- Bu konu 29 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
5 Şubat 2010: 06:41 #765853
Anonim
Yanındaki kitaplar
”Onun ziyaretine vardığım zamanlarda yanında Kur’ân-ı Kerim, Hafız Şiirazî’nin bir eseri, bir de üç cilt Gümüşhaneli Ahmed Ziyaeddin Efendinin Mecmuat-ül ahzab isimli kitabı bulunuyordu.”
5 Şubat 2010: 07:10 #765855Anonim
Kur’ân ve evrad okuyuşu
Barla’da Üstad Hazretleri namazda (Cehrî okunan namazlarda, bilhassa sabah namazlarında) Kur’ân-ı Kerimin ‘Elhamdülillâh’ ile başlayan sûrelerini okurdu. Kur’ân-ı Kerim’i bambaşka bir tarzda okurdu. Kur’ân’ın hakikatlarını duyarak ve yaşayarak okurdu. Kur’ân’ın İlâhî sedası, onun bütün ruhunu kaplardı. onun okuyuşu, diğer hocaların ve hafızların okuyuşuna benzemezdi. Tecvid-i manevî üzere okurdu. (Kur’ân’ın mânasına uygun olarak okumak).
“Barla’da bir gece yanında, kalmıştım. Sabahlara kadar uyumadan ibadet ediyor, zikir ediyor, tesbih çekiyordu. Pek az uyurdu, uyur gibi görünürdü.
“Akşamla yatsı arasında evradını şöyle okurdu:
“LÂ – İLÂHE İLLALLAH – LÂ – İLÂHE İLLALLAH
Ey lâ râzıka illallah, Ey lâ ma’bûde illallah.
Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah.
Ey lâ râzıka illâhû, Ey lâ râzıka illâhû”
***5 Şubat 2010: 07:14 #765856Anonim
Mevlânâ Camî’nin kıt’ası
l9l6’da Kafkas Cephesinde harpte iken Kerküklü Şeyh Rıza Talebânî’nin damadı Fasih de bizde yedek subaydı. Kayınpederinin Kadirî tekkesindeki odasında asılı olan şu Farisî kıt’ayı ondan almıştım.
“Yâ Resûlallah! Çi bâşed
çün seg-i Ashab-ı Kehf?
Dahil-i cennet şevem der
zümre-i ashab-ı tû,
O reved der cennet, men
der cehennem key revast?
O seg-i Ashab-ı Kehf, men
seg-i ashab-ı tû…”
(Ya Resûlallah! Ne olur Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi ben de senin ashabının arasında Cennette gireyim. O Cennete gitsin ben Cehenneme, reva mıdır? O Ashab-ı Kehf’in köpeği ben senin ashabın köpeğiyim.)
“Bilâhare Üstad’ı tanıdıktan sonra bu kıt’ayı kendisine göndermiştim. Ayrıca, ‘Beni Nur şakirdleri içinde Ashab-ı Kehf’in kıtmîri gibi kabul buyurun’ diye yazmıştım. Bunun üzerine Üstad gönderdiği cevabında: ‘İnşaallah sen bu zamanda Ashab-ı Kehf’in birincilerindensin. Biz mektubundan o ibareyi (Kıtmîr) kaldırdık. Sen de kaldır’ diye yazdı.
“Sonra ziyaretine gittiğimde Üstad:
“Kardaşım, bu kıt’a Şeyh Rıza’nın değildir. O, heccavdır. Bu beyitler Mevlânâ Câmi’nindir” dedi.
“Ben de Şeyh Rıza’yı heccav biliyordum. Bu kıt’a nasıl onun olabilir diye merak ediyordum. Sonra bu kıt’ayı Yirmiyedinci Söz’deki Sahabeler risalesinin zeylinin başına koydu. O gün bahis Mevlânâ Câmî’den açılınca, ‘Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Molla Ahmed-i Cizrî ve Mevlânâ Câmî, her üçünün de makamı birdir. Bunların üçü de mânen bir seviyededir’ diye buyurdu.5 Şubat 2010: 07:17 #765857Anonim
Hataları direkt yüze vurmazdı.
“Bir gün onun huzurunda Risale-i Hamîdiye’nin bahsi geçmişti. Ben onun yazılış tahini l3l2 (l896) diye söyledim. Halbuki bu tarih yanlışmış. Üstad Hazretleri bu yanlışı yüzüme vurmayarak,
“Yakın kardeşim, yakın” dedi.
