- Bu konu 43 yanıt içerir, 13 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Aralık 2009: 08:34 #761705
Anonim
İslâm ile ilk önce şereflenen ve Peygamberimiz Aleyhisselâmla namaz kılan zevcesi Hazreti Hatice, en yakın arkadaşı ve dostu Hazreti Ebû Bekir, amcasının oğlu genç Hazreti Ali ve âzadlı kölesi Hazreti Zeyd b. Harise’dir.
Daha sonra Hazreti Ebû Bekir’in yol göstermesiyle Hazreti Osman b. Affan, Hazreti Abdurrahman b. Avf, Hazreti Sa’d b. Ebî Vakkas, Hazreti Zübeyr b. Avvam, Hazreti Talha b. Ubeydillah ye Hazreti Ebû Ubeyde b. Cerrah müslüman oldular. İşte bunlara “İlk Müslümanlar adı verilir
hz hamza hangi tarihte müslüman oldu14 Aralık 2009: 08:58 #761706Anonim
@AH MİNEL AŞK 170504 wrote:
hz hamza M.612 yılında müslüman oldu
Peygamberimiz yakinlarina Islâm’i teblig etmis olmasina ragmen, Hz. Hamza henüz müslüman olmamisti. Ebû Cehil’in Peygamberimize yaptigi bir hakaret sonucunda müslüman olmustur.
Peygamberimiz bir gün Safâ tepesinde iken Ebû Cehil ve arkadasları onun yanına gelirler. Ebû Cehil Peygamberimize hakaret eder. Abdullah b. Cüdâ’nin câriyesi bu olayi seyredip av dönüsü Kabe’ye ugramayi âdet edinen Hz. Hamza’ya anlatır. Hz. Hamza, eve gitmeden Ebû Cehil’in yanina ugrayarak elindeki yayi Ebû Cehil’in kafasina çalar, basini yaralar ve hakaret eder. Bir gün sonra da Allah Rasûlünün yanina giderek (Bi’set’ten iki yol sonra; 612 yılında) müslüman olur.
Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam’ın çocuklarının isimleri;
……………………………………………..
14 Aralık 2009: 09:32 #761707Anonim
@nuktepira 170506 wrote:
Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam’ın çocuklarının isimleri;
Oğulları:Hz Kasım,Hz Abdullah,Hz İbrahim.
Kızları :Hz Zeynep,Hz Rukiye,Hz Ummugülsüm,Hz Fatmaİslam’a girmeleri İle İslam’ın kuvvet kazandığı iki kahraman sahabe ………………….
14 Aralık 2009: 10:00 #761708Anonim
@ent 170507 wrote:
İslam’a girmeleri İle İslam’ın kuvvet kazandığı iki kahraman sahabe ………Hz.Hamza ve Hz.Ömer………….
Efendimiz aleyhissalatu vesselam, iki Ömerden birinin hidayeti için dua etmişti.İki Ömer’den biri Ömer Bin Hattab, diğeri ise şimdilerde “Ebu Cehil” diye bildiğimiz kişiydi.
Ömer Bin Hattab, O’nun duasının kabul edilmiş hali oldu ve Hz.Ömer(ra) oldu.
Diğeri ise islam düşmanı olarak kaldı.Dikkat edin, islam düşmanı olarak bildiğimiz Ebu Cehil de Hz.Peygamber(asm) için bir “Hz.Ömer” adayı idi…Ancak bu Hz. Ömer’lik ona değil, diğer Ömer’e nasip oldu.
Hz.Ömer, cahiliyesinde de mert bir adamdı.Doğru bildiğini yapmaktan korkmayan, cesur, kişilik sahibi biriydi ki bu çerçevede Ebu Cehil olarak kalan diğer Ömer’in de toplumda saygın biri olduğunu biliyoruz.
