- Bu konu 14 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Haziran 2011: 09:52 #672249
Anonim
Yedinci Lem’a
Sûre-i Feth’in âhirindeki âyetin yedi nevi ihbar-ı gaybîsine dairdir
لَقَدْ صَدَقَ اللهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَاۤءَ اللهُ اٰمِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُؤُسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لاَتَخَافُونَ فَعَلِمَ مَالَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا هُوَ الَّذِى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفٰى بِاللهِ شَهِيدًا مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ اَشِدَّاۤءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاۤءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ وَمَثلُهُمْ فِى اْلاِنْجِيلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْئَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ اٰمَنوُا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرةً وَاَجْرًا عَظِيمًا 1
SÛRE-İ FETH’İN bu üç âyetinin çok vücuh-u i’câzı vardır. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın on vücuh-u külliye-i i’câziyesinden ihbar-ı bilgayb veçhi, şu üç âyette, yedi sekiz vecihle görünüyor.
BİRİNCİSİ
2 لَقَدْ صَدَقَ اللهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا ilâ âhir. Feth-i Mekke’yi, vukuundan evvel kat’iyetle haber veriyor. İki sene sonra, haber verdiği tarzda vuku bulmuştur.3
İKİNCİSİ
4 فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا ifade ediyor ki: Sulh-u Hudeybiye, çendan zâhirî İslâm aleyhinde görülmüş ve Kureyşîler bir derece galip görünmüş olduğu halde, mânen, Sulh-u Hudeybiye mânevî büyük bir fetih hükmünde olacak ve sair fütuhatın da anahtarı olacak diye ihbar ediyor.
Filhakika, Sulh-u Hudeybiye ile, çendan maddî kılıç kılıfına muvakkaten konuldu. Fakat Kur’ân-ı Hakîmin bârika-âsâ elmas kılıcı çıktı; kalbleri, akılları fethetti. Musalâha münasebetiyle birbiriyle ihtilât ettiler. Mehâsin-i İslâmiyet, envâr-ı Kur’âniye, inat ve taassubât-ı kavmiye perdelerini yırtarak hükmünü icra ettiler. Meselâ, bir dâhiye-i harp olan Hâlid bin Velid ve bir dâhiye-i siyaset olan Amr ibnü’l-Âs gibi, mağlûbiyeti kabul etmeyen zatlar, Sulh-u Hudeybiye ile cilvesini gösteren seyf-i Kur’ânî onları mağlûp edip,5 Medine-i Münevvereye kemâl-i inkıyad ile İslâmiyete gerdendâde-i teslim olduktan sonra, Hazret-i Hâlid, bir seyfullah şekline girdi ve fütuhat-ı İslâmiyenin bir kılıcı oldu.
MÜHİM BİR SUAL: Fahrü’l-Âlemîn ve Habib-i Rabbü’l-Âlemîn Hazret-i Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sahabelerinin, müşrikîne karşı Uhud’un nihayetinde ve Huneyn’in bidâyetinde mağlûbiyetinin hikmeti nedir?6
Elcevap: Müşrikler içinde, o zamanda saff-ı Sahabede bulunan ekâbir-i Sahabeye istikbalde mukabil gelecek Hazret-i Hâlid gibi çok zatlar bulunduğundan, şanlı ve şerefli olan istikballeri nokta-i nazarında bütün bütün izzetlerini kırmamak için, hikmet-i İlâhiye, hasenât-ı istikbaliyelerinin bir mükâfât-ı muaccelesi olarak mazide onlara vermiş, bütün bütün izzetlerini kırmamış. Demek mazideki Sahabeler, müstakbeldeki Sahabelere karşı mağlûp olmuşlar—tâ, o müstakbel Sahabeler, berk-i süyuf korkusuyla değil, belki bârika-i hakikat şevkiyle İslâmiyete girsin ve o şehâmet-i fıtriyeleri çok zillet çekmesin.
ÜÇÜNCÜSÜ
لاَتَخَافُونَ 7 kaydıyla ihbar ediyor ki: “Sizler emniyet-i mutlaka içinde Kâbe’yi tavaf edeceksiniz.” Halbuki, Ceziretü’l-Arabdaki bedevî akvam, çoğu düşman olmakla beraber, Mekke etrafı ve Kureyş kabilesi kısm-ı âzamı düşman iken, “Yakın bir zamanda, hiç havf hissedilmezken Kâbeyi tavaf edeceksiniz” ihbarıyla, Ceziretü’l-Arabı itaat altına ve bütün Kureyşi İslâmiyet içine ve emniyet-i tâmme vaz’edilmesine delâlet ve ihbar eder. Aynen haber verdiği gibi vukua gelmiştir.8
DÖRDÜNCÜSÜ
هُوَ الَّذِۤى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ 9
kemâl-i kat’iyetle ihbar ediyor ki, “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği din, umum dinlere galebe çalacak.” Halbuki, o zamanda yüzer milyon tebaası bulunan Nasârâ ve Yahudi ve Mecusî dinleri ve Roma, Çin ve İran hükûmeti gibi yüzer milyon tebaası bulunan cihangir devletlerin edyân-ı resmîleri iken, kendi küçük kabilesine karşı tam galebe edemeyen bir vaziyette bulunan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği din, umum dinlere galip ve umum devletlere muzaffer olacağını ihbar ediyor. Hem gayet vuzuh ve kat’iyetle ihbar ediyor. İstikbal, o haber-i gaybîyi, Bahr-i Muhit-i Şarkîden Bahr-i Muhit-i Garbîye kadar İslâm kılıcının uzamasıyla tasdik etmiştir.
BEŞİNCİSİ
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ اَشِدَّاۤءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاۤءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا 10 ilâ âhir. Şu âyetin başı, Sahabelerin enbiyadan sonra nev-i beşer içinde en mümtaz olduklarına sebep olan secâyâ-yı âliye ve mezâyâ-yı galiyeyi haber vermekle, mânâ-yı sarihiyle, tabakat-ı Sahabenin istikbalde muttasıf oldukları ayrı ayrı mümtaz has sıfatlarını ifade etmekle beraber, mânâ-yı işarîsiyle, ehl-i tahkikçe vefat-ı Nebevîden sonra makamına geçecek Hulefâ-i Râşidîne hilâfet tertibiyle işaret edip, herbirisinin en meşhur medar-ı imtiyazları olan sıfât-ı hassayı dahi haber veriyor.11 Şöyle ki:
12 وَالَّذِينَ مَعَهُ maiyet-i mahsusa ve sohbet-i hassa ile ve en evvel vefat ederek yine maiyetine girmekle meşhur ve mümtaz olan Hazret-i Sıddık’ı gösterdiği gibi, 13اَشِدَّاۤءُ عَلَى الْكُفَّارِ ile, istikbalde küre-i arzın devletlerini fütuhâtıyla titretecek ve adaletiyle zalimlere sâika gibi şiddet gösterecek olan Hazret-i Ömer’i gösterir. Ve 14 رُحَمَاۤءُ بَيْنَهُمْ ile, istikbalde en mühim bir fitnenin vukuu hazırlanırken, kemâl-i merhamet ve şefkatinden, İslâmlar içinde kan dökülmemek için ruhunu feda edip teslim-i nefis ederek Kur’ân okurken mazlumen şehid olmasını tercih eden Hazret-i Osman’ı da haber verdiği gibi;
15 تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللهِ وَرِضْوَانًا
saltanat ve hilâfete kemâl-i liyakat ve kahramanlıkla girdiği halde ve kemâl-i zühd ve ibadet ve fakr ve iktisadı ihtiyar eden ve rükû ve sücudda devamı ve kesreti herkesçe musaddak olan Hazret-i Ali’nin (r.a.) istikbaldeki vaziyetini ve o fitneler içindeki harpleriyle mes’ul olmadığını ve niyeti ve matlubu fazl-ı İlâhî olduğunu haber veriyor.
ALTINCISI
16 ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ fıkrası, iki cihetle ihbar-ı gaybîdir.
BİRİNCİSİ: Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm gibi ümmî bir zâta nisbeten gayb hükmünde olan Tevrat‘taki evsâf-ı Sahabeyi haber veriyor.
Evet, Tevrat‘ta, On Dokuzuncu Mektupta beyan edildiği gibi, âhirzamanda gelecek Peygamberin Sahabeleri hakkında Tevrat‘ta bu fıkra var: “Kudsîlerin bayrakları beraberlerindedir.”17 Yani, onun Sahabeleri ehl-i taat ve ibadet ve ehl‑i salâhat ve velâyettirler ki, o vasıfları “kudsîler,” yani “mukaddes” tabiriyle ifade etmiştir.Tevrat‘ın pek çok ayrı ayrı lisanlara tercüme edilmesi vasıtasıyla o kadar tahrifat olduğu halde, şu Sûre-i Feth’in مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ 18 hükmünümüteaddit âyâtıyla tasdik ediyor.
İKİNCİ CİHET ihbar-ı gaybî şudur ki: مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ fıkrasıyla ihbar ediyor ki, “Sahabeler ve Tâbiînler, ibadette öyle bir dereceye gelecekler ki, ruhlarındaki nuraniyet yüzlerinde parlayacak ve cephelerinde kesret-i sücuddan hâsıl olan bir hâtem-i velâyet nev’inde, alınlarında sikkeler görünecek.”
Evet, istikbal bunu vuzuhla ve kat’iyetle, parlak bir surette ispat etmiştir. Evet, o kadar acip fitneler ve dağdağa-i siyaset içinde, gece ve gündüzde Zeynelâbidin gibi bin rekât namaz kılan ve Tâus-u Yemenî gibi kırk sene yatsı abdestiyle sabah namazını edâ eden19 çok mühim pek çok zatlar مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ sırrını göstermişlerdir.