“Sonra eve gidince tarihine baktım, 6-7 yıl eksik söylediğimi anladım. Meğer hakiki tarihi l307 (l89l) imiş.”5 Şubat 2010: 07:19 #765858Anonim
Bitlis’teki şeyhler
“Bir gün Barla’da ilk mülâkatımızda eski bir hatırasını şöyle anlatmıştı:
“Bitlis’de dört Şeyh vardı. Amma!… Herbirisi İmam-ı Rabbanî ha!… Bunların hepsi beni kendilerine çekmek istiyorlardı. Eski Said onların hepsine karşı müstağni kaldı. onlara dedim:
“Sizin biriniz bana kifayet etmez. Ben dördünüze de intisap edeceğim.”5 Şubat 2010: 07:29 #765861Anonim
Ben iki revolver taşıyorum
“Son olarak l957’de Emirdağ’da ziyaret etmezden önce, Eskişehir’de oğlumun yanına uğramış, bir ay kadar kalmıştım. Oradayken her gün ders yapardık. Fakat bu dersleri ihtiyaten hep İşarat-ül İ’caz’dan yapıyorduk.Emirdağ’a gideceğim gün yine ders yapmak için İşarat-ül İ’caz’ı getirdiler.
“Yahu sizde başka kitap yok mu hep bunu getiriyorsunuz?’ dedim.
Bunun üzerine Mektubat’ı getirdiler. O gün dersi Mektubat’tan okuduk. Sonra Hazret-i Üstad’ı ziyaretine müşerref olduğumuzda odasında bütün Risale-i Nur Külliyatını masanın üzerine koymuş, Mektubat’ı da bütün kitapların üstüne koymuştu. Bana hitaben:
“Kardeşim, ben bu risaleleri saklasam belâ ve musibet gelir. onun için ne olursa olsun, daima Risale-i Nur’u yanımda bulunduruyorum” dedi. Daha sonra da:
“Ben şimdi iki revolver (tabanca) taşıyorum. Şimdi şu anlarda hayatımı muhafaza etmek çok büyük ve ehemmiyetli bir meseledir” dedi.
“Hz. Üstad’ın iki revolver (tabanca) taşıması mânâsız değildi. İmansız-insafsız insanların ardı arkası kesilmeyen hücumlarına karşı, bizzat cevap verebilmek için taşıyordu. Din düşmanları evinin damına çıkıp su testisine zehir atmışlardı. Hz. Hasan’ı (r.a.)da öyle zehirlememişler miydi? O zaman âlem-i mânâda (rüya’da) görmüştüm, ibriğine zehir atıyorlar. Bakıyorum, bıyıkları yemyeşil, Mektupla rüyayı yazdım. Gönderdiği cevapta:
“Rüyan mübarektir, kardeşim mübarektir’ diyordu.
Yine son görüşmemizde bana hitaben:
“Kardeşim, her meselede senden bahsedilir. Her meselede senin adın geçer. Bana sorarlar, bu kimdir? ‘Benim o kadar talebem var ki, yalnız adını duymuşum. O da onlardan biridir’ diye cevap veriyorum.”
“l948 yılında Afyon’da hapishaneye seni de yanıma almak istedim. Fakat sonra vazgeçtim’ dedi.5 Şubat 2010: 07:36 #765864Anonim
Dersim isyanı
“l938’de bizi Dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de, bazı dağ köyleri o yıl vergi verememişti. Bize verilen emir ise tek kelime idi: ‘İmha!..
“Canlı bir şey bırakmayınız; genç-ihtiyar, çocuk-kadın ve saire.”
“Bunların çoğu Rafızî idi. Fakat bu tarz bir muamele ile, bunlar salâh mı bulacaklardı? Ben kıt’a komutanı idim. En çetin ve zor vazifeyi de bize verdiler.
“Sen piyadesin, seni topla takviye etmek gerektir’ dediler.
