• Bu konu 5 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Yazar
    Yazılar
  • #672121
    Anonim
      Üçüncü Lem’a
      Bu Lem’aya bir derece his ve zevk karışmış.
      His ve zevkin coşkunlukları ise, aklın düsturlarını, fikrin mizanlarını çok dinlemediklerinden
      ve müraat etmediklerinden, bu Üçüncü Lem’a mantık mizanlarıyla tartılmamalı.

      besmele.jpg
      كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ blank.gif1

      âyetinin meâlini ifade eden يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى blank.gif2 iki cümlesi, mühim iki hakikati ifade ediyorlar. Ondandır ki, Nakşîlerin rüesasından bir kısım, bu iki cümle ile kendilerine bir hatme-i mahsus yapıp muhtasar bir hatme-i Nakşiye hükmünde tutuyorlar. Madem o azîm âyetin meâlini bu iki cümle ifade ediyor. Biz bu iki cümlenin ifade ettiği iki hakikat-i mühimmenin birkaç nüktesini beyan edeceğiz.

      BİRİNCİ NÜKTE
      Birinci defa يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi mâsivâdan tecrit ediyor, kesiyor. Şöyle ki:

      İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla, mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet derc edilmiştir. Onun için, insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca

      [NOT]
      Dipnot-1 “Herşey helâk olup gidicidir—Ona bakan yüzü müstesnâ. Hüküm sadece Ona aittir; siz de Ona döndürüleceksiniz.” Kasas Sûresi, 28:88.

      Dipnot-2 Bâkî kalan ancak Sensin, ey Bâkî. Bâkî kalan ancak Sensin, ey Bâkî.

      [/NOT]

      Nakşî: Nakşibendî tarikatine bağlı olan alâkadar: alâkalı, ilgili
      ameliyat-ı cerrâhiye: cerrahî operasyon, ameliyat azîm: büyük, yüce
      beyan etme: açıklama derc edilmek: yerleştirilmek
      düstur: kural, kanun ekserî: çoğunluk
      hadsiz: sınırsız hakikat: doğru gerçek
      hakikat-i mühimme: önemli gerçek hatme-i Nakşiye: Nakşî tarikatı mensuplarının okuyup bitirdikleri belirli dualar
      hatme-i mahsus: Kur’ân’dan veya hadisten alınan belirli duaları okuyup bitirmek his: duygu
      istidad-ı muhabbet: sevme kabiliyeti itibarıyla: açısından
      lem’a: parıltı mahiyet-i câmiiyet/mahiyet-i câmia: pek çok özelliği üzerinde toplayan kapsamlı yapı
      mevcudat: varlıklar meâl: açıklama, anlam
      mizan: ölçü, denge muhabbet: sevgi
      muhtasar: kısa, özet mâsivâ: Allah’ın dışındaki varlıklar
      müraat etme: uyma nükte: ince ve derin mânâlı söz
      rüesa: reisler, önde gelenler tecrit etme: soyutlama, ayırma
      umum: bütün âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi
      #792740
      Anonim

        dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki, muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir mânevî azaba medar oluyor.

        O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemâl-ı bâkiye mâlik bir Zâta tevcih etmek için verilmiş. O insan sûiistimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor, kusurunun cezasını firâkın azabıyla çekiyor.

        İşte bu kusurdan teberri edip o fâni mahbubattan kat-ı alâka etmek, o mahbuplar onu terk etmeden evvel o onları terk etmek cihetiyle Mahbub-u Bâkîye hasr-ı muhabbeti ifade eden يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى blank.gif1 olan birinci cümlesi, “Bâkî-i Hakikî yalnız Sensin. Mâsivâ fânidir. Fâni olan, elbette bâki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz” mânâsını ifade ediyor. “Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar. Onlar beni bırakmadan evvel ben onları يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى demekle bırakıyorum. Yalnız Sen bâkisin ve Senin ibkàn ile mevcudat bekà bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyleyse, Senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller” demektir.

        İşte bu hâlette kalb hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse, mahbupları adedince mânevî cerihalar oluyor.

        İkinci cümle olan يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى o hadsiz cerihalara hem merhem, hem tiryak oluyor. Yani, “يَا بَاقِى madem Sen bâkisin, yeter. Herşeye bedelsin. Madem Sen varsın, herşey var.”

        Evet, mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal, umumiyetle


        [NOT]
        Dipnot-1 Bâkî kalan ancak Sensin, ey Bâkî.

