- Bu konu 24 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
3 Kasım 2011: 08:31 #799343
Anonim
Bir Cum’a günü Üstad Hazretleri, Tâhiri, Zübeyir, Bayram, Ceylan Ağabeylerle beraber Isparta’da Sidre’nin eteklerindeki Öküz Battı mevkiine kıra gidiyorlar. Üstad Hazretleri, Cum’a vakti gelince, Tâhiri ve Ceylan Ağabeylere: ‘Sizler medenisiniz, Cum’aya şehre gidin. Bunlar (Zübeyir, Bayram) vahşîdir, burada kalsın! ‘ diyor.Üstad Hazretleri, kalanlarla beraber öğle namazını eda etmişler. Sonra Zübeyir ve Bayram Ağabeyleri de, 500 metre ileriden su doldurmaya gönderiyor. Ağabeyler oyalanmadan hemen dönüyorlar. Fakat Üstad Hazretleri, ‘Geç kaldınız! ‘ diye hiddetleniyor. Ağabeylerin üzerine taş atmaya başlıyor. Zübeyir Ağabey bir ara, ‘Yok Üstadım geç kalmadık, istersen saat tutalım.’ diyor. Üstad Hazretleri, ‘Avukat gibi kendini müdafaa ediyor.’ diye daha da çok hiddetleniyor. Cum’adan gelen Tâhiri ve Ceylan Ağabeylerle beraber dershaneye dönüyorlar. Üstad Hazretleri, o gece Ağabeyleri topluyor. Tâhiri Ağabey’e diyor ki: ‘Ben bu ikisi için kaidemi bozdum.(Zübeyir, Bayram Ağabeyler için) Ama, ben bunlarla yapamıyorum. Başkası ile de yapamam! Ben eski hayatıma geri döneceğim! ‘Tâhiri Sen ananın evine git! Zübeyir Sen de, ananın evine git! ‘, Bayram, Ceylan sizler de Diyar-ı Bekire gidin! ‘ deyince Tâhiri Ağabey, şefaatçi olarak. ‘Aman Efendim Hazretleri, affet! ‘ diyor.
O zaman Üstad Hazretleri:
” Benim mesleğim sahabe mesleği, yokluk var, eziyet var, hapis var, var var.. Eğer AbdülKadiri Geylani Hazretleri gelse, ‘Ya Said! Şu mesleği terket, benim mesleğime gir! Sana günde bir milyon mürid ve her imkân sağlanacak ve bu tazyikatlardan kurtulacaksın! ‘ dese, ben elini öpüp bu dersimi, bu mesleğimi Üstad-ı Hakikimden ders aldığımı söyleyip, bu mesleğimden geri dönmeyeceğim. Getirin Kur’anı! Benim mesleğimden geri dönmeyeceğinize yemin edin! ” diyor ve Ağabeylere Kur’ana el bastırarak sabaha kadar, belki on def’adan fazla yemin ettiriyor.
Hatıralardan3 Kasım 2011: 08:34 #799344Anonim
Bir hizmeti anında yaptırırdı. Kırlara gittiğimizde bazen, ‘Hemen döneceğiz’ derdi. Bakardık ki, Ankara’dan veya İstanbul’dan bir üniversiteli kardeşimiz gelmiş, formaları getirmiş, Üstadımızı bekliyor. Hem formayı getirir, hem Üstadımızı ziyaret ederdi.Üstadımız yüksek tahsil gençliğine çok önem verir, daima onları Risale-i Nuru okumaya teşvik ederdi. Formalar tashih olduktan sonra yerlerine gönderilince posta ile gitmişse, telefon ettirir, yerine ulaştığını öğrenince rahatlarlardı. Biz de gönderdiğimizde Üstadımıza tekmil verirdik. ‘Posta veyahut filanca şahısla gönderdik, Üstadım’ derdik. Hizmeti, vaktinde ifa ettiğimizden Üstad da memnun olurdu.
Bayram Yüksel3 Kasım 2011: 08:34 #799345Anonim
“Zübeyir Ağabeyden nakille.Hz. Üstad ona,“Ben gece ibadeti için yirmi sene nefsimle mücadele ettim’ mealinde ve ´sonra hacet kalmadı´ demiş.
“Evet, mübarek, muazzez Nur Üstadımız onun, Risale-i Nur telifi, neşri, gelen gidenler, ziyaretçilerle sohbeti, ehl-i idare, ehl-i maarrif ve ehl-i siyasete hakikat dersleri veren şahsiyetinden başka;
Rabbi ile başbaşa, Onun zikir ve fikir ile huzur-u daimi kazanmak, iman ve marifetullahda 80 sene daima terakkiyat ile hakkalyakine uruç eden mukaddes bir haleti ise, onu beyana takatimiz yoktur.