Müşrik oldukları halde böylesine saygın olmalarından dolayı müslüman olmaları için Peygamberimizin duasına konu olmaları dikkat çekici değil mi?Biliyordu ki Efendimiz(asm) onlardan biri müslüman olduğunda, islam toplumuna cesaret gelecek ve onlar cahiliyede gösterdikleri tavırlarını islam adına çok daha güzelleştirerek ortaya koyacaklardı.—Alıntı-Senai Demirci—
Hz. Hamza(ra) Efendimiz a.s.v ım amcası ve şehitlerin efendisidir. Cesur kişiliği ve “gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam” sözüyle hayranlık uyandıran Hz. Hamza islamiyeti kabulünden evvelde mazlumlara yardım etmeyi seven cesur bir savaşçıydı. av dönüşü evine gitmeden ka be yi tavaf edecek kadar kutsal kabul ettiği değerlere saygılı, karşılaştığı şahıslara selâm verip sohbet etmesini seven mürüvvetli bir insandı.
heybetli, onurlu bir sahabîdir. hz. hamza (r.a) iyi bir avcı, keskin nişancı, kureyş in en şereflilerindendir.
Efendimiz a.s.v ve ilk müslümanlar ………………………………. yılında Mekke’den Medine’ye hicret etmişlerdir.
14 Aralık 2009: 10:19 #761710Anonim
Mekke’den Ayrılış Ve Sevr Mağarası (M.622-İslamın13. Yılı)
Peygamberimiz Aleyhisselâm, kendisine hicret etmek arzusunu bildiren fakat her defasında beklemesi söylenen en yakın dostu Hazreti Ebû Bekir’in yanına varmıştı. Hazırlıklarını tamamlayıp yola çıktılar. Mekke’ye birbuçuk saatlik mesafedeki Sevr dağında bir mağaraya gizlendiler. Mekke’den ayrılırken ayakkabılarını çıkarmışlar, ayaklarının uçlarına basarak yol almışlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselâm, iman etmeyen fakat yine de en emin kişi olduğunu kabul eden Kureyşlilerin; kendisine bıraktıkları emanetlerini de Hazreti Ali’ye teslim etmişti. Hazreti Ali de Efendimiz (A.S) Mekke’den ayrıldıktan sonra bu emanetleri sahihlerine vermiş, onlardan üç gün sonra yalnız olarak Medine’ye hareket etmişti.
Kureyş kâfirleri, Peygamberimiz Aleyhisselâmı ellerinden kaçırdıktan sonra, 100 deve mükâfat vaadiyle, peşine bir çok adamlar saldılar. Kendileri de en iyi kılavuzları tutarak aramaya çıktılar. Bir ara gizlendikleri mağaranın kapısına kadar geldiler. Ancak mağaranın ağzındaki ağaca yuva yapan güvercinleri, kapıyı ördükleri ağ ile kapatan örümcekleri görünce döndüler. Bu halde içeriye kimsenin girmemiş olduğunu sandılar. Halbuki onların konuşmaları içeriden duyuluyor, Hazreti Ebû Bekir Peygamberimiz Aleyhisselâm için endişeye kapılıyordu. Efendimiz (A.S) ise, yakın dostunu:
-“Mahzun olma, Allahü Teâlâ bizimle beraberdir!” diye tesellî ediyordu.
Bulana 100 Deve
Peygamberimiz Aleyhisselâm, hicret arkadaşı ile üç gün üç gece mağarada kaldı. Bu zaman içerisinde Hazreti Ebû Bekir’in oğlu Abdullah haberleri bildirir, âzadlı kölesi Hazreti Âmir b. Füheyre de sütlerini getirirdi. Üç gün sonra, arama işi biraz gevşeyince, kılavuz seçilen kimse develeri getirdi. Kılavuz kâfir olmakla beraber, yolu en iyi bilen, güvenilir bir adamdı. Hazreti Âmir de yanlarında olarak Medine’ye doğru yola çıktılar. Sapa ve kestirme yollardan gittiler.
Kureyş’in 100 develik mükâfatını duyan Süraka adında yiğit bir pehlivan, Fahri Kâinat Efendimize yetişmeyi başarmıştı. Hazreti Ebû Bekir’in endişeleri arasında kılıcını çekip atını sürdü. Ancak atının ayakları kumlara gömülüp aşağı yuvarlandı. Bütün gayretleri sonuç vermeyince, bir şey yapamayacağını anladı. Pişmanlık duyarak Peygamberimiz Aleyhisselâmdan aman diledi. İsteğinin kabul edilmesiyle o tarafa gelenleri de geri çevirdi. İleriki senelerde ise İslâm’la şereflendi.
