bir sorum olacaktı.Tesettür Risalesinde geçen bir paragrafta :”Şimdi terbiye-i İslâmiyeden ve amâl-i uhreviyeden en kıymetli ve en lüzumlu esas, ihlâstır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakikî ihlâs bulunuyor. Eğer bu iki nokta o mübarek taifede inkişafa başlasa, daire-i İslâmiyede pek büyük bir saadete medar olur. Halbuki erkeklerin kahramanlıkları mukabelesiz olamıyor; belki yüz cihette mukabele istiyorlar. Hiç olmazsa şan ve şeref istiyorlar. Fakat maattessüf biçare mübarek taife-i nisâiye, zalim erkeklerinin şerlerinden ve tahakkümlerinden kurtulmak için, başka bir tarzda, zaafiyetten ve aczden gelen başka bir nevide riyâkârlığa giriyorlar.”altı çizili olan cümleyi nasıl yorumluyorsunuz acaba?

      #798135
      Anonim

        burada ki hususu kadınların aslinda sevmedikleri ve hoşlanmadıkları halde sırf onun gucunden ve kuvvetinden istimal etmek ve diledikleri hayatı yasamak için kadinliklarini kullanmaları olarak degerlendirebiliriz. Ama burada üstad bediuzzaman kadınlar için mübarek ve caresiz ifadesinde bulundugundan bu kadının ihlasli ve evli kadın olduğunu erkeğin ise fena ve kötü bir koca olduğunu, kocasından korktugu ve yuvasının dağılmaması için istemediği halde kocasinin tahakkumlerine karşı cikmadiginida anliyabiliriz. Mesela kocasıni memnun etmek için açık sacikliga girmesi, makyaj ve çeşitli susler, estetikler yapmasi veya içki sofrası hazirlamasi veya kocasinin vazifesi olan evi kendisini gecindirme hadisesini üstlenmesi ila ahir…

        #798148
        Anonim

          Allah razı olsun farklı pencereler açılmasına vesile oldunuz.

          #823420
          Anonim

            @katre-i nur 264488 wrote:

            Risale-i Nur’dan bir sorum olacaktı.Tesettür Risalesinde geçen bir paragrafta :”Şimdi terbiye-i İslâmiyeden ve amâl-i uhreviyeden en kıymetli ve en lüzumlu esas, ihlâstır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakikî ihlâs bulunuyor. Eğer bu iki nokta o mübarek taifede inkişafa başlasa, daire-i İslâmiyede pek büyük bir saadete medar olur. Halbuki erkeklerin kahramanlıkları mukabelesiz olamıyor; belki yüz cihette mukabele istiyorlar. Hiç olmazsa şan ve şeref istiyorlar. Fakat maattessüf biçare mübarek taife-i nisâiye, zalim erkeklerinin şerlerinden ve tahakkümlerinden kurtulmak için, başka bir tarzda, zaafiyetten ve aczden gelen başka bir nevide riyâkârlığa giriyorlar.”altı çizili olan cümleyi nasıl yorumluyorsunuz acaba?

            Bu riyakârlığın sebebi Emirdağ Lahikası’nda şöyle izah edilmektedir.
            “Bu zaman, eski zamana benzemiyor. Terbiye-i İslâmiye yerine
            terbiye-i medeniye, yarım asra yakın hayat-ı içtimaiyemize
            yerleştiği için, bir erkek bir kadını ebedî bir refika-i hayat ve saadeti
            hayat-ı dünyeviyeye medar ve sair günahlardan kendini muhafaza
            etmek için almak lâzım gelirken; o biçare zaifeyi daim tahakküm
            altında, yalnız dünyevi, muvakkat gençliğinde sever. Ona verdiği
            rahatın bazı on misli onu zahmetlere sokar. Eğer şer’an ‘küfüv’ tâbir
            edilen birbirine denk olmazsa, hukuk-u şer’iye nazara
            alınmadığından, hayatı daima azap içinde geçer.” (1)

            İşte bu sebepten dolayı kadın da kendini erkeğine sevdirmek için gösterişe ve
            riyakârlığa girer. Ta ki kocasının nazarında müttehhem olmasın ve kocası onu
            terketmesin.
            Bu kaide elbette ki bütün kadınlar için geçerli değildir. Yukarıda da geçtiği üzere,
            hukuk-u şer’iyeyi nazara almayan erkeklere karşı daha ziyadedir.
            Yoksa, bu riyakarlık, Allah hesabına refikasına bakan bir erkeğe karşı değildir. Zira
            Otuz İkinci Söz’de ifade edildiği gibi, Refîka-i hayatına muhabbetin mâdem hüsn-ü
            sîret ve mâden-i şefkat ve hediye-i rahmet olduğuna binâ edilmiş, o refîkaya samimi
            muhabbet ve merhamet edersen, o da sana ciddi hürmet ve muhabbet eder. İkiniz
            ihtiyar oldukça, o hal ziyâdeleşir, mesûdâne hayatını geçirirsin. Yoksa, hüsn-ü sûrete
            muhabbet, nefsânî olsa, o muhabbet çabuk bozulur, hüsn-ü muâşereti de bozar.
            Kadınlar fıtrat itibari ile erkeklere nispetle daha zayıf ve nahif bir mahiyettedir.
            Erkekler ise daha mukavemetli ve dayanıklı bir fıtrata sahiptirler. Bu yüzden İslam,
            kadının himaye ve nafakasını erkeğin üstüne vermiştir. Kadın fıtri olarak ister
            istemez erkeğine karşı bir ürkeklik ve bağımlılık altında olur. Şayet erkek İslam
            terbiyesi ile terbiyelenmemiş zalim ve şerli birisi ise, kadını bütünü ile tahakkümü
            altına alıp onu yapmacık ve suni hareketlere zorluyor. Kadın fıtri zayıflık ve
            nahiflikten dolayı hayatın kanunları altında ezilmekten korktuğu için zalim ve
            ahlaksız erkeğine karşı riyakar tavırlar sergilemek zorunda kalır. Çocuğuna karşı
            ihlasta kahraman olan o kadın, zalim ve şerli erkeğe karşı riyakar bir duruma
            düşüyor.
            Kadınlar, evladına gösterdiği fedakarlıkta evladından karşılık beklemezler. Yani
            evladına karşı katıksız ve safi bir ihlas içindedir. Ama erkekler bu hususta kadınlar
            gibi tam ve katıksız bir samimiyet içinde olamıyor, evladından saygı ve hürmet
            isterler. Anne ise bu masum beklenti içine bile girmeden evladına samimi sahip
            çıkar. Erkeklerin evladına olan samimiyeti eksik ve noksan anlamında değil, anneye
            nispeten daha altta ve zayıf anlamındadır.

            sorularlarisale.com

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.