Ve her gece istisnasiz, yalnız olarak o kudsi mazhariyetini devam ettirirdi. Evet, Van’daki hayatında dahi böyle olduğunu Molla Hamid ismindeki talebesi ve hizmetkarları da defalarca beyan etmiştir.
3 Kasım 2011: 08:34 #799346Anonim
Mustafa SUNGUR Abimizden“Evet Üstadımız defaatle, ´Benim hayatım intizamla geçmiştir´ derdi.
Evet, Üstadımızın hayatı, hatta her 24 saat günlük hayatı intizamlı idi.
Gece ibadeti, teheccüt namazı ve mutlaka seher vaktinde uyanık ve tesbihatta ve duada olması daimî idi.
Gece evrad okuduktan sonraki dua zamanı çok ehemmiyetli idi. Herhalde o zamanda bir vakti vardı ki, külliyet kesbedip bütün zerrat-ı kâinat namına tesbih ve tahmid ederdi.
Gündüz de; yemeği, risale tashihi ve ziyaretçilerle sohbeti vardı ki, hep intizamlı idi.
3 Kasım 2011: 08:35 #799347Anonim
Üstadımızla, bir gün biz yoldan geçerken, bayram günü olduğu için, kalabalık bir gurup topluluğunu gördük.Dedi ki: “Zübeyr, sen git orada ne yapıyorlar, ne konuşuyorlar? Bana haber getir!” dedi. Biz dedik ki:
“Efendim bu gün bayramdır. Bayram hakkında konuşma ve toplantı olması lâzımdır.” Üstad: “Yok. Zübeyr gitsin, dinlesin, gelsin. Ben ileride bekleyeceğim.” dedi. Zübeyr Ağabey indi ve gitti. Biz de, epey uzakta bekledik. Fakat Zübeyr Ağabey fazla durmadan hemen geldi.
Üstad: “Neye çabuk geldin ve ne öğrendin?” dedi. Zübeyr Ağabey de: “Üstadım bayram dolayısıyla konuşuyorlar. Lüzumsuz içtima’ ve konuşmalar var.” dedi “Onun için hemen geldim.”
Üstadımız da: “Eğer sen fazla kalıp kalbine te’sir etse ve seni meşgul etse idi, alâküllihal seni hizmetimden men edecektim!” dedi”
HÜSNÜ BAYRAMOĞLU
16 Kasım 2011: 12:02 #799770Anonim
[h=2]
[/h]“Bir saatte yedi kitap tashih ediyordu”“Tashihatın sık olduğu zamanda, bir gün Üstadın yanına gitmiştim.
Bana hitaben, ‘Kardaşım Abdullah, ben bir saatte kaç risale tashih edebilirdim?’ demişti. Düşündüm ve hemen cevap verdim. ‘Üstadım, ben ancak bir tane yapabilirim’ demiştim.Üstad elindeki risaleyi göstererek; ‘Kardaşım, bu bir saatte tashih ettiğim yedinci kitaptır’ diye buyurmuştu.
Ben hayretler içinde kalmıştım.
ABDULLAH GAYRETLİOĞLU
16 Kasım 2011: 12:02 #799771Anonim
Ben namaz kılacağım”
“Son mahkeme sırasında, akşam namazının vakti girdi.
“Bediüzzaman ayağa kalkarak,
“Ben namaz kılacağım’ dedi.
“Hâkim,
“Kaza edersin’ diye cevap verdi.
“O da,
“Kaza olmaz, namaz kılacağım’ diye ısrar etti ve yürüdü.
“Sonra Savcı bana işaret etti. Ben koluna girdim, Kalem’de namazını kıldı.
Komiser ABDURRAHMAN AKGÜL16 Kasım 2011: 12:03 #799772Anonim
[h=2][/h]
“Ne hürriyeti?”“Büyük risalelerden biri basılırken bir ara Ankara’da bazı arkadaşlar vazife sebebi ile, bazı arkadaşlar da yaz tatili sebebi ile memlekete gitmişlerdi. Ben matbaada yalnız kalmıştım. Gerçi ara sıra talebelerden yardıma gelenler olurdu, ama pek durmuyorlardı.
Ben de bir ara basım işini bırakıp Ankara’dan ayrılmak istediğim halde sanki gaybi bir kuvvet beni istediğim yere göndermiyordu. Doğuş Matbaasında bize tahsis edilen odada çalışırken bazen kendi kendime bağırarak ‘Ben istediğim yere gidemiyorum, ben hürriyetime sahip değil miyim?’ diyordum.