Medine yolcularını yakalamak isteyenlerden biri de 70 kişiyle takip eden Büreyde idi. Ancak Peygamberimiz Aleyhisselâmla karşılaşınca, onu bağlayıp götürmek isterken kendisi O’na bağlandı kaldı. Yanındakilerle beraber müslüman olup beyaz sarığını mızrağına geçirerek Peygamberimizin ilk bayraktarlığını yaptı.
Yolda daha bir çok mucizeler meydana geldi. Nihayet İslâm’ın 13’üncü senesi Rebîulevvel ayına rastlayan Mîlâdî 17 Temmuz 622 tarihinde, Mekke’den çıkıp 13 günlük yolu 8 günde alarak Medine’ye hicret eden Peygamberimiz Aleyhisselâm ve en yakın dostu, Kuba köyüne ulaştı. Peygamberimiz Aleyhisselâmın gelmesini her gün güneşin altında dört gözle bekleyen ve bunun için yollara dökülen müminler, yüksek bir kuledeki yahudinin “Beklediğiniz zât geliyor!” diye bağırmasıyla sevince boğuldular. Medine adetâ bayram yerine döndü. Hep beraber Peygamberimiz Aleyhisselâmı karşıladılar.
Hazreti Aişe ile Evlenmesihangi tarihtedir
14 Aralık 2009: 11:51 #761712Anonim
@AH MİNEL AŞK 170514 wrote:
Hazreti Aişe ile Evlenmesihangi tarihtedir
Evliliğin, hicretten altı, yedi ay veya sekiz ay sonra yahut yaklaşık bir buçuk yıl sonra ve Bedir’in akabinde gerçekleştiğini ifade eden rivayetler vardır.
(Bkz.: İbn Sa’d, Tabakât, 8/58; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe Ümmi’l-Mü’minîn, Tahkîk: Muhammed Rahmetullah Hâfız en-Nedvî, Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 2003, 40, 49.)
Peygamberimiz ne zaman nebi oldu, ne zaman resul oldu?
14 Aralık 2009: 12:51 #761719Anonim
Nebi, haber mânâsına “nebe” kökünden gelmiş olup Allah tarafından kendisine nebilik ve bâzı İlâhî hükümler haber verilen zat demek olur
“Resul” ise, Allah tarafından İlâhî hükümleri tebliğ etmek için gönderilen zat mânâsınadır
Kısacası, “resul”, kitab ve şeriat sahibi olduğu halde, “nebi”, kendinden evvelki peygamberin şeriatına dâvetle vazifelidir Her resul nebidir, ama her nebi resul değildirBu izahtan sonra, Peygamberimize (asm) vahyin nasıl geldiği hususuna da temas etmekte fayda vardır Resulullaha (asm) ilk vahiy sâdık rüya şeklinde gelmiştir Gördüğü her rüya açıkça çıkıyordu Ondan sonra kendisine yalnızlık sevdirildi Bu sebeple zaman zaman Hira Mağarasına gidip orada Hz İbrahim’in (as) dini üzere ibadet etmeye başladıYine ibadet için Hira Mağarasına gitmişti Allah’ın emriyle Cebrâil (as) geldi ve Hz Muhammed’e (asm) “Oku” dedi “Yaratan Rabbının adıyla oku! O Allah ki, insanı bir kan pıhtısından yarattı Oku, senin Rabbin kalemle yazı yazmayı öğreten kerîmler Kerîmidir İnsana bilmediğini öğretmiştir” Bunun üzerine heyecanlanan Resulullah (asm) eve giderek hanımı Hz Hatice’ye (ra) “Beni örtün, beni örtün” dedi Korkusu gidinceye kadar mübarek vücudunu sarıp örttüler
Böylece Resul-i Ekreme (asm) ilk vahiy gelmiş oldu O zaman kırk yaşında idi Bu vahiyden sonra bir müddet vahiy kesildi Vahyin kesilmesinin ne kadar sürdüğü hakkında çeşitli rivayetler vardır Bu geçen zaman en az on beş gün, en çok üç senedirVahyin tekrar başlaması hususunda ise Peygamberimiz (asm) şöyle buyururlar:
“Bir gün yürürken gökyüzü tarafından bir ses işittim Başımı kaldırınca Hira’da bana gelen meleği gördüm Semâ ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturmuştu Çok korktum Evime dönüp ‘Beni örtün, beni örtün’ dedim Bunun üzerine Cenab-ı Hak, ‘Ey örtüye bürünen Resûlüm! Kalk ve insanları Allah’ın azabından sakındır Rabbini büyük tanı Elbiseni temiz tut Azap sebebi olacak günahlardan uzak dur’ meâlindeki âyetleri indirdi Artık bir daha vahiy kesilmedi”
