- Bu konu 100 yanıt içerir, 24 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
20 Nisan 2008: 17:37 #688896
Anonim
hüsrev;7322 wrote:
Rekabetsiz, tahakkümsüz, gıbtasız, ataletsiz, hakikî bir tesanüd ile, faaliyetlerini umumî maksada tevcih …….Rekabetsiz, tahakkümsüz, gıbtasız, ataletsiz, hakikî bir tesanüd ile, faaliyetlerini umumî maksada tevcih ederek çalışan bir fabrikanın çarkları gibi olmalısınız. (Lemalar – Husrev Ağabey)
Davay-ı Nübüvvet tevhiddir…
20 Nisan 2008: 20:40 #688900Anonim
Nübüvvet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) isbat eden delillerden biri de tevhiddir. Evet meratibiyle tevhid bayrağını kâinatın en üst tepesi üstünde dikmiş olan ve enzar-ı âleme karşı makamlarıyla beraber tevhide dellâllık eden ve enbiyanın mücmel bıraktıkları hakaikı tafsilâtıyla beyan eden ve açıklayan ancak ve ancak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dır. Binaenaleyh tevhidin hakikat ve kuvveti nisbetinde nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) hak ve hakikattır.
(Mesnevi-i Nuriye – 188)
Ey gözleri sağlam ve kalbleri kör olmayan insanlar! Bakınız, insan âleminde iki daire ve iki levha vardır:
20 Nisan 2008: 20:50 #688901Anonim
hüsrev;7338 wrote:Ey gözleri sağlam ve kalbleri kör olmayan insanlar! Bakınız, insan âleminde iki daire ve iki levha vardır:Ey gözleri sağlam ve kalbleri kör olmayan insanlar! Bakınız, insan âleminde iki daire ve iki levha vardır:
Birinci daire: rububiyet dairesidir.
İkinci daire: ubudiyet dairesidir.
Birinci levha: hüsn-ü san’attır.
İkinci levha ise: tefekkür ve istihsandır.
Bu iki daireyle iki levha arasındaki münasebete bakınız ki, ubudiyet dairesi bütün kuvvetiyle rububiyet dairesi hesabına çalışıyor. Tefekkür, teşekkür, istihsan levhası da bütün işaretleriyle hüsn-ü san’at ve nimet levhasına bakıyor.
Bu hakikati gözünle gördükten sonra, rububiyet ve ubudiyet dairelerinin reisleri arasında en büyük bir münasebetin bulunmamasına aklınca imkân var mıdır? Ve Sâniin makasıdına kemâl-i ihlâsla hizmet eden ubudiyet reisinin Sâni ile azîm bir münasebeti ve kavî bir intisabı ve o intisapla her iki daire reisleri arasında bir muârefe ve mükâleme ve alışverişin olmamasına ihtimal var mıdır? Öyleyse, bilbedâhe tahakkuk etti ki, ubudiyet reisi, rububiyetin has mahbup ve makbulüdür.
Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim;21 Nisan 2008: 07:29 #688911Anonim
medresei_nur;7339 wrote:Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim;
Tâhir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler, ve saireler! Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medreseminHaşiye12 mezartaşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan
-1- sadâsını işiteceksiniz.
-2-
Haşiye12
Medresetü’z-Zehrâ’nın Van’daki nümunesi olan ve vefat eden Horhor Medresesinin mezartaşı hükmünde bulunan Van Kalesi demektir.1 Ne mutlu size!
2 Hatta, misafirlerimizin gölgeleri bile mezartaşımızdan bu sadâyı işitecektir.
Munazaraat
Evet, Halık-ı Zülcelâlinden havf etmek, Onun rahmetinin şefkatine yol bulup ilticâ etmek demektir. Havf, bir kamçıdır; …….24.soz/5.dal.21 Nisan 2008: 11:40 #688921Anonim
güzel gören, güzel düşünür. güzel düşünen,hayatından lezzet alır
Sizdeki Gençlik Katiyyen Gidecek.Eğer Siz …21 Nisan 2008: 13:17 #688922Anonim
hasbi;7451 wrote:güzel gören, güzel düşünür. güzel düşünen,hayatından lezzet alırSizdeki Gençlik Katiyyen Gidecek.Eğer Siz …
Sizdeki gençlik katiyyen gidecek. eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız,o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada hem kabirde, hem ahirette kendi lezetinden ziyade belalar ve elemler getirecek.Eğer terbiye-i islamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarfetseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedi bir gençlik kazanmasına sebeb olacak…
hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yanlız imandadır veeeeee………21 Nisan 2008: 13:33 #688923Anonim
medine gülü;7457 wrote:hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yanlız imandadır veeeeee………
Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki, hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve İmân hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.