YEDİNCİSİ
وَمَثلُهُمْ فِى اْلاِنْجِيلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْئَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ 20 fıkrası, iki cihetle ihbar-ı gaybîdir.
BİRİNCİSİ: Nebiyy-i Ümmîye nisbeten gayb hükmünde olan İncil’in Sahabeler hakkındaki ihbarını ihbardır.
Evet, İncil’de, âhirzamanda gelecek Peygamberin (a.s.m.) vasfında 21 مَعَهُ قَضِيبٌ مِنْ حَدِيدٍ وَ اُمَّتُهُ كَذَلِكَ gibi âyetler var. Yani, Hazret-i İsâ (a.s.) gibi kılıçsız değil, belki sahibüsseyf bir Peygamber gelecek, cihada memur olacak ve onun Sahabeleri dahi kılıçlı ve cihada memur olacaklardır. O kadîb-i hadid sahibi, Reis-i Âlem olacak. Çünkü, İncil’in bir yerinde der: “Ben gidiyorum, tâ Âlemin Reisi (a.s.m.) gelsin.”22 Yani, Âlemin Reisi geliyor.Demek oluyor ki: İncil’in bu iki fıkrasından anlaşılıyor ki, Sahabeler çendan mebde’de az ve zayıf görünecekler; fakat çekirdekler gibi neşvü nemâ bularak yükselip, kalınlaşıp kuvvetleşerek, küffârın gayzlarını onlara yutkundurup boğduracak vakitte, kılıçlarıyla nev-i beşeri kendilerine musahhar edip, reisleri olan Peygamberin (a.s.m.) ise âleme reis olduğunu ispat edecekler. Aynen şu Sûre-i Feth’in âyetinin meâlini ifade ediyor.
İKİNCİ VECİH: Şu fıkra ihbar ediyor ki, Sahabeler çendan azlığından ve zaafından Sulh-u Hudeybiyeyi kabul etmişler; elbette, herhalde az bir zamandan sonra sür’aten öyle bir inkişaf ve ihtişam ve kuvvet kesb edecekler ki, rû-yi zemin tarlasında dest-i kudretle ekilen, nev-i beşerin o zamanda gafletleri cihetiyle kısa, kuvvetsiz, nâkıs, bereketsiz sümbüllerine nisbeten gayet yüksek ve kuvvetli ve meyvedar ve bereketli bir surette çoğalacaklar ve kuvvet bulacaklar ve haşmetli hükûmetleri gıptadan,hasetten ve kıskançlıktan gelen bir gayz içinde bırakacaklar. Evet, istikbal bu ihbar-ı gaybîyi çok parlak bir surette göstermiştir.
Şu ihbarda hafî bir ima daha var ki: Sahabeyi tavsifât-ı mühimme ile senâ ederken, en büyük bir mükâfâtın vaadi makamca lâzım geldiği halde, مَغْفِرَةً 23 kelimesiyle işaret ediyor ki, istikbalde Sahabeler içinde fitneler vasıtasıyla mühim kusurlar olacak. Çünkü mağfiret kusurun vukuuna delâlet eder. Ve o zamanda Sahabeler nazarında en mühim matlup ve en yüksek ihsan, mağfiret olacak. Ve en büyük mükâfat ise, af ile, mücâzât etmemektir. مَغْفِرَةً 24 kelimesi nasıl bu lâtif imayı gösteriyor; öyle de, sûrenin başındaki لِيَغْفِرَ لَكَ اللهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ 25 cümlesiyle münasebettardır. Sûrenin başı—hakikî günahlardan mağfiret değil; çünkü ismet var, günah yok—belki makam-ı nübüvvete lâyık bir mânâ ile Peygambere müjde-i mağfiret ve âhirinde Sahabelere mağfiret ile müjde etmekle, o imaya bir letâfet daha katar.
İşte, âhir-i Feth’in mezkûr üç âyeti, on vücuh-u i’câzından yalnız ihbar-ı gaybî veçhinin çok vücuhundan yalnız yedi veçhini bahsettik. Cüz-ü ihtiyarî ve kadere dair Yirmi Altıncı Sözün âhirinde, şu âhirki âyetin hurufatının vaziyetindeki mühim bir lem’a-i i’câza işaret edilmiştir. Bu âhirki âyet, cümleleriyle Sahabeye baktığı gibi, kayıtlarıyla dahi yine Sahabenin ahvâline bakıyor. Ve elfâzıyla Sahabenin evsâfını ifade ettikleri gibi,26 hurufâtıyla ve o âyetteki hurufâtın tekerrür‑ü adediyle yine Ashab-ı Bedir, Uhud, Huneyn, Suffe, Rıdvan gibi tabakat-ı meşhure-i Sahabede bulunan zatlara işaret ettikleri gibi, ilm-i cifrin bir nev’i ve bir anahtarı olan tevafuk cihetiyle ve ebced hesabıyla daha çok esrarı ifade ediyor.
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَناَۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 27[BILGI]Dipnot-1 “And olsun ki Allah, Resulünün gördüğü rüyanın hak olduğunu tasdik etti. İnşaallah hepiniz emniyet içinde ve saçlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak Mescid-i Harama gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir; onun için, Mekke’nin fethinden önce size yakın bir fetih daha ihsan etti. Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün. Onlar Allah’ın lûtfunu ve rızasını ararlar. Yüzlerinde ise secde izi vardır. Onların Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Onlar filizini çıkarmış, sonra git gide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine benzer ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Allah’ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğmak içindir. Onlardan iman eden ve güzel işler yapanlara Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” Fetih Sûresi, 48:27-29.
Dipnot-2 “And olsun ki Allah, Resulünün gördüğü rüyanın hak olduğunu tasdik etti.” FetihSûresi, 48:27.
Dipnot-3 bk. İbni Hişam, Sîretü’n-Nebeviyye: 5:69; İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 2:139, 146.
Dipnot-4 “Bundan önce size yakın bir fetih daha ihsan etti.” Fetih Sûresi, 48:27.
Dipnot-5 bk. İbni Hişam, Siretü’n-Nebeviyye: 4:7; İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 4:252.
Dipnot-6 bk. Buhârî, Meğâzi: 54, Cihad: 52:61, 97, 167; Müslim, Cihad: 79; Tirmizî, Cihad: 15
Dipnot-7 Fetih Sûresi, 48:27.
Dipnot-8 bk. İbni Hişam, Sîretü’n-Nebeviyye: 5:69; İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 2:139, 146.
Dipnot-9 “Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur.” Fetih Sûresi, 48:28.
Dipnot-10 “Muhammed Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün.” Fetih Sûresi, 48:29.
Dipnot-11 bk. Ahmed bin Hanbel, Fezâilü’s-Sahâbe: 1:434; Bağâvi, Maâlimü’t-Tenzîl: 4:206.
Dipnot-12 “Onunla beraber olanlar.” Fetih Sûresi, 48:29.
Dipnot-13 “Kâfirlere karşı şiddetli.” Fetih Sûresi, 48:29.
Dipnot-14 “Kendi aralarında merhametli.” Fetih Sûresi, 48:29.
Dipnot-15 Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün. Onlar Allah’ın lûtfunu ve rızasını ararlar. bk. Fetih Sûresi, 48: 29.
Dipnot-16 Onların Tevrat’taki vasıfları budur. bk. Fetih Sûresi, 48: 29.
Dipnot-17 Kitâb-ı Mukkades (Türkçe tercüme), Eski Ahid, Tesniye, Bab: 33 Âyet:2; el-Halebî, es-Sîretü’l-Halebiyye: 1:218; Nebhânî, Hüccetullah ale’l-Âlemîn: 1:113.
Dipnot-18 “Onların Tevrat’taki vasıfları…” Fetih Sûresi: 48:29.
Dipnot-19 bk. Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn: 1:359; ez-Zehebî, Siyeru A’lâmü’n-Nübelâ: 4:547.
Dipnot-20 “İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Onlar filizini çıkarmış, sonra git gide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine benzer ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Allah’ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğmak içindir.” Fetih Sûresi: 48:29.
Dipnot-21 “Onun demirden bir asâsı, yani kılıcı olacak ve onunla savaşacak. Ümmeti de onun gibi olacak.” Nebhânî, Hüccetullah ale’l-Âlemîn: 99:114.
Dipnot-22 Kitâb-ı Mukaddes (Türkçe tercüme), Yeni Ahid, Yuhanna, Bab: 16 Âyet: 7; el-Halebî, es-Sîretü’l-Halebiyye: 1:214.
Dipnot-23 “Bir mağfiret.” Fetih Sûresi: 48:29.
Dipnot-24 “Bir mağfiret.” Fetih Sûresi: 48:29.
Dipnot-25 “Tâ ki, Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın.” Fetih Sûresi, 48:2.
Dipnot-26 bk. Ahmed İbni Hanbel, Fezâilü’s-Sahâbe: 1:434; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr: 7:446; Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr: 7:544; Alûsî, Rûhu’l-Meânî: 26:129; Bağâvî, Maâlimü’t-Tenzîl: 4:206.
Dipnot-27 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” BakaraSûresi, 2:32.[/BILGI]14 Haziran 2011: 09:58 #793123Anonim
BİRİNCİSİ
1 لَقَدْ صَدَقَ اللهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا ilâ âhir. Feth-i Mekke’yi, vukuundan evvel kat’iyetle haber veriyor. İki sene sonra, haber verdiği tarzda vuku bulmuştur.
2
İKİNCİSİ
3 فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا ifade ediyor ki: Sulh-u Hudeybiye, çendan zâhirî İslâm aleyhinde görülmüş ve Kureyşîler bir derece galip görünmüş olduğu halde, mânen, Sulh-u Hudeybiye mânevî büyük bir fetih hükmünde olacak ve sair fütuhatın da anahtarı olacak diye ihbar ediyor.