“Müthiş bir hüzün ve ızrıdap içinde idim. Hz. Üstad benim bu hüznümü hissetmiş. Bu durumu kendisine yazıp soramadım. Nasıl yazabilirdim? Bu ızdırabımı kâğıda nasıl dökebilirdim? Tam merhum pederimle vedalaştım. Hayvana bindim gidiyordum. Bir de baktım, hizmet eri koşarak geldi. Elime bir mektup verdi. Mektubu açtım. Mektubu Üstad Kastamonu’dan Ürgüp Müftüsü olan kardeşi Abdülmecid vasıtasiyle gönderiyordu:
“Hulusi’nin bir gailesi var, diye hissediyorum. Merak etmesin. Risale-i Nur’un şakirdlerine inayet ve rahmet, nezaret ve himayet ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevap verir, geçerler; o musibetlere karşı sabır içinde, şükür ile, metanetle mukabele edilmek gerekir. Hem o, hem sizler, bütün dualarımda ve kazançlarımda benimle berabersiniz.”
“Az sonra isyân olan bölgeye gittik. Döndük dolaştık. O bölgesi terk etmişler, dağlara mağaralara çekilmişler. Rahmet-i İlâhîye yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden ve kana bulaştırmadan bizi kurtardı.”5 Şubat 2010: 07:38 #765865Anonim
Mektubat’taki bir çok suali ben sordum
“Üstad’la ilk görüşmemizden sonraki mektuplaşmalarımız Mektubat’ın tulûuna sebep olmuştu. Bazı sualleri başkaları bana sorardı. Ben de Üstad Hazretlerine sorardım. Meselâ ‘Ceddidû imâneküm bilâilâhe illâllâh’ hadîsine Arapgirli rüştiye hocalarından İbrahim Efendi bana sormuştu. Ben de zannediyorum, l932’de Elâzız’den, Barla’ya yazarak Üstad’dan sormuştum.
“Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise her şey dosttur. Yarân istersen Kur’ân yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görşür ve vukuatlarını seyredip, ünsiyet eder. Mal istersen kanaat yeter. Evet kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden bereket bulur. Düşman istersen, nefis yeter. Evet kendini beğenen belâyı bulur zahmete düşer; kendini beğenmeyen safayı bulur, rahmete gider. Nasihat istersen ölüm yeter. Evet ölümü düşünen hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.”
“Bu parça, levha halinde dedem H.İbrahim Efendi’nin elyazısı ile duruyordu. l930 baharında bunu, Üstad’a gönderdim. 23’üncü Mektubun sonuna koydu.6 Şubat 2010: 23:51 #710221Anonim
Derslerin önemi
“Bir gün Hz. Üstad şöyle buyurdu: ‘Eğer siz eski zamanda olsaydınız, bu dersleri ve hakikatleri öğrenebilmek için, buraya diz üstü yürüyerek, sürüne sürüne gelirdiniz” diye buyurdu.6 Şubat 2010: 23:55 #710218Anonim
Bir rüya: Sarıklı genç
“Yine bir gün Eğridir’de bulunduğum zaman, rüyada sarıklı bir genç gördüm. Bu genç beni ilk defa, Hz. Üstad’a götüren meczup lâkıplı Mustafa Efendi idi. ona Şeyh veya Hafız Mustafa da denirdi. Rüyada gördüğüm sarıklı genç şeklen o idi. Fakat ne bıyığı ve ne de sakalı vardı. Hafız Mustafa, çocuk meşrebinde birisi idi. Risale-i Nur’un ilk Küçük Sözler’ini l928’de onda görmüştüm. Daha o zaman Üstad Hazretleriyle de muarefemiz yoktu. Gayet intizamsız bir yazı ile yazılmış ilk risaleyi onda görmüştüm. Müsvedde halindeydi.
“Rüyada, elinde leblebi tablası vardı. Fakat içinde leblebi gayet azdı. Ben leblebiden almak için elimi attım. O zaman leblebi tabağı doldu, taştı.
“Sarıklı genci biz açıklamadık. Sizin gibi gençler işte çıktılar. Daha da kıymetli gençler çıkacaktır. Allah’ın nuru kıyamete kadar devam edecektir. Kur’ân tefsiri olduğu için Risale-i Nur’un hakikatı kıyamete kadar okunacaktır. elbette bu gelenler genç olacaktır, ihtiyar olmayacaktır.
“Bu meseleyi kendisine mal edenler, sanki ne oldu? İnhisar altına almak doğru değil. Benim rüyada gördüğüm, sanki Mustafa idi. Fakat onun mevcut hali rüyadaki haline uygun düşmüyordu. onun çocukça halleri vardı. Fakat bana Üstad Hazretlerini gösteren ve tanıtan da o oldu. Eğridir’de iken, Mustafa bana:
“Efendim, sizin ilâcınız Barla’da bir zat var, ondadır” dedi.6 Şubat 2010: 23:57 #710211Anonim
Hangisine gönderelim?
