- Bu konu 17 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Nisan 2012: 09:25 #803710
Anonim
Yaşadığımız her saniye ,her an ,her salise ya lehimize ,yada aleyhimize işliyor..Tabi geminin dümeni elimizde ..
Geride bıraktığımız yılla beraber kazandıklarımız, yaşadıklarımız da geride kalacak. Ya mazinin tozlu sayfalarında ya da kiramen katibin meleklerinin defterlerinde yer alacak.
Asıl mesele geçen her an her saniyede geleceği kazanmak, ebediyeti kazanmak. Bu dünyaya dair kazandığımız her şey zamanın eskiticiliği karşısında yok oluyor, biz yok olduğumuzda anlamı kalmıyor.
Yok olmasa bile dünyanın sonu geldiğinde yok olacak. İnsan dünyada Allah’ın kendisine verdiği sermaye ile öyle bir ticaret yapmalı ki baki bir alemde meyvelerini toplasın.
Rabb-i Rahman hepimizin yardımcısı olsun inşl.
27 Nisan 2012: 12:21 #803750Anonim
Dünya gibi her an noksanlaşan ve her saat yıkılan bir hedef için, en lâyık olan uzun emelli olmamaktır. Gece ve gündüzün her an önümüze getirmekte olduğu bir gaip (âhi-ret) için lâyık olan derhal ona yönelmektir.
En güzel hazırlık, kula saadet ya da azap getiren ölüm için olmalıdır.
Allah katında takva sahibi olan kimse, nefsine öğütlerde bulunan, ölmeden önce tövbe yapan ve şehvetlerini yenen kimsedir. Zira insanın ölüm saati kendisinden gizlenmiştir. Boş emelleri onun için bir tuzak olmakta, kendisine musallat edilen şeytan onu, “ileride tövbe edersin” diye oyalamakta ve işlemesi için günahları kendisine süslü göstermektedir. Bu hal insanın en gafil bir anında ölümün kendisini yakalamasına kadar devam eder.
Şu bir gerçek ki, sizinle cennet ya da cehennem arasında ölümden başka hiçbir şey yoktur. Günlerini Allah’a isyan içinde çürüten, ömrünü kendi aleyhinde delil yapan gaflet sahiplerine yazıklar olsun.
Allah bizleri ve sizleri, nimetlerinin çokluğuyla şımarma-yan, günah işlemeyerek O’na itaatte kusur etmeyen, öldükten sonra hasret ve pişmanlık içinde bırakmadığı kullarından eylesin.28 Nisan 2012: 18:15 #803807Anonim
ÜÇÜNCÜ DEVÂ
Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nispeten en ednâ bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.
Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı hava boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”Lemalar
1 Mayıs 2012: 09:20 #803870Anonim
Merak ettiğim bir sorunun cevabını arıyorum ;
Peki Bedenen yaşadığımız sıkıntı ve hastalıklarda ÖMÜR SERMAYESİ midir biz ademoğluna?
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.