- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
17 Nisan 2011: 21:35 #670397
Anonim
Ülfet alışkanlık anlamına gelen bir kelimedir. Alışkanlık zamanla en hârika olayları adiyat haline getirir. Bir çekirdeğin ağaç olması, bir damla suyun insan haline gelmesi gerçekte çok hârika olup ancak her şeye hükmeden Allah’ın ilim, irade ve kudreti ile yapılacak olan en harika bir olay iken ülfet ile âdiyattan sayılmaktadır.
Ülfet perdesini yırtmak, adi ve basit görünen şeylerin arkasındaki harikaları görebilmek için:1. Kuvvetli bir tefekkür: “Kur’ân-ı Kerim bütün kâinattaki âdiyât namıyla yad olunan, hârikulâde ve birer mucize-i kudret olan mevcudât üstündeki âde ve ülfet perdesini keskin beyânatıyla yırtıp, o hakâik-ı acîbeyi zîşuura açıp, nazar-ı ibretlerini celbedip, ukûle tükenmez bir hazine-i ulûm açar.” (Sözler, 2004, s.225) Sahabeler Kur’ân-ı Kerimi okurken ve Kur’ân nazarı ile varlıklara ve eşyaya bakıyorlardı. Sahabe böyle bir tefekkürle varlığa baktığı için bir sahabenin kırk dakikada kazandığı fazilet ve makama bir başkası ancak kırk günde veya kırk senede yetişebilir. (Sözler, 797; Lem’alar, 2005, s.403) Bizler de “kuvvetli, tefekkürî bir ameliyatla” ve eşyaya ince derin bir inceleme ve araştırma gözü ile bakmakla ülfet perdesini yırtıp en basit bir şeyin en büyük bir kudretle yapılabileceğini görürüz.
Bu zamanda ise, ülfet perdesini yırtmak Risale-i Nur’u okumakla kazanılır. Risale-i Nur’u okuyanlarda meydana gelen “iman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât ile” (Lemalar, 2005, s. 397) kazanılabilir. “Tefekkür gafleti izale eder; dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor” (Mesnevi, 2006, s. 233) buyuran Bediüzzaman’ın telif ettiği “Risale-i Nur” eserleri ülfet ve gaflet perdesini yırtarak hak ve hakikati en güzel şekilde bizlere gösterir.
2. Ülfet perdesini yırtacak olan ikinci sebep “Rabıta-i Mevttir.” Ölümü düşünmek dünyanın tatlılığını, fani hayatın değersizliğini anlamaya ve ahrete yönelmeye sevk eder. Böylece insan “ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulur.” (Lemalar, 396)
3. Dikkat ve niyet: Varlıklara ve olaylara dikkatle ve gerçeği, doğruyu ve hakikati arama niyeti ile bakmak da ülfet perdesini yırtar ve gerçeği anlamaya sebep olur. Elmalar ağaçtan daima yere düşer. Bunun aksi düşünülemez. İnsanlar ülfetle, alışkanlıkla “bu budur” diyerek dikkat etmedikleri ve bunun aksini düşünmedikleri için “yerçekimi” diye bir gerçeği bilemediler ve anlayamadılar. Newton elmanın ağaçtan yere düşmesine dikkat etti. Aksini düşündü. ‘Neden yere düşüyor’ diye sorguladı… Ülfet perdesini yırttı ve “Yerçekimi Kanunu” denen fizik kanununu buldu. Ama bu kanunu “Tabiata” isnat ettiği için kalın bir gaflet ve ülfet perdesinin hakikati perdelemesine sebep oldu. Elmanın yere düşmesinin sebebini “Yerçekimi Kanunu” olduğunu iddia ederek insanların Allah’tan gafil olmalarına sebep oldu.
Kanunlar kendi kendilerine hükmedemedikleri açıktır. Kanunun varlığı dikkatli olanlara üç şeyi anlatır. Birincisi, kanunu koyanın varlığını… İkincisi, kanunun bir iradenin ifadesi olduğunu… Üçüncüsü, bu iradenin kâinatı yaratanın iradesi olduğunu… Dikkatli ve akıllı bir insan “kanunların” “Allah’ın iradesi” olduğunu anlar ve gaflet perdesini yırtarak doğrudan Allah’a yönelir.
Bediüzzaman bu hususu şöyle ifade eder: “Siracü’n-Nur’un başındaki Münâcâtı tashih niyetiyle okudum. Kuvve-i hâfızam tam söndüğü için, birden o münâcâtın hakikatlerine karşı, güya seksen yaşında iken yenidünyaya gelmişim gibi, birden ülfet ve âdetleri bilmiyor gibi, o malûm âdetler perde olamadı. Kemâl-i şevkle tam istifade edip okudum. Pek harika gördüm.” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.683, 685)
4. Düzenli bir şekilde kur’an, cevşen ve risale-i nur gibi tefekküri eserleri okumak:
Cevşenü’l-Kebîr ve Risale-i Nur ve Hizb-i Nurî dahi kâinatı baştanbaşa nurlandırıyor, zulümat karanlıklarını dağıtıyor, gafletleri, tabiatları parça parça ediyor; ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin altında saklanmak istedikleri perdeleri yırtıyor gördüm, kâinatı envâıyla pamuk gibi hallaç ediyor, taraklarla tarıyor müşahede ettim. Ehl-i dalâletin boğulduğu en son ve en geniş kâinat perdelerinin arkasında envâr-ı tevhidi gösteriyor. (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.332)Ülfet ve gaflet perdesini yırtmak, varlığın ve eşyanın hakikatini, yaratılış sırlarını, kâinatın ve insanın yaratılış amacını öğrenmek isteyen Bediüzzaman’ın Sözler Mecmuasının Sekizinci, onuncu, On birinci ve Yirmi ikinci Sözlerini, “Şualar Mecmuasının Üçüncü Şua olan “Münâcat Risalesini” ve Yedinci Şua olan “Ayetü’l-Kübra” Risalesini dikkatle ve tefekkürle okuması gerekir.
Zafer KARLI
18 Nisan 2011: 05:41 #789109Anonim
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.