“l930 senesi ilk ayında Hz. Üstad’ın yanına gitmiştim. O günlerde Mareşal Fevzi Çakmak’la Fahrettin Paşa (Altay) Eğridir’e gelmişlerdi. Üstad Hazretleri: ‘Kardeşim, Fevzi Paşa ile Fahrettin bana selâm göndermişler. Ben de onlara onuncu Söz’ü göndereceğim. Yalnız birisine göndermek istiyorum, hangisine göndereyim?…’
“Ben de: ‘Efendim, biz Fevzi Paşa’yı Müslüman biliyoruz’ dedim, ‘isterseniz ona gönderelim. ‘ Hz. Üstad: ‘Yok, yok. Fahri Paşa’ya verin’ dedi.
Üstad Hazretleri onuncu Söz’ün üzerine kırmızı kalemle kendisine bir dua yazdı ve ayrıca: ‘Bana bir selâm göndermişsiniz, ben de bunu sana gönderiyorum’ diye yazdı. Ben bunu Üstad’dan alarak postaya verdim.
“Bu hâdisede şöyle bir mânâ ve işaret gördüm. Fahrettin Paşa Konya’da iken, 2. Ordu Kumandanı idi, bu sırada Kubilây hâdisesi oldu. Hâdiseden sonra Fahri Paşa istiklâl Mahkemesi Reisliğine getirildi. Hz. Üstad onuncu Söz’ü ona göndermekle: ‘Dikkat et, seni böyle bir vazifeye getirecekler. Ölüm var, haşir var âhiret var, adaletten ayrılma!’ demek istiyordu.
7 Şubat 2010: 00:00 #710075Anonim
“Üstad, demokratları desteklerdi”
“l957 seçimlerinde DR. Tahsin Tola, Bingöl’de Demokrat Parti’den adaylığını koymuştu. Hz. Üstad gönderdiği haberde ‘Hulusi elinden geldiği kadar yardım etsin, Tahsin Bey millet, vatan ve Risale-i Nur’a elli meb’usun hizmetini yapmıştır’ diyordu.
“Biz de Hz. Üstadın hatırı için bu yardım ve hizmeti yaptık. Hz. Üstad İslâmiyete ve Kur’ân hizmetine yardımcı oldukları için Demokratları desteklerdi.
7 Şubat 2010: 00:03 #710032Anonim
“Sen sabahleyin burada idin”
Eskişehir hapis hâdisesinde çok müteessir olmuştum. O hâdiseyi ikinci bir Şeyh Said hâdisesi gibi göstermek istemişlerdi. O zaman rüyada gördüm. Hz. Üstad: ‘Senden zarar kalktı’ dedi.
“Bir müşkilim olduğunda oradan bir kaç gün geçmezdi ki, ilk gelen mektup, bu müşkülümü haletmesin. Yanına ziyaretine gittiğimde: ‘Kardeşim sen sabahleyin burada idin’ derdi. Halbuki benim bundan haberim bile olmazdı.7 Şubat 2010: 00:04 #710033Anonim
“Afyon’u hapishane yap”
Afyon’da Savcının ısrarla Nur talebelirinin, isim ve sayılarını sorması üzerine Hz. Üstad ona: “Afyon’u hapishane yap, ben de talebelerimin hepsinin ismini söyleyeyim” diye cevap vermiş.
7 Şubat 2010: 00:06 #710034Anonim
“Sen ve Hulusi hissedarsınız”
“Bismihi Sübhanehû
“Aziz Kardeşim
“Beni merak etmeyiniz. İnayet-i Rabbaniye devam ediyor. Maişet cihetinde kanaat ve iktisat,beni ihtiyaçtan kurtarıyor. Sakın bir şey gönderme! Sen altı – yedi nefse bakıyorsun. Benim yarım nefsim var. Sen beni değil, ben seni düşünmeliyim.
“Sen ve Hulusi, benim herbir amel-i uhreviyemde hissedarsınız.
“Ramazan’da kazanç, bire bindir. Siz de bana duanız ile yardım ediniz.
“İşârât-ı Aleviyeyi tam tasdik ettiniz mi?
“Haşir Risalesini çok kuvvetli buldunuz mu?
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.