• Bu konu 6 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
  • Yazar
    Yazılar
  • #651178
    Anonim

      Âzami iktisat ile yaşayan, tam bir kanaat ve bereket ile hayatını idame ettiren Üstad Bediüzzaman’a, evham ve kuruntu içinde debelenen ehl-i dünyadan kimseler, şu tarz soruları mütemadiyen sorup dururlar:
      “Neyle yaşıyorsun? Çalışmadan nasıl geçiniyorsun? Memleketimizde tembelce oturanları ve başkasının sa’yiyle (emeğiyle) geçinenleri istemiyoruz.”
      Bediüzzaman ise, “Elcevap” diyerek, o­nlara şu mânâ ve hikmet dolu izahatı yapar:
      “Ben, iktisat ve bereketle yaşıyorum. Rezzâkımdan başka kimsenin minnetini almıyorum ve almamaya da karar vermişim. Evet, günde yüz para, belki kırk para ile yaşayan bir adam, başkasının minnetini almaz.
      “Şu meselenin izahını hiç arzu etmiyordum. Belki bir gururu ve bir enaniyeti ihsas eder fikriyle, beyan etmek bana pek nâhoştur. Fakat, madem ehl-i dünya evhamlı bir surette soruyorlar. Ben de derim ki:
      “Küçüklüğümden beri halkların malını kabul etmemek (velev zekât dahi olsa), hem maaşı kabul etmemek (yalnız bir iki sene Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyede dostlarımın icbarıyla kabul etmeye mecbur oldum), o parayı da mânen millete iade ettik. Hem maişet-i dünyeviye için minnet altına girmemek, bütün ömrümde bir düstur-u hayatımdır. Ehl-i memleketim ve başka yerlerde beni tanıyanlar bunu biliyorlar. Bu beş seneki nefyimde, çok dostlar bana hediyelerini kabul ettirmek için çok çalıştılar; kabul etmedim.
      “‘Öyleyse nasıl idare edersin?’ denilse, derim: Bereket ve ikram-ı İlâhî ile yaşıyorum…” (16. Mektup’tan)

      #735195
      Anonim

        Bediüzzaman Hazretleri, her ne kadar “kanaat, bereket ve İlâhî ikram sayesinde yaşıyorum” diyor idiyse de, muarızlarının ve evhamlı kesimin buna inanmayacağını biliyordu. Hakikati ispat sadedinde göstereceği deliller ve sıralayacağı misâller noktasında ise, haklı olarak bir çekingenlik gösteriyordu.
        Bu halin sebebini şöyle şu sözlerle izah ediyor:
        “Bir şükr-ü mânevî olmakla beraber, korkuyorum ki bir riyâ ve gururu ihsâs ederek, o mübarek bereket kesilsin. …Fakat, ne çare, söylemeye mecbur oldum.”
        İşte, bu “mecburi açıklama” cümlesinden olarak, bereket ve ikrâm-ı İlâhî nevinden birkaç nümune zikrediyor.
        On Altıncı Mektup’ta geçen bu misâlleri kısaca şöyle bir hatırlamaya çalışalım:
        Birinci misâl: “Şu altı aydır, otuz altı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kâfi geldi. Daha var, bitmemiş.” (Haşiye: Bir sene devam etti.)
        İkinci misâl: “Şu mübarek Ramazan’da, yalnız iki haneden bana yemek geldi; ikisi de beni hasta etti. Anladım ki, başkasının yemeğini yemekten memnûum. Mütebâkisi, bütün Ramazan’da benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve sadık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuş’un ihbarı ve şehadetiyle, üç ekmek, bir kıyye pirinç bana kâfi gelmiştir. Hattâ o pirinç, o­n beş gün Ramazan’dan sonra bitmiştir.”

