- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Haziran 2015: 15:35 #683305
Anonim
Vuslat ve Büyük Vedâ
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer (cansız) ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir.” (Enbiyâ,Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“Ey insanlar! Duydum ki sizler, peygamberinizin vefât edeceğinden korkuyormuşsunuz! Benden evvel gönderilip de ümmeti içinde dâimî olarak kalmış bir peygamber var mıdır ki ben de sizin içinizde sürekli kalayım? İyi biliniz ki ben Rabbime kavuşacağım! O’na siz de kavuşacaksınız! Muhakkak ki bütün işler, yüce Allâh’ın izni ile cereyân eder. (Buhârî, Salât, 80; İbn-i Sa’d, II, 227)Allâh Teâlâ, daha önceki peygamberlerine vermediği büyük bir nîmeti Rasûlullâh (sav)’e verdi. Allâh Rasûlü, vefâtından önce tebliğ vazîfesinin muvaffakıyetini gördü. Arap Yarımadası’nı şirkten temizledi. Putlar, bizzat onlara tapanlar tarafından kırıldı ve yok edildi. Kızlarını diri diri toprağa gömen insanlar, merhamette zirve hâline geldiler. Çünkü Rasûlullâh (sav) insan eğitimini zirveleştiren ve insanı bir yaratılış hârikası hâline getiren en büyük terbiyeci idi.
O sabah Allâh Rasûlü (sav), daha evvel hazırladığı, ancak rahatsızlığı dolayısıyla hareketi geciken ordunun yola çıkmasını emir buyurdu. Tâyin ettiği genç kumandan Üsâme bin Zeyd’e:
“Allâh’ın bereketi üzere kuşluk vakti yola çıkınız!” tembihinde bulundu. (Vâkıdî, III, 1120)
O gün Allâh Rasûlü (sav), Âişe (ranhâ)’nın yanında bulunan altı-yedi dinarı fakirlere dağıtmasını emrettiler. Bir müddet sonra da dinarların ne olduğunu sordular. Hz. Âişe’nin hastalık telâşıyla onları dağıtmayı unutmuş olduğunu öğrenince, dinarları isteyip avuçlarına aldılar. Sonra:
“Allâh’ın Peygamberi Muhammed, bunları fakirlere dağıtmadığını, yanında bulundurduğu hâlde Rabbine kavuşmayı uygun görecek değildir!..” ifâdelerinin ardından, onların hepsini Ensâr’ın fakirlerinden beş ev halkına dağıttılar da:
“İşte şimdi rahatladım!..” buyurarak hafif bir uykuya daldılar. (Ahmed, VI, 104; İbn-i Sa’d, II, 237-238)
İşte ardı arkası kesilmeyen bir infak…
O gün Allâh Rasûlü (sav), Ehl-i Beyt’ine şöyle seslendi:
“Ey insanlar! Ateş alevlendi. (Dikkat edin), karanlık gece kıt’aları gibi fitneler geliyor!.. (Sanki istikbaldeki hâdiseleri, gözler önüne seriyordu.) Ben, ancak Allâh’ın Kitâbı olan Kur’ân’ın helâl kıldığını helâl; onun haram kıldığını haram kıldım!
Ey Rasûlullâh Muhammed’in kızı Fâtıma! Ey Safiyye! Allâh katında makbûl ameller işleyiniz! (Sâlih amelleriniz yoksa, bana güvenmeyiniz.) Çünkü ben (kulluk yapmadığınız takdirde) sizi Allâh’ın azâbından kurtaramam!” (İbn-i Sa’d, II, 256; Buhârî, Menâkıb, 13-14; Müslim, Îman, 348-353)
O gün Allâh Rasûlü (sav):
“Aman! Namaza! Namaza devâm ediniz! Aman! Ellerinizin altındaki insanlara iyi davranınız! Onlar hakkında Allâh’tan korkunuz! (Onların giyimlerini ihmâl etmeyiniz! Karınlarını doyurunuz! Onlara yumuşak söz söyleyiniz!)” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 123-124/5156; İbn-i Mâce, Vasâyâ, 1)
O gün Allâh Rasûlü (sav), iştiyakla misvak kullandı.