13.soz’den
Evet, Halık-ı Zülcelâlinden havf etmek, Onun rahmetinin şefkatine yol bulup ilticâ etmek demektir. Havf, bir kamçıdır; …….24.soz/5.dal21 Nisan 2008: 13:54 #688924Anonim
Onun rahmetinin kucağına atar. Malûmdur ki, bir valide, meselâ bir yavruyu korkutup sinesine celb ediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü şefkat sinesine celb ediyor. Halbuki, bütün validelerin şefkatleri, rahmet-i İlâhiyenin bir lem’asıdır. Demek havfullahta azîm bir lezzet vardır.
Zihniyet-i inhisar, hubb-u nefisten geliyor……..21 Nisan 2008: 14:06 #688925Anonim
GuLSerbeti;7461 wrote:Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki, hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve İmân hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.13.soz’den
Evet, Halık-ı Zülcelâlinden havf etmek, Onun rahmetinin şefkatine yol bulup ilticâ etmek demektir. Havf, bir kamçıdır; …….24.soz/5.dalevet, halık’ı zülcelalinden havf etmek. onun rahmetinin şefkatina yol bulup iltica etmek demekti.Havf, bir kamçıdır; onun rahmetinin kucagına atar. malumdur ki bir valide, mesela bir yavruyu korkutup sinesine celbediyor.Halbuki, bütün validelerin şefkatleri rahmet’i ilahiyyenin bir lem’asıdır. Demek havfullahta bir azim lezzet var.Madem havfullahın böyle lezzeti bulunsa, muhabbetullahta ne kadar nihayetsiz lezzet bulunduğu malum olur.Hem Allah’tan havf eden, başkaların kasavetli, belalı havfından kurtulur.Hem Allah hesabına olduğu için mahlukata ettiği muhabbet dahi, firaklı, elemli olmuyor
yerinde sarfolunmıyan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası……….
çok küçük bir söz kaldı:) buyrun tamamlayın bakalım…21 Nisan 2008: 14:10 #688926Anonim
medine gülü;7469 wrote:evet, halık’ı zülcelalinden havf etmek. onun rahmetinin şefkatina yol bulup iltica etmek demekti.Havf, bir kamçıdır; onun rahmetinin kucagına atar. malumdur ki bir valide, mesela bir yavruyu korkutup sinesine celbediyor.Halbuki, bütün validelerin şefkatleri rahmet’i ilahiyyenin bir lem’asıdır. Demek havfullahta bir azim lezzet var.Madem havfullahın böyle lezzeti bulunsa, muhabbetullahta ne kadar nihayetsiz lezzet bulunduğu malum olur.Hem Allah’tan havf eden, başkaların kasavetli, belalı havfından kurtulur.Hem Allah hesabına olduğu için mahlukata ettiği muhabbet dahi, firaklı, elemli olmuyoryerinde sarfolunmıyan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası……….
çok küçük bir söz kaldı:) buyrun tamamlayın bakalım…bir muhabbet-i gayr-ı meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir. Rahmânü’r-Rahîm ismiyle, hurilerle müzeyyen Cennet gibi senin bütün arzularına câmi bir meskeni senin cismanî hevesâtına ihzar eden; ve sair esmâsıyla senin ruhun, kalbin, sırrın, aklın ve sair letâifin arzularını tatmin edecek ebedî ihsânâtını o Cennette sana müheyyâ eden; ve herbir isminde mânevî çok hazine-i ihsan ve kerem bulunan bir Mahbûb-u Ezelînin, elbette bir zerre muhabbeti kâinata bedel olabilir; kâinat Onun bir cüz’î tecellî-i muhabbetine bedel olamaz. Öyleyse, o Mahbûb-u Ezelînin kendi habîbine söylettirdiği şu ferman-ı ezelîyi dinle,
Halbuki tesettürün ref’i, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü…
3 Mayıs 2008: 12:25 #689632Anonim
hüsrev;7471 wrote:Halbuki tesettürün ref’i, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü…
[/center]Halbuki tesettürün ref’i, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü, en serseri ve asrî bir genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhşa sülûk eder.
