• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #660245
    Anonim

      Risale-i Nurlar bu asırdaki hastalıkların devası olduğundan vesveseden kurtulmanın yolu da nurlara ciddi manada muhatap olmaktır. Üstadımız’ın; ˝Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider˝ dediği gibi vesvesenin mahiyetini bize bildiren Risale-i Nurlardır.

      Saniyen: Hangi tür vesvesenin hangi özellikteki insanlarda bulunduğuna dair tespit yapmak için Risaleye müracaat edildiğinde, Üstadımız’ın Vesvese Risalesi’nin başındaki beyanına müracaat etmemiz lazım gelir.

      ˝Ey maraz-ı vesvese ile mübtela! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer. Ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider˝ (1) ifadesinden yola çıkarak vesvese;

      a) Musibete ziyade ehemmiyet verenlerde,

      b) Musibeti büyütenlerde,

      c) Musibetten ziyade korkanlarda,

      d) Meselenin mahiyetini bilmeyenlerde,

      e) Cahillerde, daha çok bulunmaktadır. Bunlar genel itibarıyla bütün vesveselerin kaynağını teşkil eder.

      Ama her vecihteki vesvese için ısrar ediyorsanız yalnız bu kadar deriz ki;

      Birinci vecihteki vesveseye; hayalin mahiyet ve hükmünü bilmeyenlerde; İkinci vecihteki vesveseye; kalbin vazife ve hükmü ile hayalin hüküm ve vazifesini bilmeyenlerde; Üçüncü vecihteki vesveseye; hayalimizin meşgul olduğu sanata göre ve ˝ Hususan hassas asabilerde˝ ; Dördüncü vecihteki vesveseye; amelin en iyi suretini taharri edenlerde; Beşinci vecihteki vesveseye; tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür; tasdik-ı aklî ve iz’an-ı kalbînin hükümlerini iltibas edenlerde daha ziyade hükmünü icra eder. Yoksa kesin bir cizgi ile birbirinden ayırmak mümkün değil.

      Birde bunun temelinde ne var diye soruyorsunuz. Bunun temelin de imtihanın sırrı var. Şeytanın yaratılışının temelinde olduğu gibi.

      Hikmeti ise: Üstadımızın, “İfrata varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebebdir, taharriye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaydlığı atar, tehavünü def’eder. Onun için Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş. Beşerin başına vuruyor. Şayet ziyade incitse, Hakîm-i Rahîm’e şekva etmeli, “Eûzü billahi mineşşeytanirracim” demeli.” dediği gibi terakkiye sebep olduğunda kaynağını tamamen kurutmak mümkün değildir. Hem de iyi de değildir ki; kusurumuzu derk etmeğe sebep olur. Üstadımızın “vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır” ifadesi de bunu teyid eder.

      #765824
      Anonim

        EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider.

        Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesiresinden kesîrü’l-vuku olan yalnız Beş Vechini beyan edeceğim; belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle birşeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider.

        BİRİNCİ VECİH – BİRİNCİ YARA

        Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münâfi-i edep çirkin halleri tasvir eder. Kalbe “Eyvah!” dedirtir, ye’se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi, Rabbine karşı sû-i edepte bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:

        Bak, ey biçare vesveseli adam! Telâş etme. Çünkü senin hatırına gelen şetim değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi şetm değildir. Zira, mantıkça, tahayyül, hüküm değildir. Şetm ise hükümdür.

        Hem bununla beraber, o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin, ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yani, onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünkü hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder; onun sözünü ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zaten şeytanın da istediği odur.

        Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam.

        #727479
        Anonim

          Vesvese bahsinde beş tür vesveseden bahsediliyor. Hangi tür vesvesenin hangi özellikteki insanlarda bulunduğuna dair tespit yapabilir misiniz? Mesela ben ibadetlerimde, dünyevi uğraşlarımda vs geçmişten beri hep dördüncü vecih vesveseye maruz kalıyorum. Bu o kadar çok belirgin ki sadece ben değil etrafımdakilerde aynı şeyi söylüyorum. Hamdolsun Nurları okuyunca izale ediliyor bu sorunlar. Fakat merak ettiğim şu; bunun temelinde ne var acaba? Yani onu bulup sorunu kaynağında gidermek mümkün mü?

          Değerli Kardeşimiz;

          Evvela sizin de buyurduğdnuz gibi, Risale-i Nurlar bu asırdaki hastalıkların devası olduğundan vesveseden kurtulmanın yolu da nurlara ciddi manada muhatap olmaktır. Üstadımız’ın; ˝Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider˝ dediği gibi vesvesenin mahiyetini bize bildiren Risale-i Nurlardır.

          Saniyen: Hangi tür vesvesenin hangi özellikteki insanlarda bulunduğuna dair tespit yapmak için Risaleye müracaat edildiğinde, Üstadımız’ın Vesvese Risalesi’nin başındaki beyanına müracaat etmemiz lazım gelir.

          ˝Ey maraz-ı vesvese ile mübtela! Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer. Ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür. Küçük görsen, küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder. Havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir. Mahiyetini bilsen, onu tanısan gider. Şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider˝ (1) ifadesinden yola çıkarak vesvese;

          a) Musibete ziyade ehemmiyet verenlerde,

          b) Musibeti büyütenlerde,

          c) Musibetten ziyade korkanlarda,

          d) Meselenin mahiyetini bilmeyenlerde,

          e) Cahillerde, daha çok bulunmaktadır. Bunlar genel itibarıyla bütün vesveselerin kaynağını teşkil eder.

          Ama her vecihteki vesvese için ısrar ediyorsanız yalnız bu kadar deriz ki;

          Birinci vecihteki vesveseye; hayalin mahiyet ve hükmünü bilmeyenlerde; İkinci vecihteki vesveseye; kalbin vazife ve hükmü ile hayalin hüküm ve vazifesini bilmeyenlerde; Üçüncü vecihteki vesveseye; hayalimizin meşgul olduğu sanata göre ve ˝ Hususan hassas asabilerde˝ ; Dördüncü vecihteki vesveseye; amelin en iyi suretini taharri edenlerde; Beşinci vecihteki vesveseye; tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür; tasdik-ı aklî ve iz’an-ı kalbînin hükümlerini iltibas edenlerde daha ziyade hükmünü icra eder. Yoksa kesin bir cizgi ile birbirinden ayırmak mümkün değil.

          Birde bunun temelinde ne var diye soruyorsunuz. Bunun temelin de imtihanın sırrı var. Şeytanın yaratılışının temelinde olduğu gibi.

          Hikmeti ise: Üstadımızın, “İfrata varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebebdir, taharriye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaydlığı atar, tehavünü def’eder. Onun için Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş. Beşerin başına vuruyor. Şayet ziyade incitse, Hakîm-i Rahîm’e şekva etmeli, “Eûzü billahi mineşşeytanirracim” demeli.” dediği gibi terakkiye sebep olduğunda kaynağını tamamen kurutmak mümkün değildir. Hem de iyi de değildir ki; kusurumuzu derk etmeğe sebep olur. Üstadımızın “vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır” ifadesi de bunu teyid eder.

          (1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam.

          Selam ve dua ile…
          Sorularla Risale-i Nur Editör

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.