        #735196
        Anonim

          Üçüncü misâl: “Dağda, üç ay, bana ve misafirlerime bir kıyye tereyağı, hergün ekmekle beraber yemek şartıyla, kâfi geldi.
          “Hattâ, Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı…”
          Bu misâlde şahit olarak gösterdiği kişi, 1963’te vefat eden Barlalı “Mübarek Süleyman”dır.
          Bu zat, 1930’lu yılların başlarında birkaç ay müddetle Barla Dağlarında yalnız kalan Üstad Bediüzzaman’ın ziyaretine gider. o­na misafir olur. O esnada yiyecek ekmekleri kalmaz.
          Gerisini, Üstad Bediüzzaman şöyle anlatır:
          “…İki saat, her tarafımızda kimse yok ki oradan ekmek alınsın.
          “…Ben de dedim: ‘Tevekkelnâ alâllah.’
          “…Sonra, derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum; müteessifâne şöyle düşündüm ki: Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu sâfi-kalb adama ne diyeceğim diye düşünmedeyken, birden bire başım çevrilir gibi başımı çevirdim. Gördüm ki, koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. Dedim: ‘Süleyman, müjde! Cenâb-ı Hak bize rızık verdi.'”
          Bu tarihten yıllar sonra, Mübarek Süleyman’la aynı mevkiye birlikte giden Hüseyin Bülbül, vaktiyle yaşanmış olan bu hadiseyi o­nun dilinden ayrıca ve tasdiken şöyle dinler:
          “…İşte, şu gördüğün katran ağacının dalları üzerinde, kocaman bir ekmek aniden beliriverdi. Üstad’ın emir buyurmasıyla ağacın üzerine çıktım. Ekmeğin yakınına vardım. Baktım ekmekten buhar çıkıyor. Alıp aşağıya indim. Baktık ki, ekmek taze ve sağlamdır. Karınca bile dokunup ısırmamış.
          “Sonra, ben safiyane bir şekilde ‘Üstad’ım, bu ekmek bize helâl olur mu?’ diye sorunca, Üstad da bana ‘Hey mübarek…’ diye çok mânidar bir edâ ile seslendi. İşte, o günden sonra adım “Mübarek Süleyman” oldu.”

          #735197
          Anonim

            Yine 16. Mektubun bir başka yerinde, bereketli rızka dair şu misâl zikrediliyor:
            “Bir tavuğum var. Şu kışta yumurta makinesi gibi, pek az fasılayla hergün rahmet hazinesinden bana bir yumurta getiriyordu. Hem birgün iki yumurta getirdi, ben de hayrette kaldım.
            “Dostlarımdan sordum, ‘Böyle olur mu?’ dedim. Dediler: ‘Belki bir ihsan-ı İlâhîdir.’
            “Hem şu tavuğun yazın çıkardığı bir küçük yavrusu vardı. Ramazan-ı Şerifin başında yumurtaya başladı, tâ kırk gün devam etti. Hem küçük, hem kışta, hem Ramazan’da bu mübarek hali bir ikram-ı Rabbânî olduğuna, ne benim ve ne de bana hizmet edenlerin şüphemiz kalmadı. Hem ne vakit annesi kesti, hemen o başladı, beni yumurtasız bırakmadı.

            #735198
            Anonim

              Üstad Bediüzzaman’ın maişetinde görünen İlâhî ikrâm ve berekete şahit olan Barla’daki Süleyman Rüşdü, Hüsrev, Refet, Bekir, Mustafa Çavuş, Barlalı Süleyman gibi güvenilir zâtlar, müştereken imza attıkları bir mektupta şunu ifade ediyorlar:
              “Evet iki sene evvel, bütün Ramazan’da üç ekmek, bir okka pirinç o­na ve dört kedisine kâfi geldiği gibi, bir sene evvel üç fırancala, bir Ramazan yine kâfi gelmişti. Bu Ramazan-ı Şerifte, otuz günde, yarım okka yoğurtla, yarım okkadan daha az pirinç ve dört kuruşluk bir fırancala yediğini-yalnız bir-iki kupa çay içmek ve iftar zamanında bir çay kaşığı bal yemek müstesna-başka birşey yemediğini bizzat müşahede ettik.

              #735206
              Anonim

                Bu krizi ancak iktisat paklar..

                #735251
                Anonim

                  haklısın talha kardeş

                  #735385
                  Anonim
                    TaLHa;111373 wrote:
                    Bu krizi ancak iktisat paklar..

                    EyvAllah:048:

                  8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
                  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.