Filhakika, Sulh-u Hudeybiye ile, çendan maddî kılıç kılıfına muvakkaten konuldu. Fakat Kur’ân-ı Hakîmin bârika-âsâ elmas kılıcı çıktı; kalbleri, akılları fethetti. Musalâha münasebetiyle birbiriyle ihtilât ettiler. Mehâsin-i İslâmiyet, envâr-ı Kur’âniye, inat ve taassubât-ı kavmiye perdelerini yırtarak hükmünü icra ettiler. Meselâ, bir dâhiye-i harp olan Hâlid bin Velid ve bir dâhiye-i siyaset olan Amr ibnü’l-Âs gibi, mağlûbiyeti kabul etmeyen zatlar, Sulh-u Hudeybiye ile cilvesini gösteren seyf-i Kur’ânî onları mağlûp edip,
4 Medine-i Münevvereye kemâl-i inkıyad ile İslâmiyete gerdendâde-i teslim olduktan sonra, Hazret-i Hâlid, bir seyfullah şekline girdi ve fütuhat-ı İslâmiyenin bir kılıcı oldu.
MÜHİM BİR SUAL: Fahrü’l-Âlemîn ve Habib-i Rabbü’l-Âlemîn Hazret-i Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sahabelerinin, müşrikîne karşı Uhud’un nihayetinde ve Huneyn’in bidâyetinde mağlûbiyetinin hikmeti nedir?
5
[NOT]
Dipnot-1 “And olsun ki Allah, Resulünün gördüğü rüyanın hak olduğunu tasdik etti.” Fetih Sûresi, 48:27.
Dipnot-2 bk. İbni Hişam, Sîretü’n-Nebeviyye: 5:69; İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 2:139, 146.
Dipnot-3 “Bundan önce size yakın bir fetih daha ihsan etti.” Fetih Sûresi, 48:27.
Dipnot-4 bk. İbni Hişam, Siretü’n-Nebeviyye: 4:7; İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 4:252.
Dipnot-5 bk. Buhârî, Meğâzi: 54, Cihad: 52:61, 97, 167; Müslim, Cihad: 79; Tirmizî, Cihad: 15
[/NOT]
Amr ibnü’l-Âs: (bk. bilgiler) Fahrü’l-Âlemîn ve Habib-i Rabbü’l-Âlemîn: kâinatın övgüsüne sahip ve Alemlerin Rabbinin sevgilisi, Muhammed (a.s.m.) Feth-i Mekke: Mekke’nin Peygamber Efendimiz tarafından fethi Hazret-i Hâlid/Hâlid bin Velid: (bk. bilgiler – Hâlid bin Velid) Hazret-i Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Huneyn: (bk. bilgiler – Gazve-i Huneyn) Kureyşî: Kureyş kabilesinden olan Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Medine-i Münevvere: (bk. bilgiler – Medine) Sulh-u Hudeybiye: Hudeybiye Barışı Uhud: (bk. bilgiler – Gazve-i Uhud) bidâyet: başlangıç bârika-âsâ: şimşek gibi cilve: görüntü, akis dâhiye-i harp: harp sanatında dehâ olan dâhiye-i siyaset: siyaset konusunda dehâ olan envâr-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın nurları fetih: zafer filhakika: gerçekte, doğrusu fütuhat: fetihler, zaferler fütuhat-ı İslâmiye: İslâmın zaferleri galip: yenen, üstün gelen gerdendâde-i teslim: boyun eğerek teslim olma hazret: saygıdeğer; saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir hikmet: sebep, ince sır icra etmek: yerine getirmek ihbar etmek: haber vermek ihtilât: karışma ilâ âhir: sonuna kadar kat’iyetle: kesin olarak kemâl-i inkıyad: tam ve mükemmel bir itaat mağlûbiyet: yenilgi mehâsin-i İslâmiyet: İslâmiyetin güzellikleri musalâha: barış yapma muvakkaten: geçici olarak mânen: mânevî olarak müşrik: Allah’a ortak koşan nihayet: son sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp onun yolundan gidenler sair: diğer seyf-i Kur’ânî: Kur’ânî kılıç seyfullah: Allah’ın (c.c.) kılıcı taassubât-ı kavmiye: kendi kavminin ve milletinin kurallarına sıkıca bağlılık vuku: gerçekleşme, meydana gelme zâhirî: dış görünüşte çendan: gerçi 14 Haziran 2011: 10:19 #793126Anonim
Elcevap: Müşrikler içinde, o zamanda saff-ı Sahabede bulunan ekâbir-i Sahabeye istikbalde mukabil gelecek Hazret-i Hâlid gibi çok zatlar bulunduğundan, şanlı ve şerefli olan istikballeri nokta-i nazarında bütün bütün izzetlerini kırmamak için, hikmet-i İlâhiye, hasenât-ı istikbaliyelerinin bir mükâfât-ı muaccelesi olarak mazide onlara vermiş, bütün bütün izzetlerini kırmamış. Demek mazideki Sahabeler, müstakbeldeki Sahabelere karşı mağlûp olmuşlar—tâ, o müstakbel Sahabeler, berk-i süyuf korkusuyla değil, belki bârika-i hakikat şevkiyle İslâmiyete girsin ve o şehâmet-i fıtriyeleri çok zillet çekmesin.
ÜÇÜNCÜSÜ
لاَتَخَافُونَ
1 kaydıyla ihbar ediyor ki: “Sizler emniyet-i mutlaka içinde Kâbe’yi tavaf edeceksiniz.” Halbuki, Ceziretü’l-Arabdaki bedevî akvam, çoğu düşman olmakla beraber, Mekke etrafı ve Kureyş kabilesi kısm-ı âzamı düşman iken, “Yakın bir zamanda, hiç havf hissedilmezken Kâbeyi tavaf edeceksiniz” ihbarıyla, Ceziretü’l-Arabı itaat altına ve bütün Kureyşi İslâmiyet içine ve emniyet-i tâmme vaz’ edilmesine delâlet ve ihbar eder. Aynen haber verdiği gibi vukua gelmiştir.
2DÖRDÜNCÜSÜ
هُوَ الَّذِۤى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ
3
kemâl-i kat’iyetle ihbar ediyor ki, “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği din, umum dinlere galebe çalacak.” Halbuki, o zamanda yüzer milyon tebaası bulunan Nasârâ ve Yahudi ve Mecusî dinleri ve Roma, Çin ve İran hükûmeti gibi yüzer milyon tebaası bulunan cihangir devletlerin edyân-ı resmîleri
[NOT]
Dipnot-1 Fetih Sûresi, 48:27.Dipnot-2 bk. İbni Hişam, Sîretü’n-Nebeviyye: 5:69; İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 2:139, 146.
Dipnot-3 “Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur.” Fetih Sûresi, 48:28.
[/NOT]
Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Ceziretü’l-Arab: Arap yarımadası Hazret-i Hâlid: (bk. bilgiler – Halid bin Velid) Kureyş: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in de (a.s.m.) bağlı olduğu Arab kabilesi Kâbe: (bk. bilgiler) Mecusî: ateşe tapan Mekke: (bk. bilgiler) Nasârâ: Hıristiyanlar Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Roma: (bk. bilgiler) Yahudi: (bk. bilgiler – Yahudilik) akvam: kavimler bedevî: çölde yaşayan, göçebe berk-i süyuf: kılıç darbesi, parıltısı bârika-i hakikat: hakikat ışığı cihangir: dünyayı ellerinde tutan delâlet etme: delil olma, işaret etme edyân-ı resmî: resmi dinler ekâbir-i Sahabe: Sahabenin önde gelenleri emniyet-i mutlaka: sınırsız güvenlik emniyet-i tâmme: tam bir güven galebe çalmak: üstün gelmek hasenât-ı istikbaliye: geleceğe ait güzellikler havf: korku hikmet-i İlâhiye: Allah’ın gözettiği fayda ve gaye ihbar etmek: haber vermek istikbal: gelecek zaman izzet: değer, itibar, yücelik kabile: topluluk kemâl-i kat’iyet: tam kesinlik kısm-ı âzam: büyük kısım mazi: geçmiş zaman mağlûp: yenik düşen mukabil gelmek: karşılaşmak mükâfât-ı muaccele: peşin ödenen ödül müşrik: Allah’a ortak koşan nokta-i nazar: bakış açısı saff-ı Sahabe: Hz. Muhammed’i görmüş ve onun sohbetinde bulunmuş olan mü’min kimselerin oluşturduğu ilk insanlar sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp onun yolundan gidenler tavaf etmek: hacıların Kâbe etrafında yedi defa dönmeleri tebaa: tâbi olanlar umum: bütün vaz’ etme: koyma, yerleştirme vukua gelme: meydana gelme zillet: hor, hakir, aşağılanma Çin: (bk. bilgiler) İran: (bk. bilgiler) şehâmet-i fıtriye: yaratılıştan gelen yiğitlik 14 Haziran 2011: 10:25 #793127Anonim
iken, kendi küçük kabilesine karşı tam galebe edemeyen bir vaziyette bulunan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği din, umum dinlere galip ve umum devletlere muzaffer olacağını ihbar ediyor. Hem gayet vuzuh ve kat’iyetle ihbar ediyor. İstikbal, o haber-i gaybîyi, Bahr-i Muhit-i Şarkîden Bahr-i Muhit-i Garbîye kadar İslâm kılıcının uzamasıyla tasdik etmiştir.