        [/NOT]

        Mahbub-u Bâkî: sonsuz sevgili olan Allah alâka: ilgi
        alâka-i kalb: kalben bağlılık azâp: acı, sıkıntı, ceza
        bedel: karşılık bekà: devamlılık, kalıcılık
        bâki: devamlı, kalıcı cemal: güzellik
        cemâl-i bâki: devamlı ve kalıcı güzellik ceriha: yara, hastalıklı uzuvlar
        cihet: taraf, yön ebed: sonsuzluk
        ebedî: sonu olmayan, sonsuz ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz
        firâk: ayrılık fâni: geçici olan, ölümlü
        hadsiz: sınırsız, sonsuz hane: ev
        hasr-ı muhabbet: sevgiyi bir şeye odaklama hâlet: durum, hâl
        hüsün: güzellik ibkà: devamlılık özelliği verme
        ihsan: bağış, iyilik, lûtuf istidad-ı muhabbet: sevme kàbiliyeti
        itikad etme: kesin inanma kat-ı alâka: ilgiyi kesmek
        kemal: mükemellik, olgunluk mahbubat: sevilenler
        mahbup: sevgili medar: sebep, kaynak
        mevcudat: varlıklar muhabbet: sevgi
        mâlik: sahip mânevî: mânâya ait, maddî olmayan
        mânâ: anlam mâsivâ: Allah’tan başka varlıklar
        sarf etme: harcama sebeb-i muhabbet: sevginin sebebi
        sû-i istimal: birşeyi kötüye kullanma teberri etme: uzak durma
        tevcih etme: yöneltme tiryak: derman, ilâç
        umumiyetle: genellikle


        #792741
        Anonim

          Bâkî-i Hakikînin hüsün ve ihsan ve kemâlâtının işârâtı ve çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir, belki cilve-i Esmâ-i Hüsnânın gölgelerinin gölgeleridir.

          İKİNCİ NÜKTE

          İnsanın fıtratında bekàya karşı gayet şedit bir aşk var. Hattâ her sevdiği şeyde, kuvve-i vâhime cihetiyle bir nevi bekà tevehhüm eder, sonra sever. Ne vakit zevâlini düşünse veya görse, derinden derine feryat eder. Bütün firaklardan gelen feryatlar, aşk-ı bekàdan gelen ağlamaların tercümanlarıdır. Eğer tevehhüm-ü bekà olmazsa muhabbet edemez. Hattâ denilebilir ki, âlem-i bekànın ve ebedî Cennetin bir sebeb-i vücudu, şu mahiyet-i insaniyedeki o şiddetli aşk-ı bekàdan çıkan gayet kuvvetli arzu-yu bekà ve bekà için fıtrî, umumî duadır ki, Bâkî-i Zülcelâl, o şedit, sarsılmaz, fıtrî arzuyu, o tesirli, kuvvetli, umumî duayı kabul etmiştir ki, fâni insanlar için bâki bir âlemi halk etmiş.

          Hem hiç mümkün müdür ki, Fâtır-ı Kerîm, Hâlık-ı Rahîm, küçük midenin cüz’î arzusunu ve muvakkat bir bekà için lisan-ı hal ile duasını hadsiz envâ-ı mat’umat-ı leziziyenin icadıyla kabul etsin de, umum nev-i beşerin pek büyük bir ihtiyac-ı fıtrîden gelen pek şiddetli bir arzusunu ve küllî ve daimî ve haklı ve hakikatli, kàlli, halli, bekàya dair gayet kuvvetli duasını kabul etmesin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Kabul etmemek mümkün değildir. Hem hikmet ve adaletine ve rahmet ve kudretine hiçbir cihetle yakışmaz.

          Madem insan bekàya âşıktır; elbette bütün kemâlâtı, lezzetleri, bekàya tâbidir. Ve madem bekà Bâkî-i Zülcelâle mahsustur. Ve madem Bâkînin esmâsı bâkiyedir. Ve madem Bâkînin âyineleri Bâkînin rengini, hükmünü alır ve bir nevi bekàya mazhar olur. Elbette insana en lâzım iş, en mühim vazife, o Bâkîye karşı alâka peydâ etmektir ve esmâsına yapışmaktır. Çünkü Bâkî yoluna sarf olunan herşey bir nevi bekàya mazhar olur.