Peygamber Efendimiz (asm) Hira’da gelen ilk vahiyle resul değil, nebi olmuştur Çünkü henüz risaletle vazifelendirilmişti Vahyin bir müddet kesilmesinden sonra ikinci defa gelmeye başlamasıyla da resul oldu
Demek ki, Resulullahın (asm) ilk defa nebi, sonra resul olması doğrudur Ancak, nebiliği ile resullüğü arasında ne kadar zaman geçtiği hususu kesin olarak bilinmemektedir Bu mevzuda çeşitli rivayetler vardır
Kıble’nin Kudüs’den Kabe’ye Çevrilmesi hang i tarihtedir
14 Aralık 2009: 14:04 #761732Anonim
@AH MİNEL AŞK 170536 wrote:
Kıble’nin Kudüs’den Kabe’ye Çevrilmesi hang i tarihtedir
Kıble, aslında bir tarafa yönelme mânâsına gelir. Sonraları, namaz kılınacağı sırada yönelinen yere isim olmuştur. İlk kıble aynı zamanda yer yüzünün ilk mâbedi olan Kâbe’dir. Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Salih ve Hz. Zülkarneyn’in (Aleyhimüsselam) kıblesi Kâbe idi.
Peygamberimize (asv) de Allah tarafından Hicerten önce Mekke’de bulunduğu sırada önceleri Kâbe’ye, sonraları da Beytü’l-Makdis’e doğru namaz kılması emredildi. Mescid-i Aksâ da denilen Beytü’l-Makdis, yeryüzünde inşâ edilen ikinci mesciddir. Mescid-i Aksâ, Hz. Musâ’dan (a.s.) Hz. İsa (a.s.) zamanına kadar gelen peygamberlerin vahiy menzili idi. Bu sebeple Yahudiler, Hıristiyanlar ve daha sonra da biz Müslümanlar için mukaddes bir yer sayılır.
Peygamber Efendimiz (asv) Mekke’de bulunduğu müddetçe Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kılarken Kâbe’yi de önünde bulunduruyor, böylece her iki kıbleyi de birleştiriyordu. Ancak, Medine’ye hicret ettikten sonra her iki tarafa dönmek mümkün olmadı. Buharî’nin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz (asv) hicret ettikten sonra on yedi ay kadar Mescid-i Aksâ’ya dönerek namaz kıldı.
Bu arada Yahudiler, “Bizim kıblemiz olmasa Muhammed ve Ashabının kıblesi olmazdı. Biz gösterinceye kadar kıblelerinin neresi olduğunu bilemediler” diyerek sinsi sinsi söylenmeye başladılar.
Hem bu durum, hem de her iki kıbleye yönelememe Peygamberimizi (sav) rahatsız ediyordu. Başını sık sık semâya çeviriyor, vahiy bekliyordu. Birgün Cebrâil (a.s.) gelince, “Ya Cebrâil, Allah’tan, yönümü Kâbe’ye çevirmesini arzu ediyorum” buyurdu. Cebrâil (a.s.), “Ben ancak bir kulum. Rabbine duâ et, bunu Ondan niyaz et” dedi.
Peygamberimiz de (a.s.m.) Cebrail’in bu tavsiyesi üzerine Allah’a niyaz etmeye devam etti. Cenab-ı Hak sevgili Habibinin duâsını kabul etti. Peygamberimiz Ashabıyla birlikte öğle (bir rivayette ikindi) namazı kılarken kıblenin Kâbe olarak değiştiği vahyedildi:
“Yüzünün sık sık semâya çevrildiğini muhakkak ki Biz görüyoruz. Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yönünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Kendilerine kitap verilen Hıristiyan ve Yahudiler de bilirler ki, bu emir Rablerinden gelen hakkın tâ kendisidir. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.”
— alıntı-sorularlaislamiyet.com —kısaca;
“Medine’ye hicretin 17. ayında kıblenin Mescid-i Haram’a doğru çevrildiğini bildiren âyet-i kerime nâzil oldu.