BEŞİNCİSİ
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ اَشِدَّاۤءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاۤءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا
1
ilâ âhir. Şu âyetin başı, Sahabelerin enbiyadan sonra nev-i beşer içinde en mümtaz olduklarına sebep olan secâyâ-yı âliye ve mezâyâ-yı galiyeyi haber vermekle, mânâ-yı sarihiyle, tabakat-ı Sahabenin istikbalde muttasıf oldukları ayrı ayrı mümtaz has sıfatlarını ifade etmekle beraber, mânâ-yı işarîsiyle, ehl-i tahkikçe vefat-ı Nebevîden sonra makamına geçecek Hulefâ-i Râşidîne hilâfet tertibiyle işaret edip, herbirisinin en meşhur medar-ı imtiyazları olan sıfât-ı hassayı dahi haber veriyor.
2 Şöyle ki:
3 وَالَّذِينَ مَعَهُ maiyet-i mahsusa ve sohbet-i hassa ile ve en evvel vefat ederek yine maiyetine girmekle meşhur ve mümtaz olan Hazret-i Sıddık’ı gösterdiği gibi,
4 اَشِدَّاۤءُ عَلَى الْكُفَّارِ ile, istikbalde küre-i arzın devletlerini fütuhâtıyla titretecek ve adaletiyle zalimlere sâika gibi şiddet gösterecek olan Hazret-i Ömer’i[NOT]
Dipnot-1 “Muhammed Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün.” Fetih Sûresi, 48:29.Dipnot-2 bk. Ahmed bin Hanbel, Fezâilü’s-Sahâbe: 1:434; Bağâvi, Maâlimü’t-Tenzîl: 4:206.
Dipnot-3 “Onunla beraber olanlar.” Fetih Sûresi, 48:29.
Dipnot-4 “Kâfirlere karşı şiddetli.” Fetih Sûresi, 48:29.
[/NOT]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun Bahr-i Muhit-i Garbî: Atlas Okyanusu Bahr-i Muhit-i Şarkî: Hint Okyanusu Hazret-i Sıddık: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hulefâ-i Râşidîn: ilk dört halife Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Muhammed (a.s.m.) Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp onun yolundan gidenler ehl-i tahkik: hakikatleri delilleri ile araştıran âlimler enbiya: nebiler, peygamberler fütuhât: fetihler, zaferler galebe çalmak: üstün gelmek galip: üstün gelen haber-i gayb: bilinmeyen, görünmeyen âleme ait haberler has: özel hilâfet: halifelik, Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik ihbar etmek: haber vermek ilâ âhir: sonuna kadar istikbal: gelecek zaman kabile: topluluk küre-i arz: yeryüzü maiyet: beraberlik, yakınlık maiyet-i mahsusa: özel beraberlik medar-ı imtiyaz: farklı ve üstün olma sebebi mezâyâ-yı galiye: çok kıymetli, yüksek meziyetler muttasıf: vasıflanmış, bir özellikle sıfatlandırılmış muzaffer olma: zafer kazanma mânâ-yı işarîsi: işaretle ifade edilen mânâ mânâ-yı sarih: açık anlam mümtaz: seçkin nev-i beşer: insanlık secâyâ-yı âliye: yüce ahlâki değerler sohbet-i hassa: özel sohbet ve yakınlık sâika: yıldırım ateşi sıfât-ı hassa: şahsa ait özel sıfatlar tabakat-ı Sahabe: Sahabilerin dereceleri tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak tertib: düzenleme vefat-ı Nebevî: Peygamberimizin vefatı vuzuh: açıklık zalim: haksızlık eden âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi 14 Haziran 2011: 10:57 #793134Anonim
gösterir. Ve
1 رُحَمَاۤءُ بَيْنَهُمْ ile, istikbalde en mühim bir fitnenin vukuu hazırlanırken, kemâl-i merhamet ve şefkatinden, İslâmlar içinde kan dökülmemek için ruhunu feda edip teslim-i nefis ederek Kur’ân okurken mazlumen şehid olmasını tercih eden Hazret-i Osman’ı da haber verdiği gibi; 2 تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللهِ وَرِضْوَا
نًا
saltanat ve hilâfete kemâl-i liyakat ve kahramanlıkla girdiği halde ve kemâl-i zühd ve ibadet ve fakr ve iktisadı ihtiyar eden ve rükû ve sücudda devamı ve kesreti herkesçe musaddak olan Hazret-i Ali’nin (r.a.) istikbaldeki vaziyetini ve o fitneler içindeki harpleriyle mes’ul olmadığını ve niyeti ve matlubu fazl-ı İlâhî olduğunu haber veriyor.
ALTINCISI
3 ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ fıkrası, iki cihetle ihbar-ı gaybîdir.BİRİNCİSİ: Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm gibi ümmî bir zâta nisbeten gayb hükmünde olan Tevrat‘taki evsâf-ı Sahabeyi haber veriyor.
Evet, Tevrat‘ta, On Dokuzuncu Mektupta beyan edildiği gibi, âhirzamanda gelecek Peygamberin Sahabeleri hakkında Tevrat‘ta bu fıkra var: “Kudsîlerin bayrakları beraberlerindedir.”
4 Yani, onun Sahabeleri ehl-i taat ve ibadet ve ehl‑i salâhat ve velâyettirler ki, o vasıfları “kudsîler,” yani “mukaddes” tabiriyle ifade etmiştir. Tevrat‘ın pek çok ayrı ayrı lisanlara tercüme edilmesi vasıtasıyla[NOT]Dipnot-1 “Kendi aralarında merhametli.” Fetih Sûresi, 48:29.
Dipnot-2 Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün. Onlar Allah’ın lûtfunu ve rızasını ararlar. bk. Fetih Sûresi, 48: 29.
Dipnot-3 Onların Tevrat’taki vasıfları budur. bk. Fetih Sûresi, 48: 29.
Dipnot-4 Kitâb-ı Mukkades (Türkçe tercüme), Eski Ahid, Tesniye, Bab: 33 Âyet:2; el-Halebî, es-Sîretü’l-Halebiyye: 1:218; Nebhânî, Hüccetullah ale’l-Âlemîn: 1:113.
[/NOT]
Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Osman: [bk. bilgiler – Osman (r.a.)] Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) görüp onun yolundan giden Müslümanlar Tevrat: (bk. bilgiler) beyan etme: açıklama cihet: yön, şekil ehl-i salâhat: Allah’ın emirlerini eksiksiz olarak yerine getirenler; salih insanlar ehl-i taat ve ibadet: Allah’ın emirlerini yerine getirenler ve ibadete düşkün olanlar ehl-i velâyet: veli kimseler; Allah’ın dostluğunu kazananlar evsâf-ı Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) görüp onun yolundan giden Müslümanların özellikleri fakr: fakirlik fazl-ı İlâhî: Allah’ın lütfu, ihsanı fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk fıkra: ifade, cümle gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem hilâfet: halifelik, Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik ihbar-ı gaybî: bilinmeyen ve görünmeyen şeyler hakkında haber verme ihtiyar etmek: seçmek iktisad: tutumluluk istikbal: gelecek zaman kemâl-i liyakat: tam anlamıyla layık oluş kemâl-i merhamet ve şefkat: mükemmel ve kusursuz merhamet ve şefkat kemâl-i zühd: Allah korkusuyla tam olarak günahlardan kaçınıp kendini ibadete verme kesret: çokluk kudsî: kutsal matlub: istek, arzu mazlumen: zulme uğrayarak mes’ul: sorumlu mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak, kutsal musaddak: tasdik edilen, doğrulanan nisbeten: kıyasla rükû: namazda eğilme saltanat: egemenlik sücud: namazda yere kapanma tabir edilen: adlandırılan teslim-i nefis: bir kişinin kendisini bir şeye teslim etmesi vasıf: özellik vuku: gerçekleşme, meydana gelme âhirzaman: dünya hayatının kıyamete yakın son devresi ümmî: okuma-yazma bilmeyen, tahsil görmemiş 14 Haziran 2011: 11:03 #793135Anonim
o kadar tahrifat olduğu halde, şu Sûre-i Feth’in مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ
1 hükmünü müteaddit âyâtıyla tasdik ediyor.
İKİNCİ CİHET ihbar-ı gaybî şudur ki: مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ fıkrasıyla ihbar ediyor ki, “Sahabeler ve Tâbiînler, ibadette öyle bir dereceye gelecekler ki, ruhlarındaki nuraniyet yüzlerinde parlayacak ve cephelerinde kesret-i sücuddan hâsıl olan bir hâtem-i velâyet nev’inde, alınlarında sikkeler görünecek.”
Evet, istikbal bunu vuzuhla ve kat’iyetle, parlak bir surette ispat etmiştir. Evet, o kadar acip fitneler ve dağdağa-i siyaset içinde, gece ve gündüzde Zeynelâbidin gibi bin rekât namaz kılan ve Tâus-u Yemenî gibi kırk sene yatsı abdestiyle sabah namazını edâ eden
2 çok mühim pek çok zatlar مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ sırrını göstermişlerdir.
YEDİNCİSİ
وَمَثلُهُمْ فِى اْلاِنْجِيلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْئَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ
3
fıkrası, iki cihetle ihbar-ı gaybîdir.
BİRİNCİSİ: Nebiyy-i Ümmîye nisbeten gayb hükmünde olan İncil’in Sahabeler hakkındaki ihbarını ihbardır.
Evet, İncil’de, âhirzamanda gelecek Peygamberin (a.s.m.) vasfında
4 مَعَهُ قَضِيبٌ مِنْ حَدِيدٍ وَ اُمَّتُهُ كَذَلِكَ gibi âyetler var. Yani, Hazret-i İsâ (a.s.)
[NOT]
Dipnot-1 “Onların Tevrat’taki vasıfları…” Fetih Sûresi: 48:29.Dipnot-2 bk. Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn: 1:359; ez-Zehebî, Siyeru A’lâmü’n-Nübelâ: 4:547.