          Bâkî: varlığı devamlı olan Allah Bâkî-i Hakikî: gerçek mânâda varlığı sonsuza kadar devam eden Allah
          Bâkî-i Zülcelâl: Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden, sonsuz haşmet sahibi olan Allah Fâtır-ı Kerîm: sonsuz kerem ve lütuf sahibi olan ve varlıkları benzersiz olarak yoktan yaratan Allah
          Hâlık-ı Rahîm: herşeyi yaratan ve herbir varlığa özel rahmet tecellisi olan Allah adalet: hak sahibine hakkını verme, haksızı cezalandırma
          arzu-yu bekà: devamlı ve kalıcı olma arzusu, sonsuz yaşama isteği aşk-ı bekà: ebedî hayata olan aşk ve sevgi
          bekà: devamlılık, kalıcılık cihet: taraf, yön
          cilve-i Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimlerinin varlıklardaki yansıması, görüntüsü cüz’î: az, küçük, ferdî
          daimî: devamlı, sürekli ebedî: sonsuz
          envâ-ı mat’umat-ı leziziye: lezzetli, çeşit çeşit yiyecekler esmâ: isimler
          feryat: bağırıp çağırma firâk: ayrılık
          fâni: geçici olan fıtrat: yaratılış, mizaç
          fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen hadsiz: sınırsız, sayısız
          hakikat: asıl, esas, gerçek mahiyet halk etmek: yaratmak
          hikmet: herşeyin bir fayda ve gayeye yönelik olarak, tam yerli yerinde olma, yaratılma hâşâ: asla öyle değil
          icad: var etme, yaratma ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç
          işârât: işaretler, belirtiler kemâlât: kusursuz özellikler, mükemmellikler
          kudret: güç, iktidar kuvve-i vâhime: olmayan birşeyi var gibi gösterme duygusu
          kàl: söz küllî: geniş ve kapsamlı
          lisan-ı hal: hal ve beden dili mahiyet-i insaniye: insanın öz yapısı
          mahsus: özgü, has mazhar: nail olma, erişme
          muhabbet etmek: sevmek muvakkat: geçici
          nev: çeşit, tür nev-i beşer: insanlar
          nükte: ince ve derin anlamlı söz peydâ etme: oluşturma, kazanma
          rahmet: şefkat, merhamet, bağış sarf olunan: harcanan
          sebeb-i vücud: varlık sebebi tevehhüm etmek: sanmak, zannetmek
          tevehhüm-ü bekà: sonsuza kadar yaşayacağını sanmak umum: bütün
          umumî: genel zevâl: geçicilik, yokluk
          âlem: dünya, evren âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi

          #792742
          Anonim

            İşte ikinci يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاق blank.gif1 cümlesi bu hakikati ifade ediyor. İnsanın hadsiz mânevî yaralarını tedavi etmekle beraber, fıtratındaki gayet şiddetli arzu-yu bekàyı onunla tatmin ediyor.

            ÜÇÜNCÜ NÜKTE

            Şu dünyada zamanın fenâ ve zevâl-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise, mütedahil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor.

            Nasıl ki saatin saniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zâhiren birbirine benzer, fakat sür’atte birbirine muhaliftir. Öyle de, insandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri öyle mütefavittir. Meselâ, cismin bekàsı, hayatı, vücudu, bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli mâdum ve meyyit bulunduğu halde, kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dahildir.

            İşte bu istidada binaen, hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbâniye ve ubudiyet-i Sübhâniye ve marziyât-ı Rahmâniye cihetiyle, bu dünyadaki fâni ömür, bâki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve bâki bir ömrü intaç eder ve bâki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer.blank.gif2
            Evet, Bâkî-i Hakikînin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye, bir senedir. Eğer Onun yolunda olmazsa, bir sene bir saniyedir. Belki Onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir. Ve dünya cihetinde ehl-i gafletin yüz senesi bir saniye hükmüne geçer.
            Meşhur böyle bir söz var ki,سِنَةُ الْفِرَاقِ سَنَةٌ وَسَنَةُ الْوِصَالِ سِنَةٌ Yani, “Firâkın

            [NOT]Dipnot-1 Bâkî kalan ancak Sensin, ey Bâkî.
            Dipnot-2 bk. Tevbe Sûresi, 9:111.