“Yüzünün sık sık semâya çevrildiğini, muhakkak ki Biz görüyoruz. Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin…
Kıble, Mescid-i Haram tarafına çevrildikten sonra, Resûl-i Ekrem Efendimiz Kubâ’ya gitti ve İslâm tarihinde inşa edilen ilk mescid olan Kubâ Mescidinin Beytü’l-Makdis tarafına olan kıblesini de Kâbe’ye doğru çevirtti.”
Efendimiz Medine’ye hicretinde hane-i saadet tamamlanana kadar …………………………..evinde kalmıştır.
15 Aralık 2009: 06:36 #761829Anonim
Ali de Kuba’da Rasûlulah’a yetişti.
Süheyb b. Sinan da hicret etmek için yola çıkmıştı. Kureyşliler onun yolunu çevirdiler, göndermek istemediler. Süheyb, biriktirdiği bütün serveti Kureyşlilere bırakmak şartıyla yoluna devam etti.
Peygamberimiz bir kaç gün sonra Medine’ye hareket etti. Hareketinden önce Neccâroğullarına kendisini Medine’ye götürmeleri için haber gönderdiği de rivayet edilmektedir. Abdulmuttalib’in annesi Neccaroğullarının kızıydı. Dolayısıyla Neccaroğulları Abdulmuttalib’in dayıları oluyordu.
Neccaroğulları Peygamberimizi Medine’ye götürdüler. Halk Peygamberimizi ağırlamak için can atıyordu. Allah Rasûlü hiç kimseyi kırmak istemiyordu. ” Devenin yolunu açınız. Nereye çökeceği ona buyrulmuştur” diyordu. Deve boş bir araziye çöktü. Peygamberimiz bu araziye akrabalarından kimin evinin yakın olduğunu sordu. Böylece Neccaroğularından Ebu Eyyûb El-Ensâri’nin evine misafir oldu.
Hz. Peygamber (s.a.s)’in Medine’ye gelişi Medineli mü’minleri büyük bir sevince boğdu.
Bütün mü’minler, evlerinin damına çıkmış; gençler ve hizmetçiler yollara dökülmüşler “Yâ Rasûlallah! Yâ Muhammed! Yâ Rasûlallah!” diyerek bağırıyorlardı. (Müslim, Sahih, VIII, 237). Çocuklar ve hizmetçiler, yollarda ve damlarda “Rasûlullah geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahu ekber, Muhammed geldi! diyorlar, Habeşliler de, sevinçlerinden kılıç kalkan oynuyorlardı (Ebû Davud Sünen, II, 579)Zekât Ve Oruç ne zaman farz kılındı
19 Aralık 2009: 08:52 #762165Anonim
Ramazan orucu, Kıble’nin Kâbe tarafına çevrilişinden bir ay sonra, Peygamberimiz (s.a.v.)in Medine’ye hicretinin 18. ayının başlarında, Şaban ayında farz kılındı.
Zekât, Hicretin ikinci yılında Ramazan orucunun farz kılınmasından ve fıtır sadakasının vâcip kılınışından sonra farz kılındı.
Mekke’ nin fethinde Kabe’ nin üzerine ulaşıp burada bulunan putları oradan kaldırabilsin diye efendimiz hangi sahabiyi mübarek omuzlarına çıkarmıştı?
21 Aralık 2009: 09:18 #762535Anonim
Mekke’ nin fethinde Kabe’ nin üzerine ulaşıp burada bulunan putları oradan kaldırabilsin diye efendimiz …….Hz. Ali (r.a) ‘yi……. mübarek omuzlarına çıkarmıştı
İlk hicret izni ne zaman gelmiştir ve müslümanlar nereye hicret etmişlerdir ?
21 Aralık 2009: 10:51 #762548Anonim
Habeşistan Hicreti (M. 615 İslamın 6. Yılı)
İslâm’ın altıncı yılına rastlayan Mîlâdî 615 senesinde, Peygamberimiz Aleyhisselâm sahabîlerinin bir kısmı ile Hazreti Erkam’ın evine taşınmış, bu saadetti hane “Dâr-ı Erkam” adı ile İslâm’da çok mühim bir yer tutmaya başlamıştı. Müslümanlar, artan eziyet ve işkence karşısında ibadetlerini serbestçe yapabilecekleri ve yaşayacakları bir yere hicret, göç etmek için Peygamberimiz Aleyhisselâmdan izin istediler. Kendilerine Habeş diyarına hicret için müsaade verildi ve hayır dualarla yolcu edildiler.
