Hafız Mustafa’nın mektubuyla birlikte Taşköprü’ye Denizli’den bir mektup daha geliyordu. Bu mektup ise “Sin, Ayn, Nun” diye imzalanmıştı.
Bu imza büyük mazlum, nurlu Üstad’ındı. Denizli hapsinde dokuz ay kendine çorba pişiren Sadık Bey’e ayrılış anını yazıyordu kendi “dest-i hattiyle” kendi mübarek kalemiyle:
“Aziz Sıddık, Hakikatli Kardaşım Sadık,
“Yarın Afyon’a beni gönderiyorlar. Merak etmeyiniz. İnayet-i İlâhiyenin himayeti devamdadır.
“Senin ettiğin hizmet makbul olmasına ve her günü bir ay kadar kıymetli olduğuna benim şüphem kalmadı. Sen yüzümüzü ak ve kalbimizi mesrur eyleyen halisane hizmetler Gavs’ın (r.a.) (Taîşü saiden sâdıkan bi mehabbeti) fırkasında, seni de Said’e Sadık bir kardaş olduğuna kerametkârane işaret ediyor diye kanaatım geldi.
“Başta muhterem hemşirem valideniz olarak, kardaşım olan kardaşınıza ve hanenizdekilere çok selâm ve dua ederek bu mübarek aylarda dualarını istiyorum. Benim yanımda kıymettar ve isimlerini söylemek münasip görmediğim zatlara çok selâm ederim”
Sin Ayn Nun