Dipnot-3 “İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Onlar filizini çıkarmış, sonra git gide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine benzer ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Allah’ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğmak içindir.” Fetih Sûresi: 48:29.
Dipnot-4 “Onun demirden bir asâsı, yani kılıcı olacak ve onunla savaşacak. Ümmeti de onun gibi olacak.” Nebhânî, Hüccetullah ale’l-Âlemîn: 99:114.
[/NOT]
Hazret-i İsâ: [bk. bilgiler – İsâ (a.s.)] Nebiyy-i Ümmî: okuma-yazması olmayan peygamber Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp onun yolundan giden Müslümanlar Sûre-i Feth: Fetih Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 48. sûresi Tâbiîn: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş, ders almış olan Müslümanlar Tâus-u Yemenî: (bk. bilgiler) Zeynelâbidin: (bk. bilgiler) acip: hayret verici cephe: yüz, alın cihet: yön dağdağa-i siyaset: siyasî kargaşa ve çalkantılar edâ eden: yerine getiren fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk fıkra: ifade, cümle gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem hâsıl olan: meydana gelen hâtem-i velâyet: velilik mührü ihbar: haber verme ihbar-ı gaybî: bilinmeyen ve görünmeyen şeyler hakkında haber verme istikbal: gelecek zaman kesret-i sücud: bir çok kez secdeye gitme müteaddit: bir çok nev’i: çeşit nisbeten: kıyasla nuraniyet: nurlu olma rekât: namazda bir kıyam, bir rüku’ ve iki secdeden oluşan bölüm sikke: mühür, işaret tahrifat: bir şey üzerinde yapılan değiştirme ve bozma işlemleri tasdik etmek: onaylamak vasıf: özellik, sıfat vuzuh: açıklık âhirzaman: dünya hayatının kıyamete yakın son devresi âyât: âyetler İncil: Hazret-i İsa’ya gelen kutsal kitap 15 Haziran 2011: 21:48 #793238Anonim
gibi kılıçsız değil, belki sahibüsseyf bir Peygamber gelecek, cihada memur olacak ve onun Sahabeleri dahi kılıçlı ve cihada memur olacaklardır. O kadîb-i hadid sahibi, Reis-i Âlem olacak. Çünkü, İncil’in bir yerinde der: “Ben gidiyorum, tâ Âlemin Reisi (a.s.m.) gelsin.”
1 Yani, Âlemin Reisi geliyor.Demek oluyor ki: İncil’in bu iki fıkrasından anlaşılıyor ki, Sahabeler çendan mebde’de az ve zayıf görünecekler; fakat çekirdekler gibi neşvünemâ bularak yükselip, kalınlaşıp kuvvetleşerek, küffârın gayzlarını onlara yutkundurup boğduracak vakitte, kılıçlarıyla nev-i beşeri kendilerine musahhar edip, reisleri olan Peygamberin (a.s.m.) ise âleme reis olduğunu ispat edecekler. Aynen şu Sûre-i Feth’in âyetinin meâlini ifade ediyor.
İKİNCİ VECİH: Şu fıkra ihbar ediyor ki, Sahabeler çendan azlığından ve zaafından Sulh-u Hudeybiyeyi kabul etmişler; elbette, herhalde az bir zamandan sonra sür’aten öyle bir inkişaf ve ihtişam ve kuvvet kesb edecekler ki, rû-yi zemin tarlasında dest-i kudretle ekilen, nev-i beşerin o zamanda gafletleri cihetiyle kısa, kuvvetsiz, nâkıs, bereketsiz sümbüllerine nisbeten gayet yüksek ve kuvvetli ve meyvedar ve bereketli bir surette çoğalacaklar ve kuvvet bulacaklar ve haşmetli hükûmetleri gıptadan, hasetten ve kıskançlıktan gelen bir gayz içinde bırakacaklar. Evet, istikbal bu ihbar-ı gaybîyi çok parlak bir surette göstermiştir.
Şu ihbarda hafî bir ima daha var ki: Sahabeyi tavsifât-ı mühimme ile senâ ederken, en büyük bir mükâfâtın vaadi makamca lâzım geldiği halde, مَغْفِرَةً
2 kelimesiyle işaret ediyor ki, istikbalde Sahabeler içinde fitneler vasıtasıyla mühim kusurlar olacak. Çünkü mağfiret kusurun vukuuna delâlet eder. Ve o zamanda Sahabeler nazarında en mühim matlup ve en yüksek ihsan, mağfiret olacak. Ve en büyük mükâfat ise, af ile, mücâzât etmemektir.[NOT]Dipnot-1 Kitâb-ı Mukaddes (Türkçe tercüme), Yeni Ahid, Yuhanna, Bab: 16 Âyet: 7; el-Halebî, es-Sîretü’l-Halebiyye: 1:214.
Dipnot-2 “Bir mağfiret.” Fetih Sûresi: 48:29.[/NOT]Reis-i Âlem: bütün dünyanın reisi Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp onun yolundan giden Müslüman olanlar Sulh-u Hudeybiye: (bk. bilgiler) Sûre-i Feth: Fetih Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 48. sûresi cihad: Allah yolunda savaşma cihet: yön, taraf delâlet etmek: delil olmak dest-i kudret: Allah’ın kudret eli fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk fıkra: ifade, cümle gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli gayz: kin, öfke gıpta: özenme, hayranlık hafî: gizli haset: kıskançlık haşmet: görkem ihbar etmek: haber vermek ihbar-ı gaybî: bilinmeyen ve görünmeyen şeyler hakkında haber verme ihsan: ikram, lütuf ihtişam: görkemli oluş ima: işaret, dolaylı anlatım inkişaf: gelişme, açılma istikbal: gelecek zaman kadîb-i hadid: demir çubuk, kılıç kesb etmek: kazanmak küffâr: kâfirler, hak din olan İslâmiyeti inkâr edenler makam: derece matlup: istek mağfiret: bağışlanma mebde: başlangıç meyvedar: verimli meâl: anlam musahhar etmek: boyun eğdirmek mücâzât: cezalandırma mükâfât: ödül nazar: bakış nev-i beşer: insanlık neşvünemâ: büyüyüp gelişme nisbeten: kıyasla nâkıs: eksik, noksan reis: başkan rû-yi zemin: yeryüzü sahibüsseyf: kılıç sahibi, savaşçı senâ: övgü suret: biçim, şekil sür’aten: hızla tavsifât-ı mühime: önemli özelliklerle anlatım vaad etmek: söz vermek vasıta: araç vecih: yön vuku: meydana gelme âlem: dünya âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi çendan: gerçi İncil: Hazret-i İsa’ya gelen kutsal kitap 15 Haziran 2011: 21:59 #793239Anonim
مَغْفِرَةً
1 kelimesi nasıl bu lâtif imayı gösteriyor; öyle de, sûrenin başındaki
لِيَغْفِرَ لَكَ اللهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ2
cümlesiyle münasebettardır. Sûrenin başı—hakikî günahlardan mağfiret değil; çünkü ismet var, günah yok—belki makam-ı nübüvvete lâyık bir mânâ ile Peygambere müjde-i mağfiret ve âhirinde Sahabelere mağfiret ile müjde etmekle, o imaya bir letâfet daha katar.
İşte, âhir-i Feth’in mezkûr üç âyeti, on vücuh-u i’câzından yalnız ihbar-ı gaybî veçhinin çok vücuhundan yalnız yedi veçhini bahsettik. Cüz-ü ihtiyarî ve kadere dair Yirmi Altıncı Sözün âhirinde, şu âhirki âyetin hurufatının vaziyetindeki mühim bir lem’a-i i’câza işaret edilmiştir. Bu âhirki âyet, cümleleriyle Sahabeye baktığı gibi, kayıtlarıyla dahi yine Sahabenin ahvâline bakıyor. Ve elfâzıyla Sahabenin evsâfını ifade ettikleri gibi,
3 hurufâtıyla ve o âyetteki hurufâtın tekerrür‑ü adediyle yine Ashab-ı Bedir, Uhud, Huneyn, Suffe, Rıdvan gibi tabakat-ı meşhure-i Sahabede bulunan zatlara işaret ettikleri gibi, ilm-i cifrin bir nev’i ve bir anahtarı olan tevafuk cihetiyle ve ebced hesabıyla daha çok esrarı ifade ediyor.سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَناَۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
4

[NOT]Dipnot-1 “Bir mağfiret.” Fetih Sûresi: 48:29.
Dipnot-2 “Tâ ki, Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın.” Fetih Sûresi, 48:2.Dipnot-3 bk. Ahmed İbni Hanbel, Fezâilü’s-Sahâbe: 1:434; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr: 7:446; Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr: 7:544; Alûsî, Rûhu’l-Meânî: 26:129; Bağâvî, Maâlimü’t-Tenzîl: 4:206.