            [/NOT]

            Bâkî-i Hakikî: gerçek mânâda sonsuza kadar varlığı devam eden Allah arzu-yu bekà: devamlı ve kalıcı olma arzusu, sonsuz yaşama isteği
            bekà: sonsuzluk bâki: devamlı olan, kalıcı
            cihet: taraf, yön cisim: beden
            daire-i azîme: büyük daire, alan daire-i hayat: hayat alanı
            daire-i vücud: varlık dairesi ebedî: sonu olmayan, sonsuz
            ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar fenâ: geçici olma
            firâk: ayrılık fâni: geçici, ölümlü
            fıtrat: yaratılış, mizaç hadsiz: sınırsız, sayısız
            hakikat: asıl, esas, gerçek mahiyet hayat-ı kalbî ve ruhî: kalbin ve ruhun hayatı
            intaç etme: sonuç verme istidad: yetenek
            lâyemut: ölümsüz marifet: Allah’ı tanıma ve bilme
            marifet-i İlâhiye: Allah’ı bilme ve tanıma marziyât-ı Rahmâniye: Allah’ın rızasına uygun olan şeyler
            mazi: geçmiş zaman medar: dayanak noktası, kaynak
            mevcudat: varlıklar meyyit: ölü, cenaze
            muhabbet: sevgi muhabbet-i Rabbâniye: Allah sevgisi
            muhalif: aykırılık gösteren mâdum: yok, hiç olmuş
            müstakbel: gelecek zaman mütedahil: iç içe
            mütefavit: çeşitli, farklı nefis: maddî lezzetlere düşkün olan duygu
            rıza: memnuniyet, hoşnutluk sür’at: hız
            tazammun etme: içine alma, kapsama tesirat: tesirler, etkiler
            ubudiyet-i Sübhâniye: bütün kusur ve noksanlıklardan uzak olan Allah’a edilen kulluk zeval: sona erme, yokluk
            zevâl-i eşya: varlıkların kaybolup gitmesi zâhiren: dış görünüş itibariyle
            #792761
            Anonim

              bir saniyesi bir sene kadar uzundur ve visâlin bir senesi bir saniye kadar kısadır.” Ben bu fıkranın bütün bütün aksine diyorum ki:

              Visal, yani, Bâkî-i Zülcelâlin rızası dairesinde livechillâh bir saniye visal, değil yalnız böyle bir sene, belki daimî bir pencere-i visaldir. Gaflet ve dalâlet firâkı içinde değil bir sene, belki bin sene, bir saniye hükmündedir. O sözden daha meşhur şu söz var:

              اَرْضُ الْفَلاَةِ مَعَ اْلاَعْدَاۤءِ فِنْجَانٌ سَمُّ الْخِيَاطِ مَعَ اْلاَحْبَابِ مَيْدَانٌ blank.gif1

              hükmümüzü teyid ediyor.

              Meşhur evvelki sözün sahih bir mânâsı budur ki: Fâni mevcudatın visâli madem fânidir; ne kadar uzun da olsa yine kısa hükmündedir. Senesi bir saniye gibi geçer, hasretli bir hayal ve esefli bir rüya olur. Bekàyı isteyen kalb-i insanî bir sene visalde, yalnız bir saniyecikte ancak zerre gibi bir zevkini alabilir. Firak ise, saniyesi bir sene değil, senelerdir. Çünkü firâkın meydanı geniştir. Bekàyı isteyen bir kalbe, firak, çendan bir saniye de olsa, seneler kadar tahribat yapar. Çünkü hadsiz firakları ihtar eder. Maddî ve süflî muhabbetler için bütün mazi ve müstakbel firakla doludur.

              Şu mesele münasebetiyle deriz: Ey insanlar! Fâni, kısa, faydasız ömrünüzü bâki, uzun, faydalı, meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek insaniyetin iktizasıdır; Bâkî-i Hakikînin yoluna sarf ediniz. Çünkü Bâkîye müteveccih olan şey, bekànın cilvesine mazhar olur.

              Madem her insan gayet şiddetli bir surette uzun bir ömür ister, bekàya âşıktır. Ve madem bu fâni ömrü bâki ömre tebdil eden bir çare var ve mânen çok uzun bir ömür hükmüne geçirmek mümkündür. Elbette, insaniyeti sukut etmemiş bir insan, o çareyi arayacak ve o imkânı bilfiile çevirmeye çalışacak ve tevfik-i hareket edecek.

              İşte o çare budur: Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. Lillâh, livechillâh, lieclillâh rızası dairesinde hareket ediniz.blank.gif2 O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer.

              [NOT]
              Dipnot-1 Düşmanla beraber sahrâ, bir fincan kadar dar; ahbapla beraber iğne deliği, bir meydan kadar geniştir. bk. İbnü’l-Cevzî, el-Müdhiş: 1:385; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:246.

              Dipnot-2 bk. Tirmizî, Sünnet: 15; Ebû Dâvud, Kıyamet: 60; Müsned: 3:438, 440.