“Bir müddet sonra matbaa işlerinde yardım etmek üzere birkaç arkadaş geldi. Ben de onların gelişlerinden istifade ederek Üstadı ziyârete gittim. Isparta’da Üstadın bulunduğu eve geldim. Kapıyı çaldım. Arkadaşlara açtı. Benim geldiğimi Üstada söylediler, ‘Gelsin’ demiş. O sırada Üstad Hazretleri odada yalnızdı, ben oda kapısından içeri girip elini öpmek için yanına giderken Üstad birden yüksek sesle, ‘Ne hürriyeti?’ diye bağırdı, şaşırmıştım.
O anda matbaada odada bağırdığım sözler aklıma geldi. Mahcup bir halde elini öperek önüne oturdum. Üstad bana önemli bir ders verdi ve ‘Kardeşim, öyle kimseler gelmişler ki, Kur’ân’ın bir tek hakikatı için kendilerin feda etmişler. Bize ne oluyor ki şimdi Kur’ân’ın tamamına taaruz var. Biz kendimizi niye feda etmeyelim?’ dedi. Kur’ân’a ve imana hizmet etmenin bu zamanda çok ehemmiyetli olduğunu söyleyerek çok güzel bir ders verdi.
MUSTAFA CAHİD TÜRKMENOĞLU16 Kasım 2011: 12:03 #799773Anonim
Yine bir seferinde Üstadı Emirdağ’da ziyâret etmiştim. Üstad bana kitapların basım ve cildi için 2500 lira para verdi. ‘Bu parayı hizmete ebeveynin verdi’ dedi. O gün Üstadı Emirdağ’da ziyaret ettikten sonra Ankara’ya dönmek için O gün Eskişehir’e geldim. Eskişehir’de yedek subaylığını Ankara’da yaparken sık sık yanımıza gelen Erhan Arbatlı’ya uğradım. Erhan bana, ‘Bu gece burada kal, yarın gidersin’ dedi. Ben de o gece Eskişehir’de kaldım. Sabah namazından sonra Üstad’ın Eskişehir’e geldiğini öğrendik. Erhan’la beraber Eskişehir’deki odun pazarında bulunan Abdülvahit Ağabeyin evine giden Üstadı ziyarete gittik. Kapıyı çaldık, açtılar. Üstada talebelerinden biri, ‘Türkmenoğlu ziyârete geldi’ dedi. Üstad tanımadığını beyan etti. Şaşırmıştım. Oda kapısı açıktı, yavaşça içeri girdim.
Üstadın elini öpmek için yanına yaklaştım ve elini öpmek için eğildiğimde, enseme bir tokat indi. Üzülmüştüm, olduğum yerde yere çöktüm. Üstad üzüldüğümü hissetti. Hatamı anladım. Ankara’ya bir gün gitmemekle hizmeti aksatmış, dolayısı ile Risalelerin çıkmasının gecikmesine sebep olmuştum. Üstad Hazretleri Risalelerin bir an önce çıkmasını herşeyden ehemmiyetli görüyordu.
“Ankara’daki matbaa işi ekseriyetle üzerimde idi. M. Emin Birinci hapisten sonra Ankara’ya dönmemişti. Rahmetli Atıf Ural da bazı sebeplerden dolayı hizmetini iyice azaltmıştı.
“Benim de Ankara’ya bir gün geç dönmem hizmetin aksamasına neden olabilirdi. Ondan dolayı Üstadın tokadına maruz kalmıştım. Üstad çok üzüldüğümü görünce benim gönlümü aldı.
“Benim dört Mustafam var’ diye bana taltifli sözler söyledi.
“Üzüntüm zail olmuştu. Konuşma biter bitmez, ‘Hemen Ankara’ya dön’ dedi.
MUSTAFA CAHİD TÜRKMENOĞLU
16 Kasım 2011: 12:04 #799774Anonim
“Çayları Üstad dağıttı”Ben çay yaptım. Götürüp dağıtacaktım. Üstad tepsiyi elimden alarak kendisi dağıtmak istedi.
Ben utanmış ve mahcup olmuştum. Israr ettim. Yine kabul etmedi. Aynen bana şunları söyledi:“Yazdığınız, hizmetine koştuğunuz Kur’ân ind-i İlâhî’de makbul oldu. Melekler sizin fotoğrafınızı alıyor. Ben de Kur’ân’ın bir hizmetkârı olarak, size hizmet etmem lâzım’
“Tepsiyi elimden alarak çayları kendisi dağıttı.
ABDULLAH ÇAVUŞ
Nur Postacısı16 Kasım 2011: 12:06 #799775Anonim
ALLAH razı olsun üstadım
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.