Habeş hicretine ilk katılan muhacirler 12 erkek ve 4 kadından ibaretti. Bunların içinde Hazreti Osman b. Affan ve zevcesi, Peygamberimiz Aleyhisselâmın kızı Hazreti Rukayye, Hazreti Zübeyr b. Avvam, Hazreti Abdurrahman b. Avf ve Hazreti Abdullah b. Mesud gibi sahabiler bulunuyordu. Kureyş kâfirleri, onların Mekke’den çıkışını duyarak peşlerinden gitmişlerdi. Ancak müminler gemiye binerek Kızıldeniz’e açılmış olduklarından yetişemediler.
İslâm’ın altıncı yılı, Mîlâdî 616 senesinde Ebû Tâlib’in oğlu Hazreti Cafer Tayyar başkanlığında 83 erkek, 21 kadından meydana gelen 104 kişilik bir mümin topluluğu daha Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Müslümanlar Habeş hükümdarı Ashame tarafından çok iyi karşılandılar ve her hususta yardım gördüler. Mekke kâfirleri ise, onların iyi halde olduklarını öğrenmişler; orada da kuvvet bulmasınlar diye elçiler göndererek, kendi vatandaşları olan bu insanların geri verilmesini istemişlerdi. İsa Aleyhisselâmın şeriatı üzere tevhid inancında olan Ashame ise, müminlerin verdiği güzel ve mantıklı cevablardan da kuvvet alarak Kureyşlilerin isteklerini kabul etmemişti. Habeş Hükümdarının bu sıkıntılı devirde, gösterdiği yakınlıkla İslâm’a ve insanlığa büyük hizmeti geçmiştir.
Habeşistan’da çok iyi geçinen müminlerden bir kısmı, müslümanlarla kâfirlerin anlaştıkları haberini duyarak Mekke’ye dönmüşler, ancak asılsız olduğunu öğrenince tekrar hicret etmişlerdi. Garânik hadisesi adıyla anılan bu yanlış haberden dolayı dönenlere, müşrikler yine işkenceden geri kalmamışlardır.
Tebük Gazası hangi tarihtedir23 Aralık 2009: 10:18 #762748Anonim
@AH MİNEL AŞK 172277 wrote:
Tebük Gazası hangi tarihtedir
Hicretin 9. senesi, Receb ayı. ( Milâdî 630.)
“Hüzün Yılı” tabir edilen döneme bu ismi verdiren olaylar nelerdir ve hangi döneme denk gelir?23 Aralık 2009: 10:52 #762750Anonim
Hüzün Yılı (M.619)
Müslümanların ve dostlarının sevinmesi fazla sürmeden, muhasaradan sekiz ay sonra Ebû Tâlib, ondan üç gün sonra da Hazreti Hatice vefat etti. Müminler üstüste gelen bu acıyla sarsıldı, Peygamberimiz Aleyhisselâm çok üzüldü.
Ebû Tâlib, küçüklüğünden beri Peygamberimiz Aleyhisselâmı öz evladından daha çok severek büyütmüş, baba olmuş, kendisi iman etmemekle beraber imansızlara karşı korumuş, her zaman O’na kanat germişti. Onun ölümüyle Peygamberimiz Aleyhisselâmın çok üzülmesi, iki sebebe bağlıydı. Biri, o kadar destek ve yardımına rağmen iman etmeyip küfür üzere gitmesi, diğeri gözle görülür bir himayeden mahrum kalmasıydı.
80 yaşında ölen Ebû Talib’den üç gün sonra da, müminlerin validesi, Peygamberimiz Aleyhisselâmın en büyük ve yakın desteği Hazreti Hatice, 65 yaşında vefat etti. Peygamberimizin ve sahabilerinrin acısı bir kat daha arttı. Onların üstüste uğradığı bu acı sebebiyle, miladın 620’nci, İslâm’ın ise 11. senesine rastlayan bu yıla “Hüzün Yılı” adı verildi.
Son peygamber ordusunun komutanı kimdi ?3 Ocak 2010: 20:08 #763567Anonim
BU aralar bağlantım yok takip edemiyorum.hakkınızı helal edin
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.