              [/NOT]

              Bâkî-i Hakikî: gerçek anlamda varlığı sonsuza kadar devam eden Allah Bâkî-i Zülcelâl: varlığı sonsuza kadar devam eden ve sonsuz heybet ve haşmet sahibi olan Allah
              bekà: devamlılık, kalıcılık bilfiil: fiilen, uygulamalı olarak
              bâki: devamlı ve kalıcı olan cilve: yansıma
              daimî: sürekli dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık
              esefli: üzüntü ve acı verici firâk: ayrılık
              fâni: geçici olan fıkra: kısa yazı
              gaflet: sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın bildirdiği şeylerden habersiz davranma hadsiz: sınırsız
              hasretli: hasret dolu iktiza etme: gerektirme
              insaniyet: insanlık kalb-i insanî: insan kalbi
              lieclillâh: Allah rızası için lillâh: Allah için
              livechillâh: Allah için mazhar olma: erişme, ulaşma
              mazi: geçmiş zaman mevcudat: varlıklar
              meyvedar: meyveli muhabbet: sevgi
              münasebet: ilişki, bağlantı müstakbel: gelecek zaman
              müteveccih olma: yönelme pencere-i visal: kavuşmayı sağlayan pencere
              rıza: memnuniyet, hoşnutluk sahih: doğru, sağlıklı
              sarf etme: kullanma, harcama sukut etmek: düşmek, alçalmak, işlevini yitirmek
              suret: biçim, görünüş süflî: alçak
              tahribat: yıkıp bozma işlemleri tebdil etmek: değiştirmek
              tevfik-i hareket: uygun hareket teyid etmek: desteklemek
              visâl: ulaşma, kavuşma zerre: atom
              çendan: gerçi
              #792762
              Anonim

                Bu hakikate işareten, Leyle-i Kadir gibi birtek gece, seksen küsur seneden ibaret olan bin ay hükmünde olduğunu, nass-ı Kur’ân gösteriyor.blank.gif1 Hem bu hakikate işaret eden, ehl-i velâyet ve hakikat beyninde bir düstur-u muhakkak olan “bast-ı zaman” sırrıyla, çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı Miraç, bu hakikatin vücudunu ispat eder ve bilfiil vukuunu gösteriyor. Miracın birkaç saat müddeti, binler seneler hükmünde vüs’ati ve ihatası ve uzunluğu vardır. Çünkü, o, Miraç yolunda bekà âlemine girdi. Bekà âleminin birkaç dakikası, şu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir.

                Hem şu hakikate bina edilen beyne’l-evliya kesretle vuku bulmuş olan bast-ı zaman hadiseleridir. Bazı evliya bir dakikada bir günlük işi görmüş, bazıları bir saatte bir sene vazifesini yapmış, bazıları bir dakikada bir hatme-i Kur’âniyeyi okumuş olduklarını rivayet edip ihbar ediyorlar. Böyle ehl-i hak ve sıdk, bilerek kizbe elbette tenezzül etmezler. Hem o derece hadsiz ve kesretli bir tevatürle bast-ı zaman HAŞİYE-1 hakikatini aynen müşahede ettikleri medar-ı şüphe olamaz.

                Şu bast-ı zaman, herkesçe musaddak bir nev’i, rüyada görünüyor. Bazan bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, geçirdiği ahvâli, konuştuğu sözleri, gördüğü lezzetleri veya çektiği elemleri görmek için, yakaza âleminde bir gün, belki günler lâzımdır.

                Elhasıl: İnsan çendan fânidir; fakat bekà için halk edilmiş ve bâki bir Zâtın âyinesi olarak yaratılmış ve bâki meyveleri verecek işleri görmekle tavzif edilmiş ve bâki bir Zâtın bâki esmâsının cilvelerine ve nakışlarına medar olacak bir suret verilmiştir. Öyleyse, böyle bir insanın hakikî vazifesi ve saadeti, bütün cihazatı

                [NOT]
                Dipnot-1 bk. Kadir Sûresi, 97:3.
                Haşiye-1 قَالَ قاَئِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ [“İçlerinden söze başlayan biri, ‘Bu halde ne kadar kaldık?’ diye sordu. ‘Bir gün, yahut daha da az’ dediler.” Kehf Sûresi, 18:19] âyetiyleوَلَبِثُوا فِىكَهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَاَزْدَادُوا تِسْعًا âyetiyle [“Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar, buna dokuz yıl daha kattılar.” Kehf Sûresi, 18:25] âyeti tayy-ı zamanı gösterdiği gibi, وَاِنَّ يَوْمًا عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ[ “Rabbinin katında bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir.” Hac Sûresi, 22:47] âyeti de bast-ı zamanı gösterir.

