• Bu konu 5 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665206
    Anonim

      Sıkılıyorsan istiğfâr oku!

      Evliyâ zatlardan Fahreddîn-i Acemî hazretlerine, “rahmetullahi teâlâ aleyh” bir gün birkaç kişi geldi ve herbiri bir sıkıntısını arzedip, çâresini sordular.

      Birincisi;

      – Ey efendim, ben çok sıkılıyorum, ne yapmamı tavsiye edersiniz?

      diye sordu.

      Büyük Velî cevâbında;

      – Öyleyse çok tövbe istiğfâr et! O zaman hiç sıkılmazsın,

      buyurdu.

      İkincisi arzetti:

      – Hastayım efendim, ne yapayım?

      – Çok tövbe istiğfâr eyle!

      Üçüncüsü sordu:

      – Ben de maddî sıkıntı içindeyim. Ne tavsiye edersiniz efendim?

      – Tövbe istiğfâr eyle!

      – Hanımla geçinemiyoruz efendim.

      – Tövbe istiğfâr eyle!

      – Çocuğumuz olmuyor efendim.

      – Tövbe istiğfâr eyle!

      Hayretle birbirlerine bakıp;

      – Efendim, hepimize de istiğfâr etmemizi tavsiye ettiniz, hikmetini anlayamadık,

      dediler.

      Buyurdu ki:

      İstiğfâr öyle bir anahtardır ki açılmıyan kapılar, onunla açılır. Zîra Allahü Teâlâ;

      “Tövbe ederseniz imdâdınıza yetişirim!”

      buyuruyor Kur’ânı Kerîmde.

      #778622
      Anonim

        Rabbim razı olsunn kardeşimm…
        Inşaallah o tevbe anahtarıylaa kapıyı açanlardan oluruz aminnn :009:

        #778627
        Anonim

          amin….inş. kardeşim

          #778757
          Anonim

            Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem), “Küllü’n-nâs hattâûn- bütün insanlar hata işler” demiş ve “hattâûn” kelimesini özellikle kullanarak hata yapmanın insanın tabiatından olduğunu, onun çok büyük hatalar yapabileceğini ifade etmiştir. Daha sonra da “Ve hayrul-hattâîne et-tevvabûn- Hata edenlerin en hayırlısı, hata ettikten sonra hemen tevbe ile onu silmeye çalışandır.” buyurmuştur. Demek ki, bu yavuz hataları, bu sevimsiz kabahatleri ortaya koyan insanların en hayırlısı hata eder etmez, kabiliyetine, seviyesine göre, tevbe, evbe, inâbe kurnalarına koşarak hemen arınıp yeniden Allah’a yönelendir. Öyleyse biz, mükemmeliyete tâlib olsak da, insan olmanın gereği bazı zâaflarımız nüksettiği yerde, mânen hastalanabilir, sürçüp düşebiliriz. Önemli olan düşüp kalmamak, düşüp kalkmaktır. Düşer düşmez hemen kalkıp Seyyidina Hazreti Âdem gibi: “Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ – Rabb’imiz kendimize zulmettik” (A’râf/23)) deyip, nefsin zulmünden Cenab-ı Hakk’a sığınmaktır.

            Hata karşısında Âdem tavrı ortaya koymak çok önemlidir; Allah’ın kapısında akıllıca hareket etmeyi Hazreti Âdem’den öğrenmek lazımdır. Onunki bir zelledir; mukarreb hatasıdır. Buna rağmen Hazreti Âdem, zellesinin hemen ardından Rabb’ine yönelmiş; şeytan ise temerrüdünde devam etmiştir. İşte bu noktada, sürçüp düşen ile bilerek başkaldıran birbirinden ayrılmıştır. Biri, Cennet’ten çıkarılacağı sırada dahi kalbî teveccühünü devam ettirmiş, Hakk’ın kapısına karşı vefalı ve sadık olmuş, Rabb’iyle münasebetlerini tamamlamaya çalışmıştır. Diğeri ise mütemadi bir inişe geçmiş; kibir, gurur ve isyanından dolayı her geçen dakika biraz daha gayyâya yuvarlanmıştır.