Hazret-i Âişe vâlidemiz buyurur ki:
“Rasûlullâh dişlerini misvaklarken, O’nun daha önce bu kadar güzel misvak kullandığını görmemiş gibiydim!” (Buhârî, Meğâzî, 83; İbn-i Sa’d, II, 261)
Bir de Rasûlullâh (sav)’in yanında ufak bir su kabı vardı. Fahr-i Kâinât Efendimiz zaman zaman ellerini bu kabın içine batırıp yüzünü sıvazlıyor ve:
“Lâ ilâhe illâllâh, şüphesiz ölümün sekerâtı (aklı gideren şiddetleri ve sadmeleri) vardır!” buyuruyordu. (Buhârî, Meğâzî, 83)
O gün Allâh Rasûlü (sav), Cenâb-ı Hakk’a şöyle niyâz etti:
“Ey Allâh’ım! Beni merhametinle ihâta et! Beni, Refîk-ı A’lâ’ya kavuştur! Ey Allâh’ım! Beni merhametinle ihâta et! Bana, rahmetini ihsân et! Beni Refîk-ı A’lâ’ya kavuştur!” (Buhârî, Meğâzî, 83; Ahmed, VI, 126)
O gün Allâh Rasûlü (sav), Uhud’un en sıkıntılı zamanlarında “Rasûlullâh öldü” feverânı üzerine dağılmaya yüz tutan ashâba ihtar sadedinde kendisi hakkında nâzil olan şu âyet-i kerîmeyi okudu:
“Muhammed, bir Rasûl’dür. O’ndan önce de rasûller gelip geçmiştir. Şimdi O, ölür veya öldürülürse, ökçenizin üzerinde gerisin geriye dönecek misiniz? Kim, böyle iki ökçesi üzerinde ardına dönerse, elbette ki Allâh’a hiçbir şeyle zarar vermiş olmaz. Allâh, şükür ve sebât edenlere mükâfat verecektir.” (Âl-i İmrân, 144)
O gün Allâh Rasûlü (sav)’e, vahiy meleği Cebrâîl -aleyhisselâm- gelerek:
“-Sana selâm olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Bu, Sen’in için yeryüzüne ayak basışımın sonuncusudur!” dedi. (İbn-i Sa’d, II, 259)
O gün Allâh Rasûlü (sav), daha evvel buyurduğu:
“-Hiçbir peygamberin rûhu, cennetteki durağını görmedikçe alınmaz! Sonra durağına gitmesi, arzusuna bırakılır!” sözlerinin tecellîsini yaşadı. (Buhârî, Meğâzî, 83, 84; Ahmed, VI, 89)
O gün Allâh Rasûlü (sav)’e Azrâîl (as) geldi ve yanına girmek için izin istedi. Müsâade aldıktan sonra Âlemlerin Efendisi’nin önünde durarak:
“–Yâ Rasûlallâh! Ey Ahmed! Yüce Allâh beni Sana gönderdi. Sen’in her emrine itaat etmemi de emir buyurdu. Eğer Sen arzu edersen rûhunu alacağım! Arzu etmezsen rûhunu Sen’de bırakacağım!” dedi.
O sırada yanlarında bulunan Cebrâîl (as) da:
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Yüce Allâh Sen’i özlemektedir!” dedi.
O gün Allâh Rasûlü (sav), kendisinden müsâade isteyen ölüm meleğine:
“–(Ey Azrâîl!) Allâh katında olan daha hayırlı ve daha devamlıdır! Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir; rûhumu al!” buyurdu. (İbn-i Sa’d, II, 259; Heysemî, IX, 34-35; Belâzûrî, I, 565)
Ardından mübârek ellerini yanındaki su kabına batırıp ıslatarak yüzlerine sürdü ve ilâhî hasretle dolu hayâtının vuslat kapısından geçerken kelime-i tevhîdi terennüm ederek:
“Ey Allâh’ım! Refîk-ı A’lâ, Refîk-ı A’lâ” diye diye mübârek rûh-i şerîflerini teslîm eyledi. Yüzlerini ıslattıkları mübârek eli, yanındaki su kabının içine düştü!.. (Buhârî, Meğâzî, 83) (Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa (sav)-2, Erkam Yay.)Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
et-Tevvâb: Kendisine yönelen kullarının günahlarını affeden, tövbelerini kabul eden demektir.Kısa Günün Kârı
Ne saâdet o yeryüzüne ki, Âlemlerin Efendisi’ni bağrında saklamaktadır. Şâir bunu ne güzel ifâde eder:
Ol Rasûl-i müctebâ hem rahmeten li’l-âlemîn
Bende medfundur deyû eflâke fahreyler zemîn
Ravzasın edip ziyâret dedi Cibrîl-i Emîn:
Hâzihî cennâtü adnin fedhulûhâ hâlidîn!..
“Rasûlullâh (sav) seçkin bir peygamber ve âlemlere rahmettir. Yeryüzü; «O’nun kabri bendedir.» diyerek göklere karşı iftihâr etmektedir. Cebrâîl (as) Allâh Rasûlü’nün Ravza’sını ziyâret ederek; «Burası Adn Cennetleri’dir. Oralara ebedî kalmak üzere girin!» demiştir.”Lügatçe
vuslat: Sevgiliye kavuşma, buluşma.
tâyin: 1. Atama
infak: Nafaka verip bir kimsenin geçimini sağlama.
ihâta: Kuşatma, sarma, çevirme, çevreleme.“İki Gün Bir Değil” mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.