Dipnot-4 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
[/NOT]
Ashab-ı Bedir: Hz. Peygamber (a.s.m.) ile Bedir muharebesinde bulunan sahâbiler Huneyn: (bk. bilgiler – Gazve-i Huneyn) Rıdvan: (bk. bilgiler – Ashab-ı Rıdvan) Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp onun yolundan giden Müslümanlar Suffe: (bk. bilgiler – Ashab-ı Suffe) Uhud: (bk. bilgiler – Gazve-i Uhud) ahvâl: hâller, davranışlar cihet: yön, taraf cüz-ü ihtiyarî: insanda bulunan sınırlı irade dair: ilgili, ait ebced hesabı: Arap harflerinin her birisine farklı sayısal değerler verilerek yapılan hesap elfâz: kelimeler, sözler esrar: sırlar evsâf: özellikler hurufât: harfler ihbar-ı gaybî: gayb âleminden gelen haberler ilm-i cifr: harflerin sayı değerlerinden anlam çıkarmak üzerine kurulu ilim ismet: günahsızlık kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, planlaması lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı letâfet: hoşluk, güzellik lâtif: ince, güzel makam-ı nübüvvet: peygamberlik makamı mağfiret: bağışlanma mezkûr: adı geçen mânâ: anlam müjde-i mağfiret: Allah’ın affetme müjdesi münasebettar: ilgili, bağlantılı nev’i: tür sûre: Kur’ân-ı Kerim’i oluşturan herbir bölüm tabakat-ı meşhure-i Sahabe: meşhur sahabilerin kendi aralarındaki farklı dereceleri tekerrür-ü aded: sayı tekrarı tevafuk: uygunluk vaziyet: durum, hâl vech: yön vücuh: yönler vücuh-u i’câz: mu’cize olma yönleri zât: kişi âhir: son âhir-i Feth: Kur’ân-ı Kerimin 48. sûresi olan Fetih Sûresi’nin sonu âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi 15 Haziran 2011: 22:05 #793240Anonim
Sûre-i Feth’in âhirindeki âyetin mânâ-yı işarîsiyle verdiği ihbar-ı gaybî münasebetiyle, gelecek âyette aynı haber, aynı mânâ-yı işarî ile verdiği münasebetle, bir nebze ondan bahsedilecek.
Bir Tetimmeوَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَالرَّسُولَ فَاُولٰۤئِكَ مَعَ الَّذِينَ اَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاۤءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ اُولٰۤئِكَ رَفِيقًا
1
Bu âyetin beyanında binler nüktelerinden iki nükteye işaret edeceğiz.
BİRİNCİ NÜKTE
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, mefâhimiyle, mânâ-yı sarihiyle ifade-i hakaik ettiği gibi, üslûplarıyla, hey’âtıyla çok maânî-yi işariyeyi dahi ifade ediyor. Herbir âyetin çok tabaka-i mânâları var. Kur’ân ilm-i muhitten geldiği için, bütün mânâları murad olabilir. İnsanın cüz’î fikri ve şahsî iradesiyle olan kelâmlar gibi bir iki mânâya inhisar etmez.
İşte bu sırra binaen, âyât-ı Kur’âniyenin ehl-i tefsir tarafından hadsiz hakaiki beyan edilmiş. Müfessirînin beyan etmediği daha çok hakaiki var. Ve bilhassa hurufâtında ve mânâ-yı sarihinden başka işârâtında çok ulûm-u mühimme vardır.
İKİNCİ NÜKTE
İşte bu âyet-i kerime,
مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاۤءِ وَالصَّالِحِينَ
وَحَسُنَ اُولٰۤئِكَ رَفِيقًا 2
[NOT]Dipnot-1 “Muhakkak onları doğru yola ilettik. Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Al-lah’ın kendilerine pek büyük nimetler bağışladığı peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kimselerle beraberdirler. Ne güzel arkadaştır onlar!” Nisâ Sûresi, 4:68-69.
Dipnot-2 “Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kimseler—ne güzel arkadaştır onlar!” Nisâ Sûresi, 4:69.
[/NOT]
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamaları mu’cize olan Kur’ân Sûre-i Feth: Fetih Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 48. sûresi beyan: açıklama, anlatım beyan etmek: açıklamak bilhassa: özellikle binaen: dayanarak cüz’î: ferdî, az, sınırlı ehl-i tefsir: Kur’ân’ı tefsir eden, yorumlayan âlimler hadsiz: sayısız, sınırsız hakaik: gerçekler hey’ât: yapısal özellikler hurufât: harfler ifade-i hakaik: hakikatlerin ifade edilmesi ihbar-ı gaybî: bilinmeyen âlemler hakkında haber verme ilm-i muhit: herşeyi içine alan ilim inhisar etmek: sınırlandırmak irade: dileme, tercih etme işârât: işaretler kelâm: ifade, söz maânî-yi işari: işaret edilen mânâlar mefâhim: mefhumlar, kavramlar murad olunmak: istenmek, kastedilmek mânâ: anlam mânâ-yı işarî: işaretlerle ifade edilen anlam mânâ-yı sarih: açık olarak ifade edilen, anlaşılan mânâ müfessir: Kur’ân-ı Kerimi tefsir eden, yorumlayan âlim münasebet: bağlantı, ilişki nebze: az miktar nükte: ince ve derin anlamlı söz tabaka-i mânâ: mânâ derecesi tetimme: ek, tamamlayıcı not ulûm-u mühimme: önemli ve değerli ilimler âhir: son âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi âyet-i kerime: Kur’ân’ın herbir cümlesi âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân ayetleri üslûp: ifade tarzı şahsî: kişisel 15 Haziran 2011: 22:12 #793241Anonim
tabiriyle, sırat-ı müstakimin ehli ve hakikî niam-ı İlâhiyeye mazhar nev-i beşerdeki taife-i enbiya ve kafile-i sıddıkîn ve cemaat-i şüheda ve esnaf-ı salihîn ve envâ-ı tâbiînin bulunduklarını ifade etmekle beraber, âlem-i İslâmiyette o beş kısmın en mükemmelini dahi ayrıca sarahaten gösterdikten sonra, o beş kısmın imamları ve baştaki rüesalarını sıfât-ı meşhureleriyle zikretmekle onlara delâlet edip ifade ettiği gibi, ihbar-ı gayb nev’inde bir lem’a-i i’câz ile o taifelerin istikbaldeki reislerinin vaziyetlerini bir vecihle tayin ediyor.
Evet, مِنَ النَّبِيِّينَ
1 nasıl ki sarahatle Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâma bakıyor; وَالصِّدِّيقِينَ
2 fıkrasıyla Ebu Bekri’s-Sıddık’a bakıyor. Hem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan sonra ikinci olduğuna ve en evvel yerine geçeceğine ve “Sıddık” ismi ümmetçe ona ünvan-ı mahsus ve sıddıkînlerin başında görüneceğine işaret ettiği gibi, وَالشُّهَدَاۤءِ
3 kelimesiyle Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali Rıdvanullahi Aleyhim Ecmaîni, üçünü beraber ifade ediyor. Hem üçü Sıddıktan sonra nübüvvetin hilâfetine mazhar olacaklarını ve üçü de şehid olacaklarını, fazilet-i şehadetleri de sair fezâillerine ilâve edileceğini işaret ve gaybî bir surette ifade ediyor. وَالصَّالِحِينَ 4 kelimesiyle
Ashab-ı Suffe,[NOT]Dipnot-1 “Peygamberlerden.” Nisâ Sûresi, 4:69.
Dipnot-2 “Sıddıklar.” Nisâ Sûresi, 4:69.
Dipnot-3 “Şehitler.” Nisâ Sûresi, 4:69.
Dipnot-4 “Salihler.” Nisâ Sûresi, 4:69.
[/NOT]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Ashab-ı Suffe: (bk. bilgiler) Ebu Bekri’s-Sıddık: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Osman: [bk. bilgiler – Osman (r.a.)] Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Rıdvanullahi Aleyhim Ecmaîn: Allah onların hepsinden razı olsun cemaat-i şüheda: şehitler topluluğu delâlet etmek: delil olmak envâ-ı tâbiîn: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş olan Müslümanların oluşturduğu gruplar esnaf-ı salihîn: salih kulların oluşturduğu sınıflar evvel: önce fazilet-i şehadet: şehitlik mertebesinin yüceliği fezâil: faziletler, üstün özellikler fıkra: ifade, cümle gaybî: bilinmeyen, gayba ait olan hakikî: gerçek hilâfet: halifelik ihbar-ı gayb: bilinmeyen şeyler hakkında haber verme imam: önder istikbal: gelecek zaman kafile-i sıdıkkîn: Peygamberleri her zaman doğrulayan ve bağlı kalan insanlar topluluğu lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı mazhar olmak: sahip olmak, edinmek nev-i beşer: insanlık nev’i: tür niam-ı İlâhiye: Allah’ın nimetleri nübüvvet: peygamberlik reis: başkan rüesa: reisler, önde gelenler sarahat: açıklık sarahaten: açıkça suret: biçim, görünüş sıddık: çok doğru ve gönülden bağlı sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar sıfât-ı meşhure: meşhur özellikler sırat-ı müstakim ehli: doğru yolda olanlar tabir: açıklama, yorumlama taife: grup, topluluk taife-i enbiya: peygamberlerin oluşturduğu topluluk tayin etme: belirleme vecih: şekil, yön zikir: anma âlem-i İslâmiyet: İslâm dünyası ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler ünvan-ı mahsus: özel ifade, bir kişiye özel olarak kullanılan ünvan 15 Haziran 2011: 22:19 #793244Anonim
Bedir, Rıdvan gibi mümtaz zevâta işaret ederek, وَحَسُنَ اُولٰۤئِكَ رَفِيقًا
1 cümlesiyle, mânâ-yı sarihiyle onların ittibâına teşvik ve Tâbiînlerdeki tebaiyeti çok müşerref ve güzel göstermekle, mânâ-yı işarîsiyle Hulefâ-i Erbaanın beşincisi olarak ve
2 اِنَّ الْخِلاَفَةَ بَعْدِى ثَلاَثُونَ سَنَةً hadis-i şerifin hükmünü tasdik ettiren, müddet-i hilâfeti azlığıyla beraber kıymetini azîm göstermek için o mânâ-yı işarîsiyle Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhı gösterir.Elhasıl, Sûre-i Feth’in âhirki âyeti Hulefâ-i Erbaaya baktığı gibi, bu âyet dahi, teyiden, ihbar-ı gayb nev’inden onların istikbaldeki vaziyetlerine kısmen işaret suretiyle bakar. İşte, Kur’ân’ın envâ-ı i’câzından olan ihbar-ı gayb nev’inin lemeât-ı i’câziyesi âyât-ı Kur’âniyede o kadar çoktur ki, hasra gelmez. Ehl-i zâhirin kırk elli âyete hasretmeleri, nazar-ı zâhirî iledir. Hakikatte ise binden geçer. Bazan bir âyette dört beş vecihle ihbar-ı gaybî bulunur.