Kadın öyle değil; o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünkü kadının-aile hayatında müdir-i dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan-en esaslı hasleti sadakattir, emniyettir. Açık saçıklık ise, bu sadakati kırar, kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azâbı çektirir.
24.Lem’aiman, insanı insan eder; belki,……………
3 Mayıs 2008: 16:49 #689643Anonim
GuLSerbeti;9194 wrote:iman, insanı insan eder; belki,……………
GuLSerbeti;9194 wrote:iman, insanı insan eder; belki,……………İman, insanı insan eder.Belki insanı sultan eder. Öyleyse, insanın vazife-i asliyesi,iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.
Şu meselenin binler delillerinden, yalnız hayvan ve insanın dünyaya gelmelerindeki farkları, o meseleye vâzıh bir delildir ve bir burhan-ı kàtıdır. Evet, insaniyet, iman ile insaniyet olduğunu, insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları gösterir. Çünkü, hayvan, dünyaya geldiği vakit, adeta başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi, istidadına göre mükemmel olarak gelir, yani gönderilir. Ya iki saatte, ya iki günde veya iki ayda bütün şerâit-i hayatiyesini ve kâinatla olan münasebetini ve kavânîn-i hayatını öğrenir, meleke sahibi olur. İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder, yani ona ilham olunur.
Haşrin Mahkeme-i Kübrâsında, mizan-ı âzam-ı adaletinde cin ve insin muvazene-i a’mâllerini istib’âd edip inanmayan,
3 Mayıs 2008: 16:54 #689645Anonim
GuLSerbeti;9194 wrote:iman, insanı insan eder; belki,……………
İman, insanı insan eder.Belki insanı sultan eder. Öyleyse, insanın vazife-i asliyesi,iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.
Şu meselenin binler delillerinden, yalnız hayvan ve insanın dünyaya gelmelerindeki farkları, o meseleye vâzıh bir delildir ve bir burhan-ı kàtıdır. Evet, insaniyet, iman ile insaniyet olduğunu, insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları gösterir. Çünkü, hayvan, dünyaya geldiği vakit, adeta başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi, istidadına göre mükemmel olarak gelir, yani gönderilir. Ya iki saatte, ya iki günde veya iki ayda bütün şerâit-i hayatiyesini ve kâinatla olan münasebetini ve kavânîn-i hayatını öğrenir, meleke sahibi olur. İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder, yani ona ilham olunur.
Haşrin Mahkeme-i Kübrâsında, mizan-ı âzam-ı adaletinde cin ve insin muvazene-i a’mâllerini istib’âd edip inanmayan,3 Mayıs 2008: 16:56 #689646Anonim
Haşrin Mahkeme_i Kübrâsında, mizan-ı âzam-ı adaletinde cin ve insin muvazene-i amellerini istib’ad edip inanmayan bu dünyada gözüyle gördüğü bu muvzane-i ekbere dikkat etse, elbette istib’âdı kalmaz.
Risale-i Nur dünya işlerine âlet olamaz, dünya işlerine siper edilmez. Çünkü, ehemmiyetli bir ibadet-i tefekküriye olduğu cihetle…
kopyası :D:Dkastamonu lahikası4 Mayıs 2008: 13:21 #689664Anonim
hüsrev;9220 wrote:Risale-i Nur dünya işlerine âlet olamaz, dünya işlerine siper edilmez. Çünkü, ehemmiyetli bir ibadet-i tefekküriye olduğu cihetle…kopyası :D:Dkastamonu lahikası
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Risale-i Nur dünya işlerine âlet olamaz, dünya işlerine siper edilmez. Çünkü, ehemmiyetli bir ibadet-i tefekküriye olduğu cihetle, dünyevî maksatlar onunla kasten istenilmez. İstenilse, ihlas kırılır, o ehemmiyetli ibadet şekli değişir. Yani, çocuklar gibi, döğüştükleri vakit Kur’an’ı başına siper eder. Başına gelen zarar Kur’an’a geldiği gibi, Risale-i Nur, böyle muannid hasımlara karşı siper istimal edilmemeli.
Kastamonu Lahikasi:)
en hayırlı genç odur ki, ………..
23.mektuptan
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.