            Hazreti Âdem’in çocukları olarak biz de hataların ağına takılabilir ve onlar cibilliyetimiz üzerinde ciddi tesir icra edince, aradığımız mükemmeliyete giden yollarda bir tereddüt yaşayabiliriz. Kâmiliyet ve tamamiyeti yakalamak adına yürürken tökezleyebilir ve bir hendeğe düşebiliriz. Fakat insan için, düşüp kalmak değil; düşse de hemen kalkmaktır esas olan. Değişik münasebetlerle arz ettiğim gibi; elden geldiğince günaha en az hayat hakkı tanıma civanmertliğini göstermek çok önemlidir. Gözün bir harama kaysa, bu günahın üzerinden bir dakika bile geçmeden, o günahtan sıyrılmak için hemen huzura koşmalı, Allah’ın huzurunda af fermanı arayacağın bir seccade bulmalı, başını yere koymalı ve tevbe etmelisin. Günahın canlı kalmasına meydan vermemelisin; çünkü Efendimizin ifadesiyle, işlenen her günah ruhta yaralar açar; kalbde bir leke bırakır ve aynı zamanda her günah bir başka günahın davetçisi olur.

            #779094
            Anonim

              Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah-ü Teala onu her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.
              Hadis-i Şerif

              #779118
              Anonim

                Peygamberimiz (asm) Ebû Zerr’e (ra) şöyle buyurdu: Nerede olursan ol, ALLAH’tan kork ve kötülüğün peşinden hemen iyiliği yetiştir ki, onu silip yok etsin Ayrıca insanlarla da güzel geçin” (Tirmizi, Birr: 55)
                Demek ki, günahtan sonra tevbeyle birlikte hemen bir iyilik yapmak gerekir Böylece o günah yok olur.
                Bu kadar güzel olan tevbe, niçin gençlerde daha güzeldir?
                “ALLAH katında makbul olan tevbe, o kimsenin tevbesidir ki, onlar câhillik edip kötülük işlerler de, çok geçmeden pişman olup tevbe ederler İşte onların tevbesini ALLAH kabul eder ALLAH her şeyi hakkıyla bilir ve her işi hikmetle yapar Yoksa ALLAH katında makbul olan tevbe, ömürleri boyunca günahları işleyip de, nihâyet her birine ölüm gelip çattığında ‘Ben şimdi tevbe ettim’ diyenlerin tevbesi değildir Öyleleri için biz acı bir azap hazırladık” (Nisâ:17-1
                Görüldüğü gibi, asıl tevbe, günah denizine dalmadan, henüz ömrün baharında yapılan tevbedir Çünkü, genç iken duygular, kabiliyetler daha temiz ve nezihtir Genç iken tevbe eden, ömrünü güzel amellerle geçirir Tabiî, her şeye rağmen kaç yaşında olursa olsun tevbe etmek, mutlaka güzeldir ve yapılmalıdır

                Yukarıdaki âyet ve hadisler, “Henüz gençsin Ye iç, gül eğlen, yaşamaya bak Bırak namazı niyazı, ihtiyarlayınca kılarsın” gibi sözlerin ne kadar anlamsız ve ahmakça olduğunu açıklamaktadır

                “ALLAH tevbe eden genci sever” (Câmiüssağîr: 1866) hadîsi de bizi tevbe etmeye sevk etmelidir ALLAH’ın bizi sevmesinden daha büyük bir nimet olamaz

                Buna rağmen, eğer çok fazla günah işlemişsek veya ancak yaşlanınca şuurlanmışsak, yine ümitsiz olmamalıyız Rabbimizin rahmeti geniştir Bol bol tevbe ve istiğfar etmeli, hayır hasenatta bulunmalıyız

                ALLAH,bizleri, henüz genç iken tevbe eden kullarından eylesin (amin…)

                #779148
                Anonim

                  Tevbe-i İstiğfar Duası printButton.pngTevbe, istiğfar duâlarının manası, yaptığımız bütün günahlara pişmanlık duyduğumuzu ifade etmemiz, bundan sonraki hayatımızda bir daha böyle günah ve kusurları işlemeyeceğimize Rabbimize söz vermemizdir.
                  Günah ve kusurlarına pişmanlık duyup, üzüntü ve elem hisseden mü’min, önce şu istiğfar duâsını huşû ile okur:

                  استغفر الله استغفر الله استغفر الله العظيم الكريم اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اِليْهِ توبة عبد طالم لنفسه لا يملك لنفسه موتا ولا حياة و لا نشوراوَاَسْاَلُهُ لتََّوْبَةَ وَلْمَغْفِرَةَ وَلْهِداَيَةَلَناَ اِنَّهُ هُوَ لتَّوّاَبٌ رَحِيمُ “Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”
                  “Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”

                  “Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve’l-bâsü bade’l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”

                7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.