                [/NOT]

                Leyle-i Kadir: Kadir Gecesi Zât: Allah
                ahvâl: hâller, durumlar bast-ı zaman: zamanın uzaması, bereketlenmesi; az bir zamanda çok uzun bir zaman yaşamış gibi olmak
                bekà: devamlılık, kalıcılık beyne’l-evliya: Allah’ın sevgili kulları arasında
                bilfiil: fiilen, uygulamalı olarak bina etme: üzerine kurma
                bâki: devamlı, kalıcı cilve: görünme, yansıma
                düstur-u muhakkak: kesinlik kazanmış kural ehl-i hak: hak ve doğru yolda olan kimseler
                ehl-i velâyet: veliler, Allah dostları elhasıl: özet olarak
                esmâ: isimler fâni: geçici, ölümlü
                hadise: olay hadsiz: sayısız
                halk edilmek: yaratılmak hatme-i Kur’âniye: Kur’ân-ı Kerimi baştan sona okuyup bitirme
                haşiye: dipnot ihata: içine alma, kapsama
                ihbar etmek: haber vermek kesret: çokluk
                kizb: yalan söyleme, uydurma medar: dayanak noktası
                medar-ı şüphe: şüphe kaynağı musaddak: onaylanmış
                müşahede etmek: gözlemlemek nass-ı Kur’ân: Kur’ân’ın açık ve kesin hükmü
                nev: çeşit rivayet: nakletme
                saadet: mutluluk suret: biçim, görünüş
                sıdk: doğruluk tavzif etmek: görevlendirmek
                tayy-ı zaman: zamanın katlanması; çok uzun zamanı kısa bir zamanda yaşama tazammun etme: içine alma, kapsama
                tenezzül etmek: aşağı seviyeye düşmek, alçalmak tevatür: yalanda birleşmeleri imkânsız olan topluluğun verdiği haber
                vuku bulmak: meydana gelmek vücud: varlık
                vüs’at: genişlik yakaza: uyanıklık hali
                zaman-ı Miraç: Miracın gerçekleştiği zaman âlem: dünya, kâinat
                çendan: gerçi

                #792803
                Anonim

                  ve istidadatıyla o Bâkî-i Sermedînin daire-i marziyâtında esmâsına yapışıp, ebed yolunda o Bâkîye müteveccih olup gitmektir. Lisanı
                  يَا بَاقِۤى أَنْتَ الْبَاقِى blank.gif1 dediği gibi, kalbi, ruhu, aklı, bütün letâifi

                  هُوَ الْبَاقِى هُوَ اْلاَزَلِىُّ اْلاَبَدِىُّ هُوَ الْسَّرْمَدِىُّ هُوَ الدَّائِمُ هُوَ الْمَطْلُوبُ هُوَ الْمَحْبُوبُ هُوَ الْمَقْصُودُ هُوَ الْمَعْبُودُ blank.gif2

                  demeli.

                  سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif3
                  رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَاۤ اِنْ نَسِينَاۤ اَوْ اَخْطَاْنَا blank.gif4

                  endOfSection.gifendOfSection.gif

                  [NOT]
                  Dipnot-1 Bâkî kalan ancak Sensin, ey Bâkî.

                  Dipnot-2 Varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî Odur; başlangıcı olmayan Ezelî ve sonu olmayan Ebedî Odur; Varlığı sürekli olan Daimî ve rızasına kavuşmak istenen Matlup Odur; sevilen Mahbub Odur; cemâliyle ve rızasıyla müşerref olunmak en büyük gaye olan Maksûd Odur; Kendisine ibadet ve mânevî kulluk hediyeleri takdim edilen Mâbûd Odur.

                  Dipnot-3 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.

                  Dipnot-4 “Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme.” Bakara Sûresi, 2:286.
                  [/NOT]

                  Bâkî: varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah Bâkî-i Sermedî: varlığı sonsuz ve sürekli olan Allah
                  cihazat: organlar, donanım daire-i marziyât: Allah’ın rızası dairesindeki şeyler
                  ebed: sonsuzluk esmâ: isimler
                  istidadat: kabiliyetler, meziyetler letâif: insan ruhundaki ince duygular ve ruhun dış dünyaya bakan pencereleri
                  müteveccih olmak: yönelmek

                7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.