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَاۤ اِنْ نَسِينَاۤ اَوْ اَخْطَاْنَا
3
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
4

[NOT]Dipnot-1 “Ve bunların arkadaşlıkları ne güzeldir.” Nisâ Sûresi, 4:69.
Dipnot-2 “Hilâfet benden sonra otuz sene devam edecek, ondan sonra saltanat şekline girecektir.” el-Münâviî, Feyzü’l-Kadîr: c.3 s.509; İbnu Abdilber, et-Temhîd: c.8 s.67. Ayrıca bk.: Tirmizî, Fiten: 48; Müsned, 5:220, 221; el-Elbânî, Sahîhu Câmiu’s-Sağîr, no: 3336.Dipnot-3 “Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme.” Bakara Sûresi, 2:286.
Dipnot-4 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
[/NOT]
Bedir: (bk. bilgiler – Gazve-i Bedir) Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)] Hulefâ-i Erbaa: ilk dört halife [bk. Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali (r.a.); ḫ-l-f] Radıyallahu Anh: Allah ondan razı olsun Rıdvan: (bk. bilgiler – Ashab-ı Rıdvan) Sûre-i Feth: Fetih Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 48. sûresi azîm: büyük ehl-i zâhir: sadece dış görünüşe göre hüküm verenler elhasıl: özetle envâ-ı i’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın çeşitli mu’cizelik özellikleri hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, fiil, davranış veya onun onayladığı başkasına ait söz, fiil ve davranışlar hakikat: gerçek mâhiyet hasr: sınırlandırma ihbar-ı gaybî: bilinmeyen ve görünmeyen şeyler hakkında haber verme istikbal: gelecek zaman ittibâ: uyma, tabi olma lemeât-ı i’câziye: Kur’ân’daki mu’cizelik parıltıları mânâ-yı sarih: açıkça anlaşılabilen anlam müddet-i hilâfet: halifelik süresi mümtaz: seçkin, üstün nazar-ı zâhirî: dış görünüşü dikkate alan bakış açısı nev’i: çeşit suret: biçim, görünüş tasdik etmek: onaylamak tebaiyet etmek: tabi olmak, uymak teyiden: destekleyerek tâbiîn: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan ders almış nesil vecih: yön zevât: kişiler âhir: son âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân ayetleri
15 Haziran 2011: 22:23 #793245Anonim
Bu tetimmeye ikinci bir izah HAŞİYE-1
Şu âhir-i Feth’in işaret-i gaybiyesini teyid eden, hem Fâtiha-i Şerifedeki sırat-ı müstakim ehli ve
1 صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ âyetindeki murad kimler olduğunu beyan eden, hem ebedü’l-âbâdın pek uzun yolunda en nuranî, ünsiyetli, kesretli, cazibedar bir kafile-i rüfekayı gösteren ve ehl-i iman ve ashab-ı şuuru şiddetle o kafileye tebaiyet noktasında iltihak ve refakate mucizâne sevk eden şu âyet,فَاُولٰۤئِكَ مَعَ الَّذِينَ اَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاۤءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ اُولٰۤئِكَ رَفِيقًا
2
yine âhir-i Feth’in âhirki âyeti gibi, ilm-i belâgatte “maârîzu’l-kelâm“
3 ve “müstetbeâtü’t-terâkib” tabir edilen
4 mânâ-yı maksuttan başka, işarî ve remzî mânâlarla Hulefâ-i erbaa ve beşinci halife olan Hazret-i Hasan’a (r.a.) işaret ediyor, gaybî umurdan birkaç cihette haber veriyor. Şöyle ki:
Nasıl ki şu âyet, mânâ-yı sarihi ile, nev-i beşerde niam-ı âliye-i İlâhiyeye mazhar olan, ehl-i sırat-ı müstakim olan kafile-i enbiya ve taife-i sıddıkîn ve cemaat-i şüheda ve envâ-ı salihîn ve sınıf-ı tâbiîn, muhsinîn olduğunu ifade ettiği gibi;
[NOT]Haşiye-1
Kardeşlerim, her ikisini faydalı bulmasından iki izahı beraber kaydetmişler. Yoksa biri kâfi idi.
Dipnot-1 “Kendilerine in’âmda bulunduğun kimselerin yolu.” Fâtiha Sûresi, 1:7.Dipnot-2 “İşte onlar, Allah’ın kendilerine pek büyük nimetler bağışladığı peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kimselerle beraberdirler. Ne güzel arkadaştır onlar!” Nisâ Sûresi, 4:69.
Dipnot-3 bk. İbni Manzûr, Lisânü’l-Arab: 7:183; Kurtubî, el-Câmi’ bi Ahkâmi’l-Kur’ân: 10:191, 199.
Dipnot-4 bk. İbni Hacer, Fethü’l-Bâri: 1:406; el-Münâvî, et-Teârîf: 1:32, 55; el-Hamevî, Ezânetü’l-Edeb; 2:194.
[/NOT]
Fâtiha-i Şerife: Fatiha Sûresi Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)] Hulefâ-i Erbaa: ilk dört halife [bk. Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r..a), Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali (r.a.); ḫ-l-f] ashab-ı şuur: şuurlu kimseler beyan edilen: açıklanan cazibedar: cazibeli, çekici cemaat-i şüheda: şehitler topluluğu ebedü’l-âbâd: sonsuzlar sonsuzu ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler ehl-i sırat-ı müstakim: dosdoğru yolda olanlar envâ-ı salihîn: dinin emir ve yasaklarını eksiksiz olarak yerine getirenler gaybî: bilinmeyen, görünmeyen haşiye: dipnot, açıklayıcı not ilm-i belâgat: belâgat ilmi iltihak: katılma işaret-i gaybiye: geleceğe veya bilinmeyen bir olaya işaret işarî: işaret yoluyla kafile: grup, topluluk kafile-i enbiya: Peygamberlerin oluşturduğu topluluk kafile-i rüfeka: arkadaşlar topluluğu kesretli: çok sayıda mazhar olan: sahip olan; üzerinde yansıtan maârîzu’l-kelâm: sözün katmanları arasından çıkan ince mânâlar mucizâne: mucizeli şekilde muhsinîn: güzel işler yapanlar; Allah’ı görür gibi ibadet edenler murad: kast edilen, istenen mânâ-yı maksut: kastedilen anlam mânâ-yı sarih: çok açık bir şekilde anlaşılan anlam müstetbeâtü’t-terâkib: bir sözdeki kelimelerin çağrıştırdıkları mânâlar nev-i beşer: insan türü niam-ı âliye-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın yüce nimetleri nuranî: nurlanmış remzî: dolaylı olarak sınıf-ı tâbiîn: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan ders almış olan Müslümanların topluluğu sırat-ı müstakim ehli: İslâmın yolunda olanlar tabir edilen: adlandırılan taife-i sıddıkîn: daima doğruluk üzere, Allah’a ve peygambere çok sâdık olanların oluşturduğu topluluk tebaiyet etmek: tabi olmak, uymak tetimme: ek, tamamlayıcı açıklama umur: gelişmeler, olaylar âhir-i Feth: Kur’ân-ı Kerimin 48. sûresi olan Fetih Sûresi’nin son bölümü âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi ünsiyetli: dost, canayakın 15 Haziran 2011: 22:36 #793247Anonim
âlem-i İslâmda dahi o taifelerin en ekmeli ve en efdali bulunduğunu ve Nebiyy-i Âhirzamanın sırr-ı veraset-i nübüvvetten teselsül eden taife-i verese-i enbiya ve Sıddık-ı Ekberin maden-i sıddıkiyetinden teselsül eden kafile-i sıddıkîn ve hulefâ-i selâsenin şehadet mertebesiyle merbut bulunan kafile-i şüheda,
وَالَّذِينَ اٰمَنوُا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ 1 sırrıyla bağlanan cemaat-i salihîn veقُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللهُ
2
sırrını imtisal eden ve Sahabelerin ve Hulefâ-i Râşidînin refakatinde giden esnaf-ı Tâbiîni ihbar-ı gaybî nev’inden gösterdiği gibi, وَالصِّدِّيقِينَ kelimesiyle, mânâ-yı işarî cihetinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan sonra makamına geçecek ve halifesi olacak ve ümmetçe “Sıddık” ünvanıyla şöhret bulacak ve sıddıkîn kafilesinin reisi olacak Hazret-i Ebu Bekri’s-Sıddık’ı ihbar ediyor.
وَالشُّهَدَاۤءِ kelimesiyle, Hulefâ-i Râşidînden üçünün şehadetini haber veriyor. Ve Sıddıktan sonra üç şehid halife olacaklar. Çünkü شُّهَدَاۤءِ cem’dir; cem’in ekalli üçtür. Demek Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali (Radıyallahu Anhüm) Sıddıktan sonra riyaset-i İslâmiyete geçecekler ve şehid olacaklar. Aynı haber-i gaybî vuku bulmuştur.
Hemوَالصَّالِحِينَ kaydıyla, Ehl-i Suffe gibi taat ve ibadette Tevrat’ın senâsına
[NOT]Dipnot-1 “İman eden ve güzel işler yapanlar.” Bakara Sûresi, 2:82.
Dipnot-2 “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:31.
[/NOT]
Ehl-i Suffe: (bk. bilgiler – Ashab-ı Suffe) Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Ebu Bekri’s-Sıddık: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] Hazret-i Osman: [bk. bilgiler – Osman (r.a.)] Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hulefâ-i Râşidîn: insanlara doğru yolu gösteren ilk dört halife; Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali (r.a.) Radıyallahu Anhüm: Allah onlardan razı olsun Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sıddık-ı Ekber: Hz. Peygambere bağlılıkta en ileride olan [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] Tevrat: Hz. Mûsâ’ya indirilen kutsal kitap cemaat-i salihîn: salih insanlar oluşturduğu topluluk cem’: çoğul efdal: en faziletli, en üstün ekal: en az ekmel: en mükemmel esnaf-ı Tâbiîn: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş, ders almış olanların oluşturduğu sınıflar haber-i gaybî: bilinmeyen, gayb âlemiyle ilgili haber halife: Hz. Peygamberden sonra idarecilik görevini üstlenen kişi hulefâ-i selâse: üç halife (Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali) ihbar-ı gaybî: bilinmeyen ve görünmeyen şeyler hakkında haber verme imtisal eden: emre uyan kafile: grup, topluluk kafile-i sıddıkîn: daima doğruluk üzere Allah’a ve peygambere çok sâdık olanların oluşturduğu topluluk kafile-i şüheda: şehitler topluluğu maden-i sıddıkiyet: doğruluğun ve sadakatin kaynağı merbut: bağlı mânâ-yı işarî: işaretlerle ifade edilen anlam nebiyy-i Âhirzaman: kıyametten önce gönderilen en son peygamber Hz. Muhammed (a.s.m.) nev’i: tür, çeşit riyaset-i İslâmiyet: İslâmî idarenin başı olma sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp, onun yolundan giden Müslümanlar senâ: övgü sıddıkîn: daima doğruluk üzere olan, Allah’a ve peygambere sadakatte yüksek mertebelere ulaşmış olanlar sırr-ı veraset-i nübüvvet: peygamber varisliğinin sırrı, hikmeti, hakikati taat: Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından kaçınma taife: grup, topluluk taife-i verese-i enbiya: peygamberlerin mirasçıları olan alimler topluluğu teselsül eden: zincirleme devam eden, peşpeşe gelen âlem-i İslâm: İslam dünyası ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler şehadet: şehitlik 15 Haziran 2011: 22:41 #793248Anonim
mazhar olmuş ehl-i salâhat ve takvâ ve ibadet, istikbalde kesretle bulunacağını ihbar etmekle beraber,وَحَسُنَ اُولٰۤئِكَ رَفِيقًا cümlesi, Sahabeye ilim ve amelde refakat ve tebaiyet eden Tâbiînlerin tebaiyetini tahsin etmekle, ebed yolunda o dört kafilenin refakatlerini hasen ve güzel göstermekle beraber; Hazret-i Hasan’ın (r.a.) birkaç ay gibi kısacık müddet-i hilâfeti çendan az idi, fakat
اِنَّ الْخِلاَفَةَ بَعْدِى ثَلاَثُونَ سَنَةً hükmüyle ve ihbar-ı gaybiye-i Nebeviyenin tasdikiyle ve
1 اِبْنِى حَسَنٌ هٰذَا سَيِّدٌ سَيُصْلِحُ اللهُ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ عَظِيمَتَيْنِ hadisindeki mucizâne ihbar-ı gaybî-yi Nebevîyi tasdik eden ve iki büyük ordu, iki cemaat-i azîme-i İslâmiyenin musalâhasını temin eden ve nizâı ortalarından kaldıran Hazret-i Hasan’ın (r.a.) kısacık müddet-i hilâfetini ehemmiyetli gösterip, Hulefâ-i Erbaaya bir beşinci halife göstermek için, ihbar-ı gaybî nev’inden mânâ-yı işarîsiyle ve وَحَسُنَ اُولٰۤئِكَ رَفِيقًا kelimesinde beşinci halifenin ismine, ilm-i belâgatte “müstetbeâtü’t-terâkib” tabir edilen bir sırla işaret ediyor.İşte, mezkûr işarî ihbarlar gibi daha çok sırlar var. Sadedimize gelmediği için şimdilik kapı açılmadı. Kur’ân-ı Hakîmin çok âyâtı var ki, herbir âyet çok vecihlerle ihbar-ı gaybî nev’indendir. Bu nevi ihbârât-ı gaybiye-i Kur’âniye binlerdir.
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَاۤ اِنْ نَسِينَاۤ اَوْ اَخْطَاْنَا
2
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ
الْحَكِيمُ3
[NOT]Dipnot-1 “Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır.” Buharî, Fiten: 20; Tirmizî, Menâkıb: 25; Nesâî, Cum’a: 27; Müsned, 5:38, 44,49, 51.
Dipnot-2 “Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme.” Bakara Sûresi, 2:286.Dipnot-3 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
[/NOT]
Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)] Hulefâ-i Erbaa: dört büyük halife Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân amel: dinin emirlerini yerine getirme cemaat-i azîme-i İslâmiye: büyük İslâm topluluğu ebed: sonsuzluk ehl-i salâhat: Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren sâlih kişiler hadis: Peygamberimize ait söz, fiil, davranış veya onun onayladığı başkasına ait söz, fiil ve davranışlar halife: Hz. Peygamberden sonra idarecilik görevini üstlenen kişi hasen: güzel ihbar etmek: haber vermek ihbar-ı gaybiye-i Nebeviye: Hz. Peygamberin geleceğe dair haber vermesi ihbârât-ı gaybiye-i Kur’ân: geçmiş ve gelecek zamana ait olan haberleri bildiren Kur’an ilm-i belâgat: belâgat ilmi istikbal: gelecek zaman işarî: işaret yoluyla kafile: grup, topluluk kesret: çokluk mazhar olmak: sahip olmak, elde etmek mezkûr: adı geçen musalâha etmek: barışmak mu’cizâne: mu’cizeli şekilde mânâ-yı işarî: bir sözün dolaylı olarak ifade ettiği anlam müddet-i hilâfet: halifelik süresi müstetbeâtü’t-terâkib: bir sözdeki kelimelerin çağrıştırdıkları mânâlar nev’i: tür, çeşit nizâ: kavga, uyuşmazlık sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp, onun yolundan giden Müslümanlar tahsin etmek: güzel bulmak takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınma tebaiyet etmek: tabi olmak, uymak tâbiîn: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş, ders almış olan Müslümanlar vecih: yön âyât: âyetler çendan: gerçi 15 Haziran 2011: 22:44 #793249Anonim
HâtimeKur’ân-ı Hakîmin tevafuk cihetinden tezahür eden i’câzî nüktelerinden bir nüktesi şudur ki:
Kur’ân-ı Hakîmde ism-i Allah, Rahmân, Rahîm, Rab ve İsm-i Celâl yerindeki Hüve’nin mecmuu dört bin küsurdur. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Hesab-ı ebcedin ikinci nev’i ki, huruf-u hecâ tertibiyledir, o da dört bin küsur eder. Büyük adetlerde küçük kesirler tevafuku bozmadığından, küçük kesirlerden kat-ı nazar edildi. Hem الۤمۤ tazammun ettiği vav-ı atıf ile beraber, iki yüz seksen (280) küsur eder. Aynen Sûre-i el-Bakara’nın iki yüz seksen (280) küsur İsm-i Celâline ve hem iki yüz seksen (280) küsur âyâtın adedine tevafuk etmekle beraber, ebcedin hecâî tarzındaki ikinci hesabıyla, yine dört bin küsur eder. O da, yukarıda zikri geçmiş beş esmâ-i meşhurenin adedine tevafuk etmekle beraber,
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ‘in kesirlerinden kat-ı nazar, adedine tevafuk ediyor. Demek, bu sırr-ı tevafuka binaen, الۤمۤ hem müsemmâsını tazammun eden bir isimdir, hem el-Bakara’ya isim, hem Kur’ân’a isim, hem ikisine muhtasar bir fihriste, hem ikisinin enmuzeci ve hülâsası ve çekirdeği, hem
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ in mücmelidir. Ebcedin meşhur hesabıyla
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ism-i Rab adedine müsavi olmakla beraber,
Hüve: “O”, Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Sûre-i el-Bakara: Bakara Sûresi binaen: dayanarak cihet: yön ebced: Arap harflerinin herbirisine rakam değeri verilerek yapılan yorum enmuzec: örnek esmâ-i meşhure: Cenâb-ı Allah’ın meşhur isimleri, Allah, Rahmân, Rahîm, Rab ve Hüve isimleri hecâî: bir harfin isminin heceler olarak sayılması hesab-ı ebced: Arap alfabesindeki herbir harfe sayısal değer verilerek yapılan bir yorum şekli huruf-u hecâ: alfabe sırasına göre dizili harfler hâtime: sonuç, son bölüm hülâsa: özet ism-i Allah: Allah’ın ismi ism-i Rab: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran anlamında Allah’ın ismi ism-i Rahmân: çok merhamet sahibi ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren anlamında Allah’ın ismi ism-i Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi anlamında Allah’ın ismi i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma kat-ı nazar: gözardı etme kesirler: küsürlu sayılar mecmuu: bir şeyin tamamı muhtasar: kısa, özet mücmel: kısa, öz müsavi: eşit müsemmâ: isimlendirilen nev’i: tür nükte: ince ve derin anlamlı söz sırr-ı tevafuk: uygun gelmenin sırrı tazammun etme: içine alma, kapsama tertib: düzenleme tevafuk: uygunluk, uyum tezahür eden: ortaya çıkan, görünen vav-ı atıf: atıf vavı, kelimeyi veya cümleyi birbirine bağlayan Arapçadaki vav harfi zikir: anma âyât: âyetler İsm-i Celâl: “Allah” ismi -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.