• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #654129
    Anonim

      Birinci Ders:
      Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en
      İyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada
      çakıldım kaldım. Son soru söyleydi :
      ‘Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?’
      Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen
      Her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50’lerinde falan
      olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp
      kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test
      sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
      ‘Tabii, dahil’ dedi, Hocamız…
      ‘İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden
      farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar
      bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve ‘Merhaba’ demeniz gerekse bile…’
      Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da…
      Dorothy idi.

      İkinci Ders :
      Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir
      zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan
      arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her
      arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60’lı yıllarda bir beyazın bir
      zenciye, hem de Alabama’da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.
      Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de
      adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol
      televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda…
      ‘Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur
      sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime
      güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan
      kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son
      nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık
      beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın…
      En İyi Dileklerimle,
      Bayan Nat King Cole.’

      #745325
      Anonim

        Üçüncü Ders :Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın…
        Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk
        pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu… Çocuk sordu:
        ‘Çikolatalı pasta kaç para ?’
        ’50 Cent.’
        Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
        ‘Peki, Dondurma Ne Kadar ?’
        ’35 Cent.’ dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı
        ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit
        geçirebilirdi ki… Çocuk parasını bir daha saydı ve
        ‘Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?’ dedi.
        Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya
        koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı
        temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden.. Masayı sanki akan
        gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı
        15 Cent’lik bahşiş duruyordu..

        Dördüncü Ders :Yolumuzdaki Engeller…
        Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya
        koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye
        gözlüyor… Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
        görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın
        etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle
        eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
        Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
        Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına
        itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına
        çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde
        bir kesenin durduğunu gördü.
        Açtı… Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde…
        ‘Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.’ diyordu kral.
        Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
        ‘Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.’

        Beşinci Ders :
        Önemli Olan Vermektir..
        Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek
        yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı
        hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın
        mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki
        oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir
        an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve ‘Eğer kurtulacaksa, veririm
        kanımı’ dedi. Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içcine bakıyor ve
        gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük
        çocuğun yüzü de giderek soluyordu…
        Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
        ‘Hemen mi öleceğim ?’
        Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip,
        öleceğini düşünüyordu.

        #748400
        Anonim

          hepsi çook güzeldi ama özellikle en sondaki harikaydı yaa
          